Sayın Dursun Özbek’e Açık Mektup

GALATASARAY Spor Kulübü ve Bağlı Ortaklıkları KONSOLİDE

2016 yılı dönem zararı                      185 milyon TL ( 50 milyon Euro)   kur 3.7

Yeni yıla iki hafta kala, 14 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Dedeman Otel’de Galatasaray SK Divan Kurulu toplantısı;

Başkan Dursun Özbek diyor ki:  “2017 yılı proje realizasyonları sayesinde PARLAK olacak

2017 yılı dönem zararı                      426 milyon TL ( 94 milyon Euro )   kur 4,51

Pandemi, global kriz, enflasyon, kur riski gibi arızalardan uzak 2017 yılı parlak olmak şöyle dursun, tarihin en karanlık mali sonuçlarıyla sona eriyor. Gerçekleşen proje yok ve hizmet dönemi tek taraflı alınan erken seçim kararına istinaden üyeler tarafından seçim sandıklarında sona erdiriliyor.

Dört buçuk yıl sonra bu mektup kaleme alınıyor, mecburen.  Mecburiyetten…

Sayın Dursun Özbek, Sevgili Dursun ağabey,

Öncelikle umarım iyisinizdir, adaylığınız hayırlı uğurlu olsun diyebilmek için anlamak istediklerim var, henüz aydınlanamadım o yüzden yazıyorum size…

Galatasaray Spor Kulübünü iki yıllığına yönetmek üzere iki adaylı bir seçimde yarıştığınıza göre teorik olarak %50 ihtimalle kazanacaksınız.

Bana kalsa geçmiş performansınız ve yanlış kararlarla Galatasaray’a kaybettirdikleriniz düşünüldüğünde %5 ihtimal bile riske edilemez.

Bu durumda tekerlek kırılmadan bazı şeylerin netleştirilmesi Galatasaray için faydalı olacaktır.  Doğru sorular sorulmadığı için kendinizi ifade edememiş de olabilirsiniz, bu durum da size fayda sunmuş oluruz.

İkinci başkanınız Sn. Metin Öztürk listesiyle başkan adayı iken ve henüz listesini dağıtıp sizinle koalisyon kurmazdan evvel 30 Nisan 2022’de yarışacak iki adaya 21 soru sormuştum, bunları da boş vaktinizde okursanız son iki gün basın temaslarınıza renk katabilirsiniz.

Müsaadenizle başlayalım.

Takip ettiğim kadarıyla, Bankalar birliği ile yapılan borç yapılandırma anlaşmasından çok şikayetçisiniz.  “Gelirler konsorsiyum lideri bankada toplanıyor, ödemeleri bile onlar dağıtıyor, nakit akışımız başkalarının elinde, bu kabul edilir şey mi?” diye sorup isyan ediyorsunuz.

Yalnız bu anlaşmadan önce de Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı kuruluşları banka faizinin gölgesinde faaliyetlerini sürdürüyordu.

Önce bankalar, sonra factoring şirketleri kaynak aktarmasa lisans alamazdık, takım kuramazdık, sahaya çıkamazdık.

Unutmuş olamazsınız.

Bizlere yıllar yılı faaliyet zararı sizin de içinde bulunduğunuz yönetimler tarafından kader olarak anlatıldı, milyonlarca lira zarar gösteren gelir tabloları mütebessim bir ifadeyle üyelere aktarıldı.

Sürekli zarar ederek ayakta kalan, tam bağımsızlığını koruyan bir yapı olabilir mi? Siz iş hayatınızda öyle bir şirket gördünüz mü?

Siz döneminizde faktoring şirketlerine % kaç faizle borçlandığınızı hatırlıyor musunuz??

Bugün bankalar birliği anlaşması TL REF + 1,5 faizle Galatasaray’ın yapılandırdığı 2,2 milyar TL’yi 9 yıla bölmüştür.

Siz bugün şirketlerinize %15,5 – %16 ile Türk Lirası kredi öneren bankalarla hemen anlaşmaz mısınız?

Galatasaray Sportif A.Ş. ayarında yıllarca zarar etmiş, öz kaynakları erimiş, yönetsel istikrarı olmayan, belirsizlikler içinde, profesyonelce yönetilmeyen başka bir şirket aynı koşullarda bir anlaşma yapabilir miydi? Geçtim anlaşmayı, bankalarla masaya oturabilir miydi? 

Resmi enflasyonun %73 olduğu, gayrıresmi enflasyonun hiper sinyaller verdiği dönemde Galatasaray faaliyetinden kâr edebilse ana para borcumuz kendiliğinden erimekte ve değersizleşmektedir. 

Problem sizin de ifade ettiğiniz gibi devasa borcun doğal yansıması büyük faiz yüküdür.

Bunun kabul edilemez olduğunu, boyunduruk altında olduğumuzu söylüyorsunuz.

Size aynen katılıyorum.

Bu borcun ortadan kaldırılması ve beyaz bir sayfa açılması gerektiğini söylüyorsunuz.  Hiçbir makroekonomi teorisine sığmayan politika faizi sürdürülemeyeceği ve önümüzdeki yıllarda faiz yükü artacağı için onda da hemfikirim.

Ama bu sıkıntılı manzarada payınızı anlatmıyorsunuz, üstlendiğiniz rolü unutmuş gibi davranıyorsunuz.  Herkesin de aynı şuursuzlukla unutmasını bekliyorsunuz, kusura bakmayın ama unutkan insanlardan ve hesap vermeyi sevmeyenlerden iyi yönetici olmaz.

Şimdi siz faiziyle birlikte 2,6 milyar TL borcu kapatıp bankalar birliği anlaşmasından çıkacağınızı iddia etmektesiniz.  Kulağa hoş geliyor doğrusu, buna itiraz edemiyorum ve isterim ki teoride sizin işinizi kolaylaştırayım, yolunuzu açayım.

Diyelim ki yarın sabah bu devasa borç kendiliğinden yok oldu, mucize kabilinden bir kuruş finansal borcumuz kalmadı.

Finansal borcu olmayan ama idari / hukuki yükümlülükleri ve sportif hedefleri olan Galatasaray SPOR kulübünü nasıl yöneteceğinizi anlatmayı düşünür müsünüz?

Nakit akışı problemli olduğu için bu biraz zor bir soru oldu galiba, size ikinci bir hamle şansı daha vereyim, 1 milyar TL nakit parayı yönetim kurulu masasına bırakıyor ve dilediğiniz gibi kullanma şansı da veriyorum.

Yalnız borcun silinmesinin ve nakit desteğin bir koşulu var.

Önümüzdeki iki yıla dair vizyonunuzu gayrimenkul, arsa, emsal, irtifak, inşaat, m2 kelimelerini kullanmadan anlatmanızı bekliyorum.  Düşler Vadisi’nde villaları yok varsayın, Florya’da dikmeyi hayal ettiğiniz 18 katlı binalar zaten yok. Bakalım Gayrimenkul A.Ş. yönetim kurulu başkanlığına mı adaysınız yoksa Galatasaray SPOR kulübü başkanlığına mı?  Bunu iyice netleştirelim.

Mevcut varlıkları niye yok sayıyorsun kardeşim, öyle iş mi olur?” diyeceksiniz.  Yok saymıyorum ama bu ölçekte bir gayrimenkul geliştirme işinde kamunun / devletin bağımsız değişken rolünü hatırlatmaya çalışıyorum.  RİVA ihalesinde yüksek gelir payı öneren ilk firmanın teminatını yakarak yarıştan çekildiğini, projeyi ikinci firmanın üstlendiğini, burada para kaybettiğimizi (226 milyon TL) hatırlarsınız.

https://businessht.bloomberght.com/piyasalar/haber/1601031-galatasaray-in-riva-ihalesi-imzasiz-kaldi

Hukukun tutarlılık standartlarını yitirdiği, tek imzayla karar alınan, karar alıcıların her an değişebileceği, siyasi iktidarın 2023 ilkbaharında değişme ihtimalinin bulunduğu ortamda nasıl her şeyi Ankara’da “ayarladığınızı” varsayabiliyorsunuz?

Misal, tercih veya zaruret sonucu millet bahçesi saçmalığından vazgeçilir ve ATATÜRK Havalimanı sivil havacılığa kısmen açık tutulursa Florya’da “hauteur” meselesi nereye bağlanır?  15-18 katlı binalar dikilebilir mi?

Sevgili Dursun başkan,

Siz 2015’te göreve geldiğinizde kendinizden önceki üç yıllık toplam dönem zarar 164 milyon Euro idi.

İsviçre’de UEFA karşısına çıktınız. Ceza beklemiyorum dediniz. Galatasaray UEFA müsabakalarından men edildi.

Spor Tahkim Mahkemesi CAS’a başvurdunuz, kaybettiniz.

İş başa düşünce Financial Fair Play ilkelerini mecburen öğrendiniz, bütçe disiplini dediniz.

Taviz verilmeyeceğini anlattınız, yeni gelirler yaratmak için plastik bileklik satmak dahil yaratıcı çözümler buldunuz.

Sizin üç yıllık döneminizin Sportif A.Ş. zararı toplam 147 milyon Euro oldu.

Bu kez rahmetli Mustafa Cengiz İsviçre’de UEFA heyetinin önüne çıktı.

Kulüp üyelerinden gönüllü bir ekip kurmuştu, iyi bir hazırlıkla doğru bir gelecek projeksiyonu sundu.

En az 2 yıl men beklenirken, 4 yıllık bir yapılandırma anlaşmasıyla süreç tamamlandı.

İtirazlar sonucu konu CAS mahkemesine taşındı.

Türkiye’de ilk kez bir spor kulübü CAS davası kazandı.

Sayın Özbek, devraldığınız olumsuz mali sonuçlar size ait değildi ama Galatasaray’ı savunamadınız, ceza aldık.

Sizin döneminize ait ve geride bıraktığınız 147 milyon Euro üç yıllık toplam zararı Mustafa başkan savundu ve netice aldı.

Bu hikayede başarı ve paye rahmetli Mustafa başkana, o dönemki mali profesyonellere ve savunmayı hazırlayan gönüllü ekibe aittir.

Net başarısızlık da maalesef sizindir.  Hem hakkımızı hukukumuzu savunamadığınız için, hem de futbol şirketinin nasıl yönetilmesi gerektiği size anlatıldığı halde ciddiye almadığınız için!

Bankalar Birliği anlaşmasını camiadan gizli saklı yürüttüğü için haklı olarak sorgulanan Mustafa başkan, bugünkü konjonktürde görüyoruz ki o anlaşmayı yapmakla Galatasaray’a son bir hamle şansı vermiş.

Dahası da var üstelik, Florya arazisinin bedeli mukabili yeniden kulübe kazandırılmasını sürekli eleştirdiniz.  Daha hızlı nakit yaratacak Florya’nın devre dışı kalmasıyla proje dengesinin bozulduğunu söylediniz.  “Faizin faizini ödüyoruz, bunlar işi bilmiyor” diye rahmetli Mustafa başkanın, mali işlerden sorumlu başkan yardımcısı Kaan Kançal’ın ve o dönemin yönetim kurulunun epey eleştirildiğini hatırlarsınız.

Görkemli lansman toplantınızda ise Sayın Erden Timur aynen şu ifadeyi kullandı.

“Florya rahmetli Mustafa Cengiz zamanında kulübe yeniden kazandırıldı. Bu çok önemli, şu an o sayede böyle bir varlıkla tekrardan bu işi döndürme noktasındayız”

Sayın Erden Timur’a teşekkür etmek isterim.  Yalnız kulübe katkıları için değil, hakkı hak sahibine teslim etme zarafeti gösterdiği için.

Sanırım aynı vazife hepimize düşüyor.  Yanlışları, eksikleri bir yana, yapılan doğru işlerin bugün etki ve yansımalarını daha net görüyoruz.

Bu vesileyle Sayın Mustafa Cengiz’i bir kez daha rahmetle anıyorum, devraldığı korkunç mali tabloyla mücadele etmek zorunda kaldığını unutamayız.  En azından görüşme masalarındaki mücadelesine hürmet etmeliyiz, geç kalmış bile olsak hakkı sahibine teslim etmek durumundayız.

Sayın Dursun Özbek,

Siz bunları hatırlamıyor gibi davranıyorsunuz.  “Hatalarımdan ders aldım, ben değiştim” üzerine kurduğunuz hikaye tam bu noktada sarsılıyor.  Hangi hatalarınızdan ders aldığınızı çözemediğimiz için bazılarını hatırlatıp size seçenek sunmak durumundayız!

Galatasaray’ın aynı hataları tekrarlamaya mecali kalmamıştır.  Galatasaraylıların hiç kimsenin ders alıp almadığını denetlemeye tahammülü kalmamıştır.

Siz hangi hatalarınızla yüzleştiniz, hangi eksik ve kusurlarınızı gidermeye karar verdiniz?

Mesela;

Uzmanlık alanınız diye anlattığınız emlak projelerinde sonuç alamadığınız ya da bütçe disiplini sağlayamayıp milyonlarca Euro’yu buharlaştırdığınız için mi mahcubiyet duyuyorsunuz?

2021 yılı faaliyet raporunun 215. sayfasından görüleceği üzere kefaletiniz doğrultusunda Kulübümüze 5.704.725 Euro + 1.535.190 TL tutarında borcunuzu ödeyememekten yana mı dertlisiniz?

Kasa kolaylığı diyerek hayatımızı zorlaştırdığınız, kulübe faturalar gönderdiğiniz, seçim kaybettikten sonra yetkisiz borçlandırdığınız kamu yararına dernekten alacağınıza karşı senet-rehin-temlik işleri yaptığınız ve giderken müşteri çeklerini yanınızda götürdüğünüz için mi rahatsızsınız?

