A_Ş_K Markası

Bütün marka yöneticileri, pazarlama direktörleri, CEO’lar, girişimciler, patronlar mutlaka şu anlatacağıma benzer bir rüya görmüştür.

Rüya bu ya, isterler ki markaları herkes tarafından bilinsin, toplumun her kesiminde ilgi uyandırsın, pazarlama faaliyetlerinde minimum bütçe ile en yüksek etkileşime ulaşılsın, müşteriler hevesle mağazaların kapısına yığılsın, o tutkulu müşteriler fayda/maliyet hesabından önce duygusal gerekçelerle para harcasın.  Üründen/hizmetten memnun olmayanlar hatta satın alma kararlarını erteleyenler bile markadan kesinlikle kopamasınlar, saplantılı şekilde markayı övmeye devam etsinler.  Diğer markaları neredeyse yok sayacak kadar sadık olsunlar.

Rüyanın adı Lovemark (aşk markası), uzun ömürlü ve imrenilen tüm ilişkiler gibi hem yüksek dozda sevgi hem de büyük saygı gerektiriyor.

Rüyayı şimdilik bir kenara park edelim, son kullanıcıya ürün ve hizmet götüren GSSTORE mağazalarında bu haftasonu yaşanan alışveriş çılgınlığı üzerinden bir pazarlama kampanyasının ana unsurları hakkında hatta iyinin de iyisi olabilir mi diye biraz kafa yoralım.

Bu tarz kampanyalarda ticari amaç satış gelirini artırmak, stokları eritmek, gün sonunda kar elde etmek olabilir.  #YellowFriday ise şenlik havasında geçti, ticari projeksiyonların çok ötesinde heyecan dalgası yaratırken Galatasaray markasının müşterileri nezdinde sadakat testinden yıldızlı pekiyi aldığı bir sürece dönüştü.  #YellowFriday ismini ortaya atan Galatasaraylı Sayın Gökhan Bilek’e , mağazalarda bilfiil emek veren yönetim kurulu üyelerimize, mağaza müdüründen kasiyere tüm GS Mağazacılık ve Perakendecilik A.Ş. çalışanlarına ve emeği geçmiş herkese şükranlarımı sunarım.

Burada amaç tek bir günde ya da belirli hafta sonunda ciro rekoru kırmaktansa, en çok sayıda insanı mağazalara getirmek ve işlem adedi olarak olabilecek en yüksek sayıya ulaşmaktır.  Kalıcı başarı herhangi bir derdinizi çözmeyecek bir günlük kar ile değil, büyük kitlenin mobilizasyonuyla sağlanacaktır.   Peki bundan sonra ne olur ? “Çok tutan filmlerin devamı çekilir” dersek, #YellowFriday 2 için bazı önerilerde bulunalım.

Kampanyanın ana teması “mağazalara toplu hücum” olduğuna göre önce satış noktalarında maksimum stok seviyesine ulaşmak gerekiyor.  Fazlasıyla ürün, pek çok beden ve renk seçeneği düşünülünce ufak metrekareli mağazalar ya da depolama alanının dar olduğu yerlerde bazı ürünlerin yok satmasını engellemek için pratik lojistik çözümler de düşünülebilir.

Malı raflara dizdik, depomuz tıkabasa dolu, tüm izinler iptal, güleryüzlü personel hücumu karşılamaya hazır ise ikinci konumuz teknik işleyiş.  Kasa-POS entegrasyonu, barkod okuyucular, işlem hızı, aşırı yüklenmeden kaynaklanacak sorunların hızla çözümü, gerekirse yedek mobil POS ile ikinci kasa fonksiyonu ifa edilmesi (mevzuat açısından mümkün ise), kasa kuyruğunun doğru idare edilmesi, daha önceki günlerde yapılmış alışverişlere dair o gün iade/değişim işleminin yapılmaması gibi detaylar önemli.

Galatasaray’ın elindeki iletişim kanallarının etki alanı tartışılmaz, dolayısıyla yeteri sayıda potansiyel müşteriyi tetikledik diye varsayabiliriz. Peki bu insanlar nasıl gelecekler, en yakın GS Store nerede?  İlk akla gelen gsstore.org web sitesine bakmak ama ya aşırı yoğunluktan siteye ulaşılamıyorsa, 502 Bad Gateway gibi anlamsız mesajlarla tıkanıyorsa tıklamalarınız ??

Mağazaların adres ve telefonları galatasaray.org üzerinde de bulundurulmalı, ki mevcut http://galatasaray.org/s/magazalar/70

Daha da ileri götürüp büyükşehirlerdeki ulaşım akslarına göre dağılım ya da AVM içinde bulunanlara göre ayrım verebiliriz. Metro hattına yakın olanlar, metrobüs hattına yakın olanlar, iskelelere en yakın mağazalar, otopark kolaylığı açısından AVM stores..vs…

Müşterimiz girdi mağazaya, ona ürün çeşitliliği dışında somut ne vaat edelim ki satın alma kararı etkilensin? 3 al 2 öde gibi teklifler, anlaşmalı bankalardan ekstra taksit ya da ödül puan(bonus), belirli bir periyod için mağazaya özel fırsatlar, fiş bedeli belli bir tutarı geçince özel koşullar gibi hamleler genelde sonuç verir.

Peki iletişim kanallarındaki genel duyurular haricinde hangi müşterileri alışverişe bilhassa davet edelim? İşte burada segmentasyon ve CRM işin içine giriyor. Birkaç örnekle açıklamak gerekirse:

  1. GS Bonus Card ile en az 6 ay önce GS Store alışverişi yapmış, bir daha gelmemiş müşteriler
  2. GS Bonus Card’ı sadece öncelikli bilet alımında kullanmış, VISA/Mastercard olarak alışverişlerinde hiç kullanmamış kişiler
  3. GS logolu Passolig sahipleri (bu datayı ilgili bankadan elde edebiliyorsak)
  4. Eğer ayrıştırılabiliyorsa birer online hediye çeki göndermek suretiyle en sadık GS Store müşterileri (bir yılda en çok işlem yapanlar, en çok para harcayanlar)

Elbette beş kıtada, 81 vilayette müşterisi olan bir marka için teknolojinin nimeti e-ticaret.  Şunda anlaşalım, anlık anormal trafik yüküyle her site göçebilir ya da birbiri ardına açılan sayfalarda yavaşlama olabilir.  Önemli olan maksimum yükü tahmin edip çeşitli önlemler alabilmek.  Örneğin server yükünü load balancing ile dağıtmak, evvelden hosting firmasıyla görüşüp sanal sunucular kiralamak, 3D secure işlemlerdeki yoğunluğu düşünüp gerekirse bankaları uyarmak gibi..

Seçilen mağazalarda alışveriş yapanlarla kısa röportajlar gerçekleştiren GSTV daha sonra ilgili kişilerin e-posta adreslerini alıp, 1-2 dakikalık röportaj görüntülerini günün hatırası olarak o Galatasaraylılara gönderir.  Hatta mikrofon uzatılan herkese bir tane de standart soru sorulur.  Duygusal değeri olan ya da ölçüm amaçlı olabilir yöneltilen soru. Verdikleri cevapların kullanılmasına onay verenlerin görüntülerinden kısa bir kolaj film de çıkabilir.

Bazı mağazalarda kısa süreli “celebrity” kullanmak da düşünülebilir. Sevdiğiniz aktör size alışveriş torbanızı takdim etse, beğendiğiniz gazeteci mağaza girişinde “hoş geldiniz” dese, eski bir sporcumuz aldığınız formayı sıcağı sıcağına imzalasa… Üstelik bunlar büyük bütçeli reklam prodüksiyonu değil de, alışveriş yapanları gülümsetmek isteyen Galatasaraylıların emeğinin ürünü olsa…

Alışverişi tamamlayanlara günün hatırası küçük bir anahtarlık, iğneli buton rozet (badge) ya da magnet verirsiniz, üzerinde “Yellow Friday” ya da “Yellow-Red Weekend” ibaresi bulunur.  Herkes baktıkça kalabalık alışveriş gününe dair deneyimini hatırlamaya devam ederken, hatıra ürünü görüp soranlar sayesinde “word of mouth” etkisi de artırılır.

E-ticaret sitesinden alışveriş yapanlara şık paketlerini kargo şirketi vaktinde ulaştırmalı hatta ona da küçük sürprizler eklemek mümkün.. Mesela haftaya futbol takımının Sivasspor deplasmanında. #YellowFriday rüzgarında illa ki Sivas’ta yaşayan Galatasaraylılar gsstore.org sitesinden ürün satın aldılar. Misal 20 yaşındaki bir öğrencinin kapısını çalsa elinde paketle Fernando Muslera, o gencin hayatındaki en şahane anlardan biri olmaz mı?  GSTV o şaşkınlık ve mutluluk anlarını kaydetse hatta?  Ya da Sivas’ta bir ustabaşı işyerinin adresini vermiş olsa kargo teslimatı için.. Dükkandan içeri elinde paketle Fatih Terim girse ne olur sizce? İnan edin, yıkılır Sivas Organize Sanayi 🙂

Elbette bu tip organizasyonlara katılım için profesyonellerin kontratlarında özel hükümler olması gerekir, “takımın konsantrasyonu dağılır” gibi karşı argümanlar her daim mevcuttur ama kabul edin gündeme oturur, pek çok insan “belki bir gün benim de kapım çalınır” diye mutlu olur.

Burada bir parantez açıp, yukarıda dile getirilen önerilerin kısa vadeli kampanya başarısını parlatmaya dönük olduğunu söylemek durumdayım.  Zamandan bağımsız realiteye bakarsak, bizdeki temel sorun marketing kavramının tekstil ürünü tasarlamak, mağaza açmak ve ürünleri satmaktan ibaret sanılmasıdır. Galatasaray Mağazacılık ve Perakendecilik A.Ş. yalnızca NIKE ya da Hummel forma satan bir organizasyon değildir.

Pazarlama fikrinin pamuklu kumaş satmaya indirgenemeyeceğini Galatasaraylılara anlatabilmek ve “takım kazanırsa forma satarız, top çizgiyi geçmezse müşteri gelmez” kısır döngüsünü kırabilmektir asıl zorluk.

Amerikalı satış gurusu, motivasyon ustası Zig Ziglar satın alma kararının önündeki beş engeli özetle sıralamış.

Teorik olarak baktığınızda #YellowFriday kapsamında mağazalara hücum etmek ihtiyaç mıydı?  Ekmek fırını değiliz, ertelenemez bir ihtiyaç söz konusu değildi  (NO NEED)

Ekonominin pek de iyi sinyaller vermediği dönemde çoğumuz hesabımızı bilmek zorundayız, açıkçası zaruri olmayan harcamaları erteleme eğilimi inkar edilemez (NO MONEY)

Cuma ya da cumartesi günü almasak NIKE forma ya da kırmızı t-shirt, tarifeli uçağı mı kaçıracaktık?  Hayır, demek ki (NO HURRY)

İhtiyacımız yoktu, paramız pek kıymetliydi, acelemiz de yokken niye deliler gibi izdiham yarattık, derdimiz neydi?  Zig Ziglar ustanın formülündeki dört ve beş bizi anlatıyor.

DESIRE.. Biz Galatasaray’a tutkuyla bağlıyız, sarı-kırmızıyla hemhal olmayı, Galatasaray ile anılmayı arzuluyoruz.  Gizleyecek halimiz yok, öyle böyle değil ÇOK seviyoruz

TRUST.. Bir şekilde Galatasaray’a güveniyoruz, ona yaslanma ihtiyacı duyuyoruz. Bizi üzdüğünde hatta hayal kırıklığına uğrattığında bile “ulan Galatasaray” deyip sarı-kırmızıya daha sıkı sarılıyoruz.

Kısacası mağazalara koşan, web sitesini çökerten, kuyrukta beklerken şikayet etmeyen, kısıtlı gelirinden hatırı sayılır miktarı kasaya bırakan bu kitle, tutku ve itimat ile kuşanmış.

Öyle bir kitle ki bu; göz kırpsanız, gülümseyip el sallıyorlar.

Ses veriyorsunuz, yaklaşıp sizi duymaya çalışıyorlar.

Çağırırsanız, size doğru koşuyorlar.

Satın alır mısınız?” diye sorunca adeta mağazaları yağmalıyorlar.

1950’lerin meşhur Tepebaşı gazinosunda Müzeyyen Senar dağı taşı inleten sesiyle “çile bülbülüm çile” yi söylerken mikrofonu dinleyicilere çevirince tüm gazino müşterisini o an avucuna alır, istisnasız herkes “Allaaah” diye hariçten gazel atarmış.  Bir Diva değilsiniz ama siz de “sarı” diye mırıldanıyorsunuz, onbinlerce kişi “kırmızıııı” diye gürleyip mağazalarda izdihama yol açıyor.

Yazının başında anlattığım fantastik rüyayı size günlük hayatta sunan, bunu da tevazu ile gerçekleştiren bir aileye sahibiz demek ki…

Sakın ola kırmayın bu insanları, üzmeyin iyi niyetli Galatasaraylıları…

Galatasaray Spor Kulübü’nün 37. Başkanına

Galatasaray Spor Kulübü’nün 37. Başkanı seçilen Sayın Mustafa CENGİZ’i ve hepsi birbirinden kıymetli ekip arkadaşlarını tebrik ediyorum.  Dün törenle mazbatalarını aldılar, bugün devir teslim gerçekleşti.  Yaşadıkları haklı gurur, sevinç ve heyecanlarını yitirmeden çalışmalarını ve üretmelerini dilerim.

Bu vesileyle bazı tespit ve beklentileri, beraberinde kişisel önerileri paylaşarak “hayırlı olsun” demiş olalım.

Sayın Başkanım,

  • Size oy veren 1703 üyemiz dahil, şu an kimseye borçlu değilsiniz.  Ne seçim ekibinize, ne eski dostlarınıza, ne de başkasına.. Başarınız, nitelikli insanları bir araya getirme maharetiniz ve hep birlikte sahneye çıkma cesaretinizden kaynaklandı.

Size oy verenler bugünden itibaren Galatasaray’a liyakatla hizmet etmenizi bekliyor, oy veren veya vermeyen tüm Galatasaraylılardan destek talebinde bulunabilirsiniz, bu anlamda alacaklısınız çünkü artık kulüp başkanısınız.   Galatasaray’a hizmet borcunuzu öderken, destek ve katkı konusunda alacaklı listenizi alabildiğine geniş tutabilirsiniz.  İlk olarak, seçim yarışına girdiğiniz ekibin devam eden projeleri ve sezon ya da mali yıl sonuna dek sürdürecekleri çözüme dönük acil eylem planını sizinle paylaşmalarını talep edebilirsiniz, aklın yolu aynı istikamete çıkarsa bundan kulübümüz kazançlı çıkacaktır.

  • Yakın tarihin en güçlü yönetimisiniz. Sakın şaşırıp “Biz sadece dört aylığına geldik” demeyin zira kimsenin emanetçisi değilsiniz. Ne kimseye diyet borcunuz var ne de Galatasaray’ dair kirlenmiş bir ezberiniz. Mayıs’ta seçim sözü verdiniz, kimse sizi erken seçime zorlayamaz. Mart ayında mali genel kurul var, ibra oylaması sizin döneminizi kapsamıyor. Teşbihte hata olmazmış, savanada gezen aslanlar kadar hürsünüz, bunun keyfini çıkaracak vaktiniz yok ama bu özgürlüğü 10 sene sonra bile doğru olduğuna inandığınız adımları yarın tereddütsüz atmak için kullanmalısınız.  Kısa vadeli uygulamalarınız bile, en azından üç yıllık bir kurumsal stratejiye uygun ilk adımlar olarak anlaşıldığı takdirde yönetiminize duyulan güven artacaktır.

