Popülizm sarmalı ve futbolun günahları

Tahminim o ki, Galatasaray Sportif A.Ş. yönetim kurulu üyeleri dün gece huzurlu uyudular, bu sabah rahatlamış uyandılar.  Her fırsatta kırıldıklarını, gücendiklerini üzerine basa basa dile getirdikleri sosyal medya salvoları ya da hezeyanı dindi. Artık serum almaya, hastanelerin acil servislerine taşınmaya gerek kalmadı. Muhtemelen bu sabah keyifli uyandılar, gülümseyerek “günaydın” dediler etraflarına.

Ne oldu da daraldıkları, bunaldıkları ve giderek çirkinleşen yaylım ateşi sona erdi? 

Şartlar değişince sonuçlar da başka yöne evriliyor, değişeni şöyle tarif edelim.

Medya aracılığıyla beklentileri sürekli yükseltilen, tutarsız ve sonuçsuz beyanlar üzerine haklı olarak öfkelenen, öfkeyi yatıştırmak umuduyla şımartıldıkça tatmin duygusunu yitiren ve nihayetinde sosyal medya üzerinde doymak bilmez transfer oburları olarak örgütlenen kitleye arzuladıkları dozda saf endorfin enjekte edildi.

Marcao duvar, Diagne buldozer, Mitroglou sanatkar, Luyindama canavar” derken bir anda herkesin ruh hali değişti.

Biz aslında bu filmi daha önce seyretmiştik ama futbol seyircisinin hafızası sinemaseverler kadar güçlü olmayabiliyor.

Yakın geçmişe dönelim birlikte.

Mayıs 2016’da yerden yere vuruluyordu Sayın Dursun Özbek yönetimi, Ağustos 2016’da ise dümeni düzeltmiş ve sakin sulara varmışlardı.  Yılın beşinci ayı ile sekizinci ayı arasında ne olmuştu peki??

Yedi futbolcu transfer edilmiş, Jan Olde Riekerink yönetiminde TFF Süper Kupa kazanılmıştı.  Seyircinin gönlü hoş edilince sorunlar konuşulmaz olmuştu.

Sezonda haftalar ilerledikçe hava bulutlandı, Mayıs 2017’de Sayın Özbek yönetimine tepkiler daha da sertleşmişti, hakarete varan cümleler pervasızca yazılır çizilir oldu.  Riekerink gönderilmiş, Igor Tudor getirilmişti.  BJK ligi şampiyon tamamlarken, hoca değiştiren Galatasaray 13 puan geride dördüncü sıradaydı.

2017’de yaz mevsimi güze dönerken yine her şey değişti. Sayın Dursun Özbek yönetimi övgülere sıra numarası dağıtır hale geldi. Başkanın ismi “transfer baronu” olarak anılır olmuştu.  Tam 10 yabancı futbolcu transfer edilmiş, takımın omurgası değişmişti.  Yıllara yayılmış 130 milyon Euro tutarında taahhüt yükü gelmişti bilançoya ama kimsenin pek umurunda değildi.

Eylül’de Hırvat prensi gözüyle bakılan Tudor, Aralık ayında kovuldu.

21 Aralık 2017’de “bir hocadan çok daha fazlası” olan Fatih TERİM “Nerede Kalmıştık” diye bir tweet attı, ligin kaderi değişti.  Galatasaray 21.lig şampiyonluğunu kazandı.  Kulübümüz arada başkan da değiştirdi.

Filmi ileri saralım şimdi. Lig tarihine geçen gol kralı Bafétimbi Gomis gönderildikten sonra Galatasaray’ın santrfora ihtiyacı vardı, alınamadı.  Fatih Terim çalışma kültürünün uyuşmadığını sonradan ifade ettiği Eren Derdiyok’la idare etmeye çalıştı.  Görece kolay bir Şampiyonlar Ligi grubundan çıkılamadı.  Beş forveti olduğuna inanılan ve topu ceza sahasına kadar iyi kötü taşıyan Galatasaray profesyonel futbol takımı, net bir son vuruşçusu olmadığı için ligde puanlar kaybetti. Sportif A.Ş. yöneticileri hep ara transferi adres gösterdiler, “olacak” dediler, “anlaştığımız oyuncular” dediler, “inşallah” dediler.