Aile fertlerine kulüpte sorumluluk vermiş olmaktan mı, kürsü masuniyetini hiçe sayıp kulüp üyelerini disipline verdiğiniz için mi pişmansınız?

Yönetim kurulu listelerine yanlış isimler aldığınız ya da profesyonellerinizden verim alamayıp sizi hataya sürüklemiş olmalarından mı mutsuzsunuz?

Adnan Oktar’ın eski müridi Bay Fırat Develioğlu’nun çapraşık ilişkileri sayesinde yarışa girmiş olmaktan mı sıkılıyorsunuz?

Allah muhafaza, yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı ise hafızası iyi olan bizlere ne tavsiye edersiniz?

Sorulacak çok şey var ve hepsi çok yorucu, imkan olsa hiçbirini hatırlamasak !

Bu mektubu olmuş bitmiş hatta unutulmuş geçmişi kurcalamak olarak görüp centilmence bulmayanlar, kulp takacaklar olacaktır.

Olası temelsiz iddialara da peşinen cevap vereyim ki seçime iki gün kala boş yere vakit kaybetmeyelim.

Öncelikle yazdığım her şey yaşanmış ve bizlere yansımıştır, anlattıklarım kişilerin doğrudan beyanları ve faaliyet raporlarındaki verilere dayalıdır.  Hiçbir özel, kişisel, sosyal hayata dair detay içermemektedir.  Kişisel Verileri Koruma Kanunu kapsamında hijyen konulardır

Dahası, Galatasaray Spor Kulübü başkanlığı bir tür kamu hizmetidir.

Seçimle gelir, emanetçi olur ve vekalet üstlenirsiniz.

Vekilsiniz, asillere karşı sorumlusunuz.  Mühür üyelerimizin elindedir, ister verirler ister geri alırlar.

Mesuliyetimiz ise milyonlarca Galatasaraylıya karşıdır.

Alın teriyle elde ettiği kazançtan bir atkı, bir forma, bir bilet alan Galatasaraylıya da borçluyuz.

Kamu hizmetinde geçmiş performansınız sorgulanır.  Ya eleştirilir ya alkışlanır.

Bugün eski bir başbakan 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olsa geçmiş dönem icraatı sorgulanmayacak mıdır?

Bir sonraki ABD seçimlerinde Donald Trump tekrar aday olsa, seçmen Oval Ofis’te geçirdiği dört yıla bakarak karar vermeyecek midir?

Hafızaların nisyan ile malûl olduğu ön kabulü üzerine ne seçim kampanyası yapılabilir ne muktedir olunabilir.

Bunları hatırlatma sorumluluğu keşke bana düşmeseydi, keşke hafızası yerinde başkaları size nitelikli sorular sorabilseydi, gerçi hepimiz yıllar yılı hafızamıza sahip çıksak bu durumda olur muyduk, o da başka soru…

Denenmişi denemenin bir kolay tarafı, bir de faturası vardır.  Seçimi üyeler yapacak, hür irade ne yönde tecelli ederse kulüp o istikamete dümen kıracak.  Demokrasi işlemeye devam edecek.

Ama siz faturayı Galatasaray’a ödetmek istemiyorsanız, keşke kıdemi tutsaymış da kampanya sözcünüz Sayın Erden Timur başkan adayı olabilseymiş.  En azından icraat yetkinliği ve tutarlılığı konusunda kötü hatıralarla başlamazdık işe… Erden bey’in samimiyetindeki sahicilik bile tutunacak dal olurdu bize, inanın.  Öyle bıkkın ve yorgunuz çünkü.

Size 11 Haziran seçimlerinde tatlı aksaklıklar ve ufak şanssızlıklar, daha sonraki iş & özel hayatınızda sağlık, afiyet, bereketli dönemler ve üstün başarılar diliyorum.

À bientôtj’espère…

Başkan Adaylarına 2022 model Sorular

Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu, en başarılı sportif organizasyonu, milyonların kimliğinin ayrılmaz parçası 117 yaşındaki Galatasaray Spor Kulübü 30 Nisan 2022 tarihinde olağanüstü seçime gidecek ve iki aday kampanyalarında son haftaya girdiler. Görebildiğim kadarıyla yine beylik sorulara muhatap oluyorlar ve büyük bir şevkle yanıtlıyorlar. İşleri kolay değil, her ikisine de sabır diliyorum.

Sayın Eşref HAMAMCIOĞLU ve Sayın Metin ÖZTÜRK

Birkaç sıradan soru örneği vermek gerekirse:

  • Domenec Torrent kalacak mı?
  • Fatih hoca geri dönecek mi?
  • Kasa kolaylığı yapacak mısınız?
  • Transferler kampa yetişecek mi?
  • Kemerburgaz inşaatı ne zaman başlayacak?
  • Sponsorlar hazır mı?
  • Riva’dan elde edilecek gelir bizi kurtarır mı?
  • Sizin ekipte zengin iş insanları var mı? vs.. vs.. vs..

Vasatlaştıkça çoraklaşan ülkemizde spor basını da bundan fazlasıyla nasibini aldığından birkaç nadide örnek dışında soru sormayı bilmeyen ya da dersini iyi çalışmamış muhabirler, sosyal medya adlı cadı kazanında en çok yankılananları sormakla yetiniyorlar. Manşet veren boş vaatler ya da yanlış anlaşılmaya pek müsait cümleler elbette rating sağlar ama beylik sorular kulüp üyelerinin doğru karar vermesine hizmet etmez. O nedenle ben geleneksel olarak bu seçimde de adaylara kendi sorularımı yöneltiyorum. Geçen yıl sorduklarımın linkini de eklemiş olayım, o soruların da çoğu halen geçerlidir.

Fikrimce aşağıda görülecek 21 soruya hakiki cevapları verecek yönetimin reform yapma ve olumlu yönde ilerleme şansı olabilir. Aksi takdirde Galatasaray’ı hiç ummadığı kadar sıkıntılı günler bekliyor, bugünden tarihe not düşelim. Her Galatasaraylının da bu zor zamanlarda kim seçilirse seçilsin, elden geldiğince destek olması gerektiğini hatırlatarak başlıyoruz efendim…

1) Galatasaray Spor Kulübü başkanlığına seçilenler genelde üç konuda (söyledikleri sözler, güvendikleri kişiler ve attıkları imzalar) tutarsız davranıp birey olarak itibar kaybına uğrarlar.  Ne yazık ki bu şahsi yalpalamalar ve hatalar başkanlık makamına da zarar vermiştir. Siz bunları yaşamamak için nasıl tedbirler alacaksınız, hangi sınırlara uyacaksınız, ne şekilde organize olacaksınız?

2) Tek kişiye bağlı hatta o tek kişide düğümlenen, tek adamın ağzına bakan ve o tek şahıstan insanüstü performans beklentisine dayalı başkanlık sistemi hakkında düşünceleriniz nedir? Siz kendinizce patronculuk oynamaya mı geliyorsunuz yoksa 21.yüzyılda bir liderden beklenen erdem ve fedakârlıkları göstermeye hazır mısınız?

Başkanlık tek adamın herkesin kaderini çizdiği pek riskli bir yönetim şeklidir

3) Ankara siyasetinin Galatasaray’ı dizayn etme, en azından tercih ettiği müdahale araçlarıyla belli bir çizgide tutma girişimleri olduğuna dair izleniminiz var mı?  İlan edilen seçimi ve genel kurul iradesini mahkemeye taşıyan kişilerin arkasında camia içinden ve/veya dışından kim ya da kimler olabilir?

4) 14-15 yaşlarında bir oğlunuz ya da kızınız olduğunu, basketbol veya voleybol oynadığını, yaş grubunda müthiş istatistikler tutturup izleyenlere parmak ısırttığını varsayalım.  Evladınızın sporu meslek olarak seçeceğini ve hatırı sayılır bir kariyer yapacağını öngörerek, en hızlı gelişim göstereceği bu yaş döneminde hangi kulübe emanet edersiniz?

BASKETBOL                                            VOLEYBOL

  1. Anadolu EFES                                a) VakıfBank
  2. Darüşşafaka                                   b) Eczacıbaşı
  3. Fenerbahçe                                    c) ES Voleybol
  4. GALATASARAY                            d) GALATASARAY

5) Kulübümüzün mevcut 2.Başkanı Sn.Polat Bengiserp 24 Aralık 2021 tarihinde 2024 Paris Olimpiyatlarına 24 Galatasaraylı sporcu gönderme hedefini ilan etti. Bu hedef nasıl gerçek kılınabilir?  2020 Tokyo olimpiyatlarına kulübümüzü temsilen kaç milli sporcumuzun gittiğini hatırlıyor musunuz?

Türkiye’de olimpik sporların öncüsü olarak kabul edilen Galatasaraylı spor insanı Selim Sırrı Tarcan

6) Galatasaray Türkiye’de her branşta spor yapan yetenekli gençlerin neden ilk tercihi olamıyor? Niçin global bir yetenek havuzuna dönüşemiyor? Başarıyı satın alma modelinin iflas ettiği defalarca ispatlanmışken, siz ne yapacaksınız ki bu kulüp asli fonksiyonu olan insan yetiştirme konusunda Rönesans yaşayacak? Madem bu yazı 23 Nisan’da yazıldı, bir de çocukları mutlu edecek ve onları iyi günde / kötü günde sarı-kırmızı renklere bağlayacak neler yapabileceğinizi soralım.

7) Galatasaray 25 seneyi aşkın sürede onca başkan ve yönetim değiştirmesine rağmen yalnızca iki sicil kurulu başkanı ile bu yılları geçirdi. Aynı makama gelen üçüncü ismi ise üyelikten ihraç etti. Bu acayip durumu nasıl izah ediyorsunuz? Sizin sicil kurulunuz referans imzalarda aynı usulsüzlük ile karşılaşsa nasıl hareket ederdi?  Geçmiş yıllarda bu kulübe başvuran insanlara haksızlık yapıldığına dair bir kanaatiniz var mı? Yönetim döneminizde sicil kurulunun üye alımı dışında iş hedefleri olacak mı?

8) Galatasaray Spor Kulübü tüzüğünde daha iyi yönetim / daha etkin denetim bağlamında yapılması gereken ilk 3 değişiklik sizce hangileridir?  Not: Burada mali yılların eşitlenmesi, denetim kurulunun bağımsız seçilmesi gibi standart cevaplar aranmamaktadır

9) Kulüp tüzüğünün 20.maddesi ve bu maddedeki amir hükümlerin uygulanmaması konusundaki düşünceleriniz nedir? Siz de tüzüğün bu maddesini yok sayanlar kervanına mı katılacaksınız?

10) Bankalar konsorsiyumu ile yapılan finansal borç yapılandırma anlaşmasının ilk taksidinin içeriği, kapsadığı dönem ve ödeme yükümlülüğümüzü tam ve net olarak söyleyebilir misiniz? Not: Yuvarlak cevaplar veya %50’yi bulan çok geniş aralıklar muteber değildir

11) Galatasaray’ın sporcuları dışında idari ve teknik personelinin bir aylık maaş ve hak ediş toplamının kaç TL olduğunu biliyor musunuz?

12) Yeni yasal düzenlemeler ve imzalanmış sözleşmeler gereği Türk sporunun arabesk uygulaması ve en büyük yalanı olan “kasa kolaylığı” çok büyük ölçüde tarihe karıştı.  Sponsorluklar, projeler ve maketler konusunda da yalana doymuş insanlar adına net soralım, siz ve ekibiniz Galatasaray Spor Kulübü Derneğine ne kadar bağışta bulunmayı düşünürsünüz?   (Not: Galatasaray Spor Kulübü kamu yararına dernek statüsünü haiz olup bağışınızı vergi matrahınızdan düşebilirsiniz) https://www.siviltoplum.gov.tr/kamu-yararina-calisan-dernekler

13) Ali Sami YEN Stadyumunda 2022-2023 sezonu için kombine fiyatlarını belirlerken ENAG tarafından ilan edilen ve %100’ü aşan reel enflasyon verilerini mi, TÜİK tarafından ilan edilen şirin oranları mı yoksa Galatasaray’ın Avrupa dışında kaldığı ve belirsizlikler içinde olduğu bir dönemde tribünlere seyirci çekme ihtiyacını mı dikkate alacaksınız?  Sizce minimum gelir kaybı hangisinde olur?

14) Yönetim kurulunuzda stadyum ve taraftardan sorumlu yönetim kurulu üyesi kim olacak? ultrAslan ile olan yakınlığınızı ya da oturtmak istediğiniz ilişki düzeyini nasıl tarif edersiniz?

15) Kamunun gözde müteahhidi Bay Nihat Özdemir’in başkanı olduğu TFF’nin 2021 faaliyetini ve hesaplarını ibra edecek misiniz?

16) Türk futbolunun dibe vurduğunu düşünüyor musunuz yoksa daha düşecek yeri var mı? Naklen yayın ihalesinin gidişatı hakkında düşünceleriniz neler? Galatasaray ülke futbolunun global anlamda değer kazanması, adil rekabet ve sporcu gelişimi anlamında ne gibi somut katkılarda bulunabilir?

17) İdari ibra hakkındaki görüşleriniz nedir?  Sizce bir spor kulübü yalnız gelir tablolarından, gider kalemlerinden, bütçeden ve bilançodan mı ibarettir?