 

  • Kulüp üyeleri arasında yakınlaşma fırsatları yaratmalı, güven ortamını tesis etmelisiniz.  Milyonlarca Galatasaraylıya da güven aşılamak, ilham vermek, onları heyecanla sahip çıkacakları gerçekçi hedefler doğrultusunda mobilize etmek zorundasınız.  Örneğin devre arasında iki yıldız futbolcu almak gerçekçi bir hedef değildir ama yarattığınız sempati ve heyecan rüzgarıyla kısa erimli (quick win) gelir artırıcı projeleri hayata geçirebilirsiniz. Galatasaray Spor Kulübü’nün içinde bulunduğu zor durumdan çıkışı ancak dayanışma, katılım ve sinerjiyle mümkün görünmektedir. Bu kapsamda #YellowFriday sembolik ama çok doğru bir adımdır, dolapta yer bulabilirsem ben de alışveriş çılgınlığına kapılacağım.

  • Şu aralar herkes size birebir ulaşmak, meramını anlatmak isteyecektir. Bu çaba “tebrik & hayırlı olsun ziyareti” olarak takdim edilir. Sıradan bir insanın tüm ömrüne yetecek sevgi seline 4 günde maruz kaldınız, oturduğunuz koltuğun ne kadar büyük bir çekim merkezi olduğunu yeniden idrak ettiniz. Oysa Mayıs’ta yeniden seçim var, dört aylık süreniz başladı. Her gününüz değil her saatiniz kıymetli artık. Madem kronometre çalışıyor artık bu tebrik ziyaretleri son bulmalı ve önünüzdeki meselelere odaklanmalısınız.  Yönetim kurulunuz ve Sportif A.Ş’nin yeni yöneticileriyle ortaklaşa çalışacaksınız. Her yükü bizzat omuzlama şansınız olmadığına göre iş bölümü çok kritik.. Uçanı kaçanı kovalayarak beklenen yüksek performansı elde edemezsiniz, herkes enstrümanına hızla alışacak, siz de orkestrayı yöneteceksiniz.

  • Kulübün ve bağlı şirketlerin günlük iş yükünün çoğu profesyonellerimiz tarafından üstlenilmektedir. Doğruluktan ayrılmayan, ellerinden geleni yapan ama çeşitli nedenlerle demotive olmuş çalışanları yeni transfer gibi oyuna dahil etmek umulmadık iyi sonuçlar verecektir.  Öte yandan süregelen vazife ihmalleri nedeniyle Galatasaray’ı zarara uğratmış, geçmiş çalışma döneminin hesabını veremeyen, profesyonelliğin epey dışına çıkarak kulüp içi siyasi dengelerde taraf olmuş kişiler varsa, onlarla da yolların ayrılmasında aynı şekilde fayda vardır.

 

  • Birinci elden tespit ve gözleme, veriye, analize, mukayeseye dayanan rasyonel eleştirileri mutlaka ciddiye alarak değerlendiriniz, eleştiri sahiplerinden teşekkürü lütfen esirgemeyiniz.   Dedikodu, husumet, kirli ezber ve gevezelik türünden tüm lakırdıları yok sayınız, bu tip faydasız cümleleri duymayınız ve dikkate almayınız.

 

  • Basınla gayet mesafeli olmanız yararlı olacaktır hatta seçim döneminde sizden esirgenen mali detaylara tam olarak hakim, içerideki ince dengelere aşina olana kadar (mesela bir ay) basın temasından uzak durmanız tavsiye olunur.  Medyada kimsenin iyi niyetine, iltifatına ya da sözüne güvenmeyiniz.   Bilhassa bazı isimlere 50 metre yakınınıza sokulamayacakları şekilde muamele etmeniz gerekebilir. Yılların kanayan yarası olan, yönetim kurulu toplantılarında konuşulanların gazetecilere ışık hızıyla iletilmesi ayıbını çözerek işe başlasanız fevkalade olur.   Samimi ve tutarlı olunduğunda, kişisel rating değil kurumsal itibar ön planda tutulduğunda, iletişim kazalarının çok azalacağını göreceksiniz.  Yine de stres ve baskı altındayken irticalen konuşmak, tuzak kokan sorulara verilen hızlı cevaplar kulübümüz hakkındaki algıyı zedeleyebilir. Kişisel iletişiminiz için profesyonel destek veya danışmanlık almanız da seçeneklerden biridir.

  •        Vaktiniz dar, işiniz çok, gündem yoğun.. Peki ne yapmak lazım? Kolay ulaşılabilir değil zaman zaman görünmez olmanız gerekir. Örneğin cep telefonunuzu sık sık uçak moduna almalı, siz kullanmak istediğinizde şebeke erişimine açmalısınız.  Size ulaşmak isteyenler 0212… … telefon numarasından asistanınıza ulaşır. O acil ve önemli olan telefonları aktarır, diğerlerini bilgi notu olarak size iletir.  Görev dağılımına göre protokol konularında II.Başkan, spesifik konularda başkan yardımcıları ve genel sekreter üzerinizdeki bu yükü almak için en doğru isimler olacaktır.  Kurullarda görev alan tüm üyelerin (43 kişi) ve Sportif A.Ş. yönetim kurulu üyelerinin bilhassa sosyal medya paylaşımlarında çok dikkatli olması, yanlış anlaşılabilecek etkileşimlere taraf olmaması, mümkünse Galatasaray’a dair herhangi bir paylaşımda bulunmaması değerlendirilebilir.  Bu tarz iletişim kazalarından “dedikodu” türetmeye çalışanlara fırsat verilmemelidir.

  •        Sporu yöneten kurumlar, siyasi otorite ve diğer kulüplerle ilişkilerin nasıl şekilleneceğine dair bir strateji oluşturulmak zorunda aksi takdirde bu hassas konulardaki her türlü yalpalama milyonlarca Galatasaraylının kulüple arasına duygusal mesafe koymaktadır.  Sürdürülebilir başarının olmazsa olmazı da, temiz ve adil rekabet ortamıdır.

 

  • Futbolda 21. Şampiyonluk, akabinde elde edilecek ek gelirler ve Şampiyonlar Ligi bileti mali anlamda kulübümüze hamle şansı verecektir.  Burada anahtar kişi Florya’nın tek patronu Fatih Terim olup, ona arzuladığı çalışma koşullarını sunabilirsek kupaya yaklaşırız. Şampiyonluk yalnız sportif değil aynı zamanda finansal bir hedeftir, orta vadede ana faaliyetinden finansal kar elde edebilen bir marka haline gelebilmek mecburiyetindeyiz.  Amatör branşların da kambur ya da külfet değil, reorganize edildikleri ve dirayetli biçimde yönetildikleri takdirde bir spor kulübünün temel taşları olduğunu yeniden hatırlatın bizlere.  Konjonktürel zaruretler bazı branşlarda yarışmacı takım kimliğinden bizi uzaklaştırsa da, nitelikli sporcu / iyi insan yetiştirme misyonundan vazgeçmeyelim.

Sayın Başkanım,

Uzun, dikenli, taşlı bir yola nereye varacağını pek de düşünmeden çıktınız.  İşi kolay kılmak, ufak pürüzleri aşmak veya çorbaya bir tutam tuz için desteğe ihtiyacınız olursa önümüzdeki dört ay biz hep buradayız.  Dört ay sonra yeniden aday olmak ya da olmamak sizin takdirinizdir ama her Galatasaraylı ömrü vefa ederse 30 yıl sonra bile “Mustafa Cengiz çok esaslı başkandı, makamına ne de yakışırdı” diyebilmek ister.

Size ve ekip arkadaşlarınıza sonsuz başarılar diliyorum.

Yolunuz açık olsun, ayağınız taşa değmesin, Allah mahçup etmesin.

KAN ve ALTIN

Fransızların sarı-kırmızıyı betimlerken kullandıkları ifadelerden biri “sang et or” 

Dilimize çevirirsek KAN ve ALTIN
Mesela Ligue 1 kulüplerinden RC Lens ya da Katalanlardan bahsederken kullanırlar bunu, sang et or…
 
 
20 Ocak 2018 cumartesi günü (yarın) Galatasaray Spor Kulübü’nde olağanüstü seçim var.  Mevcut tüzük hükümleri zorlanarak, tek bir kişinin iradesiyle alınmış ve halen izah edilememiş bir kararın neticesi bu seçim.
 
Bahsettiğimiz kişi kulüp başkanı Sayın Dursun ÖZBEK
 
Dursun başkan seçim kararını açıklamaya çalışırken zorlanıyor, zorlandıkça daha sansürsüz konuşuyor ve adeta cümlelerinden KAN damlıyor.  6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa atıfta bulunarak diyor ki:
 
Mayıs 2018’de şampiyon olmak zorundayız. Sportif A.Ş. kar etmeli, Altın hisse kaybı kulübe ihanetten başka bir şey değil” 
 
Daha dün söylemiş bunları üstelik     http://www.milliyet.com.tr/galatasaray-a-ihanet-olur–galatasaray-2592971-skorerhaber/
 
SPK Kanunu 2012 yılı Aralık ayında kabul edildi.  Madde 28/2 gereği beş yıl üst üste dönem zararı eden halka açık ortaklıklarda temsile dair imtiyazlar ortadan kalkıyor.
Kanun 2012’nin son ayında yürürlüğe girdi. Futbol şirketimiz GSRAY Sportif A.Ş’de mali yıl 1 Haziran’da başlıyor, bir sonraki yılın 31 Mayıs’ında sona eriyor.
Hatırlıyoruz ki  Prof.Dr. Duygun Yarsuvat başkan seçilerek 28 Ekim 2014‘te, onun mali işlerden sorumlu başkan yardımcısı Dursun Aydın Özbek kulüp başkanı sıfatıyla 10 Haziran 2015‘te mazbata almışlardı.   Geliniz şimdi kanunun öngördüğü kesintisiz 5 yıllık süreyi kapsayan yıllara ve o dönemlerin yönetimlerine kısaca bakalım.  
 
2013-2014 – – Ünal AYSAL
2014-2015 – – AYSAL – YARSUVAT & Özbek
2015-2016 – – Dursun ÖZBEK
2016-2017 – – Dursun ÖZBEK
2017-2018 – – Dursun ÖZBEK
 
Tablo çok net.
Eğer Dursun başkanın dediği gibi bu yıl da zarar etmenin neticesi İHANET ise, ihanetin ihalesi Dursun başkana kalacak.   Elbette ne Ünal Aysal, ne Duygun Hoca, ne Dursun başkan mükemmel bir finansal tablo devralmadılar ve kendilerinden öncekilerin yükünü taşıdılar. Maalesef kurumlarda devamlılık bizde şöyle tecelli ediyor: “dertlerimi zincir yaptım birbirine ekliyorum
Peki SARI liste kazanırsa ihale kime kalır? 20 Ocak günü Mustafa Cengiz seçilirse kimse onu suçlamaya yeltenmesin zira 5 yıllık sürenin sadece dört ayında görev yapacak.  Dursun Özbek ise 5 yıllık dönemin %80’inde dolaylı ya da doğrudan söz sahibidir, bu değişmez.  İyisi de, kötüsü de onunla anılacaktır.
 
Çok değil 50 gün önce takvimler kışı gösterirken bizde mevsim bahardı, Dursun başkanımız Galatasaray’a ALTIN çağını yaşatacağından bahsediyordu.  
 
https://www.fotomac.com.tr/galatasaray/2017/12/01/altin-cagi-yasayacagiz
 
İster istemez aklına takılıyor insanın, ALTIN çağ nasıl olacak, kimler bizi taşıyacak El Dorado‘ya?
 
– Kerameti kendinden menkul Serdar Güzelaydın mı ?
– Başkanın medyadaki imajını parlatmak için kulüpte mesai harcayan gazeteci İbrahim Seten mi ?
– “Devletle işlerimiz var, maalesef istifa edemeyeceğiz” diyen Nasuhi Sezgin mi ?
– Basketbol şubesini enkaza çeviren, görevinden istifa eden ama koltuktan istifade etmeyi sürdüren Can Topsakal mı ?
– Bugünlerde Galatasaray’dan uzak durduğunu gördüğüm ve bu hususta takdirimi kazanan Mehmet Özbek mi ?
-Galatasaray’ın bugünlere gelmesinde büyük vebali olan siyaset esnafı, oy avcıları, kongre simsarları, çıkar grupları mı ???
 
Yazının finaline gelirken kafamdaki pikabın iğnesi bir şarkı seçti kendince, 1970’lerin ortasında İskender Doğan’ın meşhur ettiği “Kan ve Gül” 
 
Sarı liste dört ay sonra seçime gideceğini kesin olarak taahhüt ediyor, eğer beklediğiniz performansı gösteremezler ise gülün dikeni elinize batmış olur, canınız sıkılır, siz de sarı gülü Mayıs 2018’de kenara bırakırsınız.
Kırmızı liste kazanır ve 2,5 yıllık Dursun Özbek performansını aynen devam ettirirse, ALTIN çağ hayalleri kuran kulüp 3 yıla kalmaz KAN kaybından mazallah komaya girebilir.
 
Peki hangi rengi seçelim, onu elbet Galatasaraylılar tayin edecek ama ben en kötü seçeneği baştan söyleyim.
 
SEÇİME KATILMAMAK, OY VERMEMEK en berbat seçenektir.  Galatasaray’ın ekmeğine KAN doğrarsınız, vebalini taşıyamaz da yerle yeksan olursunuz.
 
Biliyorum çoğunuz yorgun, bezgin, kırgın hatta küskün ama gün kapris yapıp uzak durmanın günü değildir.  Güneş doğana dek, tek bir mum bile karanlığın rakibidir.  Vereceğiniz o bir oy, şafağın sökmek üzere olduğunun ilk müjdecisi olabilir.  Hür iradenizle, aklınız, vicdanınız ve sarı-kırmızıya olan aşkınızla koşun sandığa !
Yarın Mektebimizde görüşmek üzere…

Bir söyleşinin anatomisi

Galatasaray Spor Kulübü başkan adayı Dursun Özbek’in ekteki basın temasına dair haber bugün bir gazetemizde yayınlandı.

http://www.hurriyet.com.tr/sporarena/dursun-ozbek-bombaladi-imzacilarin-hepsi-tuydu-40709548

Bu satırların devamını anlamlandırmak için bu ilginç röportajı okumanız tavsiye olunur.

Yahu uğraştırma bizi de sen anlatıver, ne demiş Dursun başkan?” diye soranları yormadan konuya girelim.

Antalya’da basın mensupları ile bir araya gelen Özbek temelde üç mesaj vermiş:

– Seçimde beklediğim rakip Mustafa Cengiz değildi, karşıma çıkmasını umduklarım yarışa girmediler

– Pek çok inşaat / emlak projemiz tıkır tıkır yürüyor

– Fatih hocam bereketiyle geldi.  We have TERIM they don’t

Bir de yakın zamanda sahne alan Serdar Güzelaydın boy göstermiş röportajda, taraftar futbol takımına sol bek transferi beklerken daha iyisi gelmiş.  Belli ki versatile player Serdar Bey, her mevkide oynuyor.  Kendisi GSRAY Sportif A.Ş.’nin çiçeği burnunda yöneticisi ve anlatımından anlaşıldığı kadarıyla olayların şahidi sıfatıyla Fatih hoca ile ilgili anlaşmanın perde arkasını anlatmış.  Gökten başımıza niye üç elma düştü, Serdar Bey hangi elmanın kurdu onu yakında anlarız diye umuyorum, konuyu dağıtmayalım.