4 Ocak 2019’da ara transfer dönemi açıldı, ilk birkaç gün daha önceden söz kesilmiş kiralık ya da bonservissiz en azından bir santrforla mutlaka anlaşılacağı beklentisi vardı ama Antalya kampına kimse gelmedi. Mevcut kadrodan tek santrfor Eren Derdiyok ve milli stoper Serdar Aziz ayıklandı. Florya Akademi’nin ürünü olan ve birinci sınıf stoper kumaşına sahip olduğunu ispatlamış 18 yaşındaki Ozan Kabak 11 milyon Euro bedelle Bundesliga’nın yolunu tuttu.  Kadronun skora katkı verebilen isimlerinden Garry Rodrigues kariyerinde dümeni yüksek maaş yönüne kırdı, Suudi Arabistan’a transfer oldu.

Sayın Mustafa Cengiz yönetimine ateş püskürüyordu sosyal medya… Yöneticilerin ne beceriksizliği kaldı, ne yetersizliği.. İstifa çağrıları yapan bile vardı.

Derken ara transfer döneminin son günü KAP bildirimleri yağmur gibi geldi. İki santrfor gerekirken tastamam iki santrfor alındı, savunma göbeği komple yenilendi.

Şimdi herkes sayın başkana ve Sportif A.Ş. yöneticilerine teşekkür ediyor, memnuniyetini bildiriyor.

Hep izlediğimiz bu filmin sonunu ise yine yönetmen Fatih Terim tayin edecek çünkü biliyoruz ki her transfer tutmuyor, para tek başına saadet getirmiyor.  Yeşil sahaya fiyat etiketleri, fiyakalı CV’ler ya da pahalı sözleşmeler çıkmıyor.  Futbolun pek çok değişkeni var ve hepsi yapımcıların kontrolünde değil. Bunu en sade biçimde ifade edenlerden biri de efsane Johan Cruyff bence..

Galatasaray Sportif A.Ş. yöneticilerinin en mutlu, en huzurlu günü olduğunu tahmin ettiğim bugün keyiflerini kaçırmak istemem ama bir hafta önce ateş püskürürken dünden beri şükranlarını bildiren, övgüler düzen kalabalığa uzaktan bakarak birkaç hatırlatmada bulunmak isterim.

Gerginliğinizi attınız üzerinizden, rahatladınız, yüzünüz güldü.  Her birinizin emeği var dolayısıyla buna memnun oldum ama şu anda popülizmin tatlı kucağına itilmek üzeresiniz.  Maalesef sizlerin gevşeme, oluruna bırakma, “transfer de yaptık daha ne istiyorsunuz?” deme lüksünüz bulunmuyor.  Önce futbol yönetiminin tarafları olarak bir masanın etrafında buluşmalı ve “Ligin ve Galatasaray’ın kaderini etkileyecek kadro düzenlemesi aylardır gündeminizdeyken niye son üç güne kaldığını” gayet demokratik bir ortamda açıkça tartışmalısınız.  Transferin akşam pazarında muhatap kulüplerden biri sorun çıkarsaydı, menajerler oyun oynasaydı, yazışmanız faksa takılsaydı ne olacaktı, hiç düşündünüz mü?  Misal, yeni transferlerin yetişmediği geçen haftaki Göztepe maçında sayısız gol kaçırarak ya da ıskartaya çıktığı halde ilk 11’de oynamak durumunda kalan Maicon’un bireysel hatasıyla puan kaybetsek bunu kamuoyuna nasıl izah ederdiniz? Birlikte düşünmeli ve analiz etmelisiniz.

İkinci olarak Seyrantepe – Florya koordinasyonunu maksimum düzeye çıkarmanız gerekiyor.  Siz Fatih hoca ile 2+3 yıl sözleşme uzatımıyla açık bir tercihte bulundunuz, kaderinizi TERİM ile birleştirdiniz. Dolayısıyla kader arkadaşı ve yoldaş olarak eşgüdüm halinde hareket edeceksiniz.  Hoca yönetilmesi zor bir profesyonel olabilir ama birlikte yürünmesi keyifli bir Galatasaraylı aynı zamanda.  Bırakacağınız her iktidar boşluğunu Hoca kendince dolduracaktır, bu size geçici bir konfor alanı da sağlayabilir ama Fatih Terim yalnızca takımına ve sahaya odaklandığında başarı garantili müthiş bir teknik direktör, bunu da biliyorsunuz.  İletişiminizde aracı kullanmayın, size laf taşıyanlara asla yüz vermeyin, Florya’ya kenardan çöreklenmeye kalkacak harici mahfillere (amiyane tabirle sinyalcilere) göz açtırmayın.

