GALATASARAY Galatasaraylılara karşı?

Dünyada giderek yükselen üç akım söz konusu ve bu korkunç üçlünün demokrasinin hatta insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceği tartışılmakta:

  1. Popülizm ve otoriterleşme
  2. Polarizasyon yani kutuplaşma
  3. Kültürel kodlardan ve özünden uzaklaşarak vasatlaşma (mediokrasi)

Türkiye bu üç akımdan fazlasıyla etkilenen talihsiz ülkelerden biri, yine de ben umardım ki Galatasaray camiası o sert rüzgarlara karşı korunaklı bir yer olarak kalacaktı. Şimdilik yanıldığımı kabul etmeliyim.

10 Ekim 2018 günü yapılan Divan Kurulu toplantısından sonra şunu yazmışım:

Onca dertle boğuşan Galatasaray’a enerji kaybettiren, Galatasaraylıları ayrıştıran / bölen, haklı çıkmak uğruna gözü dönen herkes HAKSIZDIR ve kulübe zarar vermiştir.  Kendinize çekidüzen verecekseniz eğer, GÜN bugündür. Yarın öyle utanırsınız ki, didişecek mecaliniz kalmayabilir.”

Tam 164 gün sonra dün gece 358 üye idari ibrasızlık yönünde el kaldırdı ve Galatasaray Spor Kulübü bilinmeze savruldu. Önümüzdeki günler ve haftalar nelere gebe bilmiyoruz. Üyelerin ibra etmek kadar, etmemek de kanuni ve iradi hakkıdır.  Somut bilgiye dayanarak, Tüzük ihlaline atıfta bulunarak, hür iradesini ortaya koyarak ibra etmeyenlere kimsenin diyeceği bir şey olmaz. Yalnız şu var ki, 500 sayfayı aşan raporlardan tek satır okumadan, Tüzük hükümlerinden bihaber oldukları halde salt rövanş hissiyle, Kulübün menfaatleriyle ilgisi olmayan şahsi beklentilerle, eş-dost-ahbap kontenjanından ibra etmeyenler varsa, bilsinler ki ağır vebal altındadırlar. 

Sayın başkanın, yönetiminin, bilhassa kurullarının yaptığı seri hatalar ayrı bir yazı konusu ama bugün isterim ki dün ibra edilen mali tabloyu ve hiç konuşulmayan sportif vizyonu kısaca inceleyelim.

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı ortaklıkları iki senede (2017 ve 2018) 1 milyar 442 milyon TL hasılat elde etmiş. Yine bu iki yılda 760 milyon TL konsolide dönem zararına ulaşmış.  Evet, yanlış okumadınız zarar oranı %52 !  Akıl alır gibi değil…

Bu çıplak gerçek öyle yakıcı ve ağır ki, her türlü övgüyü, yergiyi, propaganda cümlesini, kahramanlık hikayesini ezip geçer.  Sayın Mustafa Cengiz yönetimleri kendi dönemlerindeki nakit akışını ucu ucuna götürdüler, rayından çıkan döviz kurları ve yüksek faiz hadlerine rağmen borç-alacak farkının kontrolsüz büyümesine engel oldular, kullandıklarından daha fazla kredi ana para ve faizi ödediler ama delik o kadar büyük ki, bu halisane çaba da yakıcı gerçeğin altında kalır.

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı ortaklıklarının muaccel (vadesi geçmiş) borcu 323,5 milyon TL, bir önceki yıla göre %56 artış göstermiş.  Neden Ziraat Bankası ile yeni bir konsolidasyona gidilmek zorunda kalındığının net göstergesi.  Yüzde 56 artış çok fazla ama 2016’dan 2017’ye muaccel borcun tam 2,5 kat arttığı düşünülünce söz bitiyor.

Daha vahimi, futbol hariç Galatasaray Spor Kulübü Derneği bir yılda 236,4 milyon TL dönem zararına ulaşmış.  Faiz ve finansman giderini eski yılların tortusu olarak hesaba katmasak bile, esas faaliyet zararı 73 milyon TL! 2018-2019 sezonu için daha mütevazı bütçeli takımlara, giderlerde tasarrufa rağmen futbol harici 13 branşın ve Dernek operasyonun bir yıllık zararı inanılmaz bir noktada.  Sadece Derneğin borç-alacak farkı 796 milyon TL’ye ulaşmış?? 
Biliyoruz ki ezeli rakiplerimizin durumu bizden daha kötü ama bu asla bir avuntu olamaz ve her koyun kendi bacağından asılır

Akla hemen Riva ve Florya gelebilir fakat bu iki değerli mülkümüz ancak banka faizlerini öder konumda.  2019-2023 arası yaklaşık 1 milyar TL gelir bekliyoruz.  Emsali olmadığı için aslında paha biçilemeyen Galatasaray Adası’nın resmi defter değeri 138,6 milyon TL olarak belirlenmiş, genel kurulun yetki vermediği Mecidiyeköy arazisi ve natamam otel binası 91 milyon TL..  Görüldüğü üzere, çok yetersiz.

31 Aralık 2018 itibariyle öz sermayenin (-637 milyon TL) ile sıfırın çok altında olduğu düşünülünce en azından sıfır noktasını yakalamak için, dünyada bu duruma düşen kurumlar ne yapıyorsa o seçenekleri masaya koyup değerlendirmek gerekir.

  • Sermaye artırımı?
  • Varlık satışı?
  • Hisse satışı?
  • Futbolcu satışı?
  • Birikmiş borçlara yeniden yapılandırma?
  • Yeni taşınmaz edinilmesi (kamu desteğiyle üst kullanım hakkı)
  • Yeni finansal ortak ???
  • Üye sayısını çoğaltmak ???

Bu seçeneklerin bazısı uygulanabilir, bazısı imkansız görünür ama esnaf mantığıyla “her sabah dükkanı açtık, akşam kepenk kapattık” ile yani hayatın normal akışında bu kabusun sona ermesi mümkün görünmemektedir.

Başka bir kabus da, serbest dalgalı kur rejiminin bilançoları yutacak hale gelmesi. Defalarca anlattık, uyardık ama belli ki Galatasaray hedging mekanizmalarını ya da türev ürünlerini kullanamıyor.  Yıllarca “hedging çok pahalı” dendi, yıllardır bilançoları kanatan yüz milyonlarca TL kur zararını görünce, pahalı olduğuna ben de ikna oldum!  Özellikle döviz kurunun stabil gittiği 2016-2017 yıllarında önemli fırsat kaçırıldığı kanaatindeyim.  USD & Euro kurunun ya da paritenin bu hafta başı ne olacağını bilemediğimiz ortamda, artık hedging mümkün görünmüyor.  UEFA Şampiyonlar Ligi gelirinin olmadığı sezonlarda, bu açık pozisyon tahammül edilemez hale gelecektir.  Bu durumda neler yapılabilir?

  1. Konsolide toplam içindeki payı %29 olan döviz cinsinden krediler öncelikle kapatılmaya çalışılacak
  2. Dernek ile GS Sportif A.Ş. arasındaki SPK onaylı gelir devri anlaşması, Eylül 2018’de yayınlanan kararnameye istinaden dövizden TL’ye döndürülecek.

Bunlar yetmezse popüler olmayan, hoşa gitmeyecek önlemler devreye girer.

Daha düşük bütçeli yabancı sporcularla anlaşma yoluna gidilecek, daha az sayıda yabancı sporcu kadrolarda yer alacak veya yabancılarla sabit kur üzerinden sözleşme yapılacak  (elbette son yöntem TL’ye güvenin dip yaptığı ortamda maalesef pek mümkün görünmüyor)

Etkin maliyet yönetimi, bütçe disiplini, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yeni sponsorluk anlaşmaları yanında her branşta keşfettiği yeteneklerden elit sporcular çıkaran bir organizasyona dönüşmek şart.  Fakat ne hazindir ki, dünkü genel kurulda takip edebildiğim kadarıyla üyemiz Sayın Ebru Köksal dışında hiç kimse spor dünyasının nereye gittiğine dair tek satır beyanda bulunmadı.  Maalesef yönetim kurulu da ortaya bir sportif vizyon koymadı. Türkiye Taşkömürü işletmelerinin genel kurulunda madencilik ve kömürden bahsedilmemesi kadar anlamsız bir durum bu ve pek çok insanda bir nevi yabancılaşma gerekçesi…

Oysa dünyada SPOR planlama ve yönetim kabiliyetinin en fazla fark yarattığı sektörlerden biri haline geldi. Stratejik planlama, icra yetkinliği ve iletişim becerilerinin ön planda olduğu spor yönetimi aslen duyguları, enerjiyi ve performansı yönlendirebilmektir.  Neden her branşta sporcu yetiştiremiyoruz, niye eksik kalıyoruz sorusuna kendimce dört ihtimal bulabiliyorum:

  • Sportif altyapılarda organizasyon hatalı, çalışma usulleri demode, antrenörler yetersiz ya da motivasyonunu yitirmiş
  • Elit sporcu olmaya yatkın gençler daha iyi imkanlar sunan diğer kulüpleri tercih ediyor
  • Seçme / yerleştirme kriterlerimiz yanlış, yetenek analizimiz eksik
  • Doğru strateji, gerçekçi hedef, planlı uygulama ve idari devamlılık yok

Elit bir sporcu en az 7-8 senelik bir emeğin sonunda yetişiyor.  Galatasaray’da ise görev süresini tamamlayabilen son başkan 2008-2010 dönemiyle Sayın Adnan Polat!  Uzun vadeli planlara herkesin burun kıvırdığı ülkenin, süreklilik sağlayamayan en büyük kulübünde altyapılardan sporcu yetiştirmek yönetim kurullarının hevesine ya da öncelik sıralamasına terk edilemez.  Spor alanında konunun tüm taraflarını (tesis mimarisinden sporcu beslenmesine dek en geniş yelpazede) bir araya getirecek ortak çalışmaların neticesinde, paylaşılan deneyim ve bilimsel verilere dayalı sonuç raporunu “sporculuk anayasası” olarak sabitlemek gerekir.  Yönetmelik ya da tüzük olarak tüm yönetimler için bağlayıcılık kazanacak bir yol haritası olmalıdır.  Her yönetim, bir öncekinin bıraktığı yerden devam ederse pek çok genç sporcu sarı-kırmızılı forma ile birer elit sporcuya dönüşecektir.