Basın teması ile ne amaçlanmış bilinmez ama bu söyleşinin anatomisi bize Dursun Özbek hakkında çok şey söylüyor / hatırlatıyor.

Dursun Özbek “mayıstan eylüle kadar imza toplayanların hepsi tüydü” diye buyurmuşlar.  Kastettiği kişiler GALATASARAY YENİDEN sloganıyla kulüp başkanına erken seçim kararı almak suretiyle kalan yaklaşık bir yıllık süreyi yeni bir ekip, taze bir güçle tamamlamasını öneren ve sayıları 1100 civarında olan kulüp üyeleri.

Söylemde “argo”, fiil olarak “tüymek” tercih edildiği dikkatinizi çekmiştir. Apartmanın zillerine basıp kaçan küçük çocuklardan bahsedilmediğine göre, belli ki burada örtük amaç imzacıları yani 1100 üyeyi küçümsemek, tahkir etmek!

Hatırlanacak olursa, erken seçim talebini dile getiren üyeler dört üyesi istifa etmiş, bir kısmı oyundan düşmüş ve oldukça yıpranmış yönetim kurulunun erken seçim yoluyla güçlendirilmesini önermişlerdi.  Dursun Özbek’in ancak geçen ay varabildiği “Mayıs ayı çok kritik” dönemeci, geçen yılın Mayıs ayında imzacıların talebini tetiklemişti.  Üyeler Tüzük gereği ıslak imza toplamamış, yönetimi seçime zorlamayı tercih etmemiş, olanca nezaketleriyle seçenek sunmuşlardı.

Bugün bu konuda kapsamlı bir açıklama yayınlandı, mutlaka ve dikkatle okumanızı tavsiye ederim.  Benim yazabileceğim her şey, hatta fazlası orada kaleme alınmış.

https://twitter.com/gsyeniden/status/952479601095270400

Yazılı iradelerin e-posta aracılığıyla toplanmaya başlandığı günlerde “bu hareketin arkasından kim çıkacak?” diye papatya falı açanlar, imzaları 300-700-1000 diye sayarken içini sıkıntı basanlar, altlarındaki halının aniden çekilebileceğini görüp seçime zorlanma ihtimalinden epey korkanlar bugün tamamen ferahlamış olacaklar ki, “tüydüler” diye alay ederek üzücü bir seviye testine giriyorlar.

GSYENİDEN’de 1000. imzanın sahibi olarak şahsım adına tekrar edeyim, o gün de niyet yönetimi devirmek, yeni bir kadroyla iktidarı devralmak değildi.  Bugün de değil… Tezgah zannettiğiniz hareketin lideri, önderi, reisi, potansiyel adayı yoktu, hiç olmadı.   Ortak iradelerini seslendiren Galatasaraylılar “yeni bir yol daha var” dediler, siz asfalt zannettiğiniz patikadan ısrarla ayrılmadınız.

Peki neticede kim haklı çıktı?  Bir yıl kala yönetimi güçlendirme fırsatını teptiğiniz için, normal seçim takviminden dört ay önce izahı mümkün olmayan gerekçelerle sandığa sürükleniyoruz.  Geçen mayıs ayında “sizin arkanızda X,Y,Z var, samimi değilsiniz, yalancısınız” diye öfkelenenler bugün neşeyle “seçime giremediler ki.. seçime giremediler ki...” diye nazire yapıp tüymekten, toz olmaktan bahsediyorsa, bu gelgitli ruh haline şaşmak düşer bize…   Neydi 11.Cumhurbaşkanının meşhur sözü, “İnsan bazen hayret ediyor

Seçimdeki rakibi Mustafa Cengiz’in listesini gördüğünü söyleyen Özbek “yakından tanıdığım iki isim var, onun dışındakileri tanımıyorum” diyor gazete haberine göre.  Satır aralarındaki mesaj şu: “Mustafa Bey gözünü karartıp daldı bu işe ama ekibinde star isimler yok, ben tanımıyorum onları

Galatasaray’dan uzak geçirilen yıllar, aidat ödemenin bile unutulduğu seneler, ticaret hayatında doludizgin ilerlerken iştirak edilmeyen genel kurulların kaçınılmaz sonucu bu… Başkan camiasını, kulübünü, üyelerini tanımıyor.  İki buçuk yıldır başkan olduğu halde bu eksiğini tam giderememiş.  Başkası söylese yakışıksız olurdu, kendi tasdik edince bize söz düşmez.

Başkan kimleri tanımıyor bilmiyorum ama ben size birkaç ismi takdim edeyim, eksiğim / kusurum olursa bağışlasınlar:

 Mustafa CENGİZ, başkan adayı, Mülkiyeli eski bürokrat, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren şirketi var.. Onu kesin tanıyordur başkanımız:)

Prof.Dr. Acar BALTAŞ… Valla herhalde bütün Türkiye Acar hocayı tanıyor, sanırım başkan da tanıyordur.  Tanımıyorsa Fatih hocama sorabilir.

Celal AÇAR…  Galatasaray Spor Kulübü’nde 20 yıl kadar sicil kurulu başkanlığı yapmış, benim üyelik kartımda matbu imzası var, onu da tanıyordur illa ki.

Ahmet Ünal ÇEVİKÖZ… Emekli diplomat, T.C. Londra eski büyükelçisi, medyada sık yer alan bir dış politika uzmanı.  Başkan konuya uzaksa tanımıyor olabilir, ben tanıyorum müthiş bir değer Galatasaray adına.  Hani olmaz ya başkan adayı olsam, genel sekreterlik görevini üstlenmesini çok isterdim.

Okan BÖKE… Sicil numarası 7310, kıdemli üyelerimizden.  Finans uzmanı, sermaye piyasalarını yakından takip eden, genel kurullarda söz alan titiz bir Galatasaraylı… Başkan tanıyor olsa gerek ?

Doçent Emre ERDOĞAN… Siyaset bilimci.. Siyasi katılım süreçleri, seçmen davranışı, saha araştırmaları, politik eğilimler ve gençlik konularında çalışıyor.  Yıllardır üyelerin nabzını ölçen anketler ve sıkıcı faaliyet raporlarından rengarenk infographics üreten, Galatasaray Lisesi & Boğaziçi Üniversitesi mezunu akademisyen.  Benim kadim dostum, başkan isterse tanıştırırım bir gün.

Adil Araboğlu, Mahmut Recevik, Cenk Soyer yıllardır bu camianın içinde tanınan, bilinen isimler… Kimi sosyal ilişkilerden, kimi tribünden.

Kırmızı liste / Sarı liste karşılaştırması yapmayacağım.  Kim bu kulübe hizmet etmek için, hür iradesiyle, halisane niyetlerle bu görevlere soyunuyorsa takdiri hak eder.  Seçilenlere destek olmak da, seçenlere düşer.

Yalnız Dursun başkana sormak isterim.

SİZ SEÇİME BİRLİKTE GİRECEĞİNİZ LİSTENİZİ TANIYOR MUSUNUZ ?

Onlarla kaç aydır / kaç yıldır tanışıyorsunuz?  Kaç kere bir masa çevresinde Galatasaray SPOR Kulübünü müzakere ettiniz ?

Bu isimleri üstlenecekleri görevler, sahip oldukları yetkinlikler ve ayırabilecekleri zamana göre mi seçtiniz yoksa isimler önünüze geldi, siz görev teklif ederken mi ilk kez yüz yüze geldiniz ?

Daha net soralım, yönetim kurulunuzu size seçim kazandıracağını umduğunuz kongre simsarları, siyaset esnafı (statüko) ile birlikte mi kurdunuz ?

Çok önemli görevler üstlenen dört yönetim kurulu üyesinin yazılı olarak istifa ettiği kaç tane GALATASARAY yönetimi hatırlıyorsunuz ?

Elbette rakibi küçümsemek kampanya iletişiminde bir tercih olabilir ama çatlak kaburganızı sakındığınız kolla yumruk atmamalısınız, kısacası bu konuları hiç açmamalısınız. Haber metnindeki şekliyle “Onlar da hizmet için buradalar” dediğiniz noktada durmalısınız.  O vakit centilmence davranmış olacak ve takdir toplayacaksınız.

Dönelim biz habere, devam ediyor Dursun Özbek sözlerine, “Tablolar ortaya koyduk, Bir sürü proje ürettik” diyor.

Hangi tablolarmış ki bunlar?

Tablolar denince benim aklıma geçen mali yılı 297 milyon TL dönem zararı ile tamamlayan Sportif A.Ş’nin excel tabloları geliyor.

Tablolar denince benim aklıma paramparça olan bütçeler, %100’ün üzerinde sapma gösteren maliyet kalemleri, faktoring firmalarından yüksek faizle alınan borç listeleri geliyor.

Tablolar denince benim aklıma Florya’da verilen barbekü partileri, kovulan teknik adamların acıklı halleri, beş benzemez transferlerin yüklü KAP bildirimleri, Mehmet Özbek – Levent Nazifoğlu kareleri geliyor.

Kürsüde nepotizm imasında bulunan üyelerin disiplin kuruluna sevkini, divan kurulu toplantılarında bir gazetecinin hakaretamiz yorumlarının kısa film gibi gösterilmesini, istifa eder gibi yapıp bir türlü koltuklarından kopamayan yönetim kurulu üyelerini hangi tablolara koyalım ?

Oysa Galatasaray ve tablo deyince aklıma yalnızca Fikret MUALLA, Feyhaman DURAN gibi ressamların muhteşem eserleri gelmeliydi, nur içinde yatsınlar.

Sponsor gelirlerini artırmak için çalışıyoruz” diyor başkan Özbek… Marka değeri bu kulübü yönetenlerin en çok telaffuz ettiği ama hiç anlamadıkları kavram olarak hayatımızı işgal ettiğinden somut verilere bakmak şart.

Mart 2017 bütçe görüşmelerinde 3,39 milyon TL olarak üyelere onaylatılan isim hakkı gelirleri, 2 Aralık 2017’de üçte bire inerek 1.17 milyon TL olarak revize olmuştu, realite bu. Bakalım Turkcell reklamında rol almışız gibi başlayan digital devrim hamlesi mali tablolara nasıl yansıyacak?

Basketbolu şirket altında toplayacağız” demiş Dursun Özbek.. Hangi basketbol bu?

Hani kulübe Euroleague kupası kazandırmış Ekrem Memnun’un küstürüldüğü, kulübe Eurocup kazandırmış Ergin Ataman’ın tribün grubunu da işin içine çekip itibarsızlaştırılarak gönderildiği, lisans skandalları, saçma transferler ile tanınan ama kabahati hep başkasında bulan sorumlu? yönetici Can Topsakal’ın en sonunda yakın dostu Erman Kunter’i kovarak akabinde mahvettiği her şeyi orta yerde bırakıp istifa ettiği branştan mı söz ediyoruz ?   Başkana naçizane tavsiyem önce basketbolu konu alan kitaplar okusun, oyunun ruhunu yansıtan filmler izlesin, bahsettiğimiz şey bir SPOR dalıdır, anonim şirket kuruluş sermayesi değildir.  Şirketleşme fikrinden evvel, konunun özüne aşina olmak gerekli sanki ??

Oteli açacağız” demiş Dursun Özbek… İnşallah 2018’de açarız, ismi Point Mecidiyeköy olsun, yılda 5 milyon Amerikan doları kulübümüzün kasasına girsin.  Rakamı uyduruyor değilim, sayın başkanımızın sözü bu… Başkanların sözü senettir malum…

Projelerin devam etmesi gerekliliğinden bahsediyor sürekli başkan adayımız, bu söyleşide de değinmiş.

Proje diye bahsedilen Kemerburgaz, Riva, Florya, spor salonu…  Bunların hepsi kamu kurumlarıyla yapılan anlaşmalar sonucu “kaçınılmaz” hale gelmiş işlerdir.

Değerli Florya arazisine katma değeri çok yüksek inşaat yapmaları için, bizim yatağı yorganı Kemerburgaz’a taşımamız şart!

Hasılat paylaşımı umuduyla Riva arazimizi Emlak Konut’a verdik, peşinatı aldık, maliyetler ve birim fiyatlar bizim kontrolümüzde değil ama olan oldu, gizli saklı protokolden nasılsa dönüş yok.

Stadın çatısını kapatamadığımız için spor salonu yapmaya söz verdik.  Spor salonu için sponsor bulmak şart, başkanın dediği gibi sıfır maliyetle yaptırsak bile o salonun işletme giderleri ve bakım / onarım masrafı (running costs)  bitmeyen otelden almayı umduğumuz kira bedeline denk olur herhalde…  Boston’a, New York’a bakmaya gerek yok, Ataşehir’deki Ülker Arena net bir örnek!

Hiç anlayamadığım şey ise şu: Dursun Özbek’in Şebinkarahisar’daki aile mülklerini satıp elde ettiği gelirle Galatasaray’a proje ürettiği algısının yaratılmaya çalışılması… Yani bu işler ancak Dursun Bey ile olur, Galatasaray tüzel kişiliğinin bir ehemmiyeti yok, bürokratlar kurum ile değil de iş adamı Dursun Özbek ile anlaşma imzalamış gibi bir hava pompalanmakta. Misal Mustafa Cengiz seçilse, Emlak Konut “siz Florya’da idman yapmaya devam edin” mi diyecek bize?  Başbakanlık Kemerburgaz için onayladığı izinleri iptal mi edecek?  Riva arazisinin tapusu kulübümüze iade mi edilecek ?

Mecidiyeköy’den çıkıp Seyrantepe’ye gitme fikri rahmetli Özhan başkana aitti, Sayın Adnan Polat seçilince inşaat mı yarım kaldı yoksa stadyum Sultangazi semtine mi taşındı ?

Peki bu yetkileri Ünal Aysal kullansaydı, projeler için ona mı müteşekkir olacaktık ??

Projeler… projeler…  Spor kulübünün köklerine, özüne, değerlerine ve geleceğine dair söyleyebileceği yegane şey bilmem kaç metreküp betondan ibaret olanlar için ne sihirli kelimesin sen, PROJE !

Bir de karizmatik projemiz mevcut, seçim kozu olarak sunulmaya çalışılan Fatih TERİM konusu.

Fatih hoca kısa vadede Galatasaray’ın tek seçeneğiydi, teklifi kabul etti, kurmadığı bir kadronun başına devre arasında geçti.  Başarılı olacağına hemen herkes inanıyor, kendisine kırgın olanlar dahil herkes bunu istiyor.

Mustafa Cengiz seçilirse, o da TERİM ile çalışır.  Ben başkan olsaydım, ben de şampiyonluk hedefini düşünerek TERİM ile çalışırdım.  “Biz varsak Hoca burada, biz yoksak o da toplar bavulunu” diye merdiven altı propagandası şık olmaz.

Fatih Terim Galatasaray’a ilk imzasını attığında Dursun başkanım neredeydi bilmem ama ben henüz 2 yaşındaydım.  Florya bizim ziyaret ettiğimiz tesistir, Hocanın yuvasıdır.  Lütfen onu seçim malzemesi haline getirmeyelim, rahat bırakalım, 105 x 68 metre yeşil saha içindeki işine karışmayalım.

Mustafa Bey’i tebrik ediyorum, adaylığını koydu, seçimi savunanlardan daha iyi Galatasaraylı bence” demiş bir de Dursun başkan… Galatasaraylılık ölçen bir cihaza sahip olmadığını varsayarak, gözlemine saygı duyalım.  Kendisinin neşeyle anlattığı bir anısı vardır, hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

 “Bir gün Özhan abi (Canaydın) ile karşılaştık, -Ulan ne adamsın, kulübe beş kuruşluk faydan yok- dedi

Gülerek anlatıyor olmalı bunu Dursun Özbek, belli ki burada mizah var, şaka yollu takılma var, abi-kardeş arasında olur öyle şeyler.

Kimsenin Galatasaraylılığı kuruşla, lirayla, euroyla zaten ölçülmez ama ben eminim ki rakibi Mustafa Cengiz üyelikte devirdiği 20 küsür yılda böyle bir şakaya hiç maruz kalmamıştır.

Son olarak Galatasaray’a yaraşan bir seçim yarışı için taraflara itidal tavsiye ederek noktayı koyalım.

FATİH TERİM

Sarı-kırmızılıların en popüler aşk & nefret ikonu o.  

Karmaşık ilişkileri var, karizmatik, başarılı, fevri, kindar, sert, zeki, vefalı, aile babası, gelişleri kadar gidişleriyle de ses getiren, her türlü iktidar boşluğunu kendince dolduran ve Türk tipi liderliğin ansiklopedisine özel fasikül ekleyen futbol adamı.

Galatasaray’daki dördüncü dönem mesaisine başlayacak teknik direktörümüz Fatih Terim’in Galatasaray geçmişini ve performansını, kulüp başkanları olan ilişkileri ve dönemin şartlarını yeniden hatırlayarak ele almakta fayda var.  105 x 68 metreye sığmayan futbol dışı ilişkileri ise bu yazının konusu değildir.

Birinci dönem (Kaptan Fatih – Faruk SÜREN)

Sayın Faruk Süren vizyoner bir sportmen, sporu seven, bizzat sporun içinden gelen biri.  Fatih Terim kulübe ilk imzasını 1974’te atmasına rağmen, kulübedeki ilk sezonunda bocalıyor, ilk defa büyük takım çalıştırdığı için..  Eylül 1996’da bir Fenerbahçe maçı, Sebastiao Lazaroni yönetimindeki sarı-lacivertliler Mecidiyeköy’den 0-4 galibiyetle ayrılıyor.  Terim’den ne köy ne de kasaba olmayacağına dair sesler birden yükseliyor (ama sosyal medya canavarı henüz doğmadığından hocanın kellesini alamıyor neyse ki)  Faruk başkan hocasına sahip çıkıyor ve Terim’in kaderi değişiyor.  Dört yıllık dönemin ortalamasında kadro çok iyi, devamlılık ve istikrar meyvelerini veriyor, memleketin her tarafında rüzgar bizden yana esiyor.  Başarı geliyor, lige ipotek konuyor, daha önce yapılmamışı başararak Avrupa’da çifte kupa kazanan Galatasaray IFFHS kulüpler sıralamasında birinci sıraya çıkıyor.  Kaptan saha kenarında kendi saltanatını kurmuşken hatta ülkenin başbakanı bile “KAL” derken o Fiorentina’ya gidiyor.  Merhaba Floransa, arrivederci Florya !

İkinci dönem (Benvenuto Imperatore – Özhan CANAYDIN)

Rahmetli Özhan başkan “gönüllerdeki teknik direktör” vaadine uyarak asla başarısız denemeyecek Lucescu’yu gönderiyor.  2002’deki imza töreninde Kaptan Fatih artık nostalji olmuş, yepyeni bir sinyor var karşımızda.  Burada değinmemiz gereken bir nokta “Milan’dan kovuldu mecburen geri döndü” diye hoca ile alay eden insanlar!  Milano’ya gidip kulübün tesislerine turist olarak girseler, fotoğraf çektirmek için güvenlik görevlisinden izin alması gerekecek olanların, AC MILAN teknik direktörü olmayı başarmış bir insanın kariyerini eleştirmeleri o gün de gülünçtü, bugün de öyle..  Hocanın İtalya’daki en Avrupalı kulüp olan Milan’a ayak uyduramadığı, biraz da kuzey İtalya milliyetçiliği ve i nostri ragazzi (bizim evlatlar) baskısıyla örselendiği ise gerçek.

Terim’in yeni başkanı Özhan Canaydın muhafazakar ve statükoya inanan bir lider.  Kadro Fatih hocanın bıraktığı gibi değil ve oldukça yetersiz.  Üzerine yapılan transferler de fiyaskoya dönüşüyor. Mali durum daha önce hiç olmadığı kadar sıkıntılı, konjonktür aleyhimize, BJK 100.YIL rüzgarıyla her yerde tahakküm kurma peşinde, başlarında Terim sevdasına kapının önüne koyduğumuz Mircea Lucescu var.  Başkanlığı iyice benimseyen ve 2001 şampiyonluğunu el çabukluğu marifet ile kapan Aziz Yıldırım belki de en güçlü zamanında, kısacası hoca için sonuç mutlak başarısızlık.  Seçim kozu olarak gelen Terim, başka seçimleri riske atmamak için kovuluyor.  Ayrılığın ilan edildiği basın toplantısında Canaydın’ın yanında oturan hocanın yüzü asık ama kimsenin aleyhinde konuşmuyor, ceketini alıp çıkıyor.

Üçüncü dönem (I love you Hocam – Ünal AYSAL)

2010-11 sezonunda dibe vuran (sonradan anlıyoruz ki biraz da organize işler sonrasında dibe vurdurulan) Galatasaray yeni başkanını Belçika’dan ithal ediyor.  Ünal Aysal global müteşebbis, çok zeki, projeleri var, tam bir kapitalist winner. Türkiye’yi ve kirli rekabet ortamını tanımayan Ünal başkana “çare Fatih Terim” diyorlar,  o da “gelsin” diyor.  Takım kadrosu yenileniyor, büyük paralar harcanıyor, kadronun seviyesi üst düzey.  Ali Dürüst,  Abdürrrahim Albayrak herkes hocayı rahat ettirmenin peşinde. 3 Temmuz’da yakayı ele veren şike zanlısı Fenerbahçe tepetaklak, BJK zaten Allah’ından bulmuş Demirören’e esir düşmüş, kupası gasp edilen Trabzonspor bu travmayı atlatamadığından bunalımda.  Kısacası rakipler ters dönmüş kaplumbağa misali.. Kaçınılmaz olarak ligde başarı geliyor, yetmiyor UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek final.. Real Madrid’e karşı oynarken bizim taraftar “5…5….5…” diye bağırırken kendinden geçiyor.

Daha büyük hedeflere göz diken romantiklerin asla bilmediği ve anlamadığı arka planda ise Belçikalı Ünal Bey ile Adanalı Fatih Bey anlaşmazlığa düşüyorlar, #aslolanGalatasaray deseler de aynı frekansta buluşamıyorlar.  Fazla ön plana çıktığını düşündüğü Terim’i göndermek için Aysal fırsat kollarken, Terim de kendine tutunacak yeni bir dal arayışına giriyor ve gönderilmek için zemin hazırlıyor.   Ünal Aysal “Hoca benim telefonlarıma çıkmıyor” diyerek iletişimsizliğe ve elbette saygısızlığa tepki gösterirken,  haberleşmenin mahremiyeti ihlal edilerek Aysal-Terim SMS trafiği medyadaki en aşağılık herife el altından servis ediliyor.  Belli ki üzeri çizilen Fatih Terim itibarsızlaştırılmak istenmekte. Nihayetinde TFF ve milli görev palavrasıyla Aysal Terim’den kurtulmanın, Terim de yeni bir kontrata kavuşmanın hazzını yaşıyor.  Beyefendiler için durum win & win gözükse de, kaybeden yine GALATASARAY..  Fatih  Terim Türkiye Futbol Direktörü oluyor, Galatasaraylıların haz etmediği şahısların safına geçiyor.  “Hakkını arar, adalet kovalar, isyankar” diye bilip bayrak adam gördükleri Fatih Terim ile terazinin ayrı kefelerine düşmüş olan Galatasaraylılar yol ayrımına geliyor.  Kısacası pek çoğumuzun gönül dağına kar yağıyor.

Dördüncü dönem (Gündem mühendisi TERİM – Başkan adayı Dursun ÖZBEK)

Faruk Süren dönemindeki ilk sezonunda belki de twitter olmadığı için görevde kalan Terim, birkaç gün önce tüm zamanların en fazla interaction yaratan Türkçe twitter mesajını atarak gündeme bomba gibi düşüyor. Mayıs’taki seçimi kazanamayacağını hisseden başkan (adayı) Dursun Özbek’in icat ettiği 20 Ocak 2018 seçimi öncesi en popüler koz olarak 1905 TL aylıkla göreve başlıyor.  TERİM ile yeni tanışan Galatasaray profesyonel futbol takımı, ilk maçına bugün Göztepe karşısında çıktı, daha yolun başındayız, fütüristik tahminler için erken ama içinde bulunulan şartlar daha ziyade Süren / Aysal dönemlerine mi benziyor yoksa Canaydın dönemine mi?

Sonuca gelirsek, Galatasaray sosyal, idari ve mali açıdan lig şampiyonu olmaya / UEFA Şampiyonlar Ligi bileti almaya MECBUR !

Beklenti çok yüksek, kandırıldıkça öfkelenen, şımartıldıkça tatmin duygusunu yitiren, sosyal medya sayesinde hepten zıvanadan çıkan seyirci kalabalığı sihirli dokunuş ve seri zaferler bekliyor.

Bu sezon taraftarın tartışma yaratan koreografisine atfen, dördüncü TERİM dönemiyle birikte aslında ROCKY IV bugün vizyona giriyor.

Filmi hatırlayanlar için, İtalyan aygırı Rocky boksörlük kariyerinin zirvesine çıktıktan sonra ununu eleyip eleğini duvara asmıştır.  Kader ve intikam hırsı onu yeniden ringlere döndürür.  Dünya alem ondan umudu kesmişken Moskova’da Rus devi Ivan Drago’yu nakavt eder, bu zaferle kendisini çekemeyen herkesle de hesabını görmüş olur.  Filmin sonunda ona diş bileyen salondaki binlerce Rus seyirciden bol bol tezahürat ve alkış bile alır, mutlu son!

Mutlu sonları seviyoruz ama gerçek hayatta Slyvester Stallone ile Ivan Drago’yu canlandıran iri kıyım aktör Dolph Lundgren (Stallone’den 11 yaş daha genç + 20 santim daha uzun) dövüşse hangisi kazanırdı ???

Kulübümüzün 7446 sicil numarasıyla üyesi olan ve benim yıllardır “mühim Galatasaraylı” diye adlandırdığım Fatih Terim’e başarılar, sabır ve bol şans diliyorum.  Yolu açık olsun, Allah utandırmasın.

Mecbur olduğumuz şampiyonluğu kazandırırsa elbette müteşekkir oluruz, yine omuzlara alınır.

Hatta sokaklarda coşan taraftar, hocaya el kaldıran o kebapçının uyduruk heykelini bile cayır cayır yakabilir ama hiçbir ateş soğuğu tam olarak kırmayacak zira gönül dağına kar yağdı bir kere…..

Beş ayda bile değişir bazı şeyler

YOLLAR UZUN DİKENLİ TAŞLI OLSA DA, İLK ADIMI ATARKEN DÜŞÜNCELER

Galatasaray Spor Kulübü gelmiş geçmiş tüm Galatasaraylıların toplamından oluştuğundan, yine ve ancak Galatasaraylıların omuz vermesiyle yoluna devam edebilir.  Dolayısıyla dümeni tutmaya aday olduğumuz bu zorlu dönemde herkesten katkı ve fedakarlık talebimiz bakidir zira GALATASARAY “Galatasaraylıyım” diyen her bireye ait, hepimize emanettir.

Galatasaray’ın amacı ne pahasına olsun başarıya ulaşmak değil, kalıcı ve sürdürülebilir başarı için vizyon ve strateji ortaya koymak olmalıdır.

Konjonktürel zorluklar nedeniyle geçici olarak rekabette geri kalındığı zamanlarda dahi, vizyon ve stratejinin tutarlı biçimde uygulanması elzemdir.  GALATASARAY keyfi kararlarla ya da anlık olaylara duygusal tepkilerle yönetilemez.  Finanse edilemeyen ya da temeli sağlam olmayan her başarının, geleceğimizden çaldığını da yaşadık, gördük, biliyoruz ve farkındayız.

Bu ortak bilince sahip değerli isimlerden oluşan Yönetim Kurulu listemizde yer alan üyelerin üstleneceği görev ve sorumluluklar, deneyim ve yetkinlikler doğrultusunda belirlenmiştir ve seçimden önce ilan edilecektir.  Ana hedef 15 kişinin eşgüdüm içinde canla başla çalışacağı ve milyonlara ilham veren bir TAKIM olabilmektir.

TEMEL VAADİMİZ

Kulüp tüzüğümüzün 27.maddesi gereği, 2018 Mayıs ayının ikinci yarısında yeniden seçim yapılacaktır.

20 Ocak 2018’de oylarınızla seçilmemiz halinde ve üyelerimizin desteği ve teveccühü devam ederse, 26 Mayıs 2018’de yeniden aday olarak huzurlarınıza geleceğiz. Takdir elbette yine Galatasaraylılarındır.

Yapacaklarımız ilk 5 aylık aksiyon planı ve uzun vadeli stratejiler olarak ikiye ayrılır, doğal olarak öncelik ilk 5 aylık sürede tatbik edilecek olanlardadır.

 

BABA GÜNDÜZ’ün tarif ettiği HALATA hep birlikte, var gücümüzle asılmak zorundayız

Son yıllarda manevi sermayesi aşınan, fikir ayrılıklarının kamplaşma seviyesine vardığı, somut ve tutarlı eleştirilerin azaldığı, başarı ve başarısızlığın ortak payda olma vasfını yitirdiği bir kulüp haline geldiğimizi maalesef inkar edemeyiz.

Şeffaflığın ve hesap verme kültürünün yerleşmesi bu olumsuz ortamı değiştirebilecek güçtedir, yönetim dönemimiz boyunca iyi yönetişim (good governance)  ilkelerine riayet edeceğiz. Ayrıca üyeler arasındaki iletişimin artırılması da, sevgi ve saygı bağlarının yeniden güçlenmesine vesile olacaktır.  Tasada ve kıvançta ortak olmak hedefinden asla sapmayacağız, ortak hedefler çerçevesinde bir araya gelmiş ve aynı değerlere inanmış insanlar olduğumuzu unutamayız.

Bu hedefe katkıda bulunması maksadıyla yönetim dönemimizde kulüp başkanı açık kapı politikası uygulayacak, her hafta belirlenecek üç gün saat 08:00 – 09:30 arası dileyen tüm üyelerimizle önceden randevu almaya gerek kalmaksızın yüz yüze görüşecektir.  Bu görüşmelere bireysel ya da grup olarak katılım aynı biçimde kabule şayandır.

Daha önceki yıllarda kulübümüzün yönetim kademelerinde yer almış değerli Galatasaraylılarla, geçmişteki görev ve sorumluluk alanlarına dair güncel değerlendirmeleri sorulacak, kabul ettikleri takdirde fahri danışman olarak tecrübelerinden istifade edilecektir.

Galatasaray Spor Kulübü yönetim kurulu ayda bir kere herhangi bir branşta kombine kartı olan ya da Galatasaray ürün ve hizmetlerini düzenli olarak kullanan taraftarlarıyla ASLANLAR FORUMU gerçekleştirecektir.  Forum toplantıları stadyumda, fiziki imkanların elverdiği hazirun sayısıyla ve önceden isim bildirilme usülüne göre gerçekleşecektir.  Bu toplantılarda amaç taraftarlarımızın yapıcı önerilerini, taze fikirlerini, proje tekliflerini duymak ve hayata geçirmek üzere olasılıkları tartışmaktır.

Burada genel tavrımızı altını çizerek vurgulama ihtiyacı hissediyoruz.  Galatasaray Spor Kulübünü yönetenler, kulübümüzün milyonların emeği, alın teri hatta hayır duası ile büyük olduğunu bilmeli, gönül bağı ve sadakatini ispatlamış her Galatasaraylıya hak ettiği hürmeti göstermelidir, gösterecektir.

