Yüz bin imza ile bir ülkeyi değiştirme mücadelesi

Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre:

Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.

Bu satırların yazarı yukarıda anılan yeterlilikleri karşılamaktadır. İstanbul Fatih – Oruçgazi ilkokulu, Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler diplomaları noter onaylı takdim edilebilir.  Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler yüksek lisans programı, halen devam eden Adalet Meslek Yüksek okulu..  Hayat kısa ve öğrenecek çok şey var.

Ancak herhangi bir siyasi parti grubu beni aday göstermeyeceğine göre yazılı muvafakatim olursa ve 100.000 seçmenin imzasını alırsam aday olabilirim.  Bu küçük detayı şimdilik kenara bırakırsak böyle bir siyasi makama aday olsam seçmene neler anlatabileceğimi düşünürken, bunları kağıda dökmeye karar verdim.  Sonuna kadar sabırla okuyanlar, adaylığıma imza vermiş kabul edilirler 🙂

Muhtemelen diğer adaylar birbirlerini sürekli itham etmekten, mazotun litre fiyatı ya da asgari ücret seviyesi gibi popülist vaatleri arka arkaya dizmekten, vergi ya da imar affı üzerinden mavi boncuk dağıtmaktan geri durmayacaklardır.   Kimlik siyaseti ya da kişisel çıkar hesapları üzerinden taraftar toplamaya çalışacaklardır.  Bu ülkenin ihtiyacı aynı itiş kakışa bir figür daha eklenmesi olamayacağına göre, ben müsaadenizle sürüden ayrılıp farklı bir yol izleyeceğim.

Devlet dediğimiz örgütlenme insanlar için vardır, siyaset insanların barışı ve refahı için yapılmalıdır.  İnsanlar aday olur, insanlar oy verir. Seçenler ve seçilenlerin hikayesindeki ortak öge insan ise, oradan başlayacağız

Tersten gidelim, insan ne olmadan yaşayamaz? Oksijen…

Nefes almalıyız.

İlk vaat “soluk almak

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre örneğin başkent Ankara dünyada havası en kirli şehirlerden biri..  Tüm yerleşim birimlerinde kirletici faktörlerin minimize edilmesi bakanlıkların ve yerel yönetimlerin ilk hedefi olacak.  Temiz hava her yurttaşın hakkıdır, Türkiye yeryüzündeki karbon ayak izini küçültecektir.  Küresel iklim değişikliğinin yaratacağı felaketlere karşı alınabilecek altyapı önlemleri belirlenecek, hortum-sel-kuraklık gibi risklerin etkileri minimize edilmeye çalışılacaktır.

Aynı zamanda “soluk almak” özgürlüğün de tanımlarından biri.

Baskıcı, ceberrut, paranoyak devlet anlayışı külliyen reddedilecek.

Vatandaşın soluğunu kesen her tür uygulama kaldırılacak. Eleştirel yazı yazdı diye gazeteciler çalıştıkları kurumdan kovulmayacak, sosyal medyada kantarın topuzunu kaçırdı diye kimse gözaltına alınmayacak.

Metrekare cinsinden uygun alana sahip parklarda mini forum alanları yapılacak.  İnsanlar bir araya gelsin, birbirlerini dinlesin, sohbet etsin.  Çalsın, söylesin.  Mesela Cem Yılmaz’ın tahtına namzet bir stand-up ustası varsa dilerse performansını sergilesin, ne zararı olabilir ki?

Hatta 1 Mayıs Taksim meydanında kutlansın, alanın fiziksel kapasitesi nedeniyle izdiham (dolayısıyla güvenlik) riski varsa üst aramasından geçen herkes önceden ilan edilen kotaya uygun olarak “sayıyla” alana girsin Taksim meydanına.  Resmi açıklama şu yönde yapılmış olsa kötü niyetli olanlar hariç kimin diyeceği söz olur ki: “Fiziki imkanlar ve lojistik olanaklar göz önünde bulundurularak 90 bin kişinin katılımıyla Taksim meydanında 1 Mayıs şenliklerine İstanbul Valiliği müsaade etmiştir”   Daha kitlesel kalabalıklar için de başka yerler adres gösterilir.

Her problemin çözümünü özgürlükleri en az şekilde kısıtlama kaygısıyla ele almak prensip haline gelmelidir.

Toplumu düdüklü tencereye çevirmek ve sürekli baskılamak anlık ve yıkıcı tepkilerin oluşmasına yol açar.  Bunun yerine insanların sosyalleşmesine ve düşüncelerini paylaşarak birbirlerini tanımasına / anlamasına zemin hazırlanmalıdır.  Yıllardır bizi zehirleyen toplumdaki ayrışma, kutuplaşma ancak bu şekilde ve zamanla azalır.

Maalesef Meclis-i Mebusan’ı kapatarak neredeyse herkesin peşine hafiye takmış Osmanlı sultanının popüler kültür ikonuna dönüştüğü dönemde, tam ters istikamette hürriyet sahaları açılmalıdır halka.. Özgürlük, kamu düzeni ya da istikrarın düşmanı değildir.  Başkalarının hakkına tecavüz edeni, kamu düzenini bozanı, kanun dışı eylemlere kalkışanı önlemek ve bileğini bükmek de devletin varlık sebebidir.

Hava temiz, nefes alabiliyoruz, biraz rahatladık ama başka ne olmazsa alt tarafı birkaç günlük ömrümüz kalmıştır?

SU

Hayatın kaynağıdır su….

Dünyada son 100 yılda su tüketimi 10 kat artarken, kişi başına düşen temiz su miktarı yarı yarıya azaldı.  Yaklaşık 1,1 milyar insanın içilebilir suya ulaşmakta zorluk yaşadığı, başta çocuklar olmak üzere yılda ortalama 10 milyon insanın sudan kaynaklanan salgın hastalıklar sonucu öldüğü bir dünyada su savaşlarının ortasında kalabilecek bir coğrafyada yaşıyoruz.  Çocukluğumuzda suyumuzun bol olduğunu zannederdik ama son 20 yılda Türkiye’de kişi başına temiz su miktarı 4000 metreküpten 1430 metreküpe kadar düştü.  Çanlar bizim için çalıyor ve kimsenin umurunda değil.

Gölleri, nehirleri kirleten unsurların detaylı tespitini müteakip karşı önlem alınacak. Sanayi tesislerinin bu su kaynaklarından uzağa taşınması, evsel atık ve diğer kimyasalların kirletici etkisinin azaltılması öncelik haline gelecek.  Tarımda damla sulama özendirilecek, bununla ilgili yatırımlara destek olunacak, salma sulamada ısrar edenler para cezasına çarptırılacak.