Her branştan genç yabancı sporcuları keşfetmek adına yurt dışında odaklanılacak bir hinterland seçmek (mesela Balkanlar), futbolcu transferinde yoğunlaşılacak hedef pazarlar belirlemek (bana sorarsanız Kuzey Avrupa ve Uzakdoğu), Türk kulüplerinin ortak yanlışı menajer ve oyuncu temsilcilerinin çizdiği ticari vizyondan ayrılarak kendi rotasını çizen kulüp olmak gibi parametreleri bir araya getirebiliyorsanız hikayenizi baştan yazabilirsiniz. 

İdari yapı ve profesyonel yapılanma açısından bakıldığında, özellikle bütçe disiplini / iş takibi / hesap verilebilirlik konusunda başkan yardımcımız Sayın Kaan Kançal kulübü 1990’lardan 21.yüzyıla taşıyan süreç lideri olarak anılmalı ve takdir edilmelidir.   Başlattığı yeni ve doğru uygulamaların, daha da ileri taşınarak devamı kesinlikle tavsiye edilir.

Kulübümüzün bir ihtiyacı da kapsamlı tüzük tadilidir. Bu konuda gelmiş geçmiş tüm yönetim kurullarının “başımıza bir iş gelmesin” diye çekingen davrandığı malum, oysa bu konuyu gruplayarak faydası netleştirilmiş çözüm paketi haline getirmek pekala mümkün. Şöyle ki:

  1. Mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetime yönelik iyileştirmeler (Dernek ve şirketlerin mali yıllarının sportif sezonlara endekslenerek eşitlenmesi ya da denetim/sicil ve disiplin kurullarının yönetimlerden bağımsız seçilmesi gibi)
  2. Tüzük metni içindeki uyumsuzluk ya da fiili duruma çözüm getiremeyen eksiklerin giderilmesine dönük düzeltmeler (görevdeki yönetimlerin tek taraflı baskın seçim kararı alması durumunda takvimin değiştirilmesi ya da bir yıl içinde alınacak maksimum üye sayısını belirleyen 8.maddedeki kafa karıştırıcı ibarelerin düzeltilmesi gibi)
  3. Yenilik doğurucu diğer hükümler  (yönetimlerin gözünü korkutsa da bu doğrudan genel kurulun mesuliyeti olan bir nevi yasama faaliyetidir, yürütme erkini temsil eden yönetim kurulu öneri ya da tasarı getirmek zorunda değildir)

Kulübümüzün en acil konusu olan finansmana dönersek, 1996’dan beri borçlandığımızı ve geri öderken hep zorlandığımızı biliyoruz ama son yedi seneye bakınca o kadar geriye gitmemizin gerekli olmadığı ortaya çıkıyor.

Yukarıdaki tablo gerçekten dramatik.  31 Aralık 2012 itibariyle Kulübümüzün konsolide borç-alacak farkı -377 milyon TL, öz sermaye ise +335 milyon TL imiş. 2013 yılına girerken Riva, Florya tapuları elimizde, Galatasaray Adası işler vaziyette, stadımız yeni açılmış ve üyelerin/taraftarın desteğine sahip bir idare kadrosu var.  Gayet yönetilebilir durumdayız, Türkiye’deki makro ekonomik dengeler henüz sarsılmamış, daha iyi konuma gelebiliriz, önümüz açık.

Daha sonra har vurup harman savurmaya başlıyoruz, kerameti kendinden menkul “bilanço büyüklüğü” lafı icat ediliyor, finans dehası olduğunu iddia eden figürler beliriyor.  Aynı hatalar ısrarla tekrarlanıyor, kötü niyetten şüphe edeceğimiz anlamsız işlemler yapılıyor. Bu yedi yıl boyunca lig şampiyonlukları kazanıyoruz, UEFA CL katılım hakkı ve başka kulüplerin elde etmediği gelirlere ulaşıyoruz.

Buna rağmen 31 Aralık 2018 itibariyle sürekli hale gelmiş dönem zararı, 1,265 milyar TL borç-alacak farkı ve felaket habercisi (-637 milyon TL) öz sermaye ile burun burunayız.  Riva ve Florya tapuları artık bizde değil, Adamız virane, bunlar yetmezmiş gibi Kemerburgaz tesislerinin ve Seyrantepe’de 15.000 kişilik Leed Gold kalite düzeyinde kapalı spor salonu yapma mükellefiyetlerimiz çıkmış.  Kurlar almış başını gitmiş, faizler yüksek, Türkiye ekonomisi kırmızı alarm seviyesinde!

Böyle bakınca insanın aklına Sayın Ünal Aysal ve Sayın Dursun Özbek yönetimlerini itham etmek geliyor, elbette hataları var ama hep söylediğim gibi hiçbir yönetim kurulu tek başına günah keçisi ilan edilmemelidir.  Zira yetkiyi veren ve denetlemesi umulan koskoca genel kurulumuz var!  Bu yedi yılda neler gördük, neler duyduk?

  • Abimizi kırmayalım, onu koruyalım
  • Başkanımıza güvenelim, onun sözü kafidir
  • Her şey güzel olacak
  • Şampiyon olduk ya, daha ne istiyorsunuz?
  • Güzel günler yakında
  • Büyük düşünelim sevgili Galatasaraylılar
  • Her branşta şampiyon olacağız
  • Çilekler gelecek, uçaklar inecek
  • Alkış, ibra, yetki onayı, alkış, vizyon sunumu, alkış, maket gösterimi, ibra, ikram, bravo sesleri, ibra, destek, ReReRe RaRaRa !!!

Hafızanızı biraz yokladığınızda, son 7 yılın Matrix filminin Yeşilçam uyarlaması şeklinde geçtiğine siz de ikna olabilirsiniz.  Yanlış hapı yutarak sahte mutluluğu seçenlerin çoğunlukta olduğunu ise biliyoruz.

Mali sonuçlara ve güncel duruma bakarsak bağımsız denetim kuruluşu Ernst&Young raporunun üçüncü sayfasında yer alan ibare çok kritik:

Gelecekteki olay veya şartlar Derneğin sürekliliğini sona erdirebilir

Rakamlar ve bu yargı cümlesiyle yetinmeyenler, Türk Medeni Kanunu’nun 87/3 maddesine de bakabilirler.

Olan olmuş diye pes edecek halimiz yok elbette.  “Galatasaray’a bişey olmaz” gevşekliği ile “Galatasaray’ın beka sorunu var” uçlarından uzak durup realist bir dönüşüm planını güncel şartlara uyarlamak gerekiyor. Kulüp ve şirketleri, bilançolarını sportif başarı beklentisinden arındırmak zorundadır. Başarı olmasa bile başabaş noktası hedeflenerek bütçe yapılmalıdır.  Bizim faaliyet zararını göğüsleyecek, sindirecek halimiz kalmamıştır.  Transfere akıtılan para ile övünen, başarıyı satın almaktan başka yol bilmeyen üretimsiz modelden üretime dayalı ve optimum maliyetlerle dönen sürdürülebilir bir spor yönetimi modeline hızla geçmek tek çaredir. Bunu yapacak kadroları bir araya getirmek şu anda düşük ihtimal gibi görünse de, Galatasaray Spor Kulübü’nün iki dönem (altı yıl) iş başında kalacak çok sağlam ve tutarlı bir yönetim anlayışına şiddetle ihtiyacı vardır.

Elbette asla kötüyü konduramıyoruz, BEKA sorunumuz da yok belki ama başımızda bir büyük BELA var.  Önerilen çözümlerin hiçbiri sosyal sermayesi aşınmış, birbirine düşmüş, bölünmüş bir camiada tatbik edilemez.  İbra oylamasında salonun sağına ve soluna savrulup birbirine laf atan üyelerin olduğu ortamda birliktelik, sinerji, bereket olmaz.  Ayrıca taraftarın güven duymadığı, desteklemediği bir yapı güdük kalacağı gibi, içine düştüğü karabasandan da kurtulamaz.

Sözün özü Galatasaray Spor Kulübü,  Galatasaraylılara rağmen başarılı olamayacak ve ayakta kalamayacaktır. Bu durumda acilen şapkayı önümüze koymamız gereken bir “Galatasaraylılar sorunumuz” vardır.  Önce sosyolojiyi, sonra ekonomiyi düzelteceğiz.

Zor günler belki seneler kapıda ama eğer “aslolan Galatasaray” diyenler samimi olur ve yan yana durursa ne namerde muhtaç olacağız, ne de bu çürümüş düzene teslim olacağız!   

Zaman en iyi hakemdir ve kader de dileriz ki sarı-kırmızıdan yana durur.

DAYAN GALATASARAY !

Galatasaray’ın 29 Eylül’ü

Galatasaray Spor Kulübü olağanüstü genel kurul toplantısı 29 Eylül 2018 cumartesi günü Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti.  Son derece yüklü ve hassas gündeme rağmen toplantıya iştirak eden üye sayısının 990 civarında kalması, en kritik oylamalarda salonda 600 kişinin ancak bulunması bir trajedi olsa da bu yazıya başlarken kanımca hatırlanması gereken ilk husus, derneklerde genel kurulların en üst karar organı olduğudur. Gündemli toplanan genel kurullarda hazır bulunan üyeler istedikleri şekilde ve özgürce irade beyanında bulunurlar.  Herhangi bir dernekte seçilmiş yönetim kurullarının da beğendikleri kararları ”yaşasın sağduyu!” deyip sevinçle karşılarken, yanlış bulduklarına “böyle iş olmaz” diye tepki duyma lüksü yoktur.  Zira seçilmişler, seçenlerin emanetçisidir.