18) Kulüp ve iştiraklerinde daha önce bordrolu çalışmış kişileri yeniden göreve getirmek, daha önce kulübe ürün ya da hizmet satmış veya tesislerinde işletmecilik yapmış üyeleri yeniden sisteme katmak hakkında düşünceleriniz nedir?

19) 10 yıllık kıdemini doldurmuş kaydı açık tüm üyelerin size EVET diyeceği ideal bir senaryoda,  II.Başkan, Mali İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Kulüp Genel Sekreteri olarak kimleri seçerdiniz? 

20) Galatasaray Spor Kulübünde 40 yılı devirmiş ve bu süreci aktif geçirmiş insanlarsınız.  Üye olarak “ah keşke” dediğiniz veya pişman olduğunuz olduğunuz karar ya da eyleminiz hangisidir?

21) Döneminizi kazasız belasız tamamlamayı başarırsanız, 20 yıl sonra nasıl anılmak ve hatırlanmak istersiniz?  Sizce döneminizin en kıymetli ve unutulmaz katkısı ne olacaktır?

Türk sporunun değişmez önderi Ali Sami YEN

Imperium

Doğu Roma’nın eski başkenti olan İstanbul’da kurulan bir spor kulübü için de söylenebilir sanırım, Galatasaray son üç senedir sınırında dolaştığı Rubicon nehrini aştı. 

Rivayete göre Julius Caesar ordusuna doğal sınır olarak kabul edilen Rubicon nehrini geçme emri verdiğinde bugünkü İtalya coğrafyasında dengelerin değişeceğini ve artık geri dönüş olmayacağını vurgulamak için “alea iacta est” ifadesini kullanmış yani “zarlar atıldı”.

Bu yazı 27 Mart 2022 sabaha karşı zarflardan çıkan ibra ya da ibrasızlık üzerine değil çünkü zarlar geleceğe atıldı ve mucize olmadıkça düşeş gelmeyeceğini biliyoruz.  Konumuz kulübün yönetim anlayışı, yanlış beklentiler, çarpık algılar ve bundan sonrası.

Bu satırların yazarı her Galatasaraylının kulübün bekası, başarısı ve itibarını rota olarak kabul ettiğini umar ve bekler.  Endüstriyel sporda başarı planlama ve kaynak yönetimine bağlı değişkendir, itibar ise iletişim ve sosyal sermayeye yatırımla güçlendir.  Her koşulda bu üçlünün önünde BEKA yürür.  Galatasaray var olmalı, yola devam etmeli, imkânları nispetinde rekabet edebilmeli ki başarı ve itibarı tartabilelim.  21. yüzyılın değişmez konusu #sustainability (sürdürülebilirlik) Galatasaray için hayat memat meselesidir.  Genel kurul salonlarında atılan zarlar kaç gelirse gelsin yelkenlerimiz rüzgarla şişmeli, kürekler suya değmeli, havuzlarda kulaç atılmalı, bir top çizgiyi geçmese bile diğeri ya fileyi aşmalı ya da çemberden geçmelidir.

Çıplak ve acıklı gerçek ise şu:

Türkiye’de spor kulüplerinin ve/veya futbol şirketlerinin varlıklarının, üstlendikleri yükümlülüklerden yani borçlarından küçük olduğunu görüyoruz. Bu durumda kulüplerin yola devamı sadece tolerans ile olmaktadır. Öte yandan ülke sporundaki hesap vermeme kültürünü, ciddiyetsizliği hatta yozlaşmayı da bu tolerans getirmiştir.  Batmayan dev balonlara dönüştü bilhassa köklü kulüpler. Amerikalıların deyimiyle, too BIG to FAIL paradoksu içindeyiz.  TBMM’den geçmesi beklenen yeni Spor Yasası ile muhtemelen yeni bir dönem başlayacak.  Belki de kulüp yönetimlerine soyunacak hevesli insan sayısı azalacak ve geçmiş düşünüldüğünde bu durumun iyi mi kötü mü olacağı tartışılır.

Galatasaray Spor Kulübünde görev süresini normal şekilde tamamlayabilen son yönetim 2008-2010 arası Sayın Adnan Polat başkanlığındaydı. 2018-2021 arası dönem Asliye Hukuk mahkemesinin ara kararına tutunarak iktidarda kaldığı için tasnif dışıdır. Dursun Özbek yönetiminden 4 üye istifa ederek ayrılmıştı, rahmetli Mustafa başkanın döneminde istifa edenler 5 ya da 6 olmalı, en son dokuz aylık Burak Elmas yönetimden de iki kişi ayrılmıştı.  Görev süresini tamamlayamayan, istifalarla eksilen yönetimler bunlar.  Kağıt üzerinde görevli olup çalışmalara düzenli katılmayanları, bir işin ucundan tutmayıp şeklen orada duranları saymıyorum bile.  Demek ki kulübümüzde yetkin ve muktedir yürütme gücü tesis etmekte 10 yılı aşkın süredir bir sorun var, çözmek için kafa yormak gerekiyor.  Bugünkü modelde herhangi bir başkan adayı adını duyduğu, yaşını bildiği, tanıdığını zannettiği ya da muhtelif dengeleri gözeterek oy potansiyeli olduğuna inandığı 15 kişi bir listeye alt alta diziyor. Halı sahaya adam bulur gibi liste yapanlar dahi oldu geçmişte, neyse ki asgari ciddiyeti haiz olmayanlar sandıktan çıkamıyor.  Bir dernekte / kulüpte / organizasyonda 10 seneyi aşkın süredir yürütme erki sallanan çürük diş gibiyse, uzun vadeli hedefler kovalanması aşırı iyimserlik olur.

Sözün özü koltuğa oturmaya hevesli insanları asla ulaşamayacakları menzillere inandırma modeli iflas etmiştir. Ne şeyhler uçabiliyor, ne de müritlerin onları uçurmaya nefesi yeter… Seçim kazanmak dışında bir gayesi olmayan ve yalnızca kampanya dönemindeki algıları yönetip birlikte çok şey başaracaklarını zannedenlerin yürüyeceği yol da artık ilk genel kurula kadardır çünkü iyi yönetildiğinde bile işlerin ters gidebildiği harici risklere açık bir organizasyon kötü idare edildiğinde bunu herkes iliklerine kadar hisseder.  İlk fark edenler de üçüncü kişi ve kurumlar, muhatap olunan güç odaklarıdır. 

Seçim öncesi ekip olarak çalışmayı, tartışmayı, üretmeyi, sonuç almayı ve iç iletişimini çözememiş hiçbir yönetim kurulu kalıcı ve sürdürülebilir başarı elde edememiştir, etmeleri de beklenemez.  Galatasaray böyle yetkin ve uyumlu bir yönetim takımı ortaya çıkaramıyorsa, genel kurulun kulübün istikameti ve idare tarzı ile ilgili daha fazla kural koyması, başka bir deyişle yürütme erkinin sonsuz ve sorumsuz gücünü kısıtlaması gündeme gelmelidir. Bunları dert edinecek, üzerine özgün fikirler dile getirebilecek kaç kişi var bilmiyorum ama varsa böyle insanlar onlarla bir araya gelmeyi ve ortak aklı harekete geçirmek üzere istişarelerde bulunmayı isterdim.  Yıllar yılı yetki sahibi olup da kurumsallaşmayı peş peşe şirket kurmak zannedenlerin, institutionalism diye bir şey duymadığına da neredeyse eminim.

Bugüne dek bu kulüpte yönetim mekanizması hep A’dan Z’ye kuruldu yani liderlik iddiası ortaya koyan kişi kendince A takımını kurdu, seçime girdi ve kazandığı takdirde kulübü yönetmeye soyundu. Herkesin yoğurt yiyişi kendine göredir, eyvallah ama yıllar boyu bizim yoğurt hem ekşidi hem küflendi, eleştirdiğimiz her yönetim de işte o bozuk yoğurdun tatsız kaymağıdır.  Oysa belki de Z’den A’ya kurulmalı iktidar piramidi. Tabanda kulübün nasıl yönetilmesi gerektiğine dair asgari müştereklerde konsensüs sağlansa, hangi kişi ya da ekip bu sese kulaklarını tıkayabilir ki? 

Berbat bir sezon performansına rağmen adı süper kendi güdük ligimizde kümede kaldık ama geçen yıllarda fikren, zihnen, manen küme düştüğümüzü kabullenelim.  Dillerden düşmeyen fabrika ayarlarının ne olduğu üzerinde anlaşamaz hale geldik çünkü bu kulüp kurucu değerlerini, ana hedeflerini, başarı reçetesini yıllardır ve ısrarla inkar ediyor. Galatasaray’ın üretmeden tüketmeye dayalı iş modeli külliyen yanlış, bu gerçek başka bir şey olmasa bile her sene bilançolar marifetiyle yüzümüze vuruluyor ama inkar politikasından vazgeçmiyoruz. 

Bizler bir kişiden insanüstü performans hatta keramet bekliyoruz. Biz bakış açısı, strateji ya da iş planı değil karizmatik liderlik arıyoruz.  İstiyoruz ki kırmızı pelerini hariç her türlü eksik ve kusurdan münezzeh bir kahraman kurtarsın bahtı kara maderini.

Öyle biri YOK, olsa bilirdik ve çoktan seçmiştik.

Yakın geçmişin lider profillerine şöyle bir bakalım dilerseniz.

  • Yıllarca yolu gözlenen eski sporcu muhterem ağabeyimiz denendi, olmadı.
  • Taraftarın sevgilisi büyük sanayici denendi, olmadı.
  • Finans dehası, Euro milyarderi(?) denendi, olmadı.
  • Evvelce kulüp işlerine mesafeli durmuş müteşebbis abimiz denendi, olmadı.
  • Entelektüel halk adamı, eski bürokrat denendi, olmadı.
  • En son vitrini şık, genç ve yakışıklı başkan modeli denendi.  Oluru yoktu ve yine olmadı.

Şimdi sıra kimde ya da isimler fark eder mi?  Başarısız eski başkanlardan ya da “cebimizde şu kadar parayla geliyoruz” diyen yalancılardan medet umulur mu?

Zor oyunu bozarmış, yeni oyunu kurmak için bu yazıyı baştan okumak ve ötesini düşünmek gerek.

Bu kulübü kuran Ali Sami YEN’in 1911 tarihli strateji belgesi ve eylem planından bile geri olduğumuzun mahcubiyetini hissederek düşünmek…

Sportif Organizasyon Şemasındaki Eksik Parça

Son yazımızda 19 Haziran 2021’de seçilecek yönetim kurulunun amatör branşlara dair araması gerektiği cevaplara değinmiş ve sportif üst akıl ihtiyacına değinmiştik.

Temennilerin Ötesinde Amatör Branşlara Dair – Penceremden Yansımalar (ilkercanalp.com)

Bugün üst akıl önermesini detaylandıracağız.

Galatasaray Spor Kulübü bünyesinde basketbol, voleybol, paralimpik basketbol, atletizm, yüzme, kürek, yelken, sutopu gibilerini hemen bir çırpıda sayabileceğimiz 13 farklı branş var.  Kulübümüz bünyesinde futbol hariç her yaştan 1409 sporcu ve 139 teknik & idari yönetici + çalışan yer alıyor. Her branş kendi içinde hiyerarşiye sahip ve ne yazık ki aralarında düzenli bir iletişim, güçlü bir sinerji yok.  Tüm branşların idari amiri kulüp genel sekreteri ancak gerçekten yoğun iş yükü olduğu için kulübün asli faaliyeti olan sporun gelişmesi ve ilerlemesi için çalışacak vakti bulması mucize gibi.  Dolayısıyla sportif sezonlar birbirlerini tekrar eder şekilde geçiyor Galatasaray’da! Değişim ancak krizlerle ya da isimlerin görev değişimiyle mümkün olmakta oysa dünya her gün dönüyor ve yetişemeyeceğimiz kadar hızlı ilerliyor.

Oysa basit anlaşmazlıkları ya da fikir ayrılıklarını yerinde ve zamanında çözmenin bile önemi var. Örneğin voleybol antrenörü ile şube menajeri bir konuyu kendi aralarında karara bağlayamazsa konu genel sekreterin önüne gidebiliyor. Taraflardan biri konuyu ilgili yönetim kurulu üyesine götürürse, diğeri konuyu kulüp başkanına kadar taşıyabiliyor.  Başka bir anlaşmazlık aynı tesisi kullanan iki branşın menajerleri arasında öncelik konusunda çıkabilir, onun da çözüm adresi bazen genel sekreter…

Yönetim kurulunda masasında A branşını temsil eden üye, B branşını temsil edenden daha dişliyse bazı ek kazanımlar koparıyor, bu da şubeler arasında adaletsizlik algısı yaratabiliyor.  Spor kökenli olmayan yönetim kurulu üyelerinin başkanla olan yakınlığı ya da şahsi imkan yaratma becerisine göre sportif kadrolarda kırılanlar, gücenenler, oyundan düşenler, çifte standarda isyan edenler oluyor.  Burada yalnız ince dengeleri gözetmek değil, kolay bozulmayacak dengeli bir sistemi kurabilme yetisi gerekiyor. 

En önemlisi bu kulüp bazı branşlarda gençlere A takımlarda forma şansı verirken, bazı branşlarda yetiştirici kimliğini yitirmiş görünüyor.  Bunun sebepleri üzerine kafa yoran hangi iş birimi ya da KİM?