Zengin biyolojik çeşitlilik içeren ormanların olduğu ve bu ormanların can damarı olan akarsuların olduğu yerde kesinlikle HES inşa edilmeyecek.

Denizlerdeki biyolojik çeşitliliğin 30 yıl öncesindeki seviyesine dönmesi için tüm önlemler alınacak.  Yasa dışı balıkçılık faaliyetinin cezası artırılacak.  Karadeniz’e komşu ülkeler ve Yunanistan’la bu konuda ortak inisiyatif geliştirilecek.

Denizden izinsiz kum çekenler, trol avcılığı yapanlar ve benzeri ihlallerin tespiti / önlenmesi için Sahil Güvenlik ve Deniz polisi yeni teçhizat, tekne ve personelle takviye edilecek.

Kıyılarda, yüzeyde biriken atıkların daha sık temizlenmesi için özel amaçlı teknelerin sayısı artırılacak, bu atıklar geri dönüşüme gidecek.

Tamam şimdi nefes alabiliyoruz, temiz suya erişiyoruz, sırada ne var?

Tahmininiz doğru, Sağlıklı Gıda

Türkiye’nin şehirleşme oranıyla övünülürken, şehirde yaşayan insanların çiftçilere, köylülere ve hayvancılıkla uğraşanlara muhtaç olduğu gerçeği değişmiyor.  Hepimiz hiç tanımadığımız insanların eline bakıyoruz ama muhtaç olduğumuz o insanları bir an bile düşünmüyoruz.

Ekilebilir tarım sahaları daralıyor, verimli topraklar erozyonla yok oluyor ya da iskana açılıyor, hayvan sayısı azalıyor, verimlilik düşüyor.  Çiftçiler mutsuz, köylüler fakir, planlama olmadığından ürünlerde fiyat istikrarı yok.  Gıda enflasyonu orta ve dar gelirlileri ürkütecek boyutta, üstelik ne yediğimizden emin değiliz.  Ne tohumdan, ne ilaçlamadan, ne katkı maddelerinden emin olamıyoruz.  Gıdada tağşiş çok yaygın bir haksız kazanç aracına dönüşmüş durumda ve sağlığımızı tehdit ediyor.

Demek ki düzen değişmeli ve düzenleyici konumdaki T.C. Gıda Tarım Hayvanlık Bakanlığı en baştan yapılandırılacak.

Ata mirası genetiğiyle oynanmamış yerli tohumlar kontrollü biçimde çiftçiye dağıtılacak, organik gübre üretimi artırılacak.  Besi hayvancılığında, tavukçulukta standartlar en baştan belirlenecek.  Tarım üretimi merkezi sistemle ve bölgesel önceliklere göre planlanacak.  Çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanlar verimlilik kıstaslarına göre konan hedeflere uygun performans gösterirse sabit yatırım desteği, vergi indirimi gibi teşvikler gelecek.   Tarladan sofraya ulaşan zincir kısalacak.  Temel gıda maddelerinde kendine yetebilen, komşu ülkelere de ihracat yapan bir ülke olmak idealimiz olmalıdır.  “Köylü milletin efendisidir” diyen adamın büyüklüğüne inanınız.

Kırsaldan yakın zamanda kopan ya da büyük şehirlerde kendini kıstırılmış hissedenlerden nüfusa kayıtlı olduğu ilçe veya köye dönüp tarım – hayvancılık ile uğraşmayı taahhüt edenlere ilk yılı geri ödemesiz %9,9 yıllık faizle kredi verilecek.  Yapılacak denetimler sonucunda aldıkları krediyi maksadı dışında kullananlar “devlet mallarına karşı işlenen suçlar” kapsamında işlem görecek.

Hava, su, gıda tamam…

Bundan sonraki ilk üçlü ise güvenlik-adalet-eğitim

Bu mühim konulara dair yaklaşımlarımızı sıkıcı olmamak adına çok kısa örneklerle özetleyelim:

Deniz ve kara sınırlarının güvenliği için elektronik gözlem ekipmanları ve insansız hava araçlarının kullanımı yoğunlaştırılacak.  Irak ve Suriye’de devlet otoritesi boşluğundan faydalanarak Türkiye aleyhine pozisyon alan, girişimde bulunabilecek silahlı unsurlara göz açtırılmayacak. Caydırıcılık ön planda tutulup, sırf iç politika malzemesi olsun diye maddi / manevi yüksek maliyetli sınır ötesi operasyonlara kalkışılmayacak.  Uluslararası hukukun da tanıdığı meşru müdafaa açısından askeri müdahale kaçınılmaz hale gelirse, mobilize edilecek en büyük kuvvetle hedeflere en kısa sürede ulaşılması yegane öncelik olacak.  Müttefik ülkeler ve bölgenin legal aktörleriyle dürüst ve açık ilişkiler yürütülecek.  Suçu önleme maksadıyla istihbarat birimlerinin çalışmalarında eş güdüm artırılacak.  Uyuşturucu madde üretimi ve ticareti toplum için risk ve terörün finansmanına destek oluşturduğu için narkotik suçlarla ilgili kovuşturma ve soruşturma süreçleri sıkılaştırılacak.  DEPREM riski milli güvenlik meselesi olarak ele alınacak ve nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki şiddetli bir depremin ülkeyi istikrarsızlaştıracağı varsayımıyla hasarı azaltmaya matuf önlemler hızlandırılacak.

Hakimler ve Savcılar YÜKSEK Kurulu tekrar ihdas edilecek, başka bir deyişle kaldırılan Y geri dönecek.  Yürütmeyi temsilen tek HSYK üyesi Adalet Bakanlığı Müsteşarı olacak ve yargı bağımsızlığını ilgilendiren konulara değil sadece idari hususlara müdahil olacak.  Adli yıl açılışına cumhurbaşkanı katılacak, misafirliğini bildiğinden konuşması 15 dakikayı geçmeyecek.  Yüksek yargı mensupları cumhurbaşkanını alkışlamak, takdir etmek, övmek zorunda bırakılmayacak.

Tutuklu tüm gazeteciler ve milletvekilleri tahliye edilecek, dava dosyaları yeni mahkeme heyetleriyle ve tutuksuz yargılama esasına göre devam edecek.

İki yılın altında hapis cezası alanlar ya da kabahatler kanununu ihlal edenler için farklı sürelerde kamu hizmeti zorunlu olacak..  Kimisi aş evlerinde yemek dağıtacak, kimisi görme engellilere kitap okuyacak, kimisi yaşlı bakım evlerinde çalışacak.  Kamu hizmetinden kaçınan ya da kaytaranın cezası katmerlenecek.