İkinci husus ise sarı-kırmızı kürsüdeki ifade özgürlüğüdür.  Hukukun açıkça suç saydığı fiiller, Galatasaray’ın hak ve menfaatlerine aykırı dezenformasyon, iftira, hakaret, haysiyet cellatlığı ve seri şekilde yalan söylemek hariç tutulursa üyeler seçtikleri konuda veya ilgili gündem maddesinin sınırlarında kalmak kaydıyla tespit yapar, görüş bildirir, önerilerde bulunur. Kulübü emanet ettiği insanları övebilir ya da kıyasıya eleştirebilir.   Kürsüdeki dakikalarını iyi kullanamayan, canlı yayından istifade ederek reklam peşinde koşan, bomboş mugalata yapanlar zaten izleyicilerden (diğer üyelerden) olumsuz reaksiyon alacaklardır.

Yönetim kurulları ise, üyelerin yaptığı tüm konuşmaları, içerikleri ne kadar aykırı olursa olsun sakince dinlemeli, hukuki risk içerebilecek konularda açık ikazda bulunmalı, cevap hakkını kullanırken de anlık duygu değişimlerine mağlup olmadan her soruyu olabildiğince net yanıtlamalıdır.

Daha mali-idari-sportif-hukuki risklere / problemlere sıra gelmeden yukarıdaki iki husus bize yeniden hatırlatıyor, Galatasaray Spor Kulübünü yönetmek çok zordur. Ateşten gömlek, iğneli fıçı gibi benzetmeleri aşacak kadar meşakkatli bir mesaidir.  Akıllı, kültürlü, deneyimli, marifetli, varlıklı olmak yetmez.  Diplomalar, takdirnameler, maddi birikimler kafi gelmez.  Birinci sınıf stratejist olmanın yanısıra, çok sabırlı, kontrollü, planlı ve görev yükünü üstlenecek ölçüde fedakar olmak gerekir.

Galatasaray için 29 Eylül 2018’in özeti neydi derseniz, tek cümleyle toparlamak gerekirse:

Neleri neden talep ettiğini yeterince anlatamadığı ortaya çıkan yönetim ile anlaşılmaz biçimde geçmişte bol keseden dağıttığı yetkileri unutan ya da beklendiği üzere geçmişteki hatalarının nihayet farkına varan kulüp üyelerinin her oylamada aritmetik çarpışmasına sahne oldu

Bu özetten bize kalan da, Galatasaray’ın en önemli konularından birinin açık, tutarlı ve bilgiye dayalı iletişim olduğudur.  Bizde tarafların ana dili aynı olsa da, bazen bir şekilde anlaşamıyorlar.  Fikren ayrı noktalarda bulunmak değil bu, birbirlerini duymuyorlar, birbirlerine güvenleri eksik ve karşılaştırmalı reel veri yerine ucuz dedikodu ortalığa veba gibi yayılıyor her fırsatta.  Galatasaray’ın en büyük sorunu fikir ayrılıkları, görüş farklılıkları, yoğurdu yerken kaşığın nasıl tutulacağı tartışması olsaydı bundan kimse gocunmamalıydı.   Bizdeki sorun daha ziyade ezberden pozisyon alma, kamplaşma ve karşısındakinin yoğurduna kara çalma hevesine dönüşüyor zaman zaman.  Bu karanlık yolun sonu boynu bükük, güdük, kadük bir kulüp yapısıdır.  Bu yoldan dönmenin çaresi ise açık ve doğru iletişimdir.  Beden dilinden seçilen kelimelere, cümle yapısından ses tonuna, mecra seçiminden doğru içerikle desteklenmiş analitik yorumlara kadar çok sıkı çalışılmalı, iletişim gurusu olunamasa bile bu uğurda emek verilmelidir.

Üstelik yazının başında tarif edildiği şekliyle en üst karar organı olsa da, genel kurul Galatasaray için her zaman en doğru kararı veremeyebilir.  Katılım oranı, oylamada hazır bulunan insanların sayısı, medya manipülasyonu, kulüp içinde durmaksızın dönen dedikodu çarkları, belli amaca yönelik dezenformasyon çabası, dikkat dağınıklığı, bıkkınlık, bilgi eksiği, şahıslar hakkında peşin hüküm, yanlış anlama, kişisel yakınlıklara binaen taraflı yargılar, vs…  Tonla çeldirici sebep var yanlış karar vermek için.

Bunca olumsuz ihtimali ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, etkilerini en aza indirgemek için ihtiyaç duyulan şey yine reel veri, somut bilgi ve açık iletişimdir.

İlan edilen gündem “torba yasa” diye eleştirildi hatırlayacaksınız, hiç katılmıyorum.  Hukukun içinin boşaldığı ülkemizde torba yasalarda birbiriyle zerre alakası olmayan onlarca konu sıkıştırılıyor.  Bir örneğini ekte link olarak paylaşıyorum, merak eden kalabalık içeriğe bakabilir.   http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/08/20180803-20.htm

29 Eylül 2018’de üyelerin önüne gelen gündemin tamamı Galatasaray için önemli konulardır fakat gündemin açık büfede tepeleme doldurulmuş bir tabağı andırdığı da aşikar…  Bu talepler kulübün ihtiyacıdır belki ama copy-paste yöntemiyle sıralanıp güncel duruma göre ele alınmadığı, önceliklendirilmediği ve meseleye toptan yaklaşıldığı izlenimi günler öncesi üyelerde oluşmuştu.  Üyeler cumartesi günü saat 10:00’da genel kurul salonuna girerken “avukata genel vekaletname mi veriyoruz, bu kadar yetkiye gerek var mı?” diye düşünüyorsa talepte bulunan taraf maça 1-0 mağlup başlıyor demektir.

Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamadık” dedi konuşmasında Sayın Başkan, doğrudur.  Başkanların kulüpte her gün harcadığı 10-12 saatlik mesai çok hızlı geçer, maalesef umulan verimlilikte de geçmez.  Sadece temsil görevi, imza yetkisi, telefon görüşmeleri ve toplantılar dahi bu uzun mesainin aslan payını alır.  Demek ki ihtiyaç, kaçacak ve kovalayacak ekibin ayrılmasıdır. Ekibin ağırlıklı kısmı yangını söndürmeye çalışırken, bir kısmı da yeni yangın çıkmaması için tedbir alacak biçimde organize olmalıydı.  Galatasaray Spor Kulübünde tüm başkanlar yetki ve sorumlulukları paylaştırmalı, ekip arasındaki orkestrasyonu sağlamalı, gri alanları giderip anlaşmazlık ihtimalini azaltmalı, tereddütlerin doğabildiği karar anlarında ağırlığını koymalıdır.  Sayın Mustafa Cengiz’in dört aylık taze yönetimini uzun uzadıya eleştirmek insafsızlık olur ama yönetim kurulu da önümüzdeki 4 ayın temposunu ve hedeflerini, geride kalan dört aydan farklı programlamalıdır.

Gelelim gündemdeki maddelere ve genel kurulun verdiği kararlara:

Beyoğlu Hasnun Galip Sokak’taki eski kulüp binamız hakkında yönetim kurulu istediği yetkileri alamamıştır.  327 m2 taban alanı olan atıl durumdaki bina üzerinde yanılmıyorsam birikmiş borçlardan ötürü haciz bulunmakta. Konumu ve büyüklüğü gereği yüksek gelir yaratma potansiyeli ise soru işaretidir.  Pek çok üyenin duygusal bağı olan bina hakkında yenilik doğurucu bir işleme müsaade çıkmaması benim için asla sürpriz olmamıştır.

Galatasaray Adası ise, kamuoyunda en çok tartışılan, tabiri caizse üzerinde fırtınalar koparan en müstesna mülkümüz.  Bilhassa medya İstanbul’un incisi adanın nedense kulübümüzde kalmaması için adeta papatya falı açmakta.  Ada Galatasaraylıların hem duygusal olarak önem atfettiği, hem kulübün kudretinin sembolü olarak gördüğü mekan; hem de bugüne dek en çok kandırıldıkları, iyi niyetlerinin suistimal edildiği konudur. Bunun sorumlusu da Sayın Mustafa Cengiz ve yönetimi değildir.  Sayın Cengiz başkan seçildikten sonra ADA bir vasıf daha kazanmıştır.  Sayın başkana ve ekibine en çok haksızlık edilen konu haline dönüşmüştür.

Adayı Nişantaşı’nda büyük bir dükkanın yıllık kirasına denk bedele müstecire veren, önce BUZ sonra da SU’ya dönüştüren bu yönetim değildir.  Yetkisi yokken müstecirin kontratını beş yıl uzatan Sayın Mustafa Cengiz değildir.  Müstecire “kiracı” vasfı kazandıran hukuki düzenlemeyi yapan bu yönetim değildir.   Kanunsuz yapılaşmaya göz yuman, üyelerle alay etmeye kalkışmış Mehmet Koçarslan’la kadim dostluk kuran, hukuka intikal eden dosyaları yıllarca mahkemelerde hakkıyla takip etmeyen, ADA’yı bir sabah baskınıyla yıktıran da Mustafa Cengiz değildir.   Kira sözleşmesi sona erdiği halde adayı tahliye etmeyen kiracıya muhtelif davalar açan, ek olarak yüklü tazminat talebinde bulunan ise görevdeki bu yönetimdir.   Fakat bu yönetim ne yaparsa yapsın ADA hakkında istedikleri yetkiyi almaları zaten mümkün değildi.  Koçarslan’ın PR ajansı gibi çalışmayı marifet sayan Sözcü gazetesinde çıkan kaynağı belirsiz Beltur haberi ve adanın çevresinde bekçi gibi turlayan, oradaki varlık nedenleri de ikna edici biçimde açıklanamamış deniz zabıtası üyeleri belli ki ürkütmüştür.