Üçüncü olarak muhtelif sebeplerle yeniden ajite olabilecek sosyal medya hezeyanına bir daha asla kapılmayın.  Hiçbir büyük kurum, dernek, vakıf, şirket, holding sosyal medyada estirilen sanal rüzgarlara göre yönetilemez.  Olsa olsa şirazesinden çıkması ve daha hızlı batması sağlanabilir.

Sporcuların maaşlarını ödeyen, menajer kaprisleriyle uğraşan, bankalarla kredi pazarlığına oturan, nakit akışı için her gün çözüm bulmak zorunda olan, İsviçre’de UEFA’ya santim santim hesap veren sizlersiniz.

Dışarıdan elma şekeri gibi görünen konuların, şöyle bir ısırıldığında ne kadar zehirli olabileceğini bilensiniz.

Dolayısıyla bugün sizi pohpohlayanların, alkışlayanların yarın “daha fazlasını” isteyeceğini biliyorsunuz ve o gün bu talep karşılanamadığında yine sizden kötüsü olmayacaktır.

Köklü ve saygın kurumlar için “ucuz popülizm” yedi ölümcül günahtan biridir adeta, uzak durmayı başarmak durumundasınız. Futbolu yöneten kurumlar, bize kredi veren kuruluşlar ve ölçülebilir veriler üzerinden karar alan tüm aktörler sizin rating ya da popülaritenize bakarak hareket etmez. Popülizmin büyüsüne kapılmak cazip geliyor olsa da, unutmayın ki sallanan sandalyeyi andırır popülist tavırlar… Hareket edersiniz, oyalanırsınız ama sonunda bir yere varılamaz.

Topun yuvarlak, sahanın dikdörtgen olduğu kadar çıplak bir gerçek de şu: Sürekli zarar eden / ettirilen ve ancak dış kaynak ile dönebilen şirketlerin yırtıcısı faiz, sırtlanı Dolar, akbabası Euro’dur.  Sportif A.Ş’nin ilk altı ayda karlılık açıklaması ve mali yılın sonunda 1 milyar TL ciro barajına ulaşacak olması memnuniyet verici olsa da düşürülemeyen faiz oranları, hedge edilememiş kur riski, gelirlerle sportif başarı arasındaki yüksek korelasyon, büyük borç yükü, tamamen erimiş öz kaynaklar ve taraftarın yarattığı mahalle baskısı insanın uykularını kaçıracak kadar ciddi bir açmaz olmayı sürdürüyor.

Yeni transferlerin en olumlu yönü yıllık garanti ücretlerin makul seviyelerde olmasıdır.  Uluslararası transfer piyasasında “convertible” denebilecek kalibrede ve yaşı genç oyunculara ödenen bonservis bedelleri yatırım olarak kabul edilebilir ancak hesapsız yüksek maaşlar hem takım içi dengelerin bozulmasına hem de performansı yetersiz oyuncuların elden çıkarılamamasına sebep olmaktadır.

UEFA ile imzalanan settlement agreement gereği bu mali yıl maksimum 20 milyon Euro, 2019-2020 sezonu maksimum 10 milyon Euro zararla kapanmak durumunda.  Dolayısıyla Galatasaray sportif hedeflerinden vazgeçmeden yeni bir maliyet platosuna erişmek zorundadır.  Yıllık garanti maaşlara adı konmasa da, üst sınır getirilmelidir.

Basit bir hesapla

  • 2,5 milyon € maaşlı 4 oyuncu
  • 2 milyon € maaşlı 3 oyuncu
  • 1,5 milyon € maaşlı 4 oyuncu ile

Yıllık garanti ücreti 22 milyon Euro olan ideal ilk 11 ve toplamda 40 milyon Euro’yu aşmayan tam kadro ile başarı kovalamak zorundayız.  Geçmiş yıllarda olduğu gibi 70-80 milyon Euro maliyetli kadroları artık taşıyamayız.

Ülke ekonomisinin durumu ve taraftarın alım gücü de hayati önemdedir ve gelişen koşullara adaptasyon becerisi gerektirir.