Tablet ya da akıllı tahta ile eğitimin kalitesinin artırılacağına dair fantezi terk edilecek.  İçerik ve eğitmene ağırlık verilecek.  Ders kitaplarında akıl ve bilimle bağdaşmayan, siyasi propaganda katkılı, ayrımcılığı körükleyen her türlü yazı ve görsel ayıklanacak. Öğretmenlerin maaşları ve yan hakları iyileştirilecek.  Atama bekleyen öğretmenler, ihtiyaç doğrultusunda görevlendirilmeye başlanacak.  Eğitim fakülteleri sil baştan ele alınacak.  Öğretmenliğin toplumdaki saygınlığı artırılacak ama öğretmen olmak zorlaşacak.  Genel kültürü yüksek, formasyonu eksiksiz, çok katmanlı sınavları aşabilen insanlar öğretmen olabilecek.  Okul binalarının tamir ve yenilenmesi için yerel yönetimlerin ve eşrafın da katkısı talep edilecek.

Üniversitelerde öğretim üyelerinin birinci sorumluluğu bilim üretmek ve öğrencilere vakit ayırmak olacak.  Özel sektöre, ticarete, siyasi danışmanlığa odaklanarak asli faaliyetinden uzaklaşanların akademik performansları sorgulanabilir.  12 Eylül kalıntısı YÖK kaldırılacak.

Yurt dışına devlet bursuyla gönderilen öğrenci sayısı %100 oranında artırılacak.  Öğrencilerin ülkeye dönmeden önce en az 2 yıl yurt dışında çalışarak farklı deneyimlerle tanışması özendirilecek.

Dünya akademik literatürüne en çok katkıda bulunan devlet üniversiteleri bütçelerini diğer üniversitelere nazaran daha yüksek oranda artırma şansı yakalayacak.

Üniversite seçimlerinde rektörlük yarışını kim kazanmışsa Cumhurbaşkanı onu atayacak.

Kültür, sanat, spor festivallerinin üniversiteler arası katılımla gerçekleşmesi özendirilecek.  Bu konuda devlet ve özel sektörden kaynak yaratılacak.

İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere köklü üniversiteler bölünmeyip bir bütün olarak devam edecek.

Üniversitelere dışarıdan silahlı terör saldırısı olmadığı ya da yüksek güvenlik riski ile Rektör davet etmediği sürece polis ve jandarma asla kampüslere girmeyecek.

Bu yazının devamında hepsi birbirinden önemli birkaç konuya yer verilecektir, elbette irdelenmesi gerekenler bunlardan ibaret değildir.  Yeterince uzun olan metnin daha da sıkıcı hale gelmemesi dikkate alınmıştır.  Sıradaki konu başlıklarına dönersek;

HARİCİYE SİYASETİ ve örnek vaka: Türk-Yunan ilişkileri:

Mustafa Kemal Atatürk’ün saygın, barışçı ve dengeli dış politikasından feyz alınacak. Son 5 yılda istifa etmiş ya da emekli olmuş seçkin diplomatlardan özel bir danışma heyeti kurulacak. Meslekten olmayan büyükelçi yurt dışı göreve atanmayacak. T.C. hukuk devleti sıfatıyla hiçbir sorununu rehine alarak çözmeyeceğinden ülkemiz sınırını aştığı için yakalanan Yunan askerleri casusluk amacıyla topraklarımıza girmedikleri hukuken ispatlandığı an ülkelerine iade edilecektir.  Yunanistan’a kaçan 8 darbeci askerin iadesi için temaslar sıklaşacak.

Heybeliada Ruhban okulu meselesi Lozan antlaşması ve iki ülke ilişkileri ışığında yeniden ele alınacak.  Son 10 senede oldu bitti ile Yunanistan tarafından işgal edilen Ege ada ve kayalıkları karşılıklı müzakere edilecek ve haksız işgaller mutlaka sona erdirilecek.  Uluslararası antlaşmalara aykırı şekilde silahlandırılan hatta askeri havaalanı inşa edilen adaların durumu müzakere edilecek, çözüm bulunamazsa uluslararası hukuk platformlarına taşınacak.  İki NATO üyesinin Ege Denizi üzerindeki rutin gözlem & devriye uçuşlarını mühimmat yüklü olmayan uçaklarla yapması teklif edilecek. Türkiye – Yunanistan arasında günübirlik turizm veya alışveriş amaçlı geçişler kolaylaştırılacak.

ULAŞIM

Ulaşımda raylı sistemler desteklenecek, şu anda istenen düzeyde yolcu deneyimi yaratamayan hızlı tren projesi rehabilite edilecek.   Raylı sistemlere entegre büyük otoparklar yapılarak, mega kentlerdeki özel araç sirkülasyonu sınırlanmaya çalışılacak. Uygun olan kentlerde deniz ulaşımına ağırlık verilecek, büyük kentlerde uygun ana arterlerde tercihli bisiklet yolları olacak.  Motosiklette alt vergi dilimi 250 cc’den 500 cc’ye yükselecek.  Böylelikle motosikletin daha çok insanın birincil tercihi olması sağlanabilecek. Hybrid araçlarda büyük vergi indirimleri olacak, 10 yaşını aşan otomobiller ise yüksek vergi ödemeye başlayacak.  İstanbul’da 5.000 yeni taksi plakası daha tahsis edilecek, mevcut plaka sahiplerinin hegemonyası kırılacak.  Trafik ihlallerinin tespitinde EDS yaygınlaşacak, örneğin emniyet şeridini amacı dışında kullanan sürücü aracının 1 yıllık MTV’si kadar cezayı bir seferde ödeyecek. Buyrun emniyet şeridini kullanın, hazine kazansın!

Cumhurbaşkanı kent içinde yolları önceden kesmeyecek, geçiş üstünlüğü için trafik akışını keşmekeş haline sokmayacak.  Uygun durumlarda deniz yolu ya da helikopter kullanılmak suretiyle yollardaki yüz binlerce insanın ulaşım hakkına halel getirilmeyecektir.

DİN ve Diyanet

Türkiye din ve vicdan özgürlüğüne saygılı, aynı şekilde dinin siyasallaşmasına ve ayrıştırıcı unsur olmasına karşı ve tüm inançlara eşit mesafede duran LAİK bir cumhuriyet olduğunu hatırlamak durumundadır.

İlkokuldan liseye dek her türlü siyasi, dini, ayrışmaya sebep olacak faaliyet, etkinlik, yapılanma okullarda men edilecek.

İlk ve orta dereceli okullarda her türlü dini sembol (türban-baş örtüsü dahil) yasak olacak.  Liseden itibaren serbestiyet yalnızca imam-hatip okulları için geçerli olacak.  Üniversitelerde doğal olarak hiçbir kısıt ya da sınırlama olmayacak.