Dahası, esas amaç tapusuna sahip olduğumuz 1 numaralı merkeze parsele ek olarak, ecrimisil ödediğimiz 2 ve 4 no’lu parseller için irtifak hakkı elde etmek yani mülkiyet anlamında ileri bir adım atmak olduğu halde, gündemi çok kalabalık tutan yönetim oylamaya katılan üyeler tarafından veto edilmiştir.  Bu karar da anormal ya da anlaşılmaz değildir ama umalım ki Galatasaray aleyhine menfi neticeleri olmasın.  Florya’daki üst kullanım hakkımızı uzatma konusunda önce ipe un seren, sonra da kum saati tükendikten sonra “kullanım süreniz dolmuştur” cevabını verenleri ben unutmadım!  Umalım ki hukuk hızlı işlesin, açılan tahliye davaları bir an evvel lehimize sonuçlansın.  ADA konusunda yetki alamamak yönetim kurulu açısından asli bir problem değildir ama ihtiyaç duyulmayan yetkilerin kullanılmayacağına dair verilen yazılı taahhüdün genel kurula katılan üyelerce dikkate alınmaması genel kurula hazırlık stratejisi açıdan bir yenilgi sayılmalıdır.

Mecidiyeköy’deki arsamız ve otel olması maksadıyla yapılan, kaba inşaatı tamamlanan bina hakkındaki karar ise, Ada ve Beyoğlu’ndan farklı olarak benim için anlaşılabilir bir karar olmadı.  Mecidiyeköy konusundaki yetkilere “hayır” diyen üyeler, şu anda natamam haldeki binanın bu şekilde kalmasına, gelir getirici faaliyetlere konu olmasına itiraz etmişlerdir.  Oysa Mecidiyeköy kulübümüz lehine en doğru şekilde değerlendirilmesi gereken ilk sıradaki mülktür.  Bu ret kararından nasıl bir fayda umulduğunu ben hiç anlayamadım.  Gündemin 4.4. maddesi olup, oylamaya konu olan ilk gayrimenkulümüz olması hasebiyle muhalif kanadın gövde gösterisine kurban gitmiştir diyebiliyorum ancak…  Karara istinaden Mecidiyeköy’den elde edilecek gelirle borçların azaltılması, sermaye artışı gibi finansal hamleler şu an yapılamayacaktır. Genel kurulun kararına en çok sevinenin de eski başkanımız Sayın Dursun Özbek olduğunu tahmin ediyorum, zira kendisinin taahhüt ettiği şekilde otelin Özbek Turizm A.Ş’ye senelik 5 milyon USD’den kiralanması ihtimali artık ortadan kalkmıştır 🙂

Burada yeri gelmişken hem bir konuya değinmek, hem de bir şehir efsanesini sorgulamak gerekiyor.  Seçimle iktidarın değiştiği yerlerde her zaman muhalif eylem ve söylemlere rastlanır.  Hele Galatasaray gibi birilerinin iktidar için sırasını beklermişçesine davrandığı camiada, “Bizde muhalefet olmaz, Galatasaray’da muhalefet yoktur” söylemi küçük çaplı bir şehir efsanesidir.  Biliyoruz ki muhalefetin varlığı demokrasinin gereği, karşıt fikirlerin kalitesi / kalibresi değişim ve ilerlemenin lokomotifidir.  Galatasaray üzerine alternatif fikirleri, farklı projeleri olan kişiler/gruplar olmasa, iktidar çalışma ve kendisini ispatlama azmini sürdüremez.  Dahası, iktidar sona erdiğinde yerine geçecek gücü toparlamak zaman kaybettirir.

Galatasaray’da iktidar koltuğu pek tatlı olsa da, yönetimler üretken, sorgulayıcı, dengeli, adil muhalif hareketleri, topa sert girmiş olsalar dahi, nimet olarak görmelidir.  Muhalif kişi ve grupların da, iktidarı yıpratmak ve zayıflatmak uğruna Galatasaray’ın itibarına gölge düşürmekten ve mücadeleyi nizami zeminin dışına taşımaktan özenle kaçınması şarttır.

Bu cümlelerin akabinde Galatasaray’daki temel farklılaşmanın diploma ya da alt kimlik olmadığına dair tespitimi tekrar etmek isterim.  Kamuoyunda sıkça terennüm edildiğinin aksine, Galatasaray’daki yarılma Liseliler – Liseli olmayanlar üzerinden okunursa yüzeysel ve hatalı neticelere varılır.  Bizdeki temel ayrım Galatasaray’ı sosyal kulüp olarak görenlerle, spor kulübü olarak sahiplenenler arasındaki görüş ve tercih farklarıdır.

113 yıllık kulübü ismini bilmediği gençlerin top koşturduğu elit bir sosyal kulüp olarak görenlerle, sosyal tesisleri de olan güzide bir spor kulübü olarak sevenlerin farkından bahsediyorum.  “Galatasaray’dan benim çıkarım ne?” diye soranlarla “Galatasaray’a nasıl faydalı olurum?” diye kendini paralayanlardır esas sınıflama.  “Ben değil biz” diyerek bilhassa öne çıkmayan mütevazı ruhlarla, her fırsatta “medyada boy göstermeye uğraşan” ucuz egolardır gerçek ayrım.   Eşi, dostu, arkadaşı, iş ortağı, maaşı, sermayesi, ihalesi için fikir ve pozisyon değiştirenlerle, “mevzubahis Galatasaray ise vicdanımdan başka rehber tanımam” diyenlerin kavgasıdır sarı-kırmızı…

Sayın Mustafa Cengiz ve yönetimi 29 Eylül 2018’i ve bundan sonrasını “Mektep diploması” üzerinden okursa doğru değerlendirme yapamayacak ve hataya düşeceklerdir.  İkinci tahminim de, bu kulüpte Galatasaray Lisesi üzerinden gerginlik yaratmak isteyenler ya da kulüp içi siyasi çekişmeleri tribünlere, medyaya, sokağa taşıyanlar eninde sonunda kaybedecektir. Uzun vadede hep kaybetmişlerdir, hiç şaşmaz.

Sosyolojik analiz denemesine ara verip, cumartesi gününün gündemine dönelim. Kemerburgaz’da yeni kamp tesisi inşa edilmesi planlanan parsel hakkında oylamaya katılan üyeler oy çokluğuyla onay vermiştir ama bu oylamada 145 üye ret oyu kullanmıştır ??  Galatasaray’a tahsis edilen arazideki gecekondu benzeri mandıradan günlük süt almadıklarına ya da aynı yerde maden ruhsatıyla çimento üretimi yapan şirketin ortağı olmadıklarına göre bu 145 üye ne amaçlamıştır, hakikaten merak ediyorum.  Florya’nın tapusu ve kullanım hakları bizim aktifimizden çıktığına göre, müteahhit firma Florya’yı boşaltmamız için gün sayarken, Kemerburgaz hakkında herhangi bir tasarrufta bulunamayacak isek idman tesislerimizi nereye taşımamız bekleniyordu?  Yeşilköy plajında, Maçka parkında ya da Validebağ korusunda mı idman yapsın futbol takımımız ?  Kemerburgaz hakkında cumartesi günü sorulmayan, en azından benim duymadığım sorular ise şunlardı:

  • Spor tesisi kurma amaçlı kullanımımıza verilen bu arazinin üzerindeki işgaller ve maden ruhsatını çözmek devletin işi midir yoksa kulübümüzün mü? Bu arazi neden “çöpsüz üzüm” olarak bize geçememektedir ?
  • Kot farkı 40 metre olduğuna göre, arazinin yapısından kaynaklanan hafriyat yükü ve yapılması planlanan tesisin ne kadar amaca uygun & kullanışlı olacağı hesaba katılıyor mu ?
  • En önemlisi, Florya Metin OKTAY Tesislerinde her şey Galatasaray Spor Kulübü’nün helal parasıyla, bu kulübü yıllardır yönetenlerin alın teri ve emeğiyle inşa edilmişti. Florya’dan çıkarken tesislerimiz yıkılacak ama Kemerburgaz’daki tesislerin sıfırdan tüm maliyeti kulübümüz tarafından üstlenilecektir. Neden bu anlaşma Sayın Özbek döneminde yapılırken, en azından yeni tesislerin kaba inşaatı yıkılan mülkümüze mukabil Emlak Konut tarafından üstlenilmemiştir ?  Zira adil bir değişim bunu gerektirmekteydi.
  • En kritik soru ise, bu tesisleri bihakkın inşa edecek bütçemiz, kaynağımız var mıdır? Benim bildiğim YOKTUR !

Diğer maddelerin aksine KEMERBURGAZ konulu 4.6. maddesinde gündemin eksik olduğunu düşünüyorum.  Bu araziyle ilgili TAKAS ve TRAMPA yetkisi de istenmeliydi zira Kemerburgaz’ın başımızı çok ağrıtacağını, beklentilerimize tam da uygun olmadığını hissediyorum.  Metrekare cinsinden eş değer ama daha problemsiz bir araziyle, eğer mümkün olursa takas edilmesinde şahsen fayda görürüm.