Haziran ayında sezonluk kombine satan Galatasaray, Ağustos ayındaki kur patlamasından sonra aynı tempoda kombine satabilir miydi yoksa tüketici güven endeksi düştükçe ertelenebilir bir talep miydi Türk Telekom Stadı koltukları ?  Aldığınız 380 milyon TL tutarındaki sendikasyon kredisi ile borç stoğunda yabancı paradan Türk Lirasına / kısa vadeden uzun vadeye dönüşüm sağlarken en doğru zamana denk gelinmesinin olumlu etkisini unutmuş olamazsınız.  Dolayısıyla harici ekonomik koşulların da müspet yönde gelişmeyeceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

Futbola dönersek bu sezonu şampiyon olarak tamamlamak ve önümüzdeki yıl yine Devler Sahnesinde boy göstermek Galatasaray için hayati önemdedir.  Siz takımın eksiklerini giderecek transferlere imza attınız, Florya’da Fatih Terim güvencemiz berdevam ama mücadele saha dışında da sürecek.

81 gün önce istifaya davet ettiğimiz TFF Hukuk Kurulu halen görevde, Demirören federasyonu iş başında.  Hedef aldığımız hakemler paye aldı, MHK aynen devam ediyor. 22. Lig şampiyonluğumuzun sarı-kırmızılı renkler için sıçrama tahtası olacağının rakipler farkında.  Kulübümüzü sağa sola şikayet edenler, Emre Akbaba transferinde araya girip fiyat yükseltenler, kaynağı belirsiz gelir kaynaklarını bol bol kullandıkça şımaran yeni yetmeler vazgeçmeyecek.  

Bilirim bu ülkede herkesin kolayına geliyor kurnaz taktikler ve son dakika hamleleri fakat 105 x 68 m. futbol sahasına sığmayan çok katmanlı bir futbol stratejisi hazırlamak zorundasınız.  Türkiye Futbol Federasyonu sözde değil özde değişmelidir ve bunu Ankara siyasetinden bekleyemeyiz.  Yeni federasyonda kaç Galatasaraylı olacağının pazarlığından bahsetmiyorum, futbolu global kodlarına hakim kaç tane ahlaklı insanın hangi organizasyon yapısında yer alacağını kurgulamalı & teklif etmeli Galatasaray…

“Yerli ve milli futbol” diye pazarlanacak yabancı oyuncu sınırlamasına karşı geliştirilecek argüman ya da kısıtlama gelirse kadronun kalibrasyonu mutlaka masadaki dosyalardan biri olmalıdır.

Son olarak mesleki ahlak konusunda giderek zayıflayan spor medyasında size dost görünen tescilli ikiyüzlülere aldanmayınız.  Her mevsim deri değiştirse bile, yılan huyundan vazgeçmez.  Sizden haber atlatmak için şekilden şekle girenler, Galatasaray’ın kurumsal itibarını hedef alacak en akıl almaz asparagaslara imza atanlar olacaktır. Hep de böyle olmuştur.

Popülizme kapılmadan, idari ve mali disiplinden asla ayrılmadan, 22.lig şampiyonluğu hedefine kenetlenerek bir ve bütün halde hareket etmelisiniz.  Bunu başarabildiğiniz takdirde milyonlarca insanın yüzünü yine güldürecek, Galatasaray’a gerçek anlamda hizmet etmiş olmanın hazzını yaşayacaksınız.

Bugün KAP bildirimleriyle mest olanlar, yarın sizi yine kıyasıya eleştirebilir.  Oysa Galatasaray’ın kalıcı ve sürdürülebilir başarısı tüketimden üretime dönen köklü bir paradigma değişikliğiyle mümkündür.

Florya Akademi devrimi Fatih Terim hocamızın gözetiminde sürdürülmelidir.  Yeni transferlere kimsenin lafı yok ama Atalay Babacan, Yunus Akgün, Gökay Güney gibi gençler bizim en kıymetlilerimiz olmayı sürdürecektir.  17 resmi maçta kendini gösteren 18 yaşındaki evladımız Ozan Kabak sayesinde, muhtemelen ligin gol kralı olacak canavar santrfor Mbaye Diagne’yi alabildik, asla unutamayız.  Aynı Ozan Kabak 2017’de N’Diaye transferinin promosyonu niyetine Osmanlıspor’a verilseydi, kaçırdığımız fırsatı hiç bilemeyecektik.