 

MALİ KONULAR ve ÖNLEMLER

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı şirketleri neredeyse sonsuz yetki sahibi ama sıfır sorumlulukla hareket eden, görevden ayrıldıktan sonra hatalarının hesabını vermeyen, plansız harcamalar ve engellenemeyen bazı usulsüzlükler neticesi borcu sürekli artıran, borç faizi ve kur riskinin yarattığı baskıyla açmaza giren, sonunda taşınmaz varlıklarını mecburen değerlendirmek(satmak) zorunda kalan yöneticiler elinde 2017 yılının sonuna gelmiştir.  Bundan sonra yapılacak her hata, bundan 5 ya da 10 yıl önce yapılan hatalardan çok daha büyük yaralar açabilir.  Dolayısıyla bütçe disiplini ve etkin maliyet yönetimi hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Ana faaliyetinden sürekli zarar eden bir yapının bağımsızlığını hatta mevcudiyetini devam ettirmesi tehlikeye girer.

Öncelikle kulübün ve bağlı şirketlerin yakın döneme ait tüm hesapları titizlikle incelenecek ve mali yıl sonuna dek nakit akışı düzenlenecektir.

Kapsamlı raporlar dışında, finansal durumun anlaşılır özeti yeni yönetim seçildikten sonra bir ay içinde tüm üyelerle paylaşılacaktır.

Bu 5 aylık dönemde zaruri olmayan tüm harcamalar kısıtlanacak, acil konumda olmayan tüm yatırımlar ertelenecektir.

Yabancı para cinsinden taahhütlerin yarattığı kur riskine karşı tüm alternatif önlemler hızla değerlendirilecektir.

Kısa vadeli tedbirlerin tamamı sporcularımıza ve diğer çalışanlarımıza hak edişlerinin zamanında ödenmesi amacına yöneliktir.

Emlak Konut ile yapılan protokol ele alınacak, revizyon gerektiren maddeler varsa üyelerle durum paylaşılacaktır.

Uzmanlığı nedeniyle seçilmiş olan Mischon de Reya firmasının geçmiş dönem hakkında yaptığı soruşturmanın bulguları üyelerle paylaşılacaktır.

Spor salonu projesinin fizibilitesi yeniden incelenecek, uygun bulunması halinde çalışmalar aynen devam ettirilecektir.

Kemerburgaz tesisleri için finansman alternatifleri ve proje koşulları analiz edilecektir.

SPK mevzuatı kapsamında yaptırım riskine karşı kısa vadede alınacak tüm tedbirler belirlenecek ve tavizsiz uygulanacaktır.  Galatasaray Sportif A.Ş. için sermaye artırımı başta olmak üzere tüm önlemler hem sermaye piyasalarının güncel durumu hem de ticaret hukuku kapsamında birlikte değerlendirilecektir.  Bu konuda deneyimi ve önerisi olan Galatasaray Spor Kulübü üyeleriyle bir dizi değerlendirme toplantısı yapılacaktır.

UEFA yetkilileri ile İsviçre’de bir araya gelinecek, Financial FairPlay konusundaki güncel pozisyonumuz teyit edilecektir.

Mecidiyeköy’deki otel inşaatının kaderi hakkında kapsamlı bir çalışma yapılarak, üyelerle paylaşılacaktır.

Marka değeri, taraftarları ve sosyal paydaşlarının sayısı, ülke sporuna yön verebilme kabiliyeti düşünüldüğünde Galatasaray’ın gerçek potansiyelini kullanamadığı açıktır.  Ulusal ve uluslararası düzeyde katma değerli ürün ve hizmetlerin tasarlanması, farklı / özgün projelerin hayata geçirilmesi, yeni gelir kaynakları ile bütçe aktiflerinin artırılması mutlak zarurettir.

 

SPOR YÖNETİMi

Temel hedefimiz, sarı-kırmızılı formaya hizmet etmek üzere seçilen sporcularımızın nezdinde daima saygın bir kulüp ve kariyer fırsatı olarak algılanmayı sürdürmektir.  Gösterilen doğrultuda başarıya ulaşmak için emek veren sporcuların gözünde bağlı oldukları kulübün değeri arttıkça, doğal olarak Galatasaray’ın başarı çıtası da yükselecektir. Bunun yanı sıra adil rekabetin güçlenmesi ve olimpik değerlerin yaygınlaşması Galatasaray’ın ezeli ve ebedi misyonudur.

Sportif şubelerden sorumlu yöneticiler içinde bulunduğumuz sportif sezonun en iyi şekilde tamamlanması için 5 aylık yol haritasını yönetim kuruluna sunacaklardır.  Bu yöneticilerin birinci önceliği sportif başarı hedefine dönük çalışan profesyonellere destek olmak, ilgili federasyonlar nezdinde tüm sorumluluğu üstlenmek, resmi müsabakaları olabildiğince yerinde takip etmek, sporcularımızın yasal temsilcileri ve ailelerine yakın olmaktır.

İçinde bulunduğumuz sportif sezon mevcut teknik kadrolarla tamamlanacak, hocalarımızın tüm değerli görüşlerini ayrıntılı biçimde raporlamaları talep edilecektir.

2017-2018 sportif sezon ara transfer döneminde yeni sporcularla kontrat yapılmayacaktır, muhtelif gerekçelerle takımlarımızdan ayrılanlar olabilir.

Profesyonel futbol takımımızın teknik direktörü bizler mazbata alana kadar halen belirlenmemişse, ligdeki rekabet koşullarına uyum avantajı nedeniyle ligimizde çalışmış ve uluslararası deneyime sahip bir hoca tercih edilecektir.  Bu konuda şu an görevde olan Sayın Cenk Ergün’ün görüşleri de mutlaka dikkate alınacaktır.

Bu durumda yeni teknik direktörümüze kısa vadede şampiyonluk hedefinin ön planda olduğu ve bu hedefin madden ve manen yüksek miktarda ödüllendirileceği bir kontrat teklif edilecektir.

Hangi branş olursa olsun, bir takımda aynı menajer ya da temsilciye bağlı çok sayıda sporcu bulunmamasına dikkat edilecektir.  Galatasaray’ı geçmiş dönemde zarara uğrattığı tespit edilen temsilci, menajer, aracı ve her ne nam altında olursa olsun kişi ve kurumlar ile tekrar çalışılmayacaktır.

Kamp ve antrenman tesislerimizdeki kritik fiziksel eksik ve kusurlar tespit edildiği takdirde, giderilmesi için acil önlemler alınacaktır

Spor Federasyonlarında kulübümüzün etkinliğinin artırılması, Türk sporunun gelişimine dair fikirlerimizin hayata geçmesi için planlı olarak çalışılacaktır.

Kulüpler Birliği Vakfının bugüne kadar yaptığı çalışmalarla ülke futboluna beklenen katkıyı sağlayamadığı tespitine binaen Kulüpler Birliği toplantılarına Başkan düzeyinde katılım olmayacaktır.

2018-2019 sportif sezonu için tüm branşlarda sporcu yetiştirmeye yönelik yeniden yapılandırma eylem planı hazırlanacaktır.  Eylem planı için ABD, Büyük Britanya, Almanya, İspanya ve Fransa’da tatbik edilen sporcu yetiştirme ve kulüpleşme modelleri müşahhas örnekler olarak incelenecektir.

Tüm branşlarda A takımları besleyecek seviyede genç oyuncu yetiştirmenin önündeki en büyük engel, sınırlı görev dönemleri nedeniyle doğal olarak nöbet değişimi yapan yönetimlerin devraldıkları yapıları devam ettirememeleri ya da inandıkları doğrultuda değiştirmeleridir.  Bir yüzücünün, kürekçinin, voleybolcunun, futbolcunun ya da basketbolcunun çocuk yaşta geldiği kulüpte 19-22 yaş arasında üstün nitelikli sporcuya dönüşme süreci yönetimlerin üç yıllık standart süresine sığmaz.  Galatasaray tüm sportif şubelerini kapsayacak ve konunun kulüp içi / kulüp dışı tüm paydaşlarını bir araya getiren bir konsey oluşturup, ilgili çalışmaların neticesinde oluşan deneyim ve bilimsel verilere dayalı sonuç raporunu “sporculuk anayasası” olarak sabitlemek gerekir.  Genel Kurulun takdir ve onayına sunulacak bu çalışmanın, yönetimler değişse bile kutup yıldızını andıran ve sürekli takip edilecek bir yol haritası olması şarttır.  Uzun yol kaptanları mola yerlerinde birbirleriyle yer değiştirdiklerinde, otobüsün varacağı yer değişmeyeceği gibi Galatasaray’ın da uzun vadeli hedefleri de ancak bu şekilde realize olacaktır.

2018-2019 sportif sezonundan itibaren yeni transferlerde T.C. Pasaportu taşıyan tüm sporcularla Türk Lirası (TL) üzerinden kontrat yapılacaktır.

2018-2019 sportif sezonundan itibaren yeni kontratlar brüt ücret üzerinden imzalanacak, her türlü vergi yükümlülüğü Avrupa ülkelerine benzer şekilde sporcularımıza ait olacaktır.

2018-2019 sportif sezonundan itibaren tüm branşlarda yeni kontratlar için garanti brüt gelir barajı (salary cap) getirilecek, bu rakam aşılmayacaktır.

2018-2019 sportif sezonundan önce kulübümüze yeni katılacak sporcularla imzalanacak hiçbir sözleşme tüzük gereği yönetim süremiz olan 3 yıldan uzun olmayacaktır.

Sporla ilgili planlama, branşların güncel kapasitesi ve ulaşılması imkan dahilindeki hedeflere göre “spor aklı” konumundaki profesyoneller tarafından hazırlanacak, yönetim kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girecektir.

 

İDARİ KONULAR ve EYLEMLER

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı şirketleri, ahenk içinde ve global iş dünyasının kurallarına göre yönetilmelidir.  Ana strateji, dönemsel iş planları, gerçekçi hedefler, Galatasaray’ın menfaatleri ve profesyonel ahlakın gereği olan uygulamalar kusursuz bir silsile içinde hayat bulmak zorundadır.  Alınan kararların yansımaları, ölçülebilir neticeler, geribildirimlerin analizi, gerektiği takdirde revizyonlar ile en iyiye ulaşmak yaşamsal bir mecburiyettir.  Galatasaray hukuka ve mevzuata uygun, şeffaf, hesap verebilir bir yapı olarak kendini konumlamıştır.

Kulüp ve şirket profesyonelleri için uyulması gereken kurallara dair yeni bir yönetmelik yayınlanacaktır.  Amacımız Galatasaray’ın başarısı işin çalışan herkesin ortak hedefleri bilmesi, iş tatmini yaşaması ve gelecekteki istihdamlar açısından “tercih edilen işveren” olmaktır.

Kulüp ve bağlı şirketlerin idari, mali, hukuki risklerinin eksiksiz şekilde belirlenmesine dair bir çalışma başlatılacak ve GRC (Governance / Risk and Compliance) raporu güncellenecektir.

Kulüp ve bağlı şirketlerin tüm tesisleri ve çalışma alanları için OHSAS 18001 yönetim sistemine uyumlu hale getirilecektir.

Tüm tedarikçilerle olan sözleşmeler incelenecek, kulübün aleyhine görülenlerin iptal süreci başlatılacaktır.

Galatasaray’ı geçmiş dönemde zarara uğrattığı somut delillerle kesin olarak tespit edilen kişi ve kurumlara karşı hukuk yoluna başvurulacaktır.

Yönetim de dahil olmak üzere tüm kurul üyelerimizin (denetleme/sicil/disiplin) ve birinci derecede yakınlarının sahibi ve/veya ortağı olduğu şirketlerle asla fatura karşılığı ticari ilişki kurulmayacaktır.  Buna benzer ilke kararları Code of Conduct şeklinde ayrıca yayınlanacaktır.

Belli tutarı aşan mal ve hizmet alımlarıyla, işletme hakkının devri hususlarında ihale açılacak, kapsamlı şartname kamuoyuna medya aracılığıyla duyurulacaktır.

Denetleme Kurulu her ne kadar çarşaf liste ile seçilmiş olsa da, tam bağımsız olarak görev yapacak ve yalnızca Genel Kurula karşı sorumlu olacaktır.  Kanuni müeyyide ya da sözleşmeye bağlı gizlilik şartı halleri dışında, tüm belge ve kayıtlar kendilerine sonuna dek açıktır, erişimleri izne tabi değildir.  Hiçbir yetkili ya da görevli, Denetleme Kurulunun çalışmalarını engelleyemez ya da geciktiremez.

Denetleme Kurulunun asil üyeleri kulüp başkanının onayını almak kaydıyla diledikleri yönetim kurulu toplantısına iştirak etmeye teşvik edileceklerdir.

Sicil Kurulu kulübümüzün insan kaynağının ne derece zengin olduğunun analitik olarak ortaya çıkarılması için veritabanını elden geçirecek, üyelerin de katkısıyla bilgileri güncelleyecek ve CRM departmanı mantığıyla çalışacaktır.  Üyelerin genel kurul toplantılarına katılımının takibi ve oransal olarak artırılması da, Sicil Kurulunun hedefleri arasında olacaktır.

Yönetim Kurulu bu 5 aylık dönemde Disiplin Kurulu’na herhangi bir başvuruda bulunmamayı bugünden taahhüt eder, üyelerimiz için mer’i tüzük hükümleri geçerlidir.

İcraat dönemimizin yakından takibi için Divan Kuruluna bir ihtisas komitesi kurması teklif ve tavsiye edilecektir.

Galatasaray Spor Kulübü’nde bilhassa mali işler, insan kaynakları, iletişim, pazarlama, marka ortaklıklıkları ve sponsorluk konusunda çalışan profesyonellerin geçmiş dönem performansı yeniden değerlendirilecektir.

Önümüzdeki 5 aylık dönemde kulüp ve bağlı şirketlere yeni istihdam yapılmayacaktır.  Emek ve iş gücü anlamında her türlü eksik gönüllülük esasına göre giderilecektir.

İmkanlar ve şartlar ne olursa olsun, GALATASARAY’ın uluslararası bir spor markası gibi hareket etmesi, doğru refleksleri göstermesi için gereken her tedbir derhal alınacaktır.

Kulübün medya ilişkilerinden sorumlu bir basın sözcüsü olacaktır.  Basın sözcüsü dışında, kulüp adına yalnızca Başkan ve 2.başkan basın temasında bulunabilir.  Diğer yönetim kurulu üyelerinin basınla her türlü teması başkanın yazılı müsaadesine tabidir.

Galatasaray Spor Kulübü başkanı ve yönetim kurulu üyeleri müsabaka çıkışı veya başka bir yerde hazırlıksız, spontane röportaj vermeyecektir.  Tüm basın temasları iletişim master planına göre düzenlenir.  Galatasaray’ın kurumsal itibarına, marka değerine ve müktesep haklarına halel getirecek haber ve yorumlarda bulunan basın kuruluşları bilgilendirilecek ve ikaz edilecektir.  Buna rağmen devam eden olumsuzluklarda kulübümüz aleyhine kasıt olduğu düşünüldüğünden, idari ve/veya hukuki yaptırımlar gündeme gelecektir.

Türk Telekom Stadyumuna ulaşımda yaşanan zorlukların aşılması için yerel yönetim ve merkezi idare nezdinde yeniden girişimde bulunulacak, sonuçları paylaşılacaktır.

Türk Telekom Stadyumundaki Galatasaray Müzesinin tamamlanarak hizmete alınması için titizlikle çalışılacaktır.

2018-2019 sportif sezonu başlamadan önce Galatasaray Sportif A.Ş.’ye tam yetkili bir CEO atanacaktır.

2018-2019 mali yılı başlarken Sayın Dursun Özbek döneminde 7 üyemizin dört aylık çalışması sonucu hazırlanan Galatasaray Yönetim Kriterleri devreye alınacak, çeşitli yönlerden kesin kurallara bağlanan yönetsel performans olabildiğince ölçülebilir hale getirilecektir.

2018-2019 sportif sezonuyla birlikte, üyelikte 5 yılını doldurmuş ama 25 yılı doldurmadığı için Divan Kurulunda bulunmaya hak kazanamamış kulüp üyeleriyle her üç ayda bir BİRLİKTE YÖNETİM PLATFORMU toplantısı yapılacaktır.  Toplantı tam bir güne yayılacak şekilde düzenlenecektir, katılım ilgili üyelerin isteğine bağlıdır.

Kulüp mevcut tüzük hükümleri çerçevesinde yönetilecektir, tüzük hükümleri tavizsiz uygulanacaktır.  Bu meyanda geçmiş dönemde sürüncemede bırakılan kararlar ivedilikle alınacaktır.

Kulübümüzün etkin yönetimi ve aynı etkinlikte denetlenmesi için kısmi Tüzük tadili şart görünmektedir.  Bu konudaki görüşlerimiz Galatasaray kamuoyu ile paylaşılacaktır, zamanın ruhuna uygun değişikliklerden çekinmemizi gerektiren bir ortamın varlığı kabul edilemez.

 

BİLİYOR ve YENİDEN SÖYLÜYORUZ

Galatasaray Spor Kulübü bir bütün olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük sivil toplum kuruluşu ve en kudretli spor kulübü olduğunun bilincindedir.

Kurumlarda devamlılığın esas olduğundan hareketle Galatasaray Spor Kulübü geçmiş yönetim dönemlerinden devralınan yazılı taahhütlerinin arkasındadır. Bunun dışında her türlü üçüncü kişi, grup ve kurumdan bağımsız hareket edilecektir.  Galatasaray’ın kimseye diyet borcu yoktur, olamaz.

Bugünlere gelmesinde emeği olan herkese Galatasaray Spor Kulübü şükran borçludur, bu ülkeye olan borcunu da ancak örnek gösterilen / ilham veren kültür simgesi – sporun beşiği kimliğiyle yola devam ederek ödeyebilir.

Bu zorlu ve şerefli görevi üstlenmek üzere adaylığını koyanlar, Galatasaray’a olan manevi borçlarını bir nebze ödeyebilmek ve şanlı armamıza faydalı olmak amacıyla vazifeye talip olmalıdır.

 

Not: Hiçbir hakkı mahfuz değildir, iktibas edilebilir.  Kısmen veya aynen kullanılabilir, buradan ilhamla benzer önermeler kurgulanabilir.  Herhangi bir telif hakkına tabi olmadığı gibi, intihal iddiasına yol açacak akademik bir çalışma da değildir.  Yeter ki HÜR DÜŞÜNCE ve HAKİKAT kazansın, yeter ki içinde fikir barındırmayan ucuz siyaset sona ersin.  Bu yazı, panik halde çözüm arayan ama sadece ezbere isimlerden bahsedenlere farklı bir bakış açısı sunmak üzere kaleme alınmıştır. 

Akşama maç var başkan !

2 Aralık 2017 cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi’nde Galatasaray Spor Kulübü’nün olağanüstü genel kurul toplantısı saat 10:00’da başladı, Açılışta oldukça az olan katılım saat 11 sularında 453, öğle yemeği arasından önce 588 üye olarak ilan edildi.  Kaydı açık üye sayısı 9.000 civarında olan bir kulüp için trajik ama gayet tanıdık bir istatistik bu..
 
Saat 12:30 suları, Sayın Dursun Özbek sunuş konuşmasını bitirmiş, üyeler söz alıp sırayla görüş ve düşüncelerini açıklıyorlar.
Salonun sol tarafından bir üye sesleniyor “Akşam maç var başkan!” 
Başkan diye hitap edilen kişi genel kurul toplantısını yöneten kulüp üyemiz Avukat Metin Ünlü..
Metin Bey “maça yetişiriz endişelenmeyin” diyor futbol düşkünü üyemize!
Tekrar edelim saat 12:30, Vodafone Park’taki maç 19:30’da !  Spesifik bir gündem olduğu ve konuşmacılar sadece revize bütçe tasarısı ile sınırlı oldukları için toplantının geç saatlere sarkma ihtimali yok.
 
Zannımca o üyenin Dolmabahçe deplasmanına gitme niyeti falan da yok, önemli olan destekçisi olunan yönetimin sunduğu tasarının fazlaca müzakere edilmeden oylanarak kabul edilmesi.  “Gargaraya getirelim, gırgır yapalım, başkanımıza güvenelim, hem dışarıda hava da güzel” kafası..
Bak ben ortaya laf attım, ne kadar mühim biriyim” çıkışı…
 
Filmi geriye saralım biraz, tarih 22 Ekim 2016, yer UNIQ Hall.  Sayın Dursun Özbek’in, Ali Sami Yen döneminden beri en önemli genel kurul toplantısı diye lanse ettiği Riva / Florya arazilerinin elden çıkarılmasına dair yetkilendirme toplantısı.  1690 üye gelmiş, kürsüde lehte ve aleyhte görüşler sıralanıyor.  Toplantıyı yöneten Divan Kurulu başkanı İrfan Aktar “akşam da Trabzon maçımız var” diye uyarıyor, söz hakkından feragat edenler alkışlanıyor, salonda epey goygoy mevcut.
Yönetim istediği yetkiyi alıyor, çaresizlikten ötürü varlık satışına mecbur kalmış spor kulübünün üyelerinden bazıları birbirlerine sarılıyorlar, high-five yapıyorlar. 
Sürrealizm Salvador Dali’den beri en parlak devrini yaşıyor o an.. Emlak Konut ile imzalanan protokol üyelerden saklandığı için, işbirliği & gelir modelinin karanlıkta kalan noktalarını da düşünerek ret oyu verdiğim salondan “Allah sonumuzu hayretsin” diye ayrılıyorum.  İrfan Bey’in çok önemsediği maç aynı akşam oynanıyor.  Trabzonspor’a kendi sahamızda 0-1 yeniliyoruz.
 
Yeniden döndük bu cumartesiye.
Mali yılın bitmesine 20 iş günü kala önümüze konan revize bütçe taslağında defolar, tutarsızlıklar ve inanılmaz sapmalar kör olmayan herkesin gözüne çarpıyor.
Kamu maliyesindeki kesin hesap tasarısını andıran taslakta, 75 milyon TL kaynak ihtiyacı def’aten belirtilmiş ama Sayın Özbek “borç almayacağız, paraya ihtiyacımız yok” diyor.  
2017 Mart ayında 129 milyon TL’ye bağlanan kulüp bütçesinde 30 Eylül 2017 itibarıyla faiz, finansman gideri, kur zararı, temlikname, varlık satışı, cash injection vs. hariç yalnızca ana faaliyet üzerinden gelir eksiği + gider fazlası 69 milyon Türk Lirası sapma var.  İnanılmaz bir rakam, normal iş dünyasında izah edilebilir bir durum hiç değil.
Fakat salonda bilmeyen / anlamayan veya umursamayan üyeler büyük çoğunluğa sahip.  “Nasılsa olan olmuş, yönetimimize güvenelim” refleksiyle yine eller “kabul istikametinde” kalkıyor. 
 
Aynı bütçeyi çalıştıkları şirkette yapsalar derhal kapının önüne konacak, kendi şirketlerinde ise sorumluları tazminatsız kovacak üyeler hem revize bütçeyi kabul ediyor, üzerine de alkış kıyamet…  Sürrealizm yine sarı-kırmızı tonlarla hayatımıza giriyor.
 
Ve gün batıyor, Vodafone Park tribünleri yükünü almış.  Rakibimiz Beşiktaş’a 3-0 yeniliyoruz, yenilmekten öte ufalanıyoruz sahada.
Genel kurul toplantısında maça yetişme telaşını yüksek sesle dile getiren futbol düşkünü üyemiz de muhtemelen üzüldü, maçı izlerken Tudor’a bol bol verdi veriştirdi ama Igor Tudor’u oraya getirenleri hiç hatırlamadı çünkü o hem takım tutuyor, hem de oy verdiği tarafı tutuyor.  Dogmatik bir kafa yapısı, başka ne denir ki?
 
Bilmeyen / anlamayan / umursamayan yüzlerce üyesiyle Galatasaray’da ciddi bir aidiyet ve zihniyet sorunu var.  Birkaç yıldır defalarca kendini yineleyen bu gerçeği inkar etmek, “küresel ısınmaya inanmıyorum, bak kar yağıyor iki gündür” demek kadar saçma olur.
Cumartesi günü kürsüden ifade ettiğim gibi, Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin birkaç yıl sonra Medeni Kanun madde 87/3 radarına girmesi söz konusu ama bunu düşünen, tartışan yok. “Bize bir şey olmaz” rehaveti ya da inkar ve umursamazlık karması?
 
3 Aralık pazar günü (bugün) pek çok Galatasaraylı mutsuz uyandı.  Fotoğraftaki kişi beden eğitimi öğretmeni “KEMAL HOCA” 
İstanbul’daki bir anadolu lisesinde görev yaptığını öğreniyorum.  Bugünkü veli toplantısına fotoğraftaki şık kıyafetiyle katılırken; müstehzi bakışları, şaka yollu imaları peşinen göze almış öğrencilerinin anne-babalarına izahat veriyor.
Belli ki Kemal Hoca Galatasaray’ı çok seviyor, Galatasaraylı olmakla iftihar ediyor.  Kemal Hoca üye değil, o sarı-kırmızılı renklerden beslenenlerden hiç değil… Alanlardan değil, verenlerden… Yürekten bağlı Galatasaray’a, imza attığı bir üyelik başvurusu yok.
 
Şimdi soralım, “akşam maç var başkan” diyen üyeden mi fayda var bize yoksa pazar günü okulundaki veli toplantısına Galatasaray eşofmanı ile katılan Kemal Hoca’dan mı?
Benim tarafım belli.. Kemal Hoca yoldaşım olsun, kapı komşum olsun ama üstlendiği mesuliyetin vebaliyle yüzleşmeyen, samimiyetten uzak üyelerle aynı gezegende olmaktan bile rahatsızım.  Galatasaray benim için çizgiyi geçen toptan, transfer dedikodusundan, hafta sonu eğlencesinden veya sosyalleşme vesilesinden ibaret değil çünkü.
 
Sakın üzülme Kemal Hocam, bakacağız bu işin bir hal çaresine…

10 transfer / 10 hafta / Üç kırık kaburga

Çocukluğumuzun güzel oyunu futbola dair sevemediğim dönem transfer mevsimidir.

Genelde kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla futbolcuların büyük yıldız ya da işe yaramaz olduğu peşinen ilan edilir, kulüplerin geleceğini ipotek altına sokacak ölçüde havaya saçılan milyonlar pek önemsenmez, menajerlerin şişirdiği / muhabirlerin uçurduğu balon haberler medyayı kaplar, çoğu futbol seyircisinde histerik tepkiler görülür, attıkları imza kurumamış oyuncular ya anormal beklentilerin ya da  ölçüsüz tepkilerin hedefi olurlar. 
 
Bayram nedeniyle bu yıl sekiz gün uzamasını saymazsanız, aslında transfer dönemi 1001 sürprize gebe futbolun en bilindik, en sıradan dönemi…
Türkiye’de parası çok olan kulüpler çok harcar, zevahiri kurtarmak zorunda olan kulüpler hesapsızca harcar, arada birileri mutlaka yolunu bulur, kaç futbolcu alınırsa alınsın taraftarın bir kısmı da tatmin olmaz ve daha fazlasını ister.   
Yıllardır tekrarlanan ama nedense hatırlanmayan gerçek ise sahaya fiyat etiketleri ya da milyonluk kontratlar çıkmaz. İnsana yapılan maddi yatırımın amacı da, maksimum rating elde ederek transfer şampiyonluğuna ulaşmak olamaz.
 
Transfer mevsimleri ve lig başlangıçları olarak Galatasaray’ın yakın geçmişini kısaca hatırlayalım.
Mayıs 2017’de tüm şimşekleri üzerine çeken, adeta ablukaya alınan kulüp başkanı Dursun Özbek ve yönetimi, Ağustos 2017 sonunda hani neredeyse övgülere sıra numarası dağıtır hale geliverdiler.
Arada ne olduğunu biliyoruz, 10 yabancı futbolcu transfer edildi, takımın omurgası büyük ölçüde değişti, lig başlangıcı ilk üç maçta üç galibiyet gelirken, 10 gol karşılığı 9 puan elde edildi.
Peki geçen sezonu hatırlıyor musunuz?
Mayıs 2016’da yine çok eleştirilen hatta yerden yere vurulan Sayın Dursun Özbek ve arkadaşları, Ağustos 2016 sonunda dümeni düzeltmişlerdi.
O üç aylık dönemde de 7 futbolcu transfer edilmiş,  Riekerink yönetiminde TFF Süper Kupa kazanılmıştı.
 
Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle Süper Ligde 10 hafta geride kaldı, maratonun neredeyse üçte biri tamamlandı diyebiliriz.  Galatasaray bu on haftalık dönemde 7 galibiyet, 2 beraberlik (Antalyaspor / Fenerbahçe) ve 1 mağlubiyet (Trabzonspor) ile lider konumda.  Lig yarışında yeterince kilometre yapıldığına göre, bu yaz döneminde alınan futbolculara dair oluşan taze izlenimleri değerlendirmek için uygun zamandır, gelin sırayla bakalım.
 
GOMIS: Takımın enerjisi hatta ruhu olabilecek oyuncu, üst düzey golcü.. Çalışıyor, didiniyor, sahada ekmeğinin peşinde. Aleyna Tilki’den “O sen olsan bari” şarkısını seviyor, galiba beklediğimiz santrfor gerçekten o. Keşke 26-27 yaşındayken alabilseymişiz. Yalnız şu var ki, takımın gol umuduyken ve sahada ter dökerken vakitsiz / lüzumsuz kenara alınması oyuncuyu küstürebilir, Tudor’la aralarında yükselecek gerilimi Hırvat hoca yönetemez.  Gomis’in alternatifi Eren Derdiyok’un futbolu unutmuş görüntüsü düşünüldüğünde, büyük boy nazar boncuğu ile gezmesi elzem görünmekte.
 
MARIANO:  Yıllardır sağ bek diye izlediğimiz oyuncuların aslında sağ bek olmadığına bizi ikna etmiş görünüyor, işini yapıyor, teknik ve mücadeleci.. İleri çıktığında da etkili sağ açık performansı verecek kadar ayaklarına hakim Brezilyalı futbolcu.  
 
FERNANDO: İlk 10 haftaya bakacak olursak “yılın transferi”… Saha görüşü, alan kontrolü, rakibi yıldırması, pas arası yaparak top çalmaları, oyun kuran pasları ile bölgesine alınabilecek en iyi isimlerden biri olduğunu gösterdi.  Arkaya fazla gömülmediği dakikalarda pırıltısı artıyor.  Taraftarda yıllardır süren Melo hasretini dindirebilir.  Hani Yıldırım Demirören ile karşılaşsa elini sıkmamazlık etmez, kibarca tokalaşır, düzgün bir İngilizce ile lafını sokar, yürür gider gibi geliyor insana. Nazar değmesin, kadroda kesinlikle alternatifi yok.  Sürekli formda olmalı, daima ilk 11’de bulunmalı çünkü takımın kilit taşı.
 
MAICON: Kariyeri Brezilya ve Portekiz’de geçen stoper ilk defa ana dilinin konuşulmadığı farklı bir futbol ikliminde, aslında adaptasyon süreci devam ediyor diyelim. Gamsız Kamerunlu Aurélien Chedjou ile elbette mukayese edilmez ama 90 dakika içinde ağır hatta savruk göründüğü anlar da var.  Yanındaki stoperlerden net olarak daha iyi fakat sahadaki konumu itibariyle geçilmez bir kale gibi olması gerekiyor, zamanla daha iyi olmaması için sebep yok. İleri çıkışlarında gayet etkili olabildiğini de eklemeden geçmeyelim.
 
BELHANDA: Doğuştan yetenekli olduğuna itiraz edilemez ama son yıllarda değiştirdiği kulüplerde istenmedi. Kariyeri net biçimde düşüşe geçecekken kimsenin ödemediği bonservis bedelini ödeyen Galatasaray ile 4 yıllık kontrat imzaladı.  Erken konuşmak yanlış olur ama süper kreatif bir 10 numara olmadığını, formda bir Sneijder olamayacağını, top rakipteyken etkisiz olduğunu kabul etmek gerekiyor.  Saha içi performansını olduğundan parlak gösteren bazı istatistikler ileri sürülse de, kritik pozisyonu ve ona bağlanan umutlar düşünüldüğünde naçizane futbol kantarımda “yanlış seçim – hesapsız transfer”
 
N’DIAYE: Hevesli, mücadeleci, korkusuz orta saha oyuncusu ama Galatasaray’ın aradığı 8 numara değil çünkü oyunun temposunu eline alabilecek bir oyun olgunluğuna sahip değil.. Sahada ani parlamalarla göze hoş gelen işler yapan, seyircileri heyecanlandıran bir oyuncu, öte yandan oyun aklı kısıtlı, kontrolsüz ve herhangi bir 90 dakikada kırmızı karta en yakın oyuncularımızın başında geliyor. Badou N’Diaye 27 yaşında, 2012 yılında Selçuk İnan da 27 yaşındaydı. İki 8 numarayı aynı yaştaki performanslarıyla mukayese edersem tercihim net Selçuk İnan olur.  Performansı kenara koyarsak, N’Diaye transferindeki izaha muhtaç ilişkiler ve ortaya çıkan akıl dışı maliyet ise benim gözümde “şüphe uyandıran işlem” kategorisinde
 
FEGHOULI:  Premier League kulübü West Ham’dan gelen 28 yaşındaki Cezayirli oyuncuya bonservis ödeyen ilk kulüp Galatasaray, kontratı 5 yıllık, maaşı da yüksek.. Potansiyeli olan, hızlı ve becerikli kanat oyuncusu, dilerim çabuk adapte olur ve takıma büyük katkıda bulunur.  Sağdan yüklenen, genelde rakibi çökerten takımı görünce keşke sol ayaklı olsaymış demekten de alamıyor insan kendini.  Trabzon deplasmanında gördüğü kırmızı kart, saha içi terbiyesizlikten ziyade itilip kakılan takım arkadaşına sahip çıkma öfkesi olarak görülmeli.. Performans sürekliliği ise gelecek haftalarda netleşecek, ülkedeki futbol ikliminin Sofiane’yi oyundan düşürmemesini dileyelim.
 
DENAYER:  Galatasaray’a gelmek için adeta çırpındığı için taraftarın çok sevdiği Belçikalı Jason kardeşimiz, 17-18 yaşlarındayken dikkat çekmiş olabilir.  Galatasaray’da bir önceki döneminde vasat stoper / kötü sağ bek tadı bırakmıştı.  Yerinde oynatılmadığına dair eleştiriler de hatırlanacaktır.  İngiltere’de forma bulamadığı için tekrar Galatasaray’a geldi. Kafa topuna çıkamamak ve pozisyon alamamak gibi ciddi defolarının yanı sıra, sezon boyunca “Denayer tipi sevimli hatalar” a çok rastlayacağız gibime geliyor.  Kiralık olması iyi, bonservisi alınıp yatırım yapılacak futbolcu değil.
 
LATOVLEVICI:  Juventus uzun süre peşinden koştuğumuz Asamoah’ı bırakmadığı için Florya’ya kapağı atan Tudor’un eski öğrencisi.  31 yaşındaki Romanya patentli sol bek her haliyle standart bir futbolcu.  Kontratının sonunda Galatasaray’dan ayrılacak ve iz bırakması beklenmeyen futbolcular serisinden.  Mevcut kadroda Martin Linnes ile çekişiyor, anlık form durumu kimin forma giyeceğini belirler.
 
CARRASSO:  Galatasaray bir türlü Türkiye’de ikinci kaleci bulamadığı için transfer edilen Fransız file bekçisi kariyeri ve deneyimiyle güvenilir bir seçenek olabilir.  Ligimizde haksız rekabet unsuruna dönüşen Muslera’nın performansı ve devamlılığı düşünülürse, yabancı kontenjanını idman maçlarının kalecisi olarak doldurarak Galatasaray macerasını tamamlar.
 
 
10 yabancı transferle takviye edilen kadronun ilk 10 haftaki performansı sınıfı geçer, ligdeki sıralaması liderlik, peki neden 10.haftada gelen ilk mağlubiyetle omuzları düştü bazı Galatasaraylıların?   Niçin birileri aniden umutsuzluğa kapıldı, söylenmeye başladı, ne oldu da eleştiri dozu geometrik olarak arttı ?
Bu genetik bir problem mi, kötü bir alışkanlık mı yoksa izledikleri filmin mutsuz sonunu tahmin etme sıkıntısı mı?
Takımın gerileyen total performansı, iyi işleyen A planına rakiplerin daha sıkı önlem alması, UEFA ön eleme maçları için sezonu erken açan Galatasaray’a diğer takımların fizik güç olarak yetişmesi dışında üç temel sebep sıralanabilir.  Bu üç sebep, Mayıs ayında ünvan maçına hazırlanan boksörün iyileştirmek zorunda olduğu üç kırık kaburga gibi..
 
1- IGOR TUDOR
Karabükspor’un başındayken takımına özellikle iç sahada oynattığı etkili futbol ve sosyal medyada estirilen rüzgar neticesi 15 Şubat 2017’de Galatasaray ile 1,5 yıllık sözleşmeye imza attı.  Hırvat hocanın başarılı olup olamayacağı ilk günlerde merak edilirken, cevabın “1-2 kaybedilen Kayserispor maçı kazanılsaydı Riekerink bey gönderilir miydi?” sorusunda gizli olduğunu düşünüyordum.  Kısacası anlık kararlarla sağa sola savrulan yönetim tarzı düşünüldüğünde, ikisinin de cevabı “hayır” idi benim için.  
Igor Tudor, 14’ü geçen sezon olmak üzere Galatasaray’ın başında 24 süper lig maçına çıktı.  Bu yaz takımı hazırladı, Östersunds faciasına imza attı, süper lige ise fırtına gibi girdi.  10 yeni transferle omurgasını değiştirdiği takımıyla arası iyi görünüyor.  
Gel gelelim Igor Tudor her daim koşturmak istediği takımını hafta içi iyi hazırlarken, 90 dakikanın ilk düdüğüyle beraber heyecanlı bir amatöre dönüşüyor.  Teklediği anlarda A planına müdahale edememesi, kader maçlarının kırılma anlarında kendini “yok” yazdırması, anlaşılmaz oyuncu değişiklikleri, saha kenarındaki hali / tavrı, maç sonu açıklamalarıyla taktik uzmanı olmadığı, oyunu okuyamadığı izlenimi veriyor.  Orta sıralara razı bir takımda ya da her şeyin tıkır tıkır işlediği bir düzende bu zaaf belki tolere edilebilir ama şampiyonluk dışında çaresi olmadığını bilerek ince bir buz tabakasının üzerinde kramponla çapraz koşular yapan Galatasaray’da buna yer yok.
Teşbihte hata olmaz dersek; hedef maçlardaki teknik adamlık performansıyla vatandaşı Slaven Bilic’e, teknik adamlık söylemi olarak Türk futbolunun antik döneminden Branko Stankovic’e, saha kenarındaki hal ve tavırlarıyla oyundan alınmasına içerlemiş kilolu stopere benziyor.  Galiba problem, Igor Tudor’un Hırvatistan ve İtalya gibi iki önemli futbol ekolünde oyuncu olarak bulunmuş çalışkan bir antrenör olmasına rağmen çok boyutlu rekabetin kaygan zemininde ayakta kalacak becerikli yönetici ve üst düzey teknik direktör olamaması. 
Yolun başlarında olan 39 yaşındaki Tudor bir gün başarılı bir teknik direktör olur mu bilmem ama Mayıs 2018’de sona erecek kontratının uzatılmaması Sayın Dursun Özbek’in doğru tercihlerinden biridir.  Süper Ligde sezon sonu alınacak dereceden bağımsız, Galatasaray Sportif A.Ş. aldığı idari ve mali risklerin karşılığında ulaşabileceği en iyi teknik kadro ile çalışmalıdır, bu kişiler Tudor ve ekibi olamaz. Öte yandan lig yarışının ortasında ve kulüp seçimlerine 7 ay kalmışken asla hoca değişikliği yapılmamalı, sezon mutlaka Tudor ile tamamlanmalıdır.  Yönetim kurulunun kısa vadede yapması gereken tek değişiklik Tudor’a Hırvatça bilen çok iyi bir tercüman bulması, İngilizce kelime haznesi kısıtlı olan hocayı “Mert ile yaratıcı tercüme denemeleri” azabından kurtarması olur.
 
2- YEDEK KULÜBESİ
Şampiyonluğun en güçlü adayı Galatasaray, ligin en zayıf yedek kulübelerinden birine sahip.  Uzun lig maratonlarında ilk 11’ler değil, en azından 18 kişilik kadroların yarıştığı düşünülürse bu dezavantaj tüm Galatasaraylıların kafasını kurcalıyor.   Oyuna girmek için sıra bekleyenlerin “hamle oyuncusu” olmamasının dışında, geçtiğimiz sezonları hatırlayan taraftarların çoğu kulübe gediklilerinin yüzünü görmeye bile tahammül edemiyor.  Yabancı oyuncu sınırı ve mali koşullar nedeniyle kulübeyi kısa vadede değiştirmek mümkün olmadığına göre, bu kısırlık ve geçimsizlik önemli riskler barındırmakta.  Galatasaray’ın tek ciddi kulvarda mücadele etmesi, enerjisini bölmek zorunda kalmaması ise bu riskin görünür tek ilacı şu anda.
 
3- YÖNETİM KURULU
Geçtiğimiz iki sezonda futbola dair skandala varan kararlara imza atan mevcut kulüp yönetimi, bu yaz transferlerde isabet oranı olarak yüzleri güldürdü.  Florya’dan uzaklaştırılan kardeş Mehmet Özbek, Levent Nazifoğlu faciasından sonra Cenk Ergün çizgisi derken çıtayı yükselttiler.  Östersunds krizine pahalı transfer merhemi sürüldü, lig başlayınca algı olumlu yönde değişti.  Takımın rüzgarıyla teknenin tüm yelkenleri dolarken, haftalar geride kalıp da kıyıdan uzaklaştıkça rüzgar sertleşiyor.  Hava bulutlanmaya başladı.  Sahadaki sorunları futbol direktörü ve Tudor çözecek, yönetim mayın tarlasından şarkılar söyleyip geçerken nakit akışını da çözecek.   Fakat ülke futboluna has bir kangren var ki, bununla mücadele etmek tecrübe, strateji ve kararlılık istiyor.  Süper Ligde hiç olmayan hakemlik standardına, çok bariz biçimde Galatasaray aleyhtarı kamuoyu yaratma kampanyası eklendi.  İstiklal marşı söyleyemeyen yabancı futbolcu vurgusu, oluşan puan farkının sun’i olduğuna dair imalar, rakip takımdaki oyuncunun aldığı müsabakadan men cezasının Galatasaray derbisine olan mesafesinin ince ince hesaplanması, spor kulübünü siyaset çukuruna çekmek için klasik akıl oyunları ve iftiralar, hakemlerin Galatasaray’ı durdurmak için koşullanmış birer engel gibi algılanmaya başlaması, Florya’daki sporcuların “neler oluyor dışarıda” sorularına fazla takılması gibi olumsuzluklar peş peşe geliyor.  Çok bağıranın daha çok duyulduğu, kapı arkasında iş bitirenin ayıplanmadığı , kirli futbol düzeninin rezil aktörlerinin halen itibar görebildiği ülkede spor yapmak, adil rekabetten yana olmak hiç kolay değil.  Dolayısıyla Florya’daki pahalı insan kaynağının dizginlerini elden kaçırmaksızın, rekabette belden aşağı vuranlara karşı tedbirler almak gerekiyor.
Ve bu tedbirler Florya’da barbekü partisi vermek ya da Florya’ya postu serip komik motivasyon konuşmaları yapmak değil… 
Mesela kitle iletişimi konusunu “stratejik üstünlük” kozu haline getirmeyi düşünerek başlayabilir Galatasaray yönetimi…
 
Galatasaray güçlü yönlerini ön plana çıkarır, kırık kaburgalarına sert yumruklar almazsa 21.lig şampiyonluğunu kazanacaktır.
Şartlar öyle getirdi ve şampiyonluk öyle bir hedef haline geldi ki, Galatasaraylıların kupa beklentisinin dizeleri: “biz sana mecburuz, bilemezsin” 

KOÇ Holding ve GALATASARAY Spor Kulübü

Yıllar sonra yakın dönem tarihi hakkında araştırma yapmaya niyetlenenler bu yazıya denk gelir mi bilemiyorum ama 23 Ekim 2017 günü Türkiye’nin sürüklenmekte olduğu rota veya irtifa hakkında iki çarpıcı örneği önümüze koydu.

Bu iki örneğin ortak noktalarına baktığımızda hedef gösterme, manipülasyon, dezenformasyon, histeri, bol miktarda paranoya izine rastlıyoruz.

Aslında hepimizin talihsizliği şu ki; önce dizayn edilen sonra da çarpıtılan algıların, gözler önündeki hakikatin önüne kolaylıkla geçiverdiği bir dönemde yaşamak durumundayız.

Çamur at, izi kalsın” zihniyeti uzun zaman sonra en verimli dönemini yaşamakta, tutkala benzeyen kıvamla hazırlanan iftira çamuru sonunda muhakkak din / siyaset / terörizm üçgeninde uygun bir noktaya adresleniyor.

Bermuda şeytan üçgenine rahmet okutacak bu mayınlı araziye düştüğünüzde haysiyet cellatlığı için sıra bekleyen organizmalar müthiş bir iştahla saldırıya geçiyor, etkileşimin birbirini gaza getirme olarak anlaşıldığı sosyal medyada darağaçları kuruluyor, son yıllarda gelenekselleşen sanal linç ile hikaye zirve yapıyor.  Hikaye yeterince köpürtülüp ucuz senaryo haline getirilmişse sonu bazen mahkemeleri meşgul edecek iddianamelere bile dönüşebiliyor.