Futboldan örnek versek, orta sahaya ve oyuna yön veren “Regista” kim olacak bu sportif organizasyonda?  Galatasaray Spor Kulübü Derneği’nin ana faaliyeti olan sporda eksik olan parçanın adı: Sportif Koordinatör

Görev tanımını madde madde yazalım ki, zihinlerde yeni kapılar açsın ve ihtiyaç daha iyi anlaşılsın

  • Tüm amatör şubelerin altyapılarındaki mevcut durum teşhisi ve ortak planlama unsurlarının belirlenmesi
  • Genç oyuncu yetiştirme konusundaki aksaklıkların çözümü ve kaynak planlama
  • Amatör branşlarda yetenek keşfi, scouting gibi konuların genel idaresi
  • Transferdeki ana kriterlerin ve transfer bütçesinin belirlenmesinde katkı
  • Okul sporları etkinliklerinin takibi ve Kulübümüz ile eşgüdüm halinde projelerin yürütülmesi
  • Galatasaray Spor Kulübünde branşlardan sorumlu sportif menajerlerin hedef ve performans takibi
  • Bütçe disiplini anlamında kritik kararların alınması ya da revize edilmesi
  • Menajer – teknik kadro uyumunun gözetilmesi,  olası anlaşmazlıkların çözümü
  • Takım içi iletişim, giderlerde tasarruf, ortak ulaşım çözümleri, tesis paylaşımı gibi farklı branşlarda “best practice” olarak öne çıkan uygulamaların kulüp bünyesinde yaygınlaştırılması
  • Kulübün spor vizyonu çerçevesinde belirlenen değerlerin aktarımı & takibi (şike, doping, ırkçılık, camia karşısında konum, sosyal sorumluluk, tavır, kıyafetlerde bütünlük vs. )
  • Tüm federasyonlarla ilişkilerde Kulüp vizyonu ve temsil yeteneğinin sürekli kılınması
  • Federasyon seçimlerinde strateji ve delege önerilmesi
  • Bakanlık, müsteşarlık ve yerel yönetimler gibi kamu otoritesini temsil eden makamlar nezdinde kulübün sportif yönden temsili
  • Sporu düzenleyen hukuki mevzuatın takibi ve gerekli yeniliklerin “kurum önerisi” olarak tasarlanmasına katkı
  • Spordan değer üretmeye yönelik yenilikçi proje önerilerinin oluşturulması ya da bu yöndeki farklı tekliflerin konsolide edilmesi
  • Spor tesislerinin yatırım ihtiyaçlarının “spor branşlarının performansı” açısından analizi
  • Spor tesislerinde taraftarların ve sporcuların “mutlu olacağı / rahat edeceği” ortamların tasarlanması
  • Spor tesislerinin müsabaka günleri dışında nasıl kullanılabileceğine ve alternatif gelir üretebileceği konusunda Kurumsal İletişim, Stad İşletme, Pazarlama gibi departmanlarla istişare

Amatör branşların merkezi idaresinden sorumlu olacak “Sportif Koordinatör” ü görev ve sorumlulukları dışında kişi olarak tarif etmek gerekirse:

Bu pozisyon için en uygun profili, geçmişinde takım sporlarında hem sporculuk hem yöneticilik kariyeri olmuş, sporu yöneten kurumlarla çok boyutlu ilişki kurabilecek, insan ilişkilerinde başarılı, tercihen yurt dışı deneyimi de olan, detaylardan ziyade ana stratejiyi kurup izleyecek ve Galatasaraylılık değerlerine vakıf biri olarak kabaca tanımlayabiliriz. Elbette tek kişiden mucize beklemiyoruz ama en azından sistemsizliğe muhalefet ederek sistem kurmaya ve doğru sorulara hakiki cevaplar aramaya niyetlenecek biri ileriye doğru bir adımdır. Sportif Koordinatörün yönetim kurulu üyeleri tarafından gereksiz yere meşgul edilmemesi, ana plandan sapmak üzere baskı altına alınmaması ve bizzat Kulüp başkanı tarafından desteklenmesi de çok önemli. Dostlar alışverişte görsün diye atanacak birinden kesinlikle bahsetmiyoruz.

Sportif Koordinatör idari olarak Genel Sekretere, bütçe konusunda da mali işlerden sorumlu başkan yardımcısına bağlı olarak çalışacaktır.

Kulübün organizasyon şemasındaki bu değişiklik hem günlük akışın iyileşmesine hem de geleceğe dönük sürdürülebilir adımlar atılmasına dönük somut bir öneridir. Bugün seçim yarışındaki adayların vizyon-misyon cümleleri, şık powerpoint sunumları ya da

  • Alt yapıya önem vereceğiz
  • Öz kaynak düzenine döneceğiz
  • Genç yeteneklere şans vereceğiz

türü çıkışları ilk defa görülmüş değildir. Benzer örnekler geçmiş yıllardaki kampanyalarda da gündem olmuş ve maalesef fiiliyatta netice vermemiştir.  Artık yönetmeye aday oldukları spor kulübünün organizasyonuna dair daha net ve köşeli ifadeler kullanmalarını talep etmeliyiz çünkü sporun beşiği GALATASARAY en iyisini hak ediyor.

Galatasaray Spor Kulübü seçimleri ve adaylara sorular – 2021

Galatasaray Spor Kulübünü önümüzdeki dönemde yönetecek kadrolar 19 Haziran 2021 günü kaydı açık üyelerin oylarıyla belirlenecek.  Sosyal mesafe, kısıtlamalar ve yasaklar nedeniyle benzeri görülmemiş bir kampanya döneminde adaylar kendilerini anlatmaya çalışıyor.  Takip edebildiğim kadarıyla vaatler, maketler, iddialı projeler havada uçuşmakta. Ana akım medya dışında pek çok sanal mecrada başkan adayları benzer soruları kendilerince cevapladı ve cevaplamaya da devam ediyorlar.  En sık sorulanlar (Fatih Terim, transfer, sportif başarı, yabancı sayısı, kasa kolaylığı, stadın dış cephesi, top secret sponsorluk müjdeleri vs.) beni pek tatmin etmediği için kendimce bazı sorular kurguladım. 

2018 seçimleri öncesinde zamanın adaylarına 30 soru yöneltmiştim, ne yazık ki o soruların çoğu halen geçerli çünkü çözüm bulunamayan dertler, akışına bırakılan süreçler hatta sebepleri analiz edilmemiş problemler yine aynı ya da çok benzer… Merak edenler için üç yıl önceki yazının linki ektedir.

http://ilkercanalp.com/2018/05/21/galatasaray-spor-kulubu-secimleri-ve-adaylara-sorular/

Seçime iki hafta kala bu kez 25 başlıkta toparladım yeni sorularımı, üç yıl öncekileri de eklersek bu ve benzeri sorulara somut / ölçülebilir cinsten 5N1K cevaplar aranırsa en doğruyu seçme şansı artar.

Tek soru sorma hakkım olsaydı, soracağım ilk soru ile başlıyoruz.

SORU 1: BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN VAZGEÇMEYE HAZIR MISINIZ?

Her şeyin başkanlık makamına doğrudan bağlı olduğu, tek adamdan elde edilecek üstün performans beklentisine dayalı, en tepedeki bir kişinin tüm sistemi tıkayabildiği, karar alma süreçlerinin somut veri, kurumsal hafıza, istişareye değil şahsın hedefleri, beklentileri, endişeleri, hâlet-i ruhiyesine endeksli olduğu, listesiyle seçim kazandığı halde ‘yalnız adam’ başkanın fevkalade yetkili ama pek az sorumlu davrandığı ayarsız düzeni kendi iradenizle terk edebilir misiniz?  Elinizdeki büyük gücü paylaşacak mısınız yoksa sizden öncekiler gibi sorgulanamaz patronu oynamaya devam mı??

2) Aday listelerinde yer verdiğiniz diğer insanların GALATASARAY ve spor hakkında fikirlerini niye duyamıyoruz?

Bir anchorman çalıştığı TV kanalının %51’ini satın almak için teklif vermiş de yapacaklarını diğer mecralarda anlatıyor gibi devam ediyor kampanya iletişimi… Başkanlar Superman olmadığına göre ekibinizin de hayata, spora, Galatasaray’a ve geleceğe dair bakışını duymak isterdik.  Duyabilecek miyiz kalan günlerde?

Kampanya dönemi özelinde Metin Öztürk ekibinden Prof. Dr. Emre Alkin ya da Burak Elmas ekibinden Işıtan Gün dışında herhangi bir bireyden ses ya da iz yok.

3) Yönetim kurulu listesindeki sorumluluk alanlarını & görev dağılımını ilan etmenize engel olan sebep nedir?

Örneğin Eşref Hamamcıoğlu’nun listesinde Avukat Ahmet Arif Bağlıca’nın genel sekreter, Prof. Dr. Süheyl Batum’un disiplin kurulu başkanı olacağını biliyoruz.  İletişim ya da dijital projelerle ilgilenecek isimler de belli. Ya diğer listelerde durum ne?

4) Neyi ve nasıl aktaracağınızı ama daha önemlisi ne zaman susacağınızı somut kriterlere göre tayin edebilecek misiniz?  Yersiz, hedefsiz, ciddiyetsiz, tutarsız ifadeler ve faydasız saçma polemikler üzerinden daha önceki yıllarda Galatasaray’ın kurumsal itibarına ve Galatasaraylıların kulübe olan itimadına defalarca zarar verilmiş olduğunu ezberinizde mi?

5) Spor muhabirleri size cep telefonunuzdan ulaşarak yorum alabilecek ya da haber atlatabilecek mi?  Yönetim kurulu masalarından, başkanlık makamından dışarı üfürmelere nasıl engel olacaksınız?  Bazı eski muhabirleri ya da YouTube yorumcularını gayrıresmi basın sözcüsü olarak konumlama / kullanma komedisine son verecek misiniz?

6) Pandemi dönemindeki pek çok kısıtlama nedeniyle kampanya döneminin omurgasına dönüşen sosyal medya ile seçildikten hemen sonra vedalaşabilecek misiniz? Ekip arkadaşlarınız şahsi sosyal medya hesapları üzerinden Galatasaray SK hakkında hiçbir yorumda bulunmamaya, üçüncü kişi ve kurumlarla iletişim kurmamaya söz verirler mi?

7) Başta TFF ve TBF olmak üzere federasyon seçimlerinde nasıl pozisyon alacaksınız?  Siyasetin işaret ettiği adaylara koşulsuz destek vermek yerine inandığınız kişilerin adaylığını desteklemek ya da faydasız gördüğünüz isimlere kerhen oy atmak yerine oylamaya katılmamak gibi hamleler görebilir miyiz sizden?  Galatasaray’a olan hasmane tavırlarına ek olarak, faaliyet ve hesaplarında tel tel dökülenleri Ankara’ya gidip kuzu kuzu ibra eder misiniz yoksa spor kamuoyuna şikayet mi edersiniz?  Türkiye’de sporun idari ve mali açıdan ilerleyebilmesinin yalnız ve ancak Galatasaray’ın doğru pozisyon alması ve istikrarıyla mümkün olabileceğinin farkında mısınız?

8) Devletle, hükümetle, yerel yönetimlerle, rakip kulüplerin başkan ve yöneticilerinin sahibi ve/veya ortağı olduğu şirketlerle iş ilişkilerinizin hacmi nedir?  Bu ilişkilerden vazgeçmek, dondurmak ya da ertelemek söz konusu değilse Galatasaray ile mevcut ticari çıkarlarınız arasında dengeyi nasıl kuracaksınız?

9) Üyesi olarak başkanlığına seçildiğiniz Dernek (Kulüp) ile azınlık hisseleri tabana yayılmış halka açık futbol şirketinin çıkarları her zaman aynı değil, çekişmeli durumlarda nasıl davranacaksınız?

10) Yönetim kuruluna aday gösterdiğiniz kişilerin geçmiş yıllardaki aidat ödeme alışkanlığını, Galatasaray Spor Kulübü genel kurullarına katılım ortalamasını ve imza attıkları önergeleri / savundukları fikirleri vs. biliyor musunuz? Mesela yıllardır aidat ödememiş, genel kurullara katılmamış bir üyeyi yönetim kurulu asil listenize almadığınıza emin misiniz?

11) Tüzük hükümlerine koşulsuz, genel kurul kararlarına tamamen uymayı taahhüt eder misiniz yoksa işinize gelmeyen durumlarda soluğu mahkemede mi alacaksınız? Uzun zamandır konuşulan ama geçmiş yönetimlerin bir şekilde yan çizdiği tüzük tadili hakkında en azından mer’i mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetime dönük iyileştirmeler, fiili duruma net çözüm getirmeyen eksiklerin giderilmesine dönük düzeltmeler konusunda idari ve hukuki hazırlığınız var mı?

12) Sanki silah zoruyla üye yapılmışlar gibi kulüpten uzak duran, katılım göstermeyen, fikir beyan etmeyen, katkı sunmayan yalnızca aidat ödeyen sicil numarası yığınını oyuna aktif olarak dahil etme planlarınız hazır mı?

13) Tüzüğümüzün 20.maddesinde yer alan -üyelikten çıkarma- yaptırımına uğraması gerekenleri kulüpten ihraç edecek misiniz yoksa selefleriniz gibi görmezden mi geleceksiniz?

14) Mali durumu çok kısa özetlemek gerekirse; 2019 ve 2020’de mali yılı 89 milyon TL hasılatla kapatan Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin 2021 yılında 262 milyon TL faiz ve finansman gideri ödeyeceği bütçelenmiştir. Profesyonel futbolu temsil eden Sportif A.Ş. bütçesine göre de UEFA Champions League katılımının olmamasının nakit akışında / bilançoda yaratacağı kaybın 285 milyon TL olacağı beklenmektedir.  Galatasaray’ın toplam özkaynak açığı 1,117 milyar TL, 31 Aralık 2020 itibariyle Galatasaray’ın konsolide kısa vadeli borç toplamı 1,3 milyar TL’dir.