Bir yıl önce Kasımpaşa’nın Çin’den bonservissiz transfer ettiği Diagne’ye biz 10 milyon Euro saydık.  Altı ay önce Portekiz’den Chaves kulübünün 900 bin Euro’ya aldığı Marcao’ya 4 milyon Euro vererek kadromuza kattık.  Oyunculardan memnun kalacağız, inşallah sergileyecekleri performansla bu bedellerin hakkını verecekler.

Ama gelin Diagne gibi parlayamamış potansiyel oyuncuları Çin’den getiren biz olalım, Marcao gibi gençleri Atletico Paranense’de oynarken keşfedelim, Ozan Kabak’ın yükselişini yaşıtlarına ve daha alt yaş gruplarına rol model olarak sunalım.

Sizden önceki başkanlar ve yöneticiler transfere akıttıkları para ile aldıkları övgüler eşliğinde aslında başarıyı satın alan üretimsiz / sürdürülemez modele saplanıp kaldılar.

Siz üretime dayalı ve fırsat maliyetini doğru yerden yakalayan bir modele geçebilecek misiniz?

Önünüzdeki “challenge” budur.

Başaramazsanız bugün sizi saran ılık popülizm rüzgarı altında kalacağınız bir çığa dönüşebilir, oturduğunuz koltuklar birer iğneli fıçı olur.

Her birinizin hissettiğine eminim ki; seçildiğiniz andan itibaren makamınızda güçlüsünüz çünkü kudretli Galatasaray’ı temsil ediyorsunuz, yalnız değilsiniz çünkü sizi destekleyen ve başarmanız için dua eden Galatasaraylılar var. Elbette eleştiri & denetimden azade değilsiniz çünkü yine sizi dikkatle izleyen Galatasaraylılar var.  Bunu asla aklınızdan çıkarmamanızı rica ederim.

Zamana sığan ve sığmayan tüm çalışmalarınız için, sarf ettiğiniz emek için teşekkür ediyorum. Ailelerinizden çaldığınız zamanları asla unutmuyorum, onlar da fedakarlık ediyorlar, haklarını helal etsinler.

Yolunuz açık olsun, sezon sonu Türkiye yine sarı-kırmızı bayraklarla donansın.

FATİH TERİM

Sarı-kırmızılıların en popüler aşk & nefret ikonu o.  

Karmaşık ilişkileri var, karizmatik, başarılı, fevri, kindar, sert, zeki, vefalı, aile babası, gelişleri kadar gidişleriyle de ses getiren, her türlü iktidar boşluğunu kendince dolduran ve Türk tipi liderliğin ansiklopedisine özel fasikül ekleyen futbol adamı.

Galatasaray’daki dördüncü dönem mesaisine başlayacak teknik direktörümüz Fatih Terim’in Galatasaray geçmişini ve performansını, kulüp başkanları olan ilişkileri ve dönemin şartlarını yeniden hatırlayarak ele almakta fayda var.  105 x 68 metreye sığmayan futbol dışı ilişkileri ise bu yazının konusu değildir.

Birinci dönem (Kaptan Fatih – Faruk SÜREN)

Sayın Faruk Süren vizyoner bir sportmen, sporu seven, bizzat sporun içinden gelen biri.  Fatih Terim kulübe ilk imzasını 1974’te atmasına rağmen, kulübedeki ilk sezonunda bocalıyor, ilk defa büyük takım çalıştırdığı için..  Eylül 1996’da bir Fenerbahçe maçı, Sebastiao Lazaroni yönetimindeki sarı-lacivertliler Mecidiyeköy’den 0-4 galibiyetle ayrılıyor.  Terim’den ne köy ne de kasaba olmayacağına dair sesler birden yükseliyor (ama sosyal medya canavarı henüz doğmadığından hocanın kellesini alamıyor neyse ki)  Faruk başkan hocasına sahip çıkıyor ve Terim’in kaderi değişiyor.  Dört yıllık dönemin ortalamasında kadro çok iyi, devamlılık ve istikrar meyvelerini veriyor, memleketin her tarafında rüzgar bizden yana esiyor.  Başarı geliyor, lige ipotek konuyor, daha önce yapılmamışı başararak Avrupa’da çifte kupa kazanan Galatasaray IFFHS kulüpler sıralamasında birinci sıraya çıkıyor.  Kaptan saha kenarında kendi saltanatını kurmuşken hatta ülkenin başbakanı bile “KAL” derken o Fiorentina’ya gidiyor.  Merhaba Floransa, arrivederci Florya !