Gelelim bu yazının konusu iki örneğimize:

Sanata verdiği desteklenen bilinen KOÇ Holding 24 farklı sanatçının eserlerini bir araya getiren bir sergi düzenlemiş.  Sergiye İstanbul Üsküdar’daki Abdülmecid Efendi Köşkü ev sahipliği yapıyor.  Abdülmecid Efendi Osmanlı hanedan mensubu ve son halife… Sanatseverlerin beğenisine sunulan ve ilgi uyandıran eserler nedense birilerini rahatsız ediyor.  Serginin edepsizlik, ahlaksızlık timsali olduğunu, kutsal mekana !! ve ecdadımıza !! saygısızlık olduğunu söyleyen birkaç serseri mekanı basıyor, sanat eserlerini parçalamaya kalkışıyor.  Saldırganların dilinde “laiklik bu mu?” “ülkeyi siz mahvettiniz” gibi garip meydan okuma cümleleri var.  Olayın vandalizm ve yağma konu başlığı altında suç kapsamına girip, kamuoyu tarafından kınanması beklenirken KOÇ Holding suçlanıyor, saldırgan güruhun tahrik edildiği iddia edilebiliyor.

Olayın mağduru sergiyi düzenleyenler ve saldırı anında köşkte bulunan sanatseverler iken, KOÇ Holding açıklama yapma zarureti hissediyor ve ekte göreceğiniz yazılı açıklamayı paylaşıyor.

https://www.koc.com.tr/tr-tr/koc-gundem/haberler/Sayfalar/abdulmecid-efendi-kosku-aciklama.aspx

Görüldüğü üzere köşkün cami ya da mescit olmadığı, kendilerine müslüman diyen saldırganların mihrap sandığı yapı unsurunun şömine olduğu, müminlerin günde beş vakit yöneldiği kıblenin hangi yönde bulunduğu gibi detaylar sıralanmış.

Böylesine açık ve çirkin bir saldırıya muhatap olanların, tamamen aşikar olanı aptala anlatır gibi tekrarlamak zorunda hissetmesi çok hazin ve endişe verici..  Ülkenin manevi ikliminin çölleştiğinin, değerlerin yozlaştığının, topluca hezeyan içinde olduğumuzun göstergesi.

Saldırının gerçekleştiğinin günün akşamı bu kez kentin Avrupa yakasında Galatasaray – Fenerbahçe futbol maçı var.  Galatasaray’ın ev sahipliğinde oynanacak İstanbul derbisinde 50 bin futbolsever bir araya gelmiş.  Galatasaray’ın tribün grubu ultrAslan yüzlerce kişinin emeğiyle hazırlanmış ve benzer örnekleri hayranlık uyandırmış görkemli bir koreografi hazırlığında.. Endüstriyel futbolun unsurlarından biri bu görsel şovlar ve maçın başlamasına birkaç dakika kala kale arkası tribünde dev koreografi meraklı gözlerle buluşuyor.  Amerikalı aktör Slyvester Stallone ile anılan ROCKY filmine atıfta bulunulan dev bir görsel hazırlanmış. Verilen mesaj ise “ayağa kalk” !

Süper Ligde açık ara lider durumdaki Galatasaray futbol takımının dört nala şampiyonluğa koştuğunu bilenler için mesaj ilk başta anlaşılır değil.. Oysa dikkatli futbolseverler geçtiğimiz sezonun sonunda Galatasaraylı futbolculara değer atfeden, destek olan aynı mesajın tribünlerde pankart olduğunu hatırlıyorlar.

Sonra bir gümbürtü kopuyor sosyal medyada, rakip kulübün maaşlı beslemesi olan bir twitter hesabı konuyu döndürüp dolaştırıp Pensilvanya’daki iblise bağlıyor.  Biz Rocky’e “ayağa kalk” diyen kurt antrenör Mickey Goldmill diyoruz, bazıları mesajın solak boksöre değil emekli vaize verildiğini iddia ediyor.  Bizim çocuklar takıma destek peşinde, onlar teröre destek iddiasını seslendiriyor.  Rocky Balboa’nın Philadelphia eşrafından olması bile argüman haline getiriliyor.  Galatasaray’ın başarılı olmasından her daim rahatsız olanlar TV programlarından, gazete sütunlarından kopup gelmiş elde tuzluk koşturuyorlar.  Buraya kadar ciddiye almasak da, Başbakan Binali Yıldırım’ın soruşturma talimatı verdiği basında haber oluyor. Binali Bey’in kendi deyimiyle yine abidik gubidik işler oluyor!!

Nihayet bu furya öyle noktaya vardı ki, tıpkı KOÇ Holding gibi, GALATASARAY SPOR KULÜBÜ de resmi web sitesinden bir açıklama yayınlamak zorunda kaldı.

http://galatasaray.org/haber/kulup/kamuoyunun-bilgisine/36776

Sahada bileği bükülmeyene bel altından vurmaya çalışanlara geçmiş örnekler tek tek hatırlatıldı, ahlaksızlığı şiar edinenlerin mahçup olması elbette beklenmiyor.

Türkiye’nin iki önemli kurumu, eş zamanlı olarak ülkedeki ruhsal çürümeye, kültürel yozlaşmaya, itibar suikastlarına cevap yetiştirmek durumunda kaldı.

İnsan ister istemez düşünüyor, ülkeyi 15 yıldır yöneten iktidarın ısrarla tekrarladığı “yeni Türkiye” resmine pek uygun düşmeyen iki kurum benzer alerjik reaksiyonları mı tetikliyor?

Tarih öncesi çağ gibi anlatılan eski Türkiye’nin 91 yıllık en büyük müteşebbisi ile 112 senelik en köklü spor kulübünün aynı gün zır delilerin attığı taşları meşum cehalet kuyusundan temizlemeye çalışması tesadüf müdür?

Elbette kesişen bu hikayelerin ortak teması cehalet.. Biz çocukken bu ülkede cehalet hor görülen bir noksandı, cahil olmak üzüntü kaynağıydı. En çok da bilmemek değil öğrenmemek ayıptı. Cahil kusurunu bilir, her lafa girmekten edep ederdi. Hakkıyla bilene, aklı yetene gıpta ederdi.  Cehalet ve haset yan yana geldiğinde ise bugünkü kadar aktif ve  saldırgan değildi.

Türkiye’nin hangi ayarlarıyla kimler ne zaman oynadı bilinmez ama artık cehalet örgütlü bir kalkışma içerisinde. Her konuda fikri olanlar, her fırsatta yalan söyleyenler, her secdede kıblesi değişenler revaçta!

Cahil artık noksanından utanmıyor, “biz daha kalabalığız” diye kasılıyor, kibirle birlikte kabalaşıyor, saldırganlaşıyor.

Halife Abdülmecid Efendi’nin nü tablolar yapmış olmasına içerliyor, dindar olduğu için benimsediği II.Abdülhamid’in 19.yüzyılda hiç toprak kaybetmediğini zannediyor, Kanuni Sultan Süleyman’ı TV dizisinden öğreniyor ama oğlu padişah II.Selim’i ecdat olarak kabul etmiyor.

Türkiye’nin bilgili, vicdanlı aydınlarının en az 20 senedir birliğimiz ve dirliğimiz için tehdit olarak görüp ilgilileri sürekli ikaz ettikleri Pensilvanyalı hainle dün iş tutanlar, bugün “sen öcüsün, o bölücü, öteki de Fetöcü” diyebiliyor.  Öyle bir turnusol kağıdı haline geldi ki bu suçlamalar, başkalarına etiket yapıştırmak için en çok bağıranların o karanlık organizasyona en çok hizmet edenler olduğu artık saklanamıyor.

Ülkenin bu dönemi üzerine 20-30 yıl sonra araştırma yapanlar belki bu yazıyı görmeyecekler ama 94 yıllık cumhuriyetin itibarını ilmek ilmek örenlerle, bu güzel ülkeyi itibarsızlaştıranları tarih aynı kefeye koymayacaktır. İşte buna eminim.

Umutsuzluğa düştüğünüzde, içiniz karardığında, hani biraz motivasyona ihtiyaç duyduğunuzda ROCKY 2 filminin soundtrack’inden “Going the Distance” dinleyebilirsiniz.  Grazie mille Bill Conti, teşekkürler ! (kardinal değil ha, besteci.. yanlış olmasın)

 

Östersunds faciası: Yol kazası mı, mezar kazısı mı?

20 Temmuz 2017 gecesi Galatasaraylılara yaşatılanı özetlemekle başlayalım isterim:
Yaz mevsimi, aylardan temmuz, rakip İsveç’ten adı Östersunds,  nüfusu 50 bin olan kentin 1996’da kurulmuş futbol kulübü, ilk defa Avrupa kupalarına katılma başarısı gösterebilmişler, parçalı forma giyen stoper Maicon’un bonservisi kadar takım bütçeleri var, iki maçta 180 dakika sahadayız ve toplamda 1-3 yenilerek UEFA Avrupa Ligi’nden eleniyoruz !
O üç golden birine imza koyan İngiliz Jamie Hopcutt rakibimize Tadcaster Albion takımından transfer olmuş yani Büyük Britanya 7.liginden..?
Bütçeyi defans oyuncusu Maicon üzerinden mukayese ediyorduk da, biliyor musunuz Sabri Sarıoğlu’nun eski kulübü Galatasaray 6 senede 8 sağ beke net 21 milyon Euro bonservis ödedi.  
Dört tanesini Dursun Özbek getirdi toplamı 9,3 milyon Euro, dört tane de Ünal Bey getirmişti ederi 11,7 milyon Euro.  Yani dert bir değil, dert yeni değil !
Bir yıl süresi kalmış sayıca eksik başarısız yönetim kurulu ile bir yıllık kontratı olan vasat teknik direktörün Galatasaray’ı 3-4 yıl bağlayan yüklü kontratlara imza atması / attırması pek ilgi çekmiyor sanki, yine de şu maliyetlere farklı perspektiften bakmaya gayret edelim.
Bu yaz futbol takımına katılan dört yeni transferimizin (Gomis + Maicon + Belhanda + Mariano) bonservis ve yıllara yayılmış oyuncu alacaklarının toplamı net 66.650.000 Euro..
Bu rakama vergi, puan başı primler, başarı ödülleri, bonuslar, menajerlik komisyonları ve sair ücretler, masraflar dahil değildir.
Sadece %15 stopaj yükünü üstüne koyarsak brüt maliyet 78,4 milyon Euro oluverir.
Hani kimse bize öneride bulunmuyor deniyor ya, bu yönetime “Avrupa’da olduğu gibi vergiyi sporcular ödesin” teklifi yapıldı, “game changer” olacak bu değişikliğe elbette cesaret edilemedi.  Kulüplerin sürekli devletin himmetiyle hiç vergi ödemediğini zannedenler de olabilir, diyelim ki mevzuata hakim değiller, en azından Galatasaray SK Tüzüğünün 154.maddesini okumalarını tavsiye ederim.
http://www.galatasaray.org/s/besinci-kisim-parasal-konular/32
Bu satırların yazarı dahil olmak üzere kur riskinin hedge edilmesi de önerildi, bildiğim kadarıyla bir çalışma yapılmadı.  Euro/TL kuru 25 kuruş artsa sadece yukarıdaki net bütçenin total maliyeti artışı 16,6 milyon TL fatura çıkarır.  Bu rakamı alıp başka yere kanalize etsek, mesela realize olmuş 2016 gider bütçesine göre Erkek Voleybol, Yüzme, Sutopu, Yelken şubelerinin hepsine birden %100 sponsor olursunuz.
Gomis + Maicon + Belhanda + Mariano dörtlüsünün 1 yıllık stopaj yükümlülüğüne, menajerlerine ödenen kontrat başına ortalama %10 menajer komisyonu eklediğimizde 5.873.822 Euro taahhüt altına girmiş oluyoruz.  Bugünkü kurdan ortalama karşılığı 23,847 adet Doğu/Batı üst kombine kart ediyor.  “Transfer yapmazsak kombine satamayız” noktasından hareket edenler bilsinler ki, hesapsız transfer fırtınasının sonucunda tribün gelirinin hatırı sayılır kısmı zaten berhava oluyor.

İddaa oynayanlar dışında pek çok futbolseverin muhtemelen adını ilk kez duyduğu Östersunds’a elenince müstesna Süper Ligimizin İlhan Cavcav sezonuna dönmüş olduk.
Misal; Süper Lig’de 51 puan toplarsak bu dört yeni transfere 1,169,000 Euro net prim ödeyeceğiz.  51 puanla en iyi ihtimal beşinci oluruz muhtemelen ama olsun, kontratları gereği onlar kazanacak ve bu prim miktarına vergi dahil değildir.
Peki bu primi elde etme hedefi oyuncunun şevkini artırır mı? Bu dörtlü her halükarda 2017-2018 sezonunda kaç puan alırsak alalım toplam 11.200.000 Euro net para kazanacak yani söz konusu prim ancak %10 artışa tekabül eder.  Mesela yıllık gelirin 1/3’ü puana bağlı olsa belki etkisi olabilirdi.  Demek ki bu oyuncuları alacaklarının garantilendiği imzalar ertesinde artık para motive etmez, onları jetonlu oyun makinesi gibi değil insan olarak değerlendirmek gerekiyor.
Stratejik planlama, icra yetkinliği ve iletişim becerilerinin ön planda olduğu spor yönetimi aslen duyguları, enerjiyi ve performansı yönlendirebilmektir.  Bugün Galatasaray’da duygular parçalı kemik kırığına dönüşmüş, enerji yerini küskünlüğe bırakmış, performans kabul edilebilir seviyenin çok altına inmiştir.  Yakın geleceğe dönük umut kalmamış, mevcut yönetim döneminde tüm müspet gelişmeler Emlak Konut üzerinden anlatılagelmiştir. Bu yaklaşıma sahip Gayrimenkul A.Ş. yöneticilerinin takımdaki gedikleri menajer tavsiyeleriyle kapatamayacağı ya da sporcuların kafasındaki korku, şüphe ya da belirsizlikleri Florya’da barbekü partisi vererek gideremeyeceği de açıktır.  Maalesef A.Ş. yöneticilerimiz GRC (governance, risk and compliance) konusunda da kötü performans vermişlerdir.
Bu yönetime oy verenler küskün müdür, ibra edenler pişman mıdır, erken seçim opsiyonuna destek / imza vermeyenler memnun mudur bilemem ama iki senedir yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın garantisi gibi göründüğünden vaziyet beni çok endişelendiriyor.   
Gönül isterdi ki, dün 5-0 kazansaydık.. O zaman bu vahim tablo daha az ilgi çekerdi ama yine de geçerli olacaktı.  Ezeli rakibimiz geçen sezon Nisan ayında Olympique Lyon’a elendiğinde, UEFA Kupası görseli eşliğinde #TarihBirKereYazıldı diye aklınca sosyal medyadan ayar veren samimiyetsizlik ve kibir, yeni bir tarihe imza atmış oldu dün gece, tek fark budur.  
Bastırırız parayı, 4-5 uçak daha iner, günlük yaşayan taraftar unutur, her şey yoluna girer” diye düşünenler de olabilir, en azından unutmayanlar olacağını ve her platformda hesap sorulacağını bilsinler.  772 gün önce mazbata almış bu yönetim, tam 24 futbolcu transfer etti, hala yetmedi mi?
SONUÇ:
Mevcut koşullar ve ihtimaller göz önüne alındığında, Yönetim Kurulumuz için görünür en iyi seçenek; Aralık ayından geç olmamak kaydıyla seçimli genel kurul yapılacağını ve yeniden aday olmayacaklarını ilan etmeleri, erken seçime kadar geçen dönemde de Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı şirketlerini taahhüde sokacak hiçbir karar vermemeleri, herhangi bir imza atmamalarıdır.
İngiliz atasözünde dediği gibi  “if you are in a hole, stop digging / zaten çukurda isen, kazmaktan vazgeç
Koltuğa yapışma ısrarı ve bu manasız çaba sürecek ise, pek çok insan durumu Galatasaray’ın yakın geleceğinin mezarını kazma kararlılığı olarak algılayacaktır, bu algı kaos ve kargaşayı beraberinde getirir.