Bu maç buradan döner mi?

Galatasaray Spor Kulübünde önümüzdeki ay seçimler yapılacak ve üyelerin tercihi doğrultusunda sandıktan yeni bir yönetim çıkacak.  Kulübün ve bağlı iştiraklerinin en acil ve en yakıcı sorunu finansman, mali işler, nakit akışı, borç yükü, faiz sarmalı, faaliyet zararı, eksi özkaynaklar veya en basit söylemiyle maddi kaynak yani “PARA

Galatasaray Spor Kulübü’nde 2020 ve 2021 yıllarında olağan mali genel kurul yapılmadığı için bazı üyeler finansal durumu bilmediklerinden şikayet ediyorlar. Belirsizlik mevcut durumu daha ürkütücü gösteriyor da olabilir ama zannetmeyelim ki daha önceki yıllarda herkes mali sunumları nefesini tutarak izlemiş, en akıllı soruları sormuş, karşılığında en açık ve tutarlı cevapları almış, her yıl Mart ayında kulüp mali politikalarda rotasını düzeltip doğruyu bulmuş.  Biz bu olumlu deneyimi hiç yaşayamadık.

Mali genel kurulların yapılamamış olması ya da mevcut yönetim kurulunun üyelerle saklambaç oynamayı tercih etmesi acı gerçekleri bilmemenin mazereti değildir ve olmayacaktır.  Bilhassa göreve aday olanların pek çok şeyin farkında olmasını bekliyoruz.  15 Mayıs 2021 gecesi averajla kaçan şampiyonluk sonrası teknik direktörümüz ve 7446 sicil numaralı kulüp üyemiz Sayın Fatih TERİM de tam olarak bunu söyledi:

“…Galatasaray’ın ekonomik, idari ve teknik olarak çok önemli bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bu kadar borcun altında 5-6 başkan adayı olması müthiş. Ümit ederim herkes hazırlıklıdır. Herkes Galatasaray’ın problemlerine derin olarak hakimdir…” 

Faaliyet raporları, bilançolar ve bütçeler bize pek çok şey söylüyor ama okumayı sevmeyen bir milletin bağrından kopup gelmiş en kültürlü kulüp olarak biz de maalesef pozitif ayrışamıyoruz, duymayı ve izlemeyi tercih ediyoruz.  En azından başkan adaylarının ve listelerinde yer verdikleri uzmanların bu dönemi analiz ve ön hazırlık açısından çok verimli geçirmelerini umuyorum.

Pandemi nedeniyle online ve sönük geçen kampanya döneminde en çok konuşulanlar Galatasaray’ın konsolide borç-alacak farkının 2.128.560.786 TL’ye yükselmesi, dernek-şirket arasındaki borç / alacak ilişkisinin raydan çıkması, bankalar konsorsiyumu ile yapılan anlaşmanın ağırlığı ve yüksek faiz yükünün dahi karşılanamayacak noktada olunduğudur.  Bu tespitlerin tamamı doğrudur ama yetmez hele somut / ölçülebilir / sürdürülebilir çözümler tasarlamak için hiç yetmez.

Bunca finans uzmanının nitelikli ve doyurucu bir analiz sunmadığı (en azından benim henüz karşılaşmadığım) ortamda, sadece birkaç detay üzerinden konuşulmayanlara, tartışılmayanlara ve belki de az bilinenlere kendi penceremden değinmiş olayım istedim.

Örneğin Galatasaray Spor Kulübü ve iştiraklerinin inanılmaz bir dava yükü ve buna bağlı devasa hukuki riskleri bulunuyor.  31 Aralık 2020 itibariyle ecrimisiller, muhtelif davalar ve eski çalışanların taleplerinden hareketle 49.899.166 TL karşılık ayrılmış.  Kamu kurumlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerle, eski çalışanlarla hani neredeyse uçan kuşla davalık durumdayız.  Ayrılan karşılığın çok ötesinde, tek bir şirketimizin (Sportif A.Ş.) yalnızca Maslak Vergi Dairesi ile iki davasında söz konusu meblağ 126 milyon TL.  Şirketimiz bu tutarın yarısını oluşturan vergi cezalarının iptalini talep etmiş, mahkeme Vergi Dairesi lehine karar vermiş ve biz kararı istinafa götürmüşüz.  Yargı sürecinin lehimize sonuçlanma ihtimalini takdirlerinize bırakıyor, bu davanın konusunun 2013 ve 2014 yıllarında Kulübümüz ile Şirketimiz arasında cin fikirli karar ve işlemler olduğunu üzülerek hatırlatıyorum!