İkinci dönem (Benvenuto Imperatore – Özhan CANAYDIN)

Rahmetli Özhan başkan “gönüllerdeki teknik direktör” vaadine uyarak asla başarısız denemeyecek Lucescu’yu gönderiyor.  2002’deki imza töreninde Kaptan Fatih artık nostalji olmuş, yepyeni bir sinyor var karşımızda.  Burada değinmemiz gereken bir nokta “Milan’dan kovuldu mecburen geri döndü” diye hoca ile alay eden insanlar!  Milano’ya gidip kulübün tesislerine turist olarak girseler, fotoğraf çektirmek için güvenlik görevlisinden izin alması gerekecek olanların, AC MILAN teknik direktörü olmayı başarmış bir insanın kariyerini eleştirmeleri o gün de gülünçtü, bugün de öyle..  Hocanın İtalya’daki en Avrupalı kulüp olan Milan’a ayak uyduramadığı, biraz da kuzey İtalya milliyetçiliği ve i nostri ragazzi (bizim evlatlar) baskısıyla örselendiği ise gerçek.

Terim’in yeni başkanı Özhan Canaydın muhafazakar ve statükoya inanan bir lider.  Kadro Fatih hocanın bıraktığı gibi değil ve oldukça yetersiz.  Üzerine yapılan transferler de fiyaskoya dönüşüyor. Mali durum daha önce hiç olmadığı kadar sıkıntılı, konjonktür aleyhimize, BJK 100.YIL rüzgarıyla her yerde tahakküm kurma peşinde, başlarında Terim sevdasına kapının önüne koyduğumuz Mircea Lucescu var.  Başkanlığı iyice benimseyen ve 2001 şampiyonluğunu el çabukluğu marifet ile kapan Aziz Yıldırım belki de en güçlü zamanında, kısacası hoca için sonuç mutlak başarısızlık.  Seçim kozu olarak gelen Terim, başka seçimleri riske atmamak için kovuluyor.  Ayrılığın ilan edildiği basın toplantısında Canaydın’ın yanında oturan hocanın yüzü asık ama kimsenin aleyhinde konuşmuyor, ceketini alıp çıkıyor.

Üçüncü dönem (I love you Hocam – Ünal AYSAL)

2010-11 sezonunda dibe vuran (sonradan anlıyoruz ki biraz da organize işler sonrasında dibe vurdurulan) Galatasaray yeni başkanını Belçika’dan ithal ediyor.  Ünal Aysal global müteşebbis, çok zeki, projeleri var, tam bir kapitalist winner. Türkiye’yi ve kirli rekabet ortamını tanımayan Ünal başkana “çare Fatih Terim” diyorlar,  o da “gelsin” diyor.  Takım kadrosu yenileniyor, büyük paralar harcanıyor, kadronun seviyesi üst düzey.  Ali Dürüst,  Abdürrrahim Albayrak herkes hocayı rahat ettirmenin peşinde. 3 Temmuz’da yakayı ele veren şike zanlısı Fenerbahçe tepetaklak, BJK zaten Allah’ından bulmuş Demirören’e esir düşmüş, kupası gasp edilen Trabzonspor bu travmayı atlatamadığından bunalımda.  Kısacası rakipler ters dönmüş kaplumbağa misali.. Kaçınılmaz olarak ligde başarı geliyor, yetmiyor UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek final.. Real Madrid’e karşı oynarken bizim taraftar “5…5….5…” diye bağırırken kendinden geçiyor.