Yeteri kadar İmam Hatip mektebi açıldığı ve kontenjanlarını dolduramaz durumda olduğu için, bir süreliğine yenisi açılmayacak.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dinler tarihi ve iyi insan olmanın özelinde elden geçirilecek, seçimlik ders olacak, 5.sınıftan itibaren müfredata girecek, merkezi sistem sınavlarında soru olarak sorulmayacak.

Diyanet İşleri Başkanlığının yetkisi ve bütçesi kademeli olarak daralacak. Fetva kurumu en baştan ele alınacak.  İnsanlık onurunu zedeleyen, cinsiyet ayrımcılığına zemin oluşturan, hukukun suç saydığı fiillere mazeret oluşturabilecek fetva yayımlanamayacak.

Tarikat, cemaat türü grupların “din ve vicdan özgürlüğü” kapsamında her türlü faaliyeti serbest olacak.  İtikat, ibadet, tasavvuf dışına taşarak siyaset ile ilgilenmeleri yasaklanacak, her ne nam altında olursa olsun ticari faaliyetlerine mani olunacak.  Vakıf kurmaları özel izne tabi olacak. Tüm bu gruplar birer dernekmiş gibi aldıkları tüm bağışları makbuz karşılığı tahsil edecek, tüm bu gönüllü para hareketinin kaydını tutacak, olası hukuk ihlallerinden yönetim kademesi olarak belirlenen kişiler sorumlu olacak ve ağır cezalara çarptırılacaklar.

Bir yerleşim yerinde hiçbir ibadethane yoksa inşasına hemen izin verilecek, diğer şartlarda ancak ulaşım zorluğu ya da kapasite sorunu yeni ibadethane inşası için gerekçe olarak ileri sürülebilecek.

Cemevleri ibadethane sayılacak, camilerin yararlandığı avantajlı maliyetlere aynen tabi olacak.

Sinagog ve kiliseler talep ettikleri takdirde, tıpkı camiler gibi tesis yönetimi hizmetlerini bulundukları belediyelerden ücretsiz alacaklar.

Tarihi özelliği olan cami ve külliyelerde Kültür ve Turizm Bakanlığı onayı olmadan en ufak tadilat, tefrişat, ekleme yapılamayacak.  Restorasyonları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanmadan başlamayacak.  Sabah ezanını saba makamında okumayı bilecek kadar görgüsü ve musıki bilgisi olmayanlar müezzin olamayacak.

Cumhuriyet düşmanı F.Gülen tehdidi

Kaçak Fethullah Gülen’in iadesi için 100 sayfayı geçmeyen İngilizce bir özet hazırlanacak, somut delillerle ABD’den tekrar istenecek.  T.C. düşmanı Gülen Türkiye’ye getirilebilirse İmralı’da yüksek güvenlikli hapishanede tutulacak ve dahili ve harici ilişkileri sorgulanacak.  Aşçı, bahçıvan, maklube yiyen ablalar hepsi cezaevini boylamışken 30 yıldır zehir saçan emekli vaizin sağ kolu, has adamı, gizli kasası, sırdaşı olup havuz medyasında her gün iktidar yanlısı yorum yapanlar gözaltına alınacak ve en baştan sorgulanacak.  Kısacası her türlü iktidarla önceden yapılmış tüm hukuk dışı pazarlıklar geçersizdir.  Ayrıca Gülencilerin tasfiyesi ardından kamuya giren herkes tekrar güvenlik soruşturmasından geçecek, liyakati olmadığı halde başka tarikat / cemaat bağlantısı nedeniyle tercih edilenlerin memuriyetle ilişiği kesilecek.

SAĞLIK

Sağlık sektöründeki mesai düzeninin değişmesi, hemşire ve hekimlerin iş yükünün adil ve makul bir hale getirilmesi uzun vadeli hedeftir.

İnsan kalabalığından yılmış, neredeyse elinde kronometreyle teşhis koymak durumunda olan, mesleğinden soğumuş bir hekimin hastalara şifa dağıtması, hasta yakınlarına medeni biçimde laf anlatması imkansızdır.

Hastanelerdeki güvenlik düzeyi ve dinlenme alanları da hemşire ve hekimler için kritik önemdedir.  Sağlık hizmeti verenler işlerini yaparken kendilerini rahat hisseder ve gülümseyebilirse, pek çok sorun zincirleme çözülür.

SPOR: Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur

Sporda ilk hedef lisanslı veya lisanssız düzenli spor yapan yurttaş sayısını artırmaktır. Bu amaca matuf olarak koşu ve bisiklet parkurları başta olmak üzere alan yaratılacak. Engelli bireylerin spor yoluyla rehabilitasyonunun ne büyük fark yaratabileceğini bildiğimden, elit engelli sporcuların çocuklara örnek olması için farkındalık çalışmaları yapılacak. Olimpik sporlarda 2028 yaz olimpiyatlarında bugüne dek başarılı olunamamış bazı hedef branşlarda kürsüye çıkacak sporcular yetiştirilmesi için planlama yapılacak.  Euro 2024 sevdasıyla Ankara’da inşa edilmek istenen 65.000 kişilik futbol stadyumundan vazgeçilecek, turnuva sonrasında atıl kalacak böylesine bir yatırım israftır.  Futbol kulüplerine bir daha vergi affı olmayacak, T.C. pasaportlu oyuncularla ancak TL cinsinden mukavele imzalanacak.  Doping yapan sporcular, uluslararası düzeyde ne ceza almış olurlarsa olsunlar, ömür boyu milli takımlardan men edilecekler.  Vergilendirmede %15 olan stopaj %25’e yükselecek, kulüplere bu vergileri profesyonel sporcuların brüt ücretlerinden tahsil etmeleri tavsiye edilecek.  Belediyelerin futbol kulüplerine destek olması yasaklanacak. Milli forma giyen tüm sporcular ancak madalya veya kupa kazanmışsa ekstra prime hak kazanacak, konu yasayla düzenlenecek.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin sevk ve idaresi

Vazifesine ve anayasaya sadakat ile bağlı asker olma vasfını yitirip, bir orgenerale yakışmayacak her türlü mesleki zaafı gösteren Bay Hulusi Akar re’sen emekli edilecek.

Kurmay subay yetiştirme konusunda asırlık sistemin ilgası geri alınacak, Askeri Liselerin tekrar açılması yeni komuta kademesine teklif edilecek.

Her halükarda Kuleli Askeri Lisesi veya Heybeliada Deniz Lisesi otel ya da rezidans olmayacak.

Kurmay sınıfının yetiştirilmesi hususunda Ergenekon, Balyoz mağduru olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzaklaştırılmış vatansever subay ve paşalardan görüş alınacak.  Tercih edenlerin askeri eğitimde uzman olarak görev almalarının önü açılacak.

Barış döneminde Türk Silahlı Kuvvetlerinin sabit masrafları ve değişken maliyetleri kontrol altında tutulacak.  Bilhassa askerin iaşe ve ibatesinde israf olmayacak.  Bu hususta görev alan özel şirketler dikkatle seçilecek, gıda zehirlenmesi gibi kabul edilemez olaylara sebep olanlar hakkında tazminat davaları açılacak, bir daha değil TSK, herhangi bir kamu ihalesine giremeyecekler.

Silah sistemlerinin ve özellikle mühimmatın olabildiğince yerli üretim olma hedefi devam edecek.  MİLGEM projesinin dış satıma yönelik genişletilmesi sağlanacak.

Muhtelif konularda bazı fikirler…

Nükleer enerji ile ilgili projeler iptal edilecek.  Rüzgar, güneş, jeotermal gibi çevre etkisi ve riski düşük yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinecek.  Ruhsatsız kömür madenleri derhal mühürlenip kapatılacak, tüm kömür madenlerinde yaşam odası zorunlu tutulacak.

Yavuz Sultan Selim ya da Osmangazi köprüleri gibi altyapı yatırımlarında müteahhit firmalarla yapılan anlaşmalar kamu yararı olmadığı gerekçesiyle revize edilecek.  Herhalde söylemeye gerek yok, Kanal İstanbul gibi aşırı maliyetli ve doğanın düzenine aykırı projeler rafa kaldırılacak.   Fay hatlarına yakın yerleşim birimlerinde kamu binaları başta olmak üzere risk haritası ve bugüne dek yapılan güçlendirme çalışmalarının sonucu halka açıklanacak.

İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde ihtiyaç halinde (yol genişletme ya da tarihi silueti koruma) kamulaştırma yapılacak.  Bu amacın gereği olarak ve kamuoyu tarafından hatırlanması maksadıyla İstanbul’a hançer gibi saplanan Zeytinburnu 16/9 kuleleri ve Süzer Plaza kamulaştırma bedeli ödendikten sonra törenle yıkılacak, 1983’ten sonra verilen tüm inşaat izinleri 1/5.000 ölçekli nazım planlara göre incelenecek.

Halkın sahillere erişimini kısıtlayan inşaatlara ya da beach club benzeri yeni kumsal tesislerine artık müsaade edilmeyecek.  SİT alanlarına, hazine arazilerine yapılan kaçak yapılar derhal yıkılacak.  Orman yangınlarından sonra imar değişikliği yapılarak betona terk edilen alanlara yeniden orman vasfı kazandırılması öncelik olacak.  Doğal olarak, kamu ihaleleri kovalamakla tanınan milyarder müteahhitlere artık vergi affı olmayacak.

İstanbul’daki Çapa – Cerrahpaşa – Haydarpaşa Numune hastaneleri parça parça yıkılacak ama arsa spekülatörleri ellerini ovuşturmasın bu kıymetli hastaneler bulundukları yerde peyderpey modernize edilip hizmetlerine devam edecek.  İstanbul Taksim meydanı ve İstiklal Caddesi yeşillenecek, Bağdat Caddesindeki kentsel dönüşüm yavaşlayacak.   Otopark yapmak gibi sudan sebeplerle deniz doldurulmayacak.  Karadeniz yaylalarını birbirine bağlayacak yeşil yol iptal edilecek, o güzelim yaylalara değil asfalt çimento bile girmeyecek.   “Turizm gelişecek” bahanesiyle berbat edilen Uzungöl ve benzeri örnekler doğal haline geri döndürülecek.  Kaz dağlarında altın, Artvin Cerattepe’de bakır aramak gibi hevesler sona erecek.

Tiyatro, bale, opera vb. gösterilerinin bilet gelirlerinden Eğlence Vergisi alınmayacaktır zira sanata eğlence gözüyle bakan zihniyete aşina değiliz.  Müzik aletleri satışında KDV %1’e inecek çünkü müzik insanlığın en büyük icadıdır. Hem neşenin ahbabı, hem yalnızlığın ilacıdır.

Televizyon kanallarında tamamen yapay kurgular üzerine oluşturulan ve toplumsal ilişkileri ya da bireylerin zaman yönetimini menfi etkileyen boş programların ve yapımcıların hareket alanı daraltılacak.

KAMU ve CUMHURBAŞKANLIĞI

Kamuda tasarrufa gidilecek, memuriyet kadroları ve memur sayısı azalacak. Özel maksatla toplanan vergilerin amaca uygun kullanıp kullanılmadığı halka anlatılacak.  Örneğin 1999 depreminde geçici hale getirilen ama kalıcıya dönüştüğü anlaşılan Özel İletişim Vergisi (ÖİV) üzerinden toplanan takribi 64 milyar TL tutarında meblağın % kaçı depremle mücadele ve yapı güçlendirme maksadıyla kullanılmıştır?  Araştırılacak ve açıklanacak.

Son yıllarda göze çarpan gösteriş, debdebe ve lüks düşkünlüğü çok keskin şekilde derhal sona erdirilecek.

Makamın devlet adına halka hizmete aracı ettiğini hatırlamayıp makam araçlarıyla sağa sola caka satanların devri sona ermiştir.

Cumhurbaşkanının  onlarca araçla gezmesi, yüzlerce araçlık konvoylarla gösteriş yapması lüzumsuz bir ayıptır.  Medeniyetin ölçüsü, gösterişe harcanan para olamaz.

Cumhurbaşkanının kalabalık heyetlerle yapacağı seyahatler için bir özel uçağı olmalıdır.  Bunun dışındaki bazı planlı yurt içi seyahatlerini THY tarifeli seferleriyle yapacak, uçaktaki yolcularla hasbıhal edecektir.

Milyarlık otomobillerin tümü açık artırmayla satışa çıkılacaktır, seçimi kaybeden liderin hayranları bedelini peşin ödemek kaydıyla bu araçları satın alabilirler.

Yeni Cumhurbaşkanı aşağıdaki araçlardan oluşan araç parkıyla kara yollarındaki her türlü ulaşım ihtiyacını çözmeyi taahhüt eder.

Yürüyen ofis / İlk tercih:   Mercedes Vito Select 119 CDI – 270 bin TL

Günlük işler için:               Hyundai IONIQ Hybrid – 170 bin TL

Yedek araç:                            Opel Insignia GS 1.6 – 240 bin TL

Prestij / protokol amaçlı:  Volvo S90 Twin Engine – 550 bin TL

Dağ, bayır, yayla:               Subaru Forester 2.0 AWD – 210 bin TL

Spor amaçlı:                        En güzelinden bir bisiklet

Araçların protokole özgü güvenlik donanımlarıyla teçhiz edilmesi konusu bilahare değerlendirilecek olup, daha önce cumhurbaşkanlarının kullanmadığı araç markaları olduğu düşünülürse üreticilerden “kamuya bağış” olarak bedelsiz alınacağı umulmaktadır.  Kamuda tasarruf demiştik, alırken kazanmak esastır 🙂

Görüldüğü üzere bugün 1 adet lüks Maybach fiyatının altına 5 adet motorlu araçla işimizi çözebiliyoruz.  Kullanım maliyeti ve bakım masrafları da ayrıca indirimli tarifeden olacaktır.  Cumhurbaşkanı 6 escort araç, 1 jammer, 1 ambulans dışında yüzlerce araçlık gösterişli konvoylar dönemini sona erdirmeye söz verir.

Kamudaki maksimum araç standartı budur, lüks düşkünlerine kötü haberi iletelim.

Reis-i cumhurun ikametgahı meselesi:

Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğini temsil eden cumhurbaşkanları başkent Ankara’da Çankaya köşkünde oturur ve oturmaya devam etmelidir. Çankaya köşkünü yine 81 ilin nüfusuna kayıtlı seçkin askerlerden oluşan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı koruyacaktır.  Kendi askerinden korkan kişi cumhurbaşkanı olamayacağı gibi, yeni reis-i cumhur her ay en az bir kere akşam yemeğini konutunu koruyan askerlerle birlikte yiyecektir.  Onların halini hatırını soracak, ailelerinden haber alacak, memleket ahvalini ilk elden / aracısız dinleyecektir.

AK Saray’ın akıbeti?

Olgun demokrasilerde meclisten büyük kamu binası şık olmayacağından Beştepe’deki süper lüks saray ODTÜ ile Ankara Üniversitesi arasında bölüştürülecek. Atatürk Orman Çiftliği’nden çalınan araziler iade edilecek, çiftlik Atatürk tarafından kurulduğu amaç ve ilkelere göre faaliyet gösterecek hatta tarım ve hayvancılık için bir tür laboratuvar vazifesi görecek.

Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?

Gezmeden evvel okuyan, gezerken gördükleri hakkında çevresindekilere doğru soruları sorup gerçek cevaplara ulaşanlar bilir.  Dolayısıyla veriler, raporlar, danışman analizleri, akademik çalışmalar bir yerden sonra toplumu anlamaya yetmeyecektir.

Bu durumda hastanelerin acil servisleri, çocuk yuvaları, üniversiteler, yaşlı bakım evleri, bazı okulların mezuniyet törenleri, taksi durakları, semt pazarları, sivil toplum kuruluşlarının etkinlikleri ve benzeri yerlerde cumhurbaşkanı gözlem yapmak üzere bulunabilir.  Bunların bazıları önceden haber verilmek suretiyle, bazıları habersiz gerçekleşebilir.

Cumhurbaşkanı arada sırada vapura, metroya binebilir, herkes buna alışmalıdır.

Atatürk 1936’da Beşiktaş iskelesinde şehir hatları vapurundan inerken…

Cumhurbaşkanı ayda en az iki kültür & sanat etkinliğine katılmaktan keyif alacaktır. CSO konserleri, resitaller, tiyatro, bale, resim ve heykel sergisi, festivaller, müzeler, sinema bunların hepsi ilgi alanına dahildir.

Cumhurbaşkanı farklı yaş gruplarındaki amatör spor müsabakalarını yerinde izleyebilir, milli takım maçlarında protokol tribününde bulunabilir.

Cumhurbaşkanı bu ziyaret, gözlem ve katılımlarında peşine medyayı takmaz.  Birkaç koruması, özel kalem müdürü ve dostları ile gezer.

Diyelim ki seçildiniz, ilk icraatınız ne olacak? Anıtkabir halkla birlikte ziyaret edilecek, bir ulusun önderine olan minnettarlığı yeniden vurgulanacak.  Ona layık olamadığımız ve gösterdiği hedeflerin çok uzağına düştüğümüzden mütevellit ruhuna huzur vermediğimiz Atatürk’ün manevi şahsiyetinden geçmiş dönem adına özür dilenecek.

İkinci icraat: Daha güçlü bir parlamenter demokrasi kurmak için yeni anayasa komisyonu ve 15 Temmuz darbe girişiminin perde arkasını (siyasi ayağını) çözmek için soruşturma komisyonu kurulması direktifi vermek, kurulduğu andan itibaren ilgili çalışmalara katılmak

Üçüncü icraat:  1 Temmuz Kabotaj Bayramında Türk bandıralı büyük bir gemiyle İstanbul ve Çanakkale boğazlarını takiben Ege’ye açılmak.  Yolculuk esnasında Sahil Güvenlik komutanı, Deniz Ticaret Odası başkanı, balıkçılık kooperatiflerinden temsilciler gibi denizlerin paydaşlarıyla istişare toplantısı yapmak

İlk yurt dışı ziyaret:  Daha önceki tarihlerde başka bir uluslararası bir toplantıda bulunma mecburiyeti olmayacaksa, Kıbrıs Barış Harekatının yıl dönümünde KKTC (20 Temmuz)

İlk yurt içi ziyaret:   Her seçim döneminde aykırı ve özgün tercihlere imza atmış, siyaseten memleketin geri kalan 80 vilayetinden ayrı gibi duran, muhtemelen bu satırların yazarına da oy vermeyecek, Milli Mücadele yıllarında Diyap Ağa gibi birleştirici kanaat önderi çıkarmış, tarihte kanlı isyanlara sahne olmuş, nev-i şahsına münhasır Tunceli’yi ve insanını yakından tanımak mühim bir tecrübe olacaktır.  Daha önce orada bulunma fırsatım olmadı ama kanaatimce Dersim’in sırrını çözmeden memleketi tam olarak anlamış sayılmayız.  Bu ziyarette halkla yakın temas öncelik olacaktır.  Vali ve belediye başkanı ziyaret edilecek, kırsaldaki asayiş sorunlarına dair geçmiş dönem uygulamaları hakkında Tunceli garnizon komutanından bilgi alınacaktır.  Munzur çayı kenarında toprağa oturup illa ki türkü dinlenecek ve tavşan kanı çay içilecektir.

“Bu profilde bir cumhurbaşkanı adayımız olabilseydi” diyorsanız yalnız değilim demektir.  İmza vermeseniz de, canınız sağ olsun 😉

24 Haziran yolunda Erdoğan: Bir lider portresi – IV

Çok partili demokrasilerde eşine pek az rastlanır bir performansa sahip Recep Tayyip Erdoğan.. Kaybetmek nedir bilmiyor, adeta “yenilmez” bir siyaset ustası.

Hem seçim kazanıyor, hem oy oranını artırıyor, hem de istediğini her defasında (öyle ya da böyle) almayı biliyor.

MGK merkezli askeri vesayeti bitiriyor, bürokratik baskıyı kırıyor, yanlışta ısrar etmek pahasına 40 yıllık doğrulara meydan okuyor. Gün oluyor Kürtleri, gün oluyor liberalleri kendi safına çekiyor.  Ekonomik krizlerle çökmüyor, Gezi protestolarıyla sallansa da yıkılmıyor, kanseri alt ediyor, 17-25 Aralık’ta ortalığa dökülenlerin “montaj-dublaj” olduğuna kitlesini inandırıyor, darbe girişimlerini atlatıp kahraman oluyor, aile efradının uluslararası ticari başarılarını(?)  rahatça anlatıyor, yasal ve geçerli bir üniversite diploması ibraz edememiş görünse de cumhurbaşkanı adayı olabiliyor. Dün “ak” dediğine, bugün “kara” diyor. Yarın “yeşil” ya da “gri” dese bile bunu satın alacak bir kitleyi peşinden sürüklüyor.  Mütemadiyen vaaz ettiği ve tarifi pek muğlak yeni Türkiye’nin kurucu lideri gibi hareket ediyor.  Peki bu nasıl mümkün oluyor ?  Yazı dizimizin dördüncü bölümünde Erdoğan kültünü incelemeye gayret edeceğiz.

Bu ülke yıllardır dediğim dedik, pek alttan almayan, rakiplerine mutlak üstünlük kuran ve duygulara hitap ederken popülizmi de sonuna dek kullanan lider figürüne hayran. Süleyman Demirel’in meydanlarda “düşün peşime” diye bağırdığı günlerden beri, Turgut Özal’ın siyasi rakipleriyle hınzırca alay ettiği günlerden beri iddiasını ortaya koyan, hikayesini iyi satan adamları seviyor.   Örneğin Prof. Erdal İnönü, Cem Boyner, Aydın Güven Gürkan, Mesut Yılmaz tercih edilmiyor, edilmedi.

Türkiye’de arzulanan lider figürüne en uygun isim de şu an R.Tayyip Erdoğan.  Bu iş için kurgulanmış gibi görünen çekici bir yaşam öyküsüne sahip ama aynı zamanda siyasete girmemiş olsa ortalama seçmenin alışveriş yaptığı esnaf, kapı komşusu ya da kıraathanedeki tavla arkadaşı olabilecek kadar özdeşleşilebilir “sıradan” biri aslında.

Geçmiş dönem liderlerinden bazılarını düşündüğünüzde Aydınlı zengin toprak ağasının muhteris oğlu Adnan Menderes, Fulbright bursuyla ABD’de eğitim almış parlak mühendis Süleyman Demirel, annesi ressam olan Robert College mezunu şair Bülent Ecevit, Yeniköy’de yalıda oturan Amerikalı Prof. Tansu Çiller her gün karşılaşabileceği ve/veya sosyalleşebileceği insanlar olamazdı sıradan seçmenin. Oysa Erdoğan siyasetçi değil de emekli İETT memuru olarak kalsaydı, halı sahada top oynanan Tayyip abi ya da yakıt parası yüzünden kavga edilen apartman yöneticisi Tayyip amca olabilirdi.

Öyle ki birebir dokunduğu insan sayısını artırabilse, oy oranını ve popülaritesini de artırabilecek bir tür tılsıma sahip sanki..

Ses tonu, hitabeti, yıllarca köşede iktidar sırasını beklemiş İslamcı geleneğin bir ferdi olması, boyu posu dışında Erdoğan imgesinde başka unsurlar da var.

Kanaatim odur ki, ülkemizin ATATÜRK döneminden beri aşmaya çalıştığı ama yanlış politikaların da katkısıyla sürekli kendini yeniden ürettiği için bir türlü aşılamayan iki sorunu var.

  • Cehalet
  • Yobazlık

Cehaleti sadece tahsil eksikliği olarak kullanmadığımı, yobazlık kelimesinin de sadece sünni islam üzerinden yorumlanmaması gerektiğinin önemle altını çizmek isterim.

Yukarıda tanımlamaya çalıştığım seçmen grubunda daha çok olmak üzerinde genelde Türk insanında üç baskın negatif duyguya da sıklıkla rastlanıyor.

  • Eziklik / güce tapınma
  • Haset
  • Gelecek endişesi

Erdoğan bu beş sıkıntının, sorunun, eksiğin tam ortasından kopup gelerek bu konuma yükseldi. Bu anlamda seçmenini açık ara en iyi tanıyan lider. Öyle ki bu insanların nabzı adeta Erdoğan’ın avuçlarında atıyor.  Kanımca yükselen dip dalganın farkında ve körüklediği neo-Osmanlı siyasal islamcılık ateşinin ülkeyi tümden kavurmasından da zaman zaman endişe ettiğini düşünüyorum.  Zira Erdoğan artık kendisi kadar akıllı ama %100 sadık, itaatkar ve çalışkan insanları çevresinde istiyor.  Türkiye Cumhuriyeti’nde taarruz ettiği bazı yerleşik değerlerin yerine koyduğu politik ve sosyo-kültürel iklim ise bir tür ahlaksızlık, riyakarlık ve aptallık sarmalı doğuruyor.  Bilhassa “dinine ve kinine sahip çıkan gençlik” yetiştirme ideali, milli eğitimi oyuncak haline getirip siyasi heveslere  göre nesiller tasarlama fantezisi çok tehlikeli bir saplantıdır.

Peki 24 Haziran’a doğru giderken Recep Tayyip Erdoğan’ın elinde neler var?  “Neler yok?” diye sorsak daha kolay olurdu zira 16 yıllık kesintisiz iktidarda sepetini fazlasıyla doldurdu Erdoğan.. Çok kısaca bakalım:

YÜRÜTME: Tamamen Erdoğan’ın elinde.. Bakanlardan, muhtarlara ondan habersiz neredeyse kuş uçmuyor.

YASAMA:  Anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğu bulamasa da, 7 Haziran 2015 tökezlemesi hariç asla 276 sıkıntısı da yaşamadı.  AK Parti meclis grubu üzerinde tam bir hakimiyeti var, onun istemediği bir şeyin TBMM’den çıkması çok küçük bir ihtimal

YARGI:  HSYK’nın ismindeki Yüksek ibaresine bile tahammül edilemeyen dönemde siyaset kurumuna karşı bağımsızlığını koruyan savcı ve hakimlerin azınlıkta olduğunu söylesek inkar eden çıkar mı?  Bir dönem FETÖ’ye teslim edilen, sonra kadro olarak içi boşalan, şimdi de adalet dağıtma yetkinliği azalan ve nihai kararlarında standart bozulan yargı ülkenin en büyük sorunu haline geldi.