Ana faaliyet alanımıza dönersek; amatör branşlar 2020’de bütçelenen gelirin ancak %46’sını gerçekleştirebilmiş. Buna karşılık birtakım tedbirler alarak giderlerini %31 azaltabilmiş.  Kulübümüz bir yılda tam tamına 220.412.162 TL finansman gideri ödemiş, toplam dönem zararı ise 262 milyon TL.   Başka bir deyişle geçen yıl her iş günü en az 1 milyon TL zarar etmiş “amatör” bir organizasyona sahibiz.  “Peki bu kadar para harcanmış, zarar edilmiş, karşılığında kalıcı olarak ne değer üretilmiş” derseniz, maddi duran varlıklara (tesisler ve demirbaşlar) yapılan yatırım harcamaları sadece 1.454.798 TL… 

İştirakler hariç, yalnızca Kulübümüzün borç-alacak farkı ise 1,368 milyar TL, toplam özkaynak açığı da 1,17 milyar TL!

Kulübün 2019 ve 2020’de sabit kalan yıllık hasılatının 89 milyon TL olduğunu biliyoruz.  2019’da 44, 2020’de 94 milyon TL esas faaliyet zararı (faiz, kur farkı hariç) ile bilançoyu bağladığını düşündüğünde kulübün durumu felaket seviyesinde… Hiç mi iyi bir şey olmamış, olmuş elbet. Mesela 2019’dan 2020’ye genel yönetim giderleri 32 milyon TL’den 24 milyon TL’ye indirilmiş.  En azından bu alanda disiplinin devam ettirildiğini anlıyoruz.  Bir yıllık finansman gideri de 259 milyondan 195 milyon TL’ye inmiş.  Bu da tek başına ele alındığında iyi bir şey gibi gözükse de, 89 milyon TL hasılat elde eden yapının gelirinin iki katından fazla finansman gideri ödemesi akıllara durgunluk verecek bir ticari model.

Galatasaray’ın dernek + şirketler (konsolide) yıllık zararı ise 612 milyon TL.  Nominal olarak bakıldığında bu tarihi bir rekor ama 2017’deki 425 milyon TL zararla karşılaştırılsa döviz bazında ikincilik kürsüsünde kendine yer bulabiliyor.  31 Aralık 2017 itibariyle 425 milyon 95 milyon Euro ediyordu, üstelik ne fırlayan kur ne yüksek faiz ne de pandemi mazereti vardı.

Futbol şirketimiz 2020 takvim yılında 348 milyon TL zarar etmiş. UEFA ile yapılan settlement agreement gereği 2021’de biten özel mali yılı başa baş noktada bitirmemiz gerekiyordu.  Dolayısıyla bir derdimiz de yine İsviçre’de “dert anlatmak” olacaktır

Bizim temel problemimiz faaliyetten zarar etmek ve zararı fonlamak için sürekli borçlanma maliyetine katlanmak… Temelde bir faaliyetin zarar etmesinin gerekçeleri sır değil ve para kazanan / ticaret yapan / şirket yöneten herkes biliyor.  

Problemimiz senelerdir döne döne aynı yanlışların yapılması ve “mal sahibi” sıfatıyla sorumluluk üstlenmesi gereken kulüp üyelerinden bazılarının bu yanlışları sorgulamak ve önlemek şöyle dursun umursamaması hatta alkışlamasıdır.

-Gideriniz gelirinizden fazla ise ZARAR edersiniz.

-Hesabınızı bilmiyor ve işleri kısmete havale etmişseniz ZARAR edersiniz.

-Risklerinizi doğru yönetemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Gelir estimasyonlarında aşırı iyimser iseniz ZARAR edersiniz.