Daha büyük hedeflere göz diken romantiklerin asla bilmediği ve anlamadığı arka planda ise Belçikalı Ünal Bey ile Adanalı Fatih Bey anlaşmazlığa düşüyorlar, #aslolanGalatasaray deseler de aynı frekansta buluşamıyorlar.  Fazla ön plana çıktığını düşündüğü Terim’i göndermek için Aysal fırsat kollarken, Terim de kendine tutunacak yeni bir dal arayışına giriyor ve gönderilmek için zemin hazırlıyor.   Ünal Aysal “Hoca benim telefonlarıma çıkmıyor” diyerek iletişimsizliğe ve elbette saygısızlığa tepki gösterirken,  haberleşmenin mahremiyeti ihlal edilerek Aysal-Terim SMS trafiği medyadaki en aşağılık herife el altından servis ediliyor.  Belli ki üzeri çizilen Fatih Terim itibarsızlaştırılmak istenmekte. Nihayetinde TFF ve milli görev palavrasıyla Aysal Terim’den kurtulmanın, Terim de yeni bir kontrata kavuşmanın hazzını yaşıyor.  Beyefendiler için durum win & win gözükse de, kaybeden yine GALATASARAY..  Fatih  Terim Türkiye Futbol Direktörü oluyor, Galatasaraylıların haz etmediği şahısların safına geçiyor.  “Hakkını arar, adalet kovalar, isyankar” diye bilip bayrak adam gördükleri Fatih Terim ile terazinin ayrı kefelerine düşmüş olan Galatasaraylılar yol ayrımına geliyor.  Kısacası pek çoğumuzun gönül dağına kar yağıyor.

Dördüncü dönem (Gündem mühendisi TERİM – Başkan adayı Dursun ÖZBEK)

Faruk Süren dönemindeki ilk sezonunda belki de twitter olmadığı için görevde kalan Terim, birkaç gün önce tüm zamanların en fazla interaction yaratan Türkçe twitter mesajını atarak gündeme bomba gibi düşüyor. Mayıs’taki seçimi kazanamayacağını hisseden başkan (adayı) Dursun Özbek’in icat ettiği 20 Ocak 2018 seçimi öncesi en popüler koz olarak 1905 TL aylıkla göreve başlıyor.  TERİM ile yeni tanışan Galatasaray profesyonel futbol takımı, ilk maçına bugün Göztepe karşısında çıktı, daha yolun başındayız, fütüristik tahminler için erken ama içinde bulunulan şartlar daha ziyade Süren / Aysal dönemlerine mi benziyor yoksa Canaydın dönemine mi?

Sonuca gelirsek, Galatasaray sosyal, idari ve mali açıdan lig şampiyonu olmaya / UEFA Şampiyonlar Ligi bileti almaya MECBUR !

Beklenti çok yüksek, kandırıldıkça öfkelenen, şımartıldıkça tatmin duygusunu yitiren, sosyal medya sayesinde hepten zıvanadan çıkan seyirci kalabalığı sihirli dokunuş ve seri zaferler bekliyor.

Bu sezon taraftarın tartışma yaratan koreografisine atfen, dördüncü TERİM dönemiyle birikte aslında ROCKY IV bugün vizyona giriyor.

Filmi hatırlayanlar için, İtalyan aygırı Rocky boksörlük kariyerinin zirvesine çıktıktan sonra ununu eleyip eleğini duvara asmıştır.  Kader ve intikam hırsı onu yeniden ringlere döndürür.  Dünya alem ondan umudu kesmişken Moskova’da Rus devi Ivan Drago’yu nakavt eder, bu zaferle kendisini çekemeyen herkesle de hesabını görmüş olur.  Filmin sonunda ona diş bileyen salondaki binlerce Rus seyirciden bol bol tezahürat ve alkış bile alır, mutlu son!

Mutlu sonları seviyoruz ama gerçek hayatta Slyvester Stallone ile Ivan Drago’yu canlandıran iri kıyım aktör Dolph Lundgren (Stallone’den 11 yaş daha genç + 20 santim daha uzun) dövüşse hangisi kazanırdı ???

Kulübümüzün 7446 sicil numarasıyla üyesi olan ve benim yıllardır “mühim Galatasaraylı” diye adlandırdığım Fatih Terim’e başarılar, sabır ve bol şans diliyorum.  Yolu açık olsun, Allah utandırmasın.

Mecbur olduğumuz şampiyonluğu kazandırırsa elbette müteşekkir oluruz, yine omuzlara alınır.

Hatta sokaklarda coşan taraftar, hocaya el kaldıran o kebapçının uyduruk heykelini bile cayır cayır yakabilir ama hiçbir ateş soğuğu tam olarak kırmayacak zira gönül dağına kar yağdı bir kere…..