MEDYA:  Dördüncü kuvvet %90 Erdoğan’ın elinde ve emrinde… Havuz medyası ülkenin yalan jeneratörü konumunda.  Medyadaki kartelleşme eğilimi ve satın almalar / ortaklıklar tamamen Erdoğan’ın kontrolünde. İktidarı somut ve tutarlı biçimde eleştiren gazeteciler çalıştıkları kuruluşlarda barınamıyor, çeşitli baskılara maruz kalıyor hatta tutuklanabiliyor.  Basında kalem oynatan, ekranda kelam eskiten herkes bu şartlara göre otokontrol uyguluyor.  İfade edilmediği sürece düşünce özgürlüğü var ama düşündüklerini söyleyenlerin / yazanların başına ne geleceğini garanti edemiyoruz. mazallah…

YEREL YÖNETİMLER:  AKP’nin en güçlü olduğu alanlardan biri, hoşnutsuzluk yaratan belediyelere de ya kapıya müfettiş/kayyım gidiyor ya da haklarında soruşturma açılabiliyor.

İŞ DÜNYASI:  Erdoğan’ın uçağında yer bulmak için yarışanlar, tuzu kuru TÜSİAD’ın sade suya tirit cılız tepkileri, kamu ihaleleri ile semirtilen nevzuhur müteahhitler, kısacası büyük ticaret erbabı olanın Erdoğan muhalifi olması imkansız.

ÜNİVERSİTELER:  12 Eylül ile hesaplaşmak söylemini bol bol kullanarak iktidara gelen Erdoğan, YÖK’ü yok etmediği gibi sahip çıktı.  Bugün çoğu yüksek liseyi andıran, bilimsel üretimi yetersiz, özgürlük alanları kısıtlı üniversiteler var.  Seçilme kriterleri göz önüne alındığından ancak uslu dururlarsa şirin babayı göreceklerinin farkında olan rektörler tarafından yönetiliyor bu üniversiteler.

SENDİKALAR:  Sendikalı işçi sayısı düzenli olarak azalıyor, iş kazalarında dahi sesleri fazla çıkamıyor, kısacası “sarı sendika” revaçta.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI:  Demokles’in kılıcı tepelerinde sallanıyor, kamunun hançeri sırtlarında, sokakta güvenlik güçleriyle burun buruna, seslerini duyurma imkanları kısıtlı… Zaten örgütlülük bu toprakların fıtratına ters!

BÜROKRASİ:  Maaşlarını AKP’den aldıklarını düşünen bürokratlar ve “hamili kart bizdendir” iteklemesi olmadan kadro alamayanlar, kısaca geçiniz!

Bunlara ek olarak, bize özel dört güç unsuru daha var

MGK / TSK:  Milli Güvenlik Kurulu son yıllarda sadece Erdoğan’ın tercihlerine uygun tavsiyelerde bulunuyor, Yüksek Askeri Şura kararlarında askerlerin neredeyse söz hakkı kalmadı.  Eskiden demokrasiye balans ayarı yaptığını zanneden generaller vardı, şimdi Tansu Çiller’in Tak-Şak paşası Orgeneral Doğan Güreş’i bile aşan profiller mevcut.  Bay Hilmi Özkök ile başlayan, Bay Necdet Özel ile boyut değiştiren, darbe girişimi sırasında tutsak alınmayı başardığı halde görevinde kalan Bay Hulusi Akar ile zirve yapan acayip bir üst komuta kademesi zuhur etti.  Elbette siyasete müdahil olmamaları çok güzel ama askeri konularda dahi savunma politikalarına yön verecek evsafta görünmemeleri trajik ve çok riskli…

Anayasa Mahkemesi / YÜKSEK YARGI:  Anayasal krizlerde dahi “benim görev alanım değil” diyebilen AYM, artık raporları TBMM’de gündem olmayan Sayıştay, Rize’de çay toplarken siyasete ısınan Danıştay ile durum pek iç açıcı değil “hukukun üstünlüğü” açısından…

TARİKAT ve CEMAATLER:  AKP Milli Görüş gömleğini çıkarmış olsa da dini referanslar çerçevesinde Erdoğan’a yakınlar.. İtikatla, tasavvufla, maneviyatla ilgilenmek yerine hemen hepsi ticaretin içinde, siyasetin göbeğinde ve oy verme davranışını kısmen etkileyecek boyutta.

En az 20 yıl boyunca Cumhuriyet karşıtı F tipi yapılanmanın adım adım getirdiği tehlikelere dikkat çekenlere dudak bükenler, eski iktidar ortaklarını bugün FETÖ olarak lanetleyip beş kıtada kırmızı bültenle izini sürenler, maalesef boşalan yerleri de vazgeçemedikleri menzile uygun tiplemelerle doldurmaktan vazgeçemiyor.  Erdoğan kabul etmek istemese de, siyasi ve ticari emellerine ulaşmak için her tür kirli pazarlığa girebilen tarikat ve cemaatler “din ve vicdan özgürlüğü” konusu değil, milli güvenlik sorunudur.

DİYANET İŞLERİ:  AKP’nin propaganda makinesi, muhalefet partilerinin en amansız rakibi.  Muazzam bir bütçe, devasa bir örgütlenme ve lidere tam bağlılık.  24 Haziran öncesi Ramazan ayında 4 Cuma namazı hutbesi, bir bayram namazı hutbesi, vaazlar ve teravih sohbetlerine dikkat etsin muhalefet, satır arası mesajlarla Erdoğan zaferini oralarda perçinleyebilir.

OHAL rejimini de hesaba kattığımızda hani neredeyse bir tek nükleer silahı yok Erdoğan’ın, onun dışında hemen her şeye sahip.  Muhalefet açısından gayet moral bozucu bu manzara, Erdoğan’ın yenilmezliğin sembolü Achilleus gibi görünmesine yol açıyor.  Antik Yunan’ın büyük savaşçısı, Truva fatihi Achilleus sadece topuğundan yaralanabilirdi ve o sayede durdurulabildi.  Peki Erdoğan’ın zayıf topuğu var mı?  O da yazı dizimizin devamında sırası geldikçe gündeme gelsin ama anahtar kelimeler şimdiden belli.. ADALET ve KALKINMA  (aradığınız kavramlara şu anda ulaşılamıyor)