-Gelir kaynaklarınızı çeşitlendiremiyor, israfı önleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Sporda başarıyı üretmek yerine satın almaya kalkıyorsanız ZARAR edersiniz.

-Nitelikli insanlarla çalışmıyor ya da onları doğru yönetip denetleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Geleceğinizi topun yuvarlaklığına bağlamış ama adil rekabetten çok uzaktaysanız ZARAR edersiniz.

-Önceliklerinizi unutarak mahalle baskısına boyun eğiyorsanız, popülizmin oyuncağı olmuşsanız mutlaka ZARAR edersiniz.

Niçin sürekli ZARAR edildiğinin tüm olası sebepleri üzerine ittifak edersek, her birinin çözümleri için 2022’den itibaren ne yapacağımızı biliriz.  Bu feci mali tablo takriben 20 yılın eseri, 20 ayda da düzelmeyecek ama bizim oyalanarak ziyan edeceğimiz 20 günümüz bile yok.  Herkes ona göre hazırlanmalı, çalışmalı…

Bütçelere bakıldığında dernekten ve şirketten birer örnek vermek isterim: 2021 bütçesine göre kulüp (futbol hariç) gelirlerini devam eden pandemi etkisine rağmen %49 civarında artırıp 150 milyon TL’ye çıkaracak. Faaliyet gideri 149 milyon TL’de kalacak ama üzerine 262 milyon TL finansman gideri ödenecek.  Her branş özelinde kalem kalem detaylar üzerinde çalışılabilir ama bu acayip faiz yükü kulübün geleceğini çalıyor, onun gerçekçi çaresini söyleyen çıkacak mı bakalım?  Bütçe özenli ve doğru hazırlanmış olsa bile, iş modelinin sürdürülemez olduğu çok açık.

Sportif A.Ş.’de ise gelir kalemlerinde aşırı iyimserlik benimsenmiş.  Profesyonel futbolda averajla kaybedilen şampiyonluk sonrası UEFA yarışmalarından (Champions League) 285 milyon TL gelir beklentisi gerçekleşmeyecek gibi çünkü ön elemelerde seri başı olmayan bir Türk takımının önüne çıkan dişli rakipleri aşıp gruplara kalması çok zor.  Burada kural artık bütçeleri sportif başarı beklentisinden arındırmak olmalıdır.  “Top çizgiyi geçerse, şampiyonluk gelirse, ya tutarsa” diye bütçe yapılamaz.  Gelirlerimiz değişken, giderlerimizin çoğu akdi yükümlülüklere bağlı ve sabittir.  Gelir tahminlerinde kötümser olmak evladır. Ayrıca 2021 bütçesinde yaklaşık 23 milyon Euro’ya tekabül eden futbolcu satış/kiralama geliri konmuş.  Bonservisi bizde olan hangi sporculardan bu gelirin elde edileceğini ben çözemedim, keşke anlatsalar da aydınlansak..

SPORTİF A.Ş. 2021 YILI TAHMİNLERİ

Faaliyet raporlarında bağımsız denetçi görüşleriyle birlikte dipnotları da okumak da öğretici olabiliyor.  Gölgede kalan ilginç örneklerden birine yer vermek isterim. 

Eski bir hata, başka bir hata ve yeni hatalar…

Bir önceki başkanımız Dursun Özbek profesyonel futbol takımının oyuncularına tahsili mümkün olmayan kallavi para cezaları verdirmiş, bu sayede ceza miktarı giderlerden düşülerek bilanço düzelmiş, eleştiriler sonucu şahsi teminatını vermişti.  Yukarıdaki tabloda görüyoruz ki “eski yöneticilerden alacaklar” adı altında bu meblağ takip ediliyormuş.  Doğal olarak konu futbol olduğu için alacaklı olan futbol şirketimiz… Dipnotu okuyunca hayretle görüyoruz ki bu alacaklar devir temlik sözleşmesiyle futbolla ilgisi olmayan Derneğe (Kulübümüze) devredilmiş.  31 Mayıs 2019’da imzalanan bu sözleşmeye göre alacakları artık Dernek takip edecek ama iki yıl içinde tahsil edemezse Mecidiyeköy projesinden elde edilecek geliri Sportif A.Ş.’ye devredecek.  Ne güzel değil mi?   Alan razı / satan razı kurnazlığını andıran bu sözleşmesinin Tüzüğe aykırı olduğunu düşünüyorum çünkü mevcut yönetim 29 Eylül 2018’de Mecidiyeköy projesiyle ilgili istediği bu ve benzeri yetkileri alamadı.  Dernek hür iradesiyle taşınmazdan elde ettiği geliri pekala Sportif A.Ş’ye borcunu ödemekte kullanabilir ama bu tercihi müktesep hakkından vazgeçerek ve genel kurul kararını yok sayarak kullanamaz.