4.7. maddesi Aslantepe’de inşa edilecek çok amaçlı kapalı spor salonu için oylamaya katılan üyeler yönetim kuruluna talep edilen yetkileri verdiler.  Burada sorulması gereken ilk soru belli: “Bizim bu spor salonunu inşa ettirecek kaynağımız var mıdır?”  Cevap yine aynı, maalesef yoktur.  Hatırlanacağı üzere Türk Telekom Arena stadının açılır kapanır çatısını yapamayan kulübümüz, bu vecibesine karşılık Ali Sami Yen Spor Kompleksinde 15.000 kişilik çok amaçlı kapalı spor salonu yapmayı taahhüt etti.  Proje bedelinin anahtar teslimi 100 milyon USD’yi bulacağını varsayabileceğimiz bu büyük projede yatırımcı bulamazsak, başka bir deyişle spor salonunu yapamazsak başımıza ne gelecek?  Şartlar eskiye döndüğü için açılır-kapanır çatıyı yapmakla mı yetineceğiz yoksa bu eski yükümlülüğümüze ek olarak kallavi bir tazminat da ödeyecek miyiz?  “Spor salonu için Galatasaray’ın kasasından bir kuruş çıkmayacak” diyen eski başkanı sorgulamayanların içinden, bunu da merak eden çıkmadı nedense.

Geldik en ilginç gündem maddesine, yönetimin istediği yetkileri alabildiği 4.10. RİVA… Herkesin bildiği üzere yıllarca varlığıyla bize ferahlık veren, yıllarca tek başına borçlarımızı kapatacağı zannedilen RİVA 22 Ekim 2016 tarihindeki olağanüstü genel kurul toplantısında vedalaştığımız bir mülkümüzdü.  Çaresizlikten ötürü tapulu taşınmazını elden çıkarmak zorunda kalanların o günkü heyecanını, neşesini, coşkusunu hiç unutmayacağım!!

https://www.galatasaray.org/haber/kulup/riva-ve-floryaya-onay/33669

Hasılat paylaşımı yöntemiyle ve RERERE RARARA tezahüratlarıyla uğurlanan RİVA bugün kulübümüzün aktifleri içinde değildir, tapusu bizde değildir ama hatırlayın Sayın Özbek RİVA için satış yetkisi talep etmemişti.  Buna rağmen alınan sonuç “satış işlemi” ile aynı noktaya varmıştır.  Dolayısıyla yine satış yetkisi talep etmeyen Sayın Mustafa Cengiz’in “Galatasaray Spor Kulübü başkanının sözüne güvenmiyor musunuz?” serzenişinin üyeler nezdinde karşılığı pek yoktur.  Ayni sermaye  konusunun cumartesi günü üyeler arasında alerjik reaksiyonlara neden olması da bu yüzdendir. Biz ne başkanlardan ne sözler duyduk, çoğunun da sonu hüsran ve hayal kırıklığı oldu. O yüzden kulüp üyemiz Sayın Ayhan Özmızrak’ın Eylül ayı divan toplantısında pek güzel ifade ettiği şekilde: “Bizim sütten ağzımız yandı, yoğurttan bile yandı, o yüzden şimdi dondurmayı üfleyerek yeme durumundayız, kusura bakma başkan

Kurumlarda devamlılık esastır, önceki başkanların istediği yetkileri Mustafa Cengiz yönetimi de talep edebilir ama insanlarda da hafıza esastır. O insanlar ki yaşadıkları ve geride bıraktıkları sıkıntıları hatırlayarak direnir hayata.

RİVA’da 4.10. maddesine konu olan husus 8.423 m2 alanın okul yapılması amacıyla terk edilmesiydi.  Bu evvelce onaylanan projenin mütemmim cüzüdür, ayrılmaz parçasıdır. Üzerinde tartışılacak bir detay yoktur, bu terk geciktikçe proje başlamaz ve Galatasaray gelmesini umduğu gelirden mahrum kalır.  Dolayısıyla insan doğal olarak oy birliği bekliyor ama buna da karşı çıkan var. “Müteahhit firmayla alıp veremediği mi var acaba bazı üyelerin?” diye düşünürken, tekrar gündem maddesini okuyorum.

İmar planı, imar izni, ruhsat, terkin, devir, bağış kelimeleriyle istenebilecek yetkiye “ipotek-rehin-ifraz-tevhid-ayni sermaye-kiralama-inşaat-tefrişat” pek çok terim doldurulmuş. Terk edeceğimiz arazi parçasını kime ipotek edeceğiz, neresini bölüp nereyle birleştireceğiz, özel okul yapıp birine kiraya mı vereceğiz, devlet okulunu biz mi inşa edeceğiz diye başlayıp onlarca soru türetilebiliyor.  Uzmanlık alanı gayrimenkul olmayan üyelerin kafasını iyiden iyiye karıştırmanın sonucu diye düşünüyorum aleyhte kalkan elleri.

Florya hakkında herhangi bir yetkisi yokken Beştepe ziyareti sonucu Emlak Konut ile ön protokol imzalarken Sayın Dursun Özbek, keşke bu hassasiyet gösterilseydi?  Metnini görmediğimiz bir hasılat paylaşımı anlaşmasını TL üzerinden imzalamayı hararetle onaylarken üyeler keşke bu kadar titiz olunsaydı?  9 Temmuz 2011’de bu genel kurul, dönemin başkanı Sayın Ünal Aysal’a RİVA’nın tamamı için (1.176.000 metrekare) SATIŞ, DEVİR, TRAMPA, TAKAS yetkisini dahi kolayca verdi.  O gün bu satırların yazarı ve birkaç kişi dışında kimse Tüzüğün 145.maddesini hatırlatmadı.  Sayın Aysal istese 2011 ya da 2012’de Riva’yı topraktan satar ya da başka bir araziyle değiş tokuş edebilirdi ve kimsenin gık demeye hakkı olmazdı. Neyse ki Ünal başkan bu yetkisini o dönemde düşüncesizce kullanmamıştı.

Her ne kadar Sayın Mustafa Cengiz’in kürsü hitabı ve basın temaslarında mizah unsurunu ölçüsüz kullanmasını pek beğenmesem de, cumartesi günü verdiği ZÜĞÜRT AĞA sinema örneği çok yerindeydi.  22 Ekim 2016’da Riva-Florya için yetki talep edilen olağanüstü genel kurul toplantısında divanı yöneten İrfan Aktar’ın 47 olarak saydığı ama tahminimce 100 civarı “HAYIR” oyu veren üye vardı salonda, bugün kime sorsam “ben de yetki vermemiştim, bilinmeze gitti, ziyan oldu Riva-Florya” diyor. İnsan bazen hayret ediyor.

Gündemin 6. Ve 7. maddelerinde ise Basketbol ve Voleybol branşlarını yönetecek birer anonim şirket kurmak üzere yetki istendi. Benzer yetkileri Sayın Ünal Aysal da gündeme getirmişti.  Sporun özüne vakıf insanların ilk soracakları soru şudur: “Bunlar sıradan sermaye şirketi olmadığına göre, bu şirketleşme modelindeki oyun planınız nedir?”

Ödenmiş sermayenin 100 bin TL ya da 1 milyon TL olmasının bu aşamada herhangi bir anlamı yoktur.  Mühim olan, hangi sağlam ve somut gerekçelerle bu iki branş Dernek bünyesinden çıkartılacaktır?  Sadece finansal verilere bakılarak bu iki branşın yıllardır zarar ettiği ve Dernek bilançosuna ağır kayıplar verdirdiğini söylemek yanlış olmaz.  Son 10 sezonda basketbol ve voleyboldaki takımlarımızın yarattığı gelir-gider farkı 155 milyon USD zarar olarak kayıtlara geçmiştir. Öte yandan bu kulüp pek çok şirket kurarak “kurumsallaşacağını” zannettiği halde, hakikatin tam ters istikamette tecelli ettiğini de biliyoruz.  Yıllar yılı kurulan şirketlerin hiç biri zarar sarmalından çıkamadı, dahası Galatasaray Spor Kulübü genel kurulunun denetimi dışına çıkan bu ortamlarda neler olup bittiğini de tam olarak bilemiyoruz.  Grup içi maliyet transferleri, ilişkili şirketlerin birbirlerine borçlanmaları ve pek çok husus geçmişte yönetim kurullarının kısa vadeli hedef ve çıkarlarına göre şekillendi, bu kararların ne kadar isabetli olabildiği çoğu zaman sorgulanamadı.

Kısa vadede amatör branşların en büyük umudu, profesyonel futbolda tam ve zamanında ödenen stopajları belli koşullarla spor kulüplerine iade ederek devletin geliri kıt bu branşlara temin edeceği can suyudur.  Revize edilen 2018 bütçesinde amatör branşların gelirlerinde bu tahakkukların da gerçekleşeceği varsayılmıştır. Her ne kadar ilgili bakanlıktan bu konuda bir mukteza talep edilmişse de, uzun vadede devletin kamu yararına dernek (Galatasaray SK) ile kurulacak bu anonim şirketler arasında fark gözetebileceğini düşünüyorum.  Stopaj katkısının sonsuza dek sürmeyeceğini de hesaba katarsak bu branşlarla ilgili şirket kurmadan önce, sporcu seçiminden – yaş gruplarındaki idman metodlarına, çalıştırıcıların standartlarından federasyonlardaki temsil konularına dek basketbol ve voleybola dair kapsamlı bir stratejik plan gerekiyor. Gerekiyordu ama yönetim bu konuda bir sunum yapmadı.  Bu müstesna planın tatbiki için ayrı bir kurumsal yapının neden gerekli olduğu ayrıntılı biçimde izah edilebilmeliydi. Eğer böyle bir yol haritası yoksa, bu talebi onaylamak için gerekçe bulamayan kulüp üyelerine kimsenin darılma hakkı yoktur.  Bu oylamada hazirun “HAYIR” oyu vererek kanımca makul ve tutarlı bir karar vermiştir.