Galatasaray pandeminin de kaçınılmaz tesiriyle 2020’de 612 milyon TL toplam dönem zararına ulaşmış bir yapıdır ve bu korkunç performans döviz bazında bakıldığında tüm zamanların rekoru değil! Bankalar konsorsiyumu ile şartları tam bilinmeyen uzun vadeli borç yapılandırma varken bu mali yapıyı nasıl sürdürülebilir hale getirecek ve borç/faiz sarmalından çıkacaksınız?  ZARAR etmek KADER midir?  “Her sabah kulübe geldik, akşam hayırlısıyla günü kapattık” bakışıyla global rekabette yer almak hatta hayatta kalmak mümkün değil… Kamu kaynaklarından -idari bağımsızlıktan vazgeçmek uğruna- elde edilecek tolerans dışında çözüm var mı? Game changer öneriniz nedir?  Bu paradigmayı hangi politikalar değiştirecek?

15) 200-300 milyon TL geçici kasa kolaylığı sağlayabilecek olmanın gerçekten yönetim döneminizi rahatlatacağını düşünüyor musunuz?  Şöyle bir yakın geçmişi hatırlarsak popülizmin iflasının sembol isimlerinden Radamel Falcao Galatasaray’a imza attığında (2 Eylül 2019) Euro kuru 6,38 idi. Bugün Euro 10,60 dolaylarında. Tek bir oyuncunun vergisiz / net maaşından kaynaklanan kur farkı 20 milyon TL olabilirken, D’Avila kontenjanından Florya’ya getirilen ve şu aralar hiç adı geçmeyen kiralık futbolcu Etebo’nun (31/05/2021 kontrat sonuydu) geçen sezonki bir yıllık kiralama maliyeti vergiler dahil 2.675.000 € iken, Galatasaray Sportif A.Ş. 2019-2020 mali yılında yalnızca mahkeme ve noter masraflarına 8.992.344 TL ödemişken… telaffuz ettiğiniz ve/veya incelediğiniz rakamları doğru anladığınıza emin misiniz? 

Oghenekaro Peter Etebo

16) SPOR dışındaki ticari faaliyetlerin bazıları, Kulübümüzü mali yönden desteklemek şöyle dursun, yıllardır mütemadiyen zarar etmektedir. Televizyonculuk, perakendecilik gibi yan faaliyetler rehabilite edilemiyorsa ne yönde kararlar alıp bu kamburdan kurtulacaksınız?

17) Kemerburgaz arazisinin mevcut topografik yapısıyla spor tesisi için ideal olduğunu düşünüyor musunuz? Tahmini yatırım bütçesi için fizibiliteniz var mı? Kulübün böyle bir kaynağı olmadığına göre ne yapacaksınız?

18) Galatasaray’ın kısa vadede Leed Gold standartlarını haiz 15.000 kişilik spor salonuna ihtiyacı var mı? Böyle bir tesis basketbol maçları dışında İstanbul’da hangi amaçlarla kullanılabilir? Dünya örneklerine bakıldığında stadyumun dibinde salon sizce isabetli bir fikir mi? Kulübün inşaat için kaynağı olmadığına göre parayı nereden bulacaksınız? Böyle bir salonun işletme giderleri (running costs) hakkında tahmininiz var mı?

19) Türkiye’de Coronavirus’e karşı aşılama bu denli yavaş giderken ve palyatif önlemler salgının hızını ancak azaltabilmişken, adı konmamış ekonomik kriz nedeniyle fert başına gelir ve satın alma gücü aşınmışken Temmuz-Ağustos aylarında kombine satışlarıyla ve sonrasında markalı ürün-hizmet penetrasyonuyla ilgili öngörünüz var mı?

20) Geçmiş yıllardaki boş vaatler, kuyruklu yalanlar, kayıplar, suiistimaller düşünüldüğünde Galatasaray taraftarının seçilmiş yönetimlere güvendiğini / güveneceğini düşünüyor musunuz?  Milyonların “seçenlere ve seçilmişlere” itimadı yoksa bu güveni nasıl tesis edeceksiniz?  Yetki kullanan / karar veren yönetim kuruluna mesafeli duran ya da şüpheyle yaklaşan insanların sizin davetiniz ya da yönlendirmenizle satın alma davranışını değiştireceğine, projelerinizi destekleyeceğine, crowdsourcing yaratacağına inanıyor musunuz?

21) Sizden önceki yönetimler devr-i sabık yaratma ihtimalini sevdi, enkaz edebiyatından vazgeçmedi. Buna karşılık geçmişte Galatasaray’ın maddi / manevi zarara uğratıldığı hiçbir kararın/olayın hesabı sorulmadı.  Hataları yapanlar değişse de yanlışlar sabit kaldı. Eğer seçilirseniz ve sizden önceki dönemlerde kayıtlarda düzensizlik, ağır vazife ihmali, usulsüzlük gibi tespitleri delillendirirseniz bunları üyelerle ve ilgili makamlarla paylaşacak mısınız? Zaman aşımı söz konusu değilse suç duyurusunda bulunacak mısınız?  UNUTMAYINIZ, Galatasaray SPOR Kulübü kamu yararına çalışan dernek statüsünde olup, Dernekler Kanunu madde 27 gereği “Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.

22) ultrAslan ile olan geçmişinizi nasıl tarif edersiniz? Seçildiğiniz takdirde uA ile kurumsal mesafeyi nasıl tayin edeceksiniz?

23) Ekibinizde stadyuma metroyla gidip gelmiş kaç kişi var?  Standart bir taraftarın 90 dakikalık maç için harcadığı zamanı, katlandığı eziyeti anladığınıza emin misiniz?  Sahadaki oyunun vaat ettiklerinin, stadyumdaki hizmet kalitesinin buna değdiğini düşünüyor musunuz?  Bugün daha iyi vakit geçirmek için onlarca ilginç seçeneği olan 16-20 yaş grubunda gençlerin sadık birer futbol (spor) seyircisine dönüşme ihtimalleri hakkında görüşleriniz nedir?  Siz yeni nesillere dönük ne yapacaksınız?

24) Pek çok branşta elit bir sporcunun yetişmesi en az 8-9 yıllık bir emeğin sonunda mümkün olabilirken, sizin en iyi ihtimalle üç yıllık bir yönetim döneminiz var.  Geçtiğimiz yıllarda Galatasaray bazı şubelerinde yetiştirici kimliğini kaybettiği için sportif başarıyı satın almaya çalışarak bugünlere sürüklendi. Sizden sonra devam edecek, genel kurul tarafından da sahiplenilecek ve asırlık değerlerimize uygun üretken spor kültürü için hangi adımları atacaksınız?  Bu ülkedeki yetenekli çocukların rüyalarına giren spor kulübü olmak için ne yapacaksınız?  Dünyanın hangi coğrafyalarında yetenek avına çıkacaksınız? 2024 veya 2028 Olimpiyat oyunlarına Türkiye’yi temsilen katılacak Galatasaraylı sporcu sayısını artırmak gibi bir vizyona sahip misiniz?


ECEM GÜZEL (GALATASARAY)
Türkiye’yi Tokyo olimpiyat oyunlarında branşında temsil edecek tek kadın yelkenci

25) Sizce Galatasaray SPOR Kulübü niçin bazı branşlarda elit sporcu yetiştiremiyor ya da Türkiye’deki en yetenekli gençlerin ilk tercihi olamıyor? Not: Buraya kadar okuyan adaylar bunalmış olabilir, son soruda çoktan seçmeli rahatlığı sunalım:

a) Sportif altyapılarda organizasyon hataları, demode çalışma usulleri, yetersiz antrenörlerin görevde olması

b) Elit sporcu olmaya yatkın gençlerin daha iyi imkanlar sunabilen diğer kulüpleri tercih etmesi

c) Seçme / yerleştirme kriterlerimizin yanlış oluşu, camia içi dinamikler doğrultusunda forma giymeyi hak etmeyen gençlerin altyapılarda yer alması

d) Doğru strateji / gerçekçi hedef / planlı uygulama olmaması ve sürekli değişen yönetim anlayışları nedeniyle idari istikrarın sağlanamaması

e) HEPSİ

f) HİÇBİRİ

Bundan sonra söz adayların, takipteyiz… Gerçeklerin, yalnızca gerçeklerin konuşulduğu, hamaset ve popülizmin terk edildiği, her üyenin hür iradesiyle vereceği o tek bir oy için kılı kırk yardığı bir seçim olması dileğiyle…

Bu maç buradan döner mi?

Galatasaray Spor Kulübünde önümüzdeki ay seçimler yapılacak ve üyelerin tercihi doğrultusunda sandıktan yeni bir yönetim çıkacak.  Kulübün ve bağlı iştiraklerinin en acil ve en yakıcı sorunu finansman, mali işler, nakit akışı, borç yükü, faiz sarmalı, faaliyet zararı, eksi özkaynaklar veya en basit söylemiyle maddi kaynak yani “PARA

Galatasaray Spor Kulübü’nde 2020 ve 2021 yıllarında olağan mali genel kurul yapılmadığı için bazı üyeler finansal durumu bilmediklerinden şikayet ediyorlar. Belirsizlik mevcut durumu daha ürkütücü gösteriyor da olabilir ama zannetmeyelim ki daha önceki yıllarda herkes mali sunumları nefesini tutarak izlemiş, en akıllı soruları sormuş, karşılığında en açık ve tutarlı cevapları almış, her yıl Mart ayında kulüp mali politikalarda rotasını düzeltip doğruyu bulmuş.  Biz bu olumlu deneyimi hiç yaşayamadık.

Mali genel kurulların yapılamamış olması ya da mevcut yönetim kurulunun üyelerle saklambaç oynamayı tercih etmesi acı gerçekleri bilmemenin mazereti değildir ve olmayacaktır.  Bilhassa göreve aday olanların pek çok şeyin farkında olmasını bekliyoruz.  15 Mayıs 2021 gecesi averajla kaçan şampiyonluk sonrası teknik direktörümüz ve 7446 sicil numaralı kulüp üyemiz Sayın Fatih TERİM de tam olarak bunu söyledi:

“…Galatasaray’ın ekonomik, idari ve teknik olarak çok önemli bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bu kadar borcun altında 5-6 başkan adayı olması müthiş. Ümit ederim herkes hazırlıklıdır. Herkes Galatasaray’ın problemlerine derin olarak hakimdir…” 

Faaliyet raporları, bilançolar ve bütçeler bize pek çok şey söylüyor ama okumayı sevmeyen bir milletin bağrından kopup gelmiş en kültürlü kulüp olarak biz de maalesef pozitif ayrışamıyoruz, duymayı ve izlemeyi tercih ediyoruz.  En azından başkan adaylarının ve listelerinde yer verdikleri uzmanların bu dönemi analiz ve ön hazırlık açısından çok verimli geçirmelerini umuyorum.

Pandemi nedeniyle online ve sönük geçen kampanya döneminde en çok konuşulanlar Galatasaray’ın konsolide borç-alacak farkının 2.128.560.786 TL’ye yükselmesi, dernek-şirket arasındaki borç / alacak ilişkisinin raydan çıkması, bankalar konsorsiyumu ile yapılan anlaşmanın ağırlığı ve yüksek faiz yükünün dahi karşılanamayacak noktada olunduğudur.  Bu tespitlerin tamamı doğrudur ama yetmez hele somut / ölçülebilir / sürdürülebilir çözümler tasarlamak için hiç yetmez.

Bunca finans uzmanının nitelikli ve doyurucu bir analiz sunmadığı (en azından benim henüz karşılaşmadığım) ortamda, sadece birkaç detay üzerinden konuşulmayanlara, tartışılmayanlara ve belki de az bilinenlere kendi penceremden değinmiş olayım istedim.

Örneğin Galatasaray Spor Kulübü ve iştiraklerinin inanılmaz bir dava yükü ve buna bağlı devasa hukuki riskleri bulunuyor.  31 Aralık 2020 itibariyle ecrimisiller, muhtelif davalar ve eski çalışanların taleplerinden hareketle 49.899.166 TL karşılık ayrılmış.  Kamu kurumlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerle, eski çalışanlarla hani neredeyse uçan kuşla davalık durumdayız.  Ayrılan karşılığın çok ötesinde, tek bir şirketimizin (Sportif A.Ş.) yalnızca Maslak Vergi Dairesi ile iki davasında söz konusu meblağ 126 milyon TL.  Şirketimiz bu tutarın yarısını oluşturan vergi cezalarının iptalini talep etmiş, mahkeme Vergi Dairesi lehine karar vermiş ve biz kararı istinafa götürmüşüz.  Yargı sürecinin lehimize sonuçlanma ihtimalini takdirlerinize bırakıyor, bu davanın konusunun 2013 ve 2014 yıllarında Kulübümüz ile Şirketimiz arasında cin fikirli karar ve işlemler olduğunu üzülerek hatırlatıyorum!

Ana faaliyet alanımıza dönersek; amatör branşlar 2020’de bütçelenen gelirin ancak %46’sını gerçekleştirebilmiş. Buna karşılık birtakım tedbirler alarak giderlerini %31 azaltabilmiş.  Kulübümüz bir yılda tam tamına 220.412.162 TL finansman gideri ödemiş, toplam dönem zararı ise 262 milyon TL.   Başka bir deyişle geçen yıl her iş günü en az 1 milyon TL zarar etmiş “amatör” bir organizasyona sahibiz.  “Peki bu kadar para harcanmış, zarar edilmiş, karşılığında kalıcı olarak ne değer üretilmiş” derseniz, maddi duran varlıklara (tesisler ve demirbaşlar) yapılan yatırım harcamaları sadece 1.454.798 TL… 

İştirakler hariç, yalnızca Kulübümüzün borç-alacak farkı ise 1,368 milyar TL, toplam özkaynak açığı da 1,17 milyar TL!