Bu yazıyı bitirirken mali sonuçlarla birlikte aynı anda ilan edilen ve benzerini ilk kez gördüğümüz Mağazacılık A.Ş. faaliyet raporunu anmamak olmaz.  Daha önceki yıllarda beylik cümlelerden ibaret üç paragrafla ve birkaç mali tabloyla geçiştirilen şirketin tüm operasyonel süreçleri 60 sayfalık ayrı bir raporla anlatılmış.  Devralınan durum, tespitler, hayata geçirilen çözümler hepsi olabildiğince detaylı aktarılırken, bundan sonra gelecek yönetimler için de perakendecilik şirketimiz artık bir muamma değil.  Anlatılanların doğruluğu teyit edildikten sonra elde kayda değer bir rehber var şu an.  Müşteri gözüyle memnun olmadığımızdan, dünyanın en ileri örneklerine bakarak eleştirdiğimiz mağazacılık faaliyetinin gerçekte yıllardır maliyetini doğru hesaplayamadığını, stok tutamadığı ya da sayamadığını, bayi risklerini yönetemediğini, keyfi ve uygunsuz işlemlerle başıboş kaldığını, yaptıklarının kaydını doğru düzgün tutamadığını, kısacası biz yüksek lisans tezi beklerken şirketin ortaokul öğrencisi ayarında olduğunu hayretle öğrenmiş olduk.  Raporun sonunda eksikler, kusurlar ve henüz çözülemeyen konulara da kısaca değinilmiş.  Kolaya kaçmayıp bu kapsamlı raporun hazırlanmasında inisiyatif üstlenenlere, emek verenlere teşekkür edilmelidir.  Ne yazık ki tüm bu özenli çaba Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin esas faaliyetinden 4,2 milyon TL zarar ederken, 2020 yılını toplamda 7,7 milyon TL zararla kapattığı gerçeğini değiştiremiyor.  Bire aldığını ikiye, üçe satan bir perakendecilik şirketi nasıl oluyor da yıllardır zarar ediyor? Bu ne biçim organizasyondur ki, temsil ettiği güçlü markaya kazandırması beklenirken para kaybettiriyor? 

Keşke Televizyon Yayıncılık şirketimizin yönetim kurulu da benzer inisiyatif üstlenip böyle kapsamlı bir rapor hazırlatsaymış. En azından 2020 yılını bir önceki yıla nazaran 2,6 kat artış sonucu 8,3 milyon TL zararla kapatmanın sebeplerini anlardık. 

Bir kez daha altını çizelim, genelde öyle bir lüksümüz kalmamakla birlikte, Galatasaray herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Bu faaliyetler ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir.

Galatasaray Spor Kulübü pek çok yanlış karar, hatalı işlem ve denetimsizlik sonucu yıllar içinde bulunduğu çıkmaza itilmiş ve artık bildik söylem ve metotlarla “yönetilemez” hale gelmiştir. Maliyetleri finanse edilemeyen sportif başarılar yarattığı iyimserlikle hepimizi oyalarken, kulübün geleceğini ipotek altına sokmuştur.  İdari yapılanmada ilkeler değil isimler konuşulduğundan istikrarlı performans bir türlü sağlanamamıştır. Adaylardan beklentimiz gerçek bir değişim / dönüşüm planını, somut – realist – ölçülebilir şekilde anlatmalarıdır.  Spordan değer üretmek, israfı önlemek, ürün ve hizmet satın alırken kazanmayı bilmek, gelir kaynaklarını çeşitlendirmek, taşınmazları değerlendirmek tüm bu doğruları hiç sektirmeden aynı anda tatbik etmek gerekiyor.   Üstelik pandemi etkisi sürerken, Türkiye makroekonomik göstergelerde karanlık bir döneme girerken, satın alma gücü peyderpey erirken…

İçinde bulunduğumuz vaziyetin pek müşkül olduğunu sürekli tekrarlamalıyız, bu gerçekçiliği “karamsarlık yaymak” olarak görenler de çıkacaktır ama birbirimize pembe yalanlar söyleyerek, karşılıklı methiyeler düzerek, herkesin gönlünü hoş edebileceğimizi zannederek, olmayacak duaya topluca amin diyerek düzelemeyiz  / bir adım ileri gitme şansımız da olmaz.

Akşama maç var başkan !

2 Aralık 2017 cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi’nde Galatasaray Spor Kulübü’nün olağanüstü genel kurul toplantısı saat 10:00’da başladı, Açılışta oldukça az olan katılım saat 11 sularında 453, öğle yemeği arasından önce 588 üye olarak ilan edildi.  Kaydı açık üye sayısı 9.000 civarında olan bir kulüp için trajik ama gayet tanıdık bir istatistik bu..
 
Saat 12:30 suları, Sayın Dursun Özbek sunuş konuşmasını bitirmiş, üyeler söz alıp sırayla görüş ve düşüncelerini açıklıyorlar.
Salonun sol tarafından bir üye sesleniyor “Akşam maç var başkan!” 
Başkan diye hitap edilen kişi genel kurul toplantısını yöneten kulüp üyemiz Avukat Metin Ünlü..
Metin Bey “maça yetişiriz endişelenmeyin” diyor futbol düşkünü üyemize!
Tekrar edelim saat 12:30, Vodafone Park’taki maç 19:30’da !  Spesifik bir gündem olduğu ve konuşmacılar sadece revize bütçe tasarısı ile sınırlı oldukları için toplantının geç saatlere sarkma ihtimali yok.
 
Zannımca o üyenin Dolmabahçe deplasmanına gitme niyeti falan da yok, önemli olan destekçisi olunan yönetimin sunduğu tasarının fazlaca müzakere edilmeden oylanarak kabul edilmesi.  “Gargaraya getirelim, gırgır yapalım, başkanımıza güvenelim, hem dışarıda hava da güzel” kafası..
Bak ben ortaya laf attım, ne kadar mühim biriyim” çıkışı…
 
Filmi geriye saralım biraz, tarih 22 Ekim 2016, yer UNIQ Hall.  Sayın Dursun Özbek’in, Ali Sami Yen döneminden beri en önemli genel kurul toplantısı diye lanse ettiği Riva / Florya arazilerinin elden çıkarılmasına dair yetkilendirme toplantısı.  1690 üye gelmiş, kürsüde lehte ve aleyhte görüşler sıralanıyor.  Toplantıyı yöneten Divan Kurulu başkanı İrfan Aktar “akşam da Trabzon maçımız var” diye uyarıyor, söz hakkından feragat edenler alkışlanıyor, salonda epey goygoy mevcut.
Yönetim istediği yetkiyi alıyor, çaresizlikten ötürü varlık satışına mecbur kalmış spor kulübünün üyelerinden bazıları birbirlerine sarılıyorlar, high-five yapıyorlar. 
Sürrealizm Salvador Dali’den beri en parlak devrini yaşıyor o an.. Emlak Konut ile imzalanan protokol üyelerden saklandığı için, işbirliği & gelir modelinin karanlıkta kalan noktalarını da düşünerek ret oyu verdiğim salondan “Allah sonumuzu hayretsin” diye ayrılıyorum.  İrfan Bey’in çok önemsediği maç aynı akşam oynanıyor.  Trabzonspor’a kendi sahamızda 0-1 yeniliyoruz.
 
Yeniden döndük bu cumartesiye.
Mali yılın bitmesine 20 iş günü kala önümüze konan revize bütçe taslağında defolar, tutarsızlıklar ve inanılmaz sapmalar kör olmayan herkesin gözüne çarpıyor.
Kamu maliyesindeki kesin hesap tasarısını andıran taslakta, 75 milyon TL kaynak ihtiyacı def’aten belirtilmiş ama Sayın Özbek “borç almayacağız, paraya ihtiyacımız yok” diyor.  
2017 Mart ayında 129 milyon TL’ye bağlanan kulüp bütçesinde 30 Eylül 2017 itibarıyla faiz, finansman gideri, kur zararı, temlikname, varlık satışı, cash injection vs. hariç yalnızca ana faaliyet üzerinden gelir eksiği + gider fazlası 69 milyon Türk Lirası sapma var.  İnanılmaz bir rakam, normal iş dünyasında izah edilebilir bir durum hiç değil.
Fakat salonda bilmeyen / anlamayan veya umursamayan üyeler büyük çoğunluğa sahip.  “Nasılsa olan olmuş, yönetimimize güvenelim” refleksiyle yine eller “kabul istikametinde” kalkıyor. 
 
Aynı bütçeyi çalıştıkları şirkette yapsalar derhal kapının önüne konacak, kendi şirketlerinde ise sorumluları tazminatsız kovacak üyeler hem revize bütçeyi kabul ediyor, üzerine de alkış kıyamet…  Sürrealizm yine sarı-kırmızı tonlarla hayatımıza giriyor.
 
Ve gün batıyor, Vodafone Park tribünleri yükünü almış.  Rakibimiz Beşiktaş’a 3-0 yeniliyoruz, yenilmekten öte ufalanıyoruz sahada.
Genel kurul toplantısında maça yetişme telaşını yüksek sesle dile getiren futbol düşkünü üyemiz de muhtemelen üzüldü, maçı izlerken Tudor’a bol bol verdi veriştirdi ama Igor Tudor’u oraya getirenleri hiç hatırlamadı çünkü o hem takım tutuyor, hem de oy verdiği tarafı tutuyor.  Dogmatik bir kafa yapısı, başka ne denir ki?
 
Bilmeyen / anlamayan / umursamayan yüzlerce üyesiyle Galatasaray’da ciddi bir aidiyet ve zihniyet sorunu var.  Birkaç yıldır defalarca kendini yineleyen bu gerçeği inkar etmek, “küresel ısınmaya inanmıyorum, bak kar yağıyor iki gündür” demek kadar saçma olur.
Cumartesi günü kürsüden ifade ettiğim gibi, Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin birkaç yıl sonra Medeni Kanun madde 87/3 radarına girmesi söz konusu ama bunu düşünen, tartışan yok. “Bize bir şey olmaz” rehaveti ya da inkar ve umursamazlık karması?
 
3 Aralık pazar günü (bugün) pek çok Galatasaraylı mutsuz uyandı.  Fotoğraftaki kişi beden eğitimi öğretmeni “KEMAL HOCA” 
İstanbul’daki bir anadolu lisesinde görev yaptığını öğreniyorum.  Bugünkü veli toplantısına fotoğraftaki şık kıyafetiyle katılırken; müstehzi bakışları, şaka yollu imaları peşinen göze almış öğrencilerinin anne-babalarına izahat veriyor.
Belli ki Kemal Hoca Galatasaray’ı çok seviyor, Galatasaraylı olmakla iftihar ediyor.  Kemal Hoca üye değil, o sarı-kırmızılı renklerden beslenenlerden hiç değil… Alanlardan değil, verenlerden… Yürekten bağlı Galatasaray’a, imza attığı bir üyelik başvurusu yok.
 
Şimdi soralım, “akşam maç var başkan” diyen üyeden mi fayda var bize yoksa pazar günü okulundaki veli toplantısına Galatasaray eşofmanı ile katılan Kemal Hoca’dan mı?
Benim tarafım belli.. Kemal Hoca yoldaşım olsun, kapı komşum olsun ama üstlendiği mesuliyetin vebaliyle yüzleşmeyen, samimiyetten uzak üyelerle aynı gezegende olmaktan bile rahatsızım.  Galatasaray benim için çizgiyi geçen toptan, transfer dedikodusundan, hafta sonu eğlencesinden veya sosyalleşme vesilesinden ibaret değil çünkü.
 
Sakın üzülme Kemal Hocam, bakacağız bu işin bir hal çaresine…