Gündemin 8.maddesinde ise kulübümüzün ve Galatasaray Sportif A.Ş’nin mali yıllarının birleştirilmesi (konsolide edilmesi) öneriliyordu. Nihayet kimsenin karşı çıkmayacağı bir madde bulmuştuk ancak bu idari kararın kaçınılmaz sonucu olarak Tüzük maddesinin redakte edilmesi gerekiyordu. Başka bir deyişle, tüzük maddesi değişecekti ve bu sefer Tüzük metninin iki maddesi çarpıştı.  Biri 87/34 yani mevzuata uyum çerçevesinde yönetime inisiyatif tanıyan madde, diğeri 166 yani tüzük değişikliğinin ancak bu amaçla düzenlenmiş toplantılarda gerçekleşmesi ve aranan istisnai nisap oranlarını belirten maddeydi.  Görüşlerden biri yönetimin kulübün faydasına ve mevzuatın da imkan verdiği değişikliği yaparak tüzüğü güncellemesi, diğeri ise hukukun temel ilkelerinden biri olan usulün esasa mukaddem olduğuydu.  Toplantının hakimi konumundaki divan başkanı Avukat Metin Sinan Aslan usulen bu gündem maddesinin görüşülmesini münasip bulmadı ve toplantıyı açmadan önce inisiyatif kullanarak müzakere sırasından çıkardı. Hemen solunda oturan hukukçu Prof. Murat Develioğlu da hukuk tekniği açısından gerekçeyi açıkladı.  Her ne kadar İstanbul Üniversitesi’ndeki lisans eğitiminde hukuk dersleri alsam da, sonra Açık Öğretim Fakültesi’nde Adalet bölümünü bitirsem de hukukçu vasfına sahip değilim.  Hem Metin Sinan Aslan’ın, hem Murat Hoca’nın izahatı bana makul geldi ama mali yılları birleştirme fırsatını da kaçırdık, bütçe disiplini açısından çok anahtar bir hamle olacaktı.   Cumartesi günü usul somut faydayı mağlup etti ama ilk fırsatta bu değişiklik “usulünce” gerçekleştirilmelidir.

Hukukçu demişken, sayın başkanımız hitabında “yarım hukukçu” olduğunu söyleyiverdi. Doğrudur, Mülkiye mezunu olup kamu sektöründe yöneticilik yapan insanlar mevzuat hakkında deneyim ve birikim sahibi olurlar, hukuk özneleri ve anlaşmazlıklar hakkında mantıklı çözümlemelerde bulunurlar.  Öte yandan kürsü performansı açısından “yarım hukukçu” ifadesi biraz sıkıntılı.  Öyle ya, sizi dinleyenler arasında köklü üniversitelerde kürsü sahibi akademisyenler, ana bilim dalı başkanları, sektörün deneyimli / cevval avukatları hatta Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olabilir.  Birkaç tane hukuk fakültesi açıp / kapayacak kadar hukukçunun olduğu yerde mesleki espri yapmak risklidir, insanlar alınganlık gösterebilir, hatırlanacağı üzere kürsüye daha sonra gelenlerin bazıları da “tam hukukçu” olduklarının altını çizmişlerdir.

Ne demiştik yazının başında, “Galatasaray Spor Kulübünü yönetmek çok zordur”.  Bir metne bağlı kalmadan kürsüde irticalen konuşmak da aynı biçimde zordur.   Bu vesileyle divanı yöneten kardeşim Metin Sinan Aslan’a ve ekibinde yer alan Prof. Murat Develioğlu, Avukat Aslı Geçgil, Avukat Kemal Kumkumoğlu ve Avukat Bora İkiler’e emekleri için teşekkür etmiş olalım.

Gündemin 9 ve 10.maddeleri üyelik aidatlarıyla ilgiliydi.  Üyelerin her yıl ödemekle mükellef olduğu aidatın 300 TL’den 400 TL’ye yükselmesi normal bir taleptir. İki yıl önce 500 TL olmasını önermiş biri olarak, bence herhangi bir sorun yok ve zaten büyük ekseriyetle kabul edildi.   Bir sefere mahsus tahsil edilen üyeliğe giriş ödentisinde ise %100 zam talebi 111 oya karşı 114 oyla kabul edildi. Buradaki ilk sorun, kulübümüze üye olmak isteyen binlerce kişiyi ilgilendiren bir mevzu sadece 225 kişiyle oylanmıştır ve iki kişi karar değiştirse farklı bir sonuç alınabilecekti.  Galatasaray’da genel kurullara katılım konusu kanayan yara olmayı sürdürmektedir, bunu tedavi etmek için her türlü fikir acilen tartışılmalıdır.   Net biçimde ortada olan şudur, bu kulübün taze kana ve yeni heyecana ihtiyacı vardır. Ortak aklı besleyecek, Galatasaray’ın saygınlığına yakışacak yeni üyelere ihtiyacı vardır.  Üye olduğu halde bir şekilde uzak duran ya da kulübün demokratik süreçlerinden soğumuş insanları geri kazanma ihtiyacı vardır.  Şahsi fikrim, Galatasaray Spor Kulübü 2019 yılının ilk ayında Tüzük tadil kongresine gitmelidir, tedaviye kulübün anayasasından başlamalıdır.

Prensip olarak olası tüm tüzük tadil taleplerinin üçe ayrılmasının faydalı olacağına inanıyorum.

1) Mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetim hedefine yönelik iyileştirmeler

2) Tüzük metni içindeki uyumsuzlukların ya da fiili durumlara çözüm getiremeyen eksiklerin giderilmesi   (örnek: -baskın basanındır- diye tek taraflı seçim kararı alan başkanların elindeki zamanlama kozunu geri almak)

3) Kulübe üye alımı gibi özel nitelikte yenilik doğurucu hükümler

Birinci ve ikinci gruptaki tüzük tadilatı üyelere doğru anlatıldığı takdirde, kahir ekseriyetin oyuyla geçerlilik kazanacaktır.

Üçüncü gruptaki değişiklik ise öncelikle sabır, empati ve olgun tartışma kültürü gerektirir ki, dönem dönem bu konuda sıkıntı yaşanacağını tahmin etmek yanlış olmaz.

Dokuzuncu madde gereği A grubu için 600 TL olan giriş ödentisi 1.200 TL’ye, E grubu için 10.000 TL olan giriş ödentisi 20.000 TL’ye yükselmiştir.  Oransal olarak tüm üyelik gruplarında aynı oranda zam yapılmıştır.  Bir önceki fiyat güncellemesi 2003 senesinde yapıldığı için hangi mali parametreye bakarsanız bakın %100 artışın fahiş olduğu iddia edilemez.  Buraya kadar mesele yok.

Mesele nedir peki?  A grubu ile E grubu arasındaki 16,6 kat fark oransal olarak sabit kalsa da, nominal fark artmış, dışarıdaki adaletsizlik duygusu perçinlenmiştir.  Dahası artışlar, bu yaz başvuran üyelere de tatbik edilecektir.  Kulübümüzde üyelikler 2019 yılından itibaren hüküm doğuracağı için hukuken bu uygulama doğrudur ama acaba adil midir?  Bir an için kendinizi üyelik başvurusu yapmış biri olarak düşünün.  Şahsi tasarruflarınızdan 10.000 Türk Lirasını bir kenara ayırdınız, iki referans üye imzası bulup başvurdunuz, Sicil Kurulu bu yıl önüne gelen 1032 adet E grubu başvuru içinde sizi üyeliğe ehil ve layık buldu. Cumartesi günü rakam 20 bin TL’ye çıktı ve sizin hesabınız şaştı.  Galatasaray Spor Kulübü genel kurulu “tuzu kurular koalisyonu” değildir, olmak mecburiyetinde de değildir.  Artış kararı doğru mudur, doğrudur.  Eşit biçimde tatbik edilmiş midir, evet.  Adil midir, emin değilim.  Nasıl ki yıllık aidat 2019’dan itibaren 400 TL’ye yükselmişse, bu yaz başvuranların da başvuru anındaki mali vecibelerden mesul tutulmasını isterdim.  Ha alınan karar teknik olarak yanlış mıdır, değildir ama üye olarak benim içime tam sinmemiştir.

Üyelikler konusunda iki genel geçer kabule sahibim.  İlki A grubu ile E grubu arasındaki 16,6 kat farkın sürdürülemez hale geldiği ve net olarak azaltılması gereğidir.  Bu konuyu hem kulübün geçmiş müktesebatı hem de zamanın ruhu açısından çok sağlam gerekçelendirebiliyorum kendimce. İkincisi de üye sayısının ya da giriş ödentilerinin her ne kadar bilançoda finansal karşılığı olsa da, kaderimizi değiştirecek mali kaynak ya da kreatif mali çözüm olarak sunulmasının hatalı olduğudur.   Varsayalım ki bizim üyelik giriş ödentimiz standart 1905 TL olsun ama her sene belli sayıda kulübün işleyişine sınıf atlatacak, milyon dolarlık projeler realize edecek, dünyanın farklı coğrafyalarında manevi itibarı olan mümtaz Galatasaraylıları kazanalım.  Bu hipotez gerçekleşse, kazancımız kıyas kabul etmeyecek biçimde daha büyük olurdu.

En sona gündemin 5.maddesini bıraktım. Revize bütçe talebi ve mali sunum. Sıkıcı gayrimenkul konuları, sakız gibi uzayan saatler, olağanüstü genel kurul gündemine sadık kalmayan manasız konuşmalar, öfke patlamaları, ölçüsüz tepkiler arasında kürsüye Kuzey Avrupalı soğukkanlılığıyla biri çıktı ve yıllardır görmediğim şekilde sunumunu yaptı.  Başkan Yardımcısı Sayın Kaan Kançal günün tüm telaşını ve stresini sanki yaşamamış gibi kürsüye geldi, excel tablolardaki rakamları okumadı, finansal analist gibi yorumladı.  Bütçe disiplinini süslü laflarla anlatmadı, kulübün günlük işleyişindeki aksaklıkların ilacı olarak reçete etti.  Mart 2018’de kabul edilen ve şirazesinden tamamen çıkmış bütçenin iyimser ve hatalı varsayımlarını hiç etrafından dolanmadan itiraf etti, eksikleri anlattı, risklerden bahsetti, uzun vadeli çözümü nerede gördüğünü izleyicilere aktardı.  Birkaç yanlış kelime seçimi ve dil sürçmesi dışında, yıllardır görmediğim şekilde berrak, anlaşılır ve tane tane anlattı her şeyi.  Genel kurullarda uzaktan gördüğüm, bu yönetimde görev alana dek hep geri planda kalmayı tercih etmiş birinin kulüp için nasıl bir değer olabileceğini gördük.  Günün yıldızı henüz dört aylık yöneticilik deneyimi bulunan Sayın Kaan Kançal oldu diyebiliriz.

Rakamlara geldiğimizde ise durum içler acısı… Kulübümüzün 2018 yılında 239 milyon TL faiz ve finansman gideri ödemek durumunda kalacağını öğrendik.  Dikkat buyurun, kulüpten bahsediyorum içinde Sportif A.Ş. ve futbol yok!  Bir üyemizin kürsüde değindiği gibi, kulübün içinden çıkan şirketler kulübü yemeye başladılar.  Grup içi faiz yükü diye bir gider kalemine sahibiz, yapılan sunuma göre rakamsal karşılığı tam 62 milyon TL!! Kulüp ve şirketler arasındaki borç/alacak ilişkisine konu olan faiz oranını sorgulayan çıkmadı ama, oysa merak edilmeli.  “Bir cepten alıp diğerine koyuyoruz, kurcalamayın” diyecek kimse çıkacağını zannetmiyorum.

Geriye dönüp baktığımızda AIG ile dünya kulübü olma hayallerinden, yanlış şirketleşme modeline; giderlerde savurganlıktan gelir kalemlerinin ziyan edilmesine dek yıllardır sürdürülen denetimden uzak, keyfi ve plansız yönetimlerin bizi getirdiği nokta budur.  Buradan dönülebilir mi bilmiyorum ama eğer acı reçeteye razı olmak şartıyla bunu denemezsek sonumuz Medeni Kanunun 87/3 maddesinde bellidir. Geçen yıl kürsüden de paylaştım Galatasaraylılarla, borç ödemede acze düşme hali derneklerin kendiliğinden kapanma gerekçesidir maalesef!   “Galatasaray’a bir şey olmaz” mantalitesinden herkes derhal sıyrılmak zorundadır.  Başka spor kulüplerinin bizden daha kötü durumda olması, Galatasaraylılar için mazeret ya da avuntu olamaz.

Çok çetin şartlarda sürdürülen mücadele, yıllar içinde birikerek gelen sıkıntılarla olabilecek en sancılı aşamaya geldi.  Sayın Kançal’ın sunumunda dikkat edenler olmuştur mutlaka, mali yıllar bazında öz kaynakların nasıl eridiğini anlattı.  Benim değerlendirmelerime göre Galatasaray’ın yakın geçmişteki dönüm noktası 2012 yılıdır.  31 Aralık 2012 itibariyle bu kulübün konsolide borç-alacak farklı 377 milyon TL iken, öz kaynakları +335 milyon TL idi.  Gayet yönetilebilir bir boyuttaydı borçlar ve dümeni nurlu ufuklara kırmak mümkündü.  Kulüp başkanımız Sayın Ünal Aysal o dönem bunu tercih etmedi, kerameti kendinden menkul “bilanço büyüklüğü” söylemiyle bize hayali bir Neverland çizdi.  2014 yılında o mali yıla eşlik eden trajik finansallar eşliğinde aniden görevi bıraktı.  2012’de dümeni kırabilecek gemi, bugün 1,2 milyar TL borç-alacak farkı ve eksi (620) milyon TL öz kaynak ile hem karaya oturdu, hem de gemide yangın var.  Mevcut yönetim bugün finansal çözümleri kurgularken elinde hiç olmadığı kadar az opsiyon kaldığı için, şapkadan tavşan değil itfaiyeci kostümü giymiş tavşanlar çıkarmak zorunda.   Allah yardımcıları olsun.

Bu çok uzun ama sıkıcı olmadığını umduğum yazıyı Sayın Başkanımıza ve yönetim kurulumuza naçizane bir tavsiye ile bitirmek isterim.  Sizler kulübün acı gerçeklerine en yakın insanlarsınız. Kararların sorumluluğu, imzanın ağırlığı, rakamların felaketi hepsi günlük hayatınızın parçası.  Standart bir üyeden çok çok daha fazla bilgiye sahipsiniz. Bu bilgiler sizi üzüyor, yıpratıyor, bezdiriyor olabilir. Normal insanların taşıyacağından çok daha fazla strese maruz kaldığınızı da tahmin ediyoruz, biliyoruz. Yine de bu olumsuzluklar fevri davranışlara, anlık parlamalara, kontrolü yitirmeye neden olmamalıdır. Öfke bir hitabet sanatı değildir, gerilim bir iletişim yöntemi olamaz. Herkesi memnun etmek mümkün olamayacağı gibi, herkesin ucundan çekiştirdiği bir iş planı da sağlıklı işlemez. Her daim sakin, soğukkanlı ve en başta üzerinde anlaştığınız oyun planına sadık kalmalısınız. En mesnetsiz, en incitici eleştiriye bile sabırla yaklaşmalısınız. Temsil ettiğiniz kulübe layık olmak için kendinizden fedakarlık yapmanız gereken anlar da olacaktır.  Müşkül bir durum farkındayım ama bilhassa emanetçisi olduğunuz genel kurulla zıtlaşmak, inatlaşmak, neticesi Galatasaray’a fayda sağlamayacak kısır çekişmelere girmek gibi bir lüksünüz ne yazık ki yoktur. Olmayacaktır da.  Daha önceki yönetimlerin de yoktu, bunu ihmal edenler bedel ödemek zorunda kaldı. Onca emeğinize sadece yaratılan algı yüzünden yazık olsun istemiyorsanız, iletişimi doğru yönetmek durumundasınız.

Son sözü, Osmanlı devletinin banisi ve ilk lideri Osman Gazi’ye nasihat eden Şeyh Edebalı’ya bırakalım, kıssadan hisse olsun.

EY OĞUL, ARTIK BEYSİN !

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana

Güceniklik bize, gönül almak sana

Suçlamak bize, katlanmak sana

Geçimsizlikler, anlaşmazlıklar bize, adalet sana

——–    ——–

Ey Oğul, bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana….

İ.B.R.A olmak ya da olmamak

İbra” Arapça bir kelime olup, beraat ile aynı kökten gelir.  Türkçe karşılığını “aklama, temize çıkarma, borçtan kurtarma, onaylama” olarak kabul edebiliriz.

Galatasaray Spor Kulübü üyelerinin bu kadarını bildiğine inanıyorum, devam eden satırlar hakkında ise kafaların karışık olduğunu düşünmek için çok sebep var.

Galatasaray Spor Kulübü Derneği tüzük hükümleri doğrultusunda yönetilir.  Tüzük hukuki kaynağını 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundan alır.

Dernekler Kanunu ve Medeni Kanunda “ibra” kelimesine rastlayamıyoruz.  Bu durumda ibrayı anonim ortaklıklardaki ibra yani Türk Ticaret Kanunu üzerinden okumak doğru olacaktır.

Camiamız ne kadar farkındadır kestirememekle birlikte, dernek veya anonim şirketlerde ibra duygusal değil teknik bir olgudur.

Gelenek, görenek, maneviyat gibi kavramlarla karıştırılmaması gerekir.  Geleceğe dönük farklı hesaplarla kin güdülecek ya da sonsuz affedicilikle üzeri kapatılacak bir süreç de değildir.

İlgili yönetim dönemini ve aynı dönemde görev yapmış yönetim kurulu üyelerini ibra ettiğinizde ilgili tüm icraat, mali sonuç, hata, kusur ve eksikleri de aklamış / onaylamış / sahiplenmiş olursunuz.

Onaylamanın ötesinde benzer yönetim kararlarını, belki daha kötü mali sonuçları, aynı hata ve kusurları gelecekte de kabulleneceğinizi ve kulübün istikametinden memnun olduğunuzu ilan etmiş olursunuz.

İ.B.R.A nedir ?

Dört harfli ibra kelimesini kısaltma olarak kabul edelim bir an için

İ: idari karar ve işlemler

B: belgeler (Tüzük, fatura, makbuz, dekont, sözleşme vs.)

R: raporlar (faaliyet raporu, bütçe, denetleme kurulu raporu, bağımsız denetim görüşü vs.)

A: ahlaki zaaf, akıl noksanlığı, ağır vazife ihmali gibi kusurların varlığı ya da yokluğu

Böyle konumladığınızda ibrayı kavramsallaştırmak daha kolay hale geliyor.

Ya Galatasaray’daki İ.B.R.A genelde nasıl algılanıyor / şekilleniyor ?

İ: inkar ve iltimas (gerçekleri görmezden gelme, riskleri yok sayma, dost ve arkadaşları kayırma, şahsi çıkarları kollama)

B: bilgisizlik  (Tüzük başta olmak üzere kulübün belge ve raporlarına ilgi duymamak, vakıf olmamak kısacası okumamak)

R: riyakarlık (gerçek niyetlerin saklanması, çifte standart, ezberlenmiş tavırlar, ince hesaplar)

A: aldanma (yoğun propaganda tesiri altında kalıp ibrasızlık durumunun yaratacağı sonuçlar hakkında yanılgıya düşme)

31 Mart 2018 cumartesi günü Dursun Özbek yönetimi ve 2017 faaliyet yılı büyük oy farkıyla ibra edildi.  Aslında ibra edilen Dursun Özbek’in izahı mümkün olmayan başarısız performansı değil, onu seçtirmek için çalışan, seçtirdikten sonra başına üşüşen, 20 Ocak’taki erken seçimi sürpriz şekilde kaybedince ibra oylamasında rövanş için vaziyet olan kulüpteki yerleşik statükodur.

İbra oylamasının geç saate kalması nedeniyle o an salonda bulunan 900-1000 arası üyenin büyük çoğunluğu 2017 yılını “onaylamış” ve “aklamıştır”

Oylamaya katılan üyeler açık iradelerini bu şekilde göstermişlerdir, karar tamamen meşrudur.  Kararı teknik açıdan tartışmak zaman kaybıdır, eleştirmek ise anlamsızdır.

Mali sonuçları üyelere takdim eden kulüp başkanı Sayın Mustafa Cengiz’in 2011 yılındaki Adnan Polat ibra oylamasını kırgınlık doğuran bir ayıp ya da düzen bozucu kaos olarak görmesi ve bu bağlamdaki konuşması da üyeleri etkilemiştir.  2018 yılı kulüp denetleme kurulunun sunumlarını beraber ve solo şarkılar programına çevirmesi salonda kısmen tepki yaratmıştır.  İbra konusundaki sorunlu alanların tüzük maddelerine değil, magazin detaylara dayandırılması da sunulanları hafifletmiştir.

Oysa başta söylediğimiz ibra gerekçelere dayandırılması gereken bir kavram, örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13 Mayıs 2013 tarihli anonim şirketlerde ibraya dair kararında:

Genel kurul tarafından verilen ibra kararlarının hukuki sonuç doğurabilmesi için ibranın açık ibra, yani somut olayların tartışılıp değerlendirilmek sureti ile ilgililerin ibrasına karar verilmesi gerekmektedir.” denilmiştir.

Galatasaray’ın gerçeklikten kopup manasız çekişmelerin içine savrulması, incir çekirdeğini doldurmayan lafların / devede kulak rakamların gündem olması; ibra edildikten sonra vakur bir ifadeyle teşekkür eden nice başkanı görmüş bu gözlerin derbi maçın son dakikasında galibiyet golü atmış gibi sevinen sabık başkanın hırsına şaşırmasına engel olamadı.

Re Re Re Ra Ra Ra diye tempo tutarak sevinen ve ömürlerini kulüpten maddi – manevi beklenti umuduyla geçirenleri Mayıs ayında sandık başlarında da göreceğimize emin olabiliriz.   Bu kitle sahnede yumruk şov yapan Dursun Özbek’in etrafında yine kenetlenecektir.  Dursun başkanın yeni dönem seçim sloganı da benden olsun, hafızası zayıf seçmen bu öz güvene bayılacaktır, eminim.

YAPTIKLARIM YAPACAKLARIMIN TEMİNATIDIR

Akşama maç var başkan !

2 Aralık 2017 cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi’nde Galatasaray Spor Kulübü’nün olağanüstü genel kurul toplantısı saat 10:00’da başladı, Açılışta oldukça az olan katılım saat 11 sularında 453, öğle yemeği arasından önce 588 üye olarak ilan edildi.  Kaydı açık üye sayısı 9.000 civarında olan bir kulüp için trajik ama gayet tanıdık bir istatistik bu..
 
Saat 12:30 suları, Sayın Dursun Özbek sunuş konuşmasını bitirmiş, üyeler söz alıp sırayla görüş ve düşüncelerini açıklıyorlar.
Salonun sol tarafından bir üye sesleniyor “Akşam maç var başkan!” 
Başkan diye hitap edilen kişi genel kurul toplantısını yöneten kulüp üyemiz Avukat Metin Ünlü..
Metin Bey “maça yetişiriz endişelenmeyin” diyor futbol düşkünü üyemize!
Tekrar edelim saat 12:30, Vodafone Park’taki maç 19:30’da !  Spesifik bir gündem olduğu ve konuşmacılar sadece revize bütçe tasarısı ile sınırlı oldukları için toplantının geç saatlere sarkma ihtimali yok.
 
Zannımca o üyenin Dolmabahçe deplasmanına gitme niyeti falan da yok, önemli olan destekçisi olunan yönetimin sunduğu tasarının fazlaca müzakere edilmeden oylanarak kabul edilmesi.  “Gargaraya getirelim, gırgır yapalım, başkanımıza güvenelim, hem dışarıda hava da güzel” kafası..
Bak ben ortaya laf attım, ne kadar mühim biriyim” çıkışı…
 
Filmi geriye saralım biraz, tarih 22 Ekim 2016, yer UNIQ Hall.  Sayın Dursun Özbek’in, Ali Sami Yen döneminden beri en önemli genel kurul toplantısı diye lanse ettiği Riva / Florya arazilerinin elden çıkarılmasına dair yetkilendirme toplantısı.  1690 üye gelmiş, kürsüde lehte ve aleyhte görüşler sıralanıyor.  Toplantıyı yöneten Divan Kurulu başkanı İrfan Aktar “akşam da Trabzon maçımız var” diye uyarıyor, söz hakkından feragat edenler alkışlanıyor, salonda epey goygoy mevcut.
Yönetim istediği yetkiyi alıyor, çaresizlikten ötürü varlık satışına mecbur kalmış spor kulübünün üyelerinden bazıları birbirlerine sarılıyorlar, high-five yapıyorlar. 
Sürrealizm Salvador Dali’den beri en parlak devrini yaşıyor o an.. Emlak Konut ile imzalanan protokol üyelerden saklandığı için, işbirliği & gelir modelinin karanlıkta kalan noktalarını da düşünerek ret oyu verdiğim salondan “Allah sonumuzu hayretsin” diye ayrılıyorum.  İrfan Bey’in çok önemsediği maç aynı akşam oynanıyor.  Trabzonspor’a kendi sahamızda 0-1 yeniliyoruz.
 
Yeniden döndük bu cumartesiye.
Mali yılın bitmesine 20 iş günü kala önümüze konan revize bütçe taslağında defolar, tutarsızlıklar ve inanılmaz sapmalar kör olmayan herkesin gözüne çarpıyor.
Kamu maliyesindeki kesin hesap tasarısını andıran taslakta, 75 milyon TL kaynak ihtiyacı def’aten belirtilmiş ama Sayın Özbek “borç almayacağız, paraya ihtiyacımız yok” diyor.  
2017 Mart ayında 129 milyon TL’ye bağlanan kulüp bütçesinde 30 Eylül 2017 itibarıyla faiz, finansman gideri, kur zararı, temlikname, varlık satışı, cash injection vs. hariç yalnızca ana faaliyet üzerinden gelir eksiği + gider fazlası 69 milyon Türk Lirası sapma var.  İnanılmaz bir rakam, normal iş dünyasında izah edilebilir bir durum hiç değil.
Fakat salonda bilmeyen / anlamayan veya umursamayan üyeler büyük çoğunluğa sahip.  “Nasılsa olan olmuş, yönetimimize güvenelim” refleksiyle yine eller “kabul istikametinde” kalkıyor. 
 
Aynı bütçeyi çalıştıkları şirkette yapsalar derhal kapının önüne konacak, kendi şirketlerinde ise sorumluları tazminatsız kovacak üyeler hem revize bütçeyi kabul ediyor, üzerine de alkış kıyamet…  Sürrealizm yine sarı-kırmızı tonlarla hayatımıza giriyor.
 
Ve gün batıyor, Vodafone Park tribünleri yükünü almış.  Rakibimiz Beşiktaş’a 3-0 yeniliyoruz, yenilmekten öte ufalanıyoruz sahada.
Genel kurul toplantısında maça yetişme telaşını yüksek sesle dile getiren futbol düşkünü üyemiz de muhtemelen üzüldü, maçı izlerken Tudor’a bol bol verdi veriştirdi ama Igor Tudor’u oraya getirenleri hiç hatırlamadı çünkü o hem takım tutuyor, hem de oy verdiği tarafı tutuyor.  Dogmatik bir kafa yapısı, başka ne denir ki?
 
Bilmeyen / anlamayan / umursamayan yüzlerce üyesiyle Galatasaray’da ciddi bir aidiyet ve zihniyet sorunu var.  Birkaç yıldır defalarca kendini yineleyen bu gerçeği inkar etmek, “küresel ısınmaya inanmıyorum, bak kar yağıyor iki gündür” demek kadar saçma olur.
Cumartesi günü kürsüden ifade ettiğim gibi, Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin birkaç yıl sonra Medeni Kanun madde 87/3 radarına girmesi söz konusu ama bunu düşünen, tartışan yok. “Bize bir şey olmaz” rehaveti ya da inkar ve umursamazlık karması?
 
3 Aralık pazar günü (bugün) pek çok Galatasaraylı mutsuz uyandı.  Fotoğraftaki kişi beden eğitimi öğretmeni “KEMAL HOCA” 
İstanbul’daki bir anadolu lisesinde görev yaptığını öğreniyorum.  Bugünkü veli toplantısına fotoğraftaki şık kıyafetiyle katılırken; müstehzi bakışları, şaka yollu imaları peşinen göze almış öğrencilerinin anne-babalarına izahat veriyor.
Belli ki Kemal Hoca Galatasaray’ı çok seviyor, Galatasaraylı olmakla iftihar ediyor.  Kemal Hoca üye değil, o sarı-kırmızılı renklerden beslenenlerden hiç değil… Alanlardan değil, verenlerden… Yürekten bağlı Galatasaray’a, imza attığı bir üyelik başvurusu yok.
 
Şimdi soralım, “akşam maç var başkan” diyen üyeden mi fayda var bize yoksa pazar günü okulundaki veli toplantısına Galatasaray eşofmanı ile katılan Kemal Hoca’dan mı?
Benim tarafım belli.. Kemal Hoca yoldaşım olsun, kapı komşum olsun ama üstlendiği mesuliyetin vebaliyle yüzleşmeyen, samimiyetten uzak üyelerle aynı gezegende olmaktan bile rahatsızım.  Galatasaray benim için çizgiyi geçen toptan, transfer dedikodusundan, hafta sonu eğlencesinden veya sosyalleşme vesilesinden ibaret değil çünkü.
 
Sakın üzülme Kemal Hocam, bakacağız bu işin bir hal çaresine…