Kulübün 2019 ve 2020’de sabit kalan yıllık hasılatının 89 milyon TL olduğunu biliyoruz.  2019’da 44, 2020’de 94 milyon TL esas faaliyet zararı (faiz, kur farkı hariç) ile bilançoyu bağladığını düşündüğünde kulübün durumu felaket seviyesinde… Hiç mi iyi bir şey olmamış, olmuş elbet. Mesela 2019’dan 2020’ye genel yönetim giderleri 32 milyon TL’den 24 milyon TL’ye indirilmiş.  En azından bu alanda disiplinin devam ettirildiğini anlıyoruz.  Bir yıllık finansman gideri de 259 milyondan 195 milyon TL’ye inmiş.  Bu da tek başına ele alındığında iyi bir şey gibi gözükse de, 89 milyon TL hasılat elde eden yapının gelirinin iki katından fazla finansman gideri ödemesi akıllara durgunluk verecek bir ticari model.

Galatasaray’ın dernek + şirketler (konsolide) yıllık zararı ise 612 milyon TL.  Nominal olarak bakıldığında bu tarihi bir rekor ama 2017’deki 425 milyon TL zararla karşılaştırılsa döviz bazında ikincilik kürsüsünde kendine yer bulabiliyor.  31 Aralık 2017 itibariyle 425 milyon 95 milyon Euro ediyordu, üstelik ne fırlayan kur ne yüksek faiz ne de pandemi mazereti vardı.

Futbol şirketimiz 2020 takvim yılında 348 milyon TL zarar etmiş. UEFA ile yapılan settlement agreement gereği 2021’de biten özel mali yılı başa baş noktada bitirmemiz gerekiyordu.  Dolayısıyla bir derdimiz de yine İsviçre’de “dert anlatmak” olacaktır

Bizim temel problemimiz faaliyetten zarar etmek ve zararı fonlamak için sürekli borçlanma maliyetine katlanmak… Temelde bir faaliyetin zarar etmesinin gerekçeleri sır değil ve para kazanan / ticaret yapan / şirket yöneten herkes biliyor.  

Problemimiz senelerdir döne döne aynı yanlışların yapılması ve “mal sahibi” sıfatıyla sorumluluk üstlenmesi gereken kulüp üyelerinden bazılarının bu yanlışları sorgulamak ve önlemek şöyle dursun umursamaması hatta alkışlamasıdır.

-Gideriniz gelirinizden fazla ise ZARAR edersiniz.

-Hesabınızı bilmiyor ve işleri kısmete havale etmişseniz ZARAR edersiniz.

-Risklerinizi doğru yönetemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Gelir estimasyonlarında aşırı iyimser iseniz ZARAR edersiniz.

-Gelir kaynaklarınızı çeşitlendiremiyor, israfı önleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Sporda başarıyı üretmek yerine satın almaya kalkıyorsanız ZARAR edersiniz.

-Nitelikli insanlarla çalışmıyor ya da onları doğru yönetip denetleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Geleceğinizi topun yuvarlaklığına bağlamış ama adil rekabetten çok uzaktaysanız ZARAR edersiniz.

-Önceliklerinizi unutarak mahalle baskısına boyun eğiyorsanız, popülizmin oyuncağı olmuşsanız mutlaka ZARAR edersiniz.

Niçin sürekli ZARAR edildiğinin tüm olası sebepleri üzerine ittifak edersek, her birinin çözümleri için 2022’den itibaren ne yapacağımızı biliriz.  Bu feci mali tablo takriben 20 yılın eseri, 20 ayda da düzelmeyecek ama bizim oyalanarak ziyan edeceğimiz 20 günümüz bile yok.  Herkes ona göre hazırlanmalı, çalışmalı…

Bütçelere bakıldığında dernekten ve şirketten birer örnek vermek isterim: 2021 bütçesine göre kulüp (futbol hariç) gelirlerini devam eden pandemi etkisine rağmen %49 civarında artırıp 150 milyon TL’ye çıkaracak. Faaliyet gideri 149 milyon TL’de kalacak ama üzerine 262 milyon TL finansman gideri ödenecek.  Her branş özelinde kalem kalem detaylar üzerinde çalışılabilir ama bu acayip faiz yükü kulübün geleceğini çalıyor, onun gerçekçi çaresini söyleyen çıkacak mı bakalım?  Bütçe özenli ve doğru hazırlanmış olsa bile, iş modelinin sürdürülemez olduğu çok açık.

Sportif A.Ş.’de ise gelir kalemlerinde aşırı iyimserlik benimsenmiş.  Profesyonel futbolda averajla kaybedilen şampiyonluk sonrası UEFA yarışmalarından (Champions League) 285 milyon TL gelir beklentisi gerçekleşmeyecek gibi çünkü ön elemelerde seri başı olmayan bir Türk takımının önüne çıkan dişli rakipleri aşıp gruplara kalması çok zor.  Burada kural artık bütçeleri sportif başarı beklentisinden arındırmak olmalıdır.  “Top çizgiyi geçerse, şampiyonluk gelirse, ya tutarsa” diye bütçe yapılamaz.  Gelirlerimiz değişken, giderlerimizin çoğu akdi yükümlülüklere bağlı ve sabittir.  Gelir tahminlerinde kötümser olmak evladır. Ayrıca 2021 bütçesinde yaklaşık 23 milyon Euro’ya tekabül eden futbolcu satış/kiralama geliri konmuş.  Bonservisi bizde olan hangi sporculardan bu gelirin elde edileceğini ben çözemedim, keşke anlatsalar da aydınlansak..

SPORTİF A.Ş. 2021 YILI TAHMİNLERİ

Faaliyet raporlarında bağımsız denetçi görüşleriyle birlikte dipnotları da okumak da öğretici olabiliyor.  Gölgede kalan ilginç örneklerden birine yer vermek isterim. 

Eski bir hata, başka bir hata ve yeni hatalar…

Bir önceki başkanımız Dursun Özbek profesyonel futbol takımının oyuncularına tahsili mümkün olmayan kallavi para cezaları verdirmiş, bu sayede ceza miktarı giderlerden düşülerek bilanço düzelmiş, eleştiriler sonucu şahsi teminatını vermişti.  Yukarıdaki tabloda görüyoruz ki “eski yöneticilerden alacaklar” adı altında bu meblağ takip ediliyormuş.  Doğal olarak konu futbol olduğu için alacaklı olan futbol şirketimiz… Dipnotu okuyunca hayretle görüyoruz ki bu alacaklar devir temlik sözleşmesiyle futbolla ilgisi olmayan Derneğe (Kulübümüze) devredilmiş.  31 Mayıs 2019’da imzalanan bu sözleşmeye göre alacakları artık Dernek takip edecek ama iki yıl içinde tahsil edemezse Mecidiyeköy projesinden elde edilecek geliri Sportif A.Ş.’ye devredecek.  Ne güzel değil mi?   Alan razı / satan razı kurnazlığını andıran bu sözleşmesinin Tüzüğe aykırı olduğunu düşünüyorum çünkü mevcut yönetim 29 Eylül 2018’de Mecidiyeköy projesiyle ilgili istediği bu ve benzeri yetkileri alamadı.  Dernek hür iradesiyle taşınmazdan elde ettiği geliri pekala Sportif A.Ş’ye borcunu ödemekte kullanabilir ama bu tercihi müktesep hakkından vazgeçerek ve genel kurul kararını yok sayarak kullanamaz.

Bu yazıyı bitirirken mali sonuçlarla birlikte aynı anda ilan edilen ve benzerini ilk kez gördüğümüz Mağazacılık A.Ş. faaliyet raporunu anmamak olmaz.  Daha önceki yıllarda beylik cümlelerden ibaret üç paragrafla ve birkaç mali tabloyla geçiştirilen şirketin tüm operasyonel süreçleri 60 sayfalık ayrı bir raporla anlatılmış.  Devralınan durum, tespitler, hayata geçirilen çözümler hepsi olabildiğince detaylı aktarılırken, bundan sonra gelecek yönetimler için de perakendecilik şirketimiz artık bir muamma değil.  Anlatılanların doğruluğu teyit edildikten sonra elde kayda değer bir rehber var şu an.  Müşteri gözüyle memnun olmadığımızdan, dünyanın en ileri örneklerine bakarak eleştirdiğimiz mağazacılık faaliyetinin gerçekte yıllardır maliyetini doğru hesaplayamadığını, stok tutamadığı ya da sayamadığını, bayi risklerini yönetemediğini, keyfi ve uygunsuz işlemlerle başıboş kaldığını, yaptıklarının kaydını doğru düzgün tutamadığını, kısacası biz yüksek lisans tezi beklerken şirketin ortaokul öğrencisi ayarında olduğunu hayretle öğrenmiş olduk.  Raporun sonunda eksikler, kusurlar ve henüz çözülemeyen konulara da kısaca değinilmiş.  Kolaya kaçmayıp bu kapsamlı raporun hazırlanmasında inisiyatif üstlenenlere, emek verenlere teşekkür edilmelidir.  Ne yazık ki tüm bu özenli çaba Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin esas faaliyetinden 4,2 milyon TL zarar ederken, 2020 yılını toplamda 7,7 milyon TL zararla kapattığı gerçeğini değiştiremiyor.  Bire aldığını ikiye, üçe satan bir perakendecilik şirketi nasıl oluyor da yıllardır zarar ediyor? Bu ne biçim organizasyondur ki, temsil ettiği güçlü markaya kazandırması beklenirken para kaybettiriyor? 

Keşke Televizyon Yayıncılık şirketimizin yönetim kurulu da benzer inisiyatif üstlenip böyle kapsamlı bir rapor hazırlatsaymış. En azından 2020 yılını bir önceki yıla nazaran 2,6 kat artış sonucu 8,3 milyon TL zararla kapatmanın sebeplerini anlardık. 

Bir kez daha altını çizelim, genelde öyle bir lüksümüz kalmamakla birlikte, Galatasaray herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Bu faaliyetler ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir.

Galatasaray Spor Kulübü pek çok yanlış karar, hatalı işlem ve denetimsizlik sonucu yıllar içinde bulunduğu çıkmaza itilmiş ve artık bildik söylem ve metotlarla “yönetilemez” hale gelmiştir. Maliyetleri finanse edilemeyen sportif başarılar yarattığı iyimserlikle hepimizi oyalarken, kulübün geleceğini ipotek altına sokmuştur.  İdari yapılanmada ilkeler değil isimler konuşulduğundan istikrarlı performans bir türlü sağlanamamıştır. Adaylardan beklentimiz gerçek bir değişim / dönüşüm planını, somut – realist – ölçülebilir şekilde anlatmalarıdır.  Spordan değer üretmek, israfı önlemek, ürün ve hizmet satın alırken kazanmayı bilmek, gelir kaynaklarını çeşitlendirmek, taşınmazları değerlendirmek tüm bu doğruları hiç sektirmeden aynı anda tatbik etmek gerekiyor.   Üstelik pandemi etkisi sürerken, Türkiye makroekonomik göstergelerde karanlık bir döneme girerken, satın alma gücü peyderpey erirken…

İçinde bulunduğumuz vaziyetin pek müşkül olduğunu sürekli tekrarlamalıyız, bu gerçekçiliği “karamsarlık yaymak” olarak görenler de çıkacaktır ama birbirimize pembe yalanlar söyleyerek, karşılıklı methiyeler düzerek, herkesin gönlünü hoş edebileceğimizi zannederek, olmayacak duaya topluca amin diyerek düzelemeyiz  / bir adım ileri gitme şansımız da olmaz.

Çıkmaz Sokaktan Kurtulmanın Tek Yolu

Yüreğimizde yatanı ve hep inandığımızı yazalım en baştan: #MayıslarBizimdir.

Eğer Mart ya da Nisan ayında yarıştan zihnen kopmamışsak tabi!

Florya’da işler yolunda gitmediğinde menfi vaziyet derhal sahaya yansır ve Galatasaray ya hızla toparlanıp şampiyonluğa uzanır ya da erkenden havlu atar. Dün akşam (10 Nisan 2021) sahada tel tel dökülen Galatasaray profesyonel futbol takımı, bu sezon süper lige çıkan rakibi F.Karagümrük’e diş geçiremedi.  İstatistiklere baktığınızda üstün olan taraf, iki önemli eksiğine rağmen kırmızı-siyahlılardı.  Ligin ilk yarısında deplasmanda oynanan maçı da kaybettiğini hatırladığımızda, Karagümrük semtine bir sezonda 4 puan armağan etmiş olduk.

Fatih TERİM

Dün akşam iki takım arasındaki müsabakaya atanan hakem Ali Palabıyık maça çıktığında huzursuzdu. Haz etmediği kulübün üç puan almaması için topun yuvarlaklığına güvenemezdi, işini şansa bırakmak istemiyordu ve elinden geleni de ardına koymadı.  Çifte standart artık sıradanlaştığı için giderek alışmaya başladık, artık şaşırmıyoruz bile.  Maçın üzerinden 24 saat geçti, haklı olarak Galatasaraylılar Ali Palabıyık’ı hiç iyi anmıyorlar.

FIFA kokartlı hakem, yardımcı hakemler, onca kamera ve VAR sistemi adaleti sağlamaya yetmiyor çünkü ülkemizde futbol adalet ve eşitlik üzerine değil siyaset ve rant üzerine bina edilmiş.  TFF, MHK, PFDK, Tahkim vs. hiçbirinin umurunda değil ne emek ve alın teri ne de rekabetin çürümesi… Bunu hep hissediyorduk ama özellikle 2010-2011 organize şike sezonunda ispatlı şekilde gördük.  Tüm ahlaksızlar el birliğiyle üfledi ve ateş küllenmeye bırakıldı.  

Müsabakalardan sonra kendilerine uzatılan mikrofonlara skorlara dayalı ilginç demeçler veren Galatasaray Sportif A.Ş. yöneticilerinden dün haber alınamadı. Muhtemelen üzgün ve öfkeliler, bunu tahmin etmek zor değil.

Maçtan bir gün sonra bugün saat 16:22’de resmi sosyal medya hesabından futbolcumuz DeAndre Yedlin’in ayak bileğini kırma girişiminin fotoğrafı eşliğinde “YORUMSUZ” mesajı paylaşıldı. 

Hakikaten sözün bittiği yerdeydik, bunca şeyden sonra yorum yapmaya gerek yoktu.  Yüreği bir türlü soğumayan Galatasaray taraftarının üzüntüsü, hayal kırıklığı devam ediyor.  Çoğu birkaç cümle ile Ali Palabıyık’a düdük astıracak kudrette bir yönetim talep ediyorlar, peki bu beklenti gerçekçi mi?

Korkunç İkili

Bilmeliyiz ki yaşadığımız günler, harcanan fırsatların, yaptığımız hataların ve geçip giden dünlerin eseridir.  Mesela bu sezonun ilk yarısında 2-0 kaybettiğimiz BJK maçının çok tepki çeken hakemi Cüneyt Çakır için bu kulüp 20 Nisan 2014’te resmi web sitesinden aynen şunları yazmıştı:

“..Cüneyt Çakır gibi bir “emir kulu”nu, bu maça atayan TFF, bizim açımızdan dün yaşananların baş sorumlusudur… Camiamız; Galatasaray antipatisini daha önce de defalarca kanıtlamış söz konusu hakeme bundan böyle maçlarında görev verilmesini hiç bir şekilde kabul etmeyecektir.  

Galatasaray Spor Kulübü

Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, aynı hakem daha sonra defalarca maçlarımızı yönetti ve biz yalnız sonuca göre tepki gösterdik.  Yıllar yılı TFF kurullarını ya da sporla ilgili yetki sahiplerini defalarca protesto ettik hatta istifaya çağırdık, kimse koltuğundan kıpırdamadı.

https://www.galatasaray.org/haber/galatasaray-haberleri/galatasaray-spor-kulubu-yonetim-kurulundan-onemli-aciklama/2317

https://www.ntvspor.net/futbol/demiroren-istifa-etmelidir-579e27a1c873cc3eb42570b5

https://www.aa.com.tr/tr/futbol/galatasaray-kulubu-baskani-cengiz-tff-hukuk-musavirliginin-istifasini-bekliyorum/1309335

https://www.galatasaray.org/haber/kulup/tff-istifa/428497

Üstelik bu hikayemizde yalnız futbol topuna yer yok.  Hakem Recep Ankaralı – rakip kulüp yöneticisi Semih Özsoy telefon flörtü sonrası basketbolda şaibeli final serisinin son maçına çıkmadık mesela, adına “17 Haziran duruşu” dedik, arkası getirilemedi.  Bir ara en üst perdeden “Sen kimsin Harun?” diye gürledik, sonra zulüm gibi Hidayet’le muhatap olmak zorunda kaldık.  Yetmedi Recep Ankaralı için “geçmiş olsun” mesajı yayınladık yakın zamanda. 

Eski hakem Recep bey’in sıhhat durumu beni hiç ilgilendirmiyor ama bilinsin isterim ki iki cihanda da davacıyım kendisinden.  Şimdi bu geçmiş olsun mesajını “kendisi TBF’de resmi görevli olduğundan ve erkek basketbol takımının lig sıralamasındaki yerinin hassasiyetine binaen” diye savunanlar çıkabilir, tavsiyem hemen vazgeçsinler!

www.galatasaray.org resmi web sitesi ya da yönetim kurulu üyelerinin senelerdir tekrarlanan demeçlerini şöyle bir hatırlayınız.

Takipçisi olacağız”  

kabul edilemez”   

takipçisiyiz”  

kınıyoruz

vs. defalarca kullanılmış standart kalıplardır.

Sonunda neyi takip edeceğimizi ya da niçin kınadığımızı bile unuttuk dolayısıyla ne durduğumuz yer aynı kaldı ne haklı tepkilerimiz yerini buldu.

Yönetenler değişti, oy verenler değişti, gündem değişti, bir tek kalıtsal amnezi halimiz sabit!  

Bugün sayın kulüp başkanımız ya da bir yönetim kurulu üyemiz TFF’ye ayar verebilir, laf sokabilir, onlarla alay edebilir hatta isterse sülale boyu hakaret de edebilir.  İçimiz soğur birkaç saatliğine, “oh olsun” falan deriz ama sonra yine bellek yitimi bizi esir alır.

Spor basınında sekiz sütuna manşet ya da sosyal medyada #TrendingTopic olacak büyük laflara, sert çıkışlara, süslü aforizmalara artık ihtiyaç yok çünkü popülist tavırların ve büyük sloganların kesin çözüm olmadığı sanırım anlaşıldı.  En azından hafızası iyi olanlar anlamaya başladı diyelim, realist çizgimiz baki kalsın.

Adeta gömülmediği için kokuşan ülke futbolunda orta oyununu bozacak, paradigmayı değiştirecek adımlar tesadüfen atılamaz.  Dayanacağı muhkem güç, arka planında ince bir çalışma ve +/- alternatiflere göre esneklik gerektiren bir strateji gerekiyor.  En basit anlatımıyla bunun üç boyutu var ilk bakışta:

a) Finansal güç ve mali bağımsızlık ya da kimseye eyvallah etmemek  (bilançoyu, borçları, nakit akışını, riskleri uzun uzadıya anlatmadan söylersek “yakın gelecekte mümkün görünmüyor”)

b) Milyonları sokağa döken uluslararası başarılar, başka bir deyişle sahada kazanıp saha dışında tartışılmaz olmak  (abonesi olduğumuz UEFA Şampiyonlar Ligi’ne bir daha ne zaman katılabileceğimiz belirsiz, Avrupa futbolu ile aramız giderek açılıyor yani kısaca “yakın gelecekte mümkün görünmüyor”)

c) Güven ve itibar sermayesini güçlendirmek ya da HAKLI olduğunu kamuoyunun ekseriyetine kabul ettirecek kadar organize olabilmek  (zor ama kestirilebilir gelecekte bence tek ihtimal)

Güven yoksa birliktelik de yok, başarı da yok, bereket de yok.

Zor ama görünür tek ihtimali örneklerle açıklamaya çalışalım:

  • Bize güvenenleri asla boşa düşürmemek, bizi destekleyenlere her platformda müteşekkir kalmak,
  • Taraftara aile ferdi / müşteriye kral / sponsora kraliçe gibi davranmak,
  • Ne yazdığını, ne söylediğini, niçin sustuğunu daima hatırlamak,
  • Her türlü kurumsal temasta samimi, şeffaf ve tutarlı olmak,
  • Palavra sıkmak yerine zor da olsa susmak ama konuştuğunda memleketin dört bir yanında ilgi ve saygı uyandırmak,
  • Haksızlığa uğrayan rakip bile olsa, bundan geçici fayda elde edilmiş olsa bile bunu çekinmeden dile getirmek,
  • Kimseyi küstürmemek namına yapılanların son tahlilde ne İsa’yı ne Musa’yı mutlu etmeyeceğini bilmek,
  • Sığ gündemi reddederek ülkede sporun ulaşamadığı seviyeyi ve hedefe yönelik yapılması gerekenleri sürekli anlatmak,
  • Nitelikli insan / elit sporcu yetiştirip topluma örnek olmak,
  • Tüm sporcuları için kariyer fırsatları sunan saygın işveren olarak algılanmak,
  • Makro düzeyde spor politikalarına yön verenlerin görmezden gelemeyeceği kadar hazırlıklı ve donanımlı olmak,
  • Kazanınca coşkulu / kaybedince mağrur olabilmek,

Sarı-kırmızıyla iftihar eden Galatasaraylı nesiller, Galatasaray’a içten içe imrenen rakipler hayal ederek her güne başlamak…  İstisnasız her gün buna inanmak ve bunun için çalışmak, bu hedefi geciktirecek hatalardan “ecel” gibi kaçınmak!

Pahalı transferler çözüm olmuyor, uçaklar inince dertler bitmiyor, çilekler forma giyince bahar gelmiyor.  Milyarder kulüp başkanının çok şık giyinmesi, Sportif A.Ş. yöneticisinin GS plakalı Maybach’a binmesi, anchorman tadında bir basın sözcüsünün belagatiyle manşetlerden inmemesi bugüne dek hiçbir şeyi kalıcı olarak çözmedi ve çözmeyecek.

Başka türlü bir şey bize gerekli olan…

Cemil Meriç’in sözüdür “yaprak ağaçtan düşünce, rüzgarın oyuncağı olurmuş

Hazan yaprağını andıran futbolun tekrar yeşermek üzere ulu çınara tutunması, özüne dönmesi, “Team Value Management” yaklaşımıyla ve bambaşka hedeflerle yönetilmesi gerekiyor.

Bitirirken yazılı olmayan gerçeği hatırlatalım. 

İlk Kural / Rule Number 1 / La première loi

Seçilerek mesuliyet üstlenenler yalnız kulübün ya da iştiraklerinin değil, bir BÜTÜN olarak GALATASARAY‘ın hepimizden, her birimizden, kişisel kariyer ve hedeflerinden, servetlerinden, korku, heves ya da beklentilerinden daha mühim, daha muteber, daha kıymetli olduğuna inanarak yaşayacaklar, çalışacaklar, mücadele edecekler ya da hep birlikte omuzlayamayacaklarsa bu devasa ağırlığın altına hiç girmeyecekler.

Bu yazıyı sosyal medyada popülist mesajları arka arkaya vererek kulüp başkanı veya yönetim kurulu üyesi olarak seçilmeyi hayal edenlere de elden ele iletirsiniz artık 😊

Muhalefetten ne bekleyelim?

Dünyada üç akım giderek güçlenirken, özgürlükçü demokrasinin hatta insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceği tartışılıyor.  Bunlar;

  1. Popülizm ve otoriterleşme
  2. Kutuplaşma (polarizasyon)
  3. Kültürel kodlardan ve köklü değerlerden koparak vasatlaşma (mediokrasi)

Bu üçlüden ilki tamamen bir iktidar alanı daha doğrusu bunalımı. İkinci sıradaki hem iktidarın hem muhalefetin altına odun attığı büyük bir ateş. Üç numara ise iki tarafın da zaman içinde fark etmeden sürüklenebildiği kısırlık hali.

Ne yazık ki Galatasaray bu kötüye gidişten münezzeh korunaklı liman değil ve şaşırtıcı biçimde hızla irtifa kaybediyor. Sportif başarılar, alkışlar, popülarite hiçbiri bu aşınmayı saklayamıyor. Vaziyetten şikayet edip geçmişi hasretle yad edenlerin bu gidişatı tersine çevirmek üzere harekete geçmemesi de başka bir sıkıntı.  Ne iktidarın planları ne diğer cenahtan önerilen çözümler sosyal sermayesi aşınmış, birbirine düşmüş, orta yerinden bölünmüş bir camiada tatbik edilemez.  “Camia” fikri her şeyden önce bir arada olmak, yan yana durmak, karşıt fikirlere saygı duymak ve güven ortamında hayat bulabilir.

İktidarın net sorumluluğu olduğu kadar muhalif kanattan da beklenti sosyolojik ayrışma doğuracak hamleler yapılmamasıdır.  Örneğin yirmili yaşların başındaki parlak gençleri kurşun askerlere dönüştürmeyi umanların, gençlerin üyelik başvurularından başlayarak tüm olan biteni manipüle etmeyi düşünebilmesi ya da üye olduktan sonra bu gençleri emir-komuta zinciri içinde yönetebileceklerine dair bitmeyen yanılgıları en çirkin fitne örnekleri arasında sayılmalı.  Gençler büyüklerine saygıdan ya da yetişemedikleri dönemde olan biteni öğrenmek adına meraktan sizi dinliyor diye çizdiğiniz yörüngede ömür boyu dönen uydular olmazlar.  Olmayacaklar. Dahası kulübün geleceği ve ümidi konumunda, pek çok bakımdan milli servet ayarındaki insan kaynağına “nereye düşmüşüz ya biz” dedirtip bıktırırsanız sonunda kaybeden Galatasaray olur.  Bilsinler ki parmak hesabı yaparak gençleri ömür boyu saflarına kattıklarını düşünenler yarınlarda bizzat o gençlerin neredeyse tamamının parmakla göstereceği olağan şüpheliler haline gelecektir. Akıl, bilgi ve hür irade er geç kazanır çünkü ucuz komploların değil gerçeğin temsilcileridir.

Başka bir itiş kakış alanı da kulüpte fiilen görev yapanlar üzerinden şekillenir. Hepimizin malumu çok yönlü büyük organizasyonlar yalnız seçilmişlerin yarı zamanlı mesaisi ile yönetilemez.  Görünür performansın çoğu atanmışların yani profesyonel emeğin eseridir. Organizasyon hakkında doğrudan söz sahibi olmayan muhalefetin, kulüp içinden bilgi / belge sızdırmaya çalışması, bu uğurda profesyonelleri bir tür casusluk faaliyetine zorlaması kulübe zarar verecektir. Üstelik bugün kulağınıza sufle veren profesyonel yarın sizin aleyhinize pozisyon alabilir hatta yarına kalmadan belki sizi yanıltıp tuzağa çekiyordur.  Dürüstlük ilkesine bağlı çalışan profesyonelleri rahat bırakmak ve işlerini doğru yaptıkları durumlarda takdir ve teşekkürü esirgememek en doğrusudur zira atanmış kadrolar zaten iktidarlar tarafından yeterince hor kullanılmakta ve manen yıpratılmaktadır.

Seçilmiş yönetimler suni gündem yaratarak verdikleri sözü unutturmak ya da kulübün asli faaliyeti konusunda herhangi bir ileri adım atamadıklarını gölgelemek isteyebilirler. Muhalefetten beklenen misyonlardan biri kulübün hafızası olmak olsa gerek… Tutulmayan sözleri, tutturulamayan bütçeleri, elden uçup giden fırsatları hatırlatmanın yanı sıra, kulübün asli faaliyeti olan SPORUN her daim ana gündemde kalmasını garanti altına almak faydalı olacaktır.  Nitelikli insan ve elit sporcu yetiştirmek, spordan değer üretmek, spor üzerine sürdürülebilir gelir modeli kurmak üzerine ilkeleri, dünyadaki başarılı örneklerle giderek açılan mesafemizi bize çalışkan ve takipçi muhalefet hatırlatsa fena mı olur? 

Elinizden tutan mı var, nedir bu camianın önündeki engel?” diye haricen sorulursa maalesef Galatasaray’da iki şey fazlasıyla noksan son yıllarda: Samimiyet ve tutarlılık…  Sırf bu yüzden koskoca ülkeye ilham verebilecekken, kendi aramızda dahi farkındalığı artıramıyoruz. Buna üzüldüğümü belirtmeliyim ama düzeltme yolunu bulamadığımız sürece de üzülmekle kalırız, onu da gayet iyi biliyorum.

Trust Reliability Sincerity Commitment Integrity Consistency

Galatasaray’ın kurumlarında bilfiil hizmet etmek isteyen insanların en büyük endişesi “lekelenmek” daha doğrusu itibar suikastine uğramamak.  Müşkülpesent olmakla nam salmış Galatasaraylılar birbirlerini kıyasıya eleştiriyorlar. Biliriz ki eleştirel bakış açısı olmadan ilerleme olmaz, sağlıklı ve tutarlı eleştiriler iyidir, seçilenleri ve yetki kullananları da zinde tutar ama dedikodu ve kara propaganda insanları bu görevlere talip olmaya hatta bir adım öne çıkmaya dahi çekinir hale getirebiliyor.  

Bugün aklı başında, deneyimli, hayata realist pencereden bakan makul insanlar herhangi bir engelleri olmadığı halde mesuliyete talip olmak yerine “Galatasaraylıyım ama ben o işlerden mümkünse uzak durayım” diyebiliyor.  Nedense her dönem isimleri üzerinde yalancı baharlar açan, kariyerlerinde zirve kovalayan varlıklı iş insanları “ben deli miyim o gayya kuyusuna atlayayım” benzeri cümleler kurarak servetlerinden yana endişe ettiklerini saklamıyor.  Bu işlere soyunanlar ya çekeceği çileyi bilerek gözünü karartmış ya sıranın artık kendisine geldiğine inanmış ya da popüler bir kurumun yönetiminde statü edinerek yükselmeyi gözüne kestirmiş olanlar… Gözünü karartıp bu işe dalan fedakar isimlere elbette şükran borçluyuz, uzaktan bile hoş gelmeyen davulun sesi ile her gün burun buruna kalacaklar. Öte yandan kulübün yıllar içinde peyderpey sürüklenmekte olduğu nokta o kadar karanlık ki, değil gözü kara olmak; en karanlık köşelerde bile soğukkanlı kalıp çözüm odaklı olmak şart! Galatasaray’ı aydınlığa çıkaracak güçlü bir meşale, hedeften şaşmayacak istikrarlı bir pusula lazımsa eğer, bunun somut hali çok yoğun bir emekle hazırlanacak ve üzerine el sıkışıldıktan sonra herkesin adı soyadı gibi sahipleneceği dönüşüm stratejisidir.

Sivil toplum kuruluşlarında yönetmeye talip olanlar açısından ele alırsak bir şeyin yanlışlığını kestirmeden anlatmak kolay, niçin yanlış olduğunu farklı ilgi gruplarının anlayacağı şekilde aktarmak biraz daha zordur.  Yanlışı en ince detayına kadar analiz edip doğru yolu göstermek epey zordur.  İşte bundan ilerisi yani en zoru lazım bize: Tekrar aynı yanlışa düşülmesini engelleyecek ve ilgili konuda doğruları çoğaltacak kişiler, kurullar, kurallar ve değerler bütünü önermek / sahiplenmek.  “Bu noktada tıkanıyoruz” demek isterdim ama biz daha o noktaya pek yaklaşamadık.

Dolayısıyla en iyilerin yer bulabildiği benzersiz La Scala sahnesi yok bizde, daha ziyade podyuma çıkanların puanlandığı ses yarışmasının jürileri gibi Galatasaray seçmeni.  

LA SCALA – Milano / İtalya

Diliyorum bundan sonraki seçimler geleceğe dönük umut ışığını artırır, dedikodu ağını geliştiren değil reel projeleriyle üyelere ulaşan adaylar görürüz.  Üyelere düşen ise mümkün olan en yüksek katılımla seçime iştirak etmek ve oy kullanmaktır.  Kampanya döneminde yuvarlak cümleler, hamasi söylemler, çözümsüz eleştirilerden bıkmış olunduğunu göstermek ve adaylardan talepkar olmak gerekecektir.

Geldik üç makaleden oluşan bu yazı dizisinin sonuna.  Alnı açık dürüst insanların her daim kendilerine sormaları gereken sorular var.

“Kazanırken ne kaybettik?” 

“Kazanırken ne kadar kaybetmeye razıyız?” 

“Başarıya giden her yol mübah olabilir mi?” 

Başarı mutluluğun kadir-i mutlak anahtarı (master key) olamaz. Huzurlu ve mutluysanız, şevkle yaptığınız işten her gün keyif alıyorsanız zaten başarı sizi arar bulur.  Eğer bir parça makul insanlarsanız, siz bir gün seçim kazanmak değil Galatasaray’a layık sürdürülebilir başarılar elde etmek istiyorsunuz.  Dernekler kanuna göre seçilmekten, mazbata alıp fotoğraf çektirmekten, sağa sola kartvizit dağıtmaktan, kamuoyunda iyi kötü tanınmaktan öte hedefleriniz yok ise zaten Galatasaray’ın başına gelmiş geçmiş sıralı felaketlerden biri olarak tarihte yerinizi alırsınız. Küçük hesaplar uğruna sürekli birbirlerinin ayağına basan kifayetsiz muhterislerin, muhkem bir icraat dönemi boyunca muktedir olduğu nerede görülmüş ki?  Kulübün özellikle 21.yüzyılda yaşadığı yıpranma ve kayıplar dikkate alındığında başarısızlık için pek çok zor koşul varit iken, ulaşılabilir başarı için de önce kendinizi iyileştirmiş olduğunuzdan emin olmanız şart…  Aksi takdirde günün birinde sandıklara atılacak zarfların sayılması suretiyle elde edeceğiniz hiçbir şey yok.  Asla da olmayacak. Kamuoyundan alacağınız yoğun tepki, şahsi ve ticari itibarınızın sarsılması, aile hayatınızda ağzınızın tadının kaçmasını saymazsak elbette…

Başladığımız gibi bitsin mini yazı dizisi.

Medice cura te ipsum, önce kendinle yüzleş doktor…

Muhalefet ne yapsın ne yapmasın?

Galileo’ya atfedilen sözü anımsıyor olmalısınız.  “Ölçebildiğin her şeyi ölç, ölçemediğini ölçülebilir hale getir” Yüzyıllar sonra yönetim gurusu (management thinker) Peter F. Drucker benzer bir cümle kurmuştu: “ölçemediğin şeyi geliştiremezsin” 

Kulübün ürettiği ve kamuya açık dağıtıma soktuğu verilerden yola çıkarak farklı rasyolar, karşılaştırmalar, grafikler tasarlarsanız aynı zamanda yeniden “anlam” üretmiş ve bazı insanların zihninde yeni kapılar açmış olursunuz.   Bol satırlı, yüksek sütunlu excel tabloları hakkıyla inceleyip yorumlayan minik azınlıkla yetinmeyeceksiniz.  Kulübün sunduğu veri seti yetersiz geliyorsa, hukuki kısıtlamaları ihlal etmemek kaydıyla daha fazlasının paylaşılmasını talep edeceksiniz. Günümüzün “revaçta” konularından biri “Data Analysis & Data Visualization” ise sizin işiniz de gölgede kalana projektör tutmak olacak.

Kulüp meselelerine uzak duran herkes duyarsız ya da bencil değil, bazıları da gündemin ve tartışmaların sığlığından ve hiçbir rasyonel detay içermemesinden şikayetçi.  İşte muhalefetten beklenti, o kişileri önce tribüne sonra sahaya çekebilme becerisidir.

En kritik tespitleri, gölgede kalan riskleri, olası fırsatların yakın dönem etkisini anlatırken akılda kalan bir terminoloji kullanmak, benzetme ya da örnekleme ile yeni terimler üreterek hatırlanır olmak, karmaşık olanı herkesin aynı şeyi anlayacağı biçimde sadeleştirmek hatta “sizlere vermiş olduğumuz geçici rahatsızlıktan ötürü üzgün değiliz” diyecek kadar aykırı çıkışlar… Niye bunu söyledik çünkü bazı Galatasaraylıların boşvermişliği, ilgisizliği, yalnız saha skorlarına göre övgü düzen ya da öfke püsküren dengesizliği oldukça tehlikeli ve bu ikili delilik hali giderek tatsız bir yere gidiyor.

Muhalefete olabildiğince realist çizgide hareket etmeyi tavsiye ederken, kişilere yönelik eleştirilerin de olabileceğini biliyoruz. Öte yandan kulübü doğrudan ilgilendirmeyen şahsi çekişmeleri Galatasaray üzerinden kişiselleştirmek ya da eleştirilen kişinin karar ve eylemlerini yerden yere vurmak yerine onun görünüşüyle, kişiliğiyle alay etmek saygın bir davranış olmayacağı gibi net olarak faydasızdır da.

Konuların kişiselleştirilmesinden öte magazin detaylara boğulmak, döne döne bu hususları konuşmak da lunaparkta dönme dolaba binip gideceğin yere ulaşmayı beklemek kadar manasızdır.  Bilakis kallavi, riskli, kahredici ama HAKİKİ konuları pas geçmek iktidarların işine gelse de, sorumlu muhalefet anlayışı öncelikleri doğru belirlemek ve kimi zaman iktidarların tetiklediği suni gündemlerin peşinde kaybolmamaktır. 

Galatasaray Spor Kulübünün müktesep hak ve menfaatlerine, görünür gelecekteki açık çıkar ve avantajlarına aykırı pozisyon almak da aynı şekilde yanlış olur.  Dolayısıyla muhalifler eleştirilerini ve mutlaka peşi sıra önerilerini basın yoluyla paylaşabilir ama medya mensuplarına kulüp içinde olan biteni eksik/fazla pazarlayan dedikodu simsarı konumuna düşmemeliler.  Bilhassa spor basınındaki çoğu muhabirin meslek anlayışı nahoş örnekleriyle ortadayken onlarla sıkı fıkı olup iş tutmak akıl kârı olmayacaktır.  Aynı şekilde taraftar gruplarıyla dirsek temasında olmak, onları kulüp içi siyasette ağırlık merkezi olarak konumlaya çalışmak, tribünleri karıştırmak kesinlikle ölümcül hatalardandır.  İktidarlar bu sayılan hatalara çok daha meyilli olup, onları engellemenin yolu aynı oyunda el artırmak değildir.  Biliriz ki iktidar insanı bozar, mutlak iktidar muhakkak çürütür.  Muhalefetin çürümenin parçası olmasından değil, çürümüşlüğü yok etmeye dönük çalışmasından Galatasaray’a fayda sağlanır.

Çürümenin en temel göstergelerinden biri dedikodunun gerçeği tamamen örtecek kadar yoğunlaşması ve kulüpte her 24 saatin post-truth çağının birer karikatürüne dönüşmesidir. Onun lafını buna taşıma, falancanın yazısını diğerine forwardlama ve türlü yöntemle dedikodu çoklayıcısı ya da fitne telgrafhanesi gibi faaliyet gösteren kim olursa olsun, kafa yapısını çözebilmiş değilim. Laf taşıma yoluyla sondaj yapmak bir kişinin özel zevki de olabilir ama “çok sevdiğimiz??” Galatasaray’a zerre faydası olmadığı ortada değil mi? Böyle yapa yapa, insanları orasından burasından çekiştirerek, azı doğru / çoğu yanlış ithamlarla itibarsızlaştırarak gitgide çölleştirmedik mi koca kulübü?   Muhabbet arasında “ah nerede o eski günler, bir kulüp ki her dem muteber, hele o centilmen şık ağabeylerimiz” nostaljisi ama ilk fırsatta her cephede negatif networking faaliyeti?   Herkesin birbirinin arkasından konuştuğu, kuyusunu kazdığı, eline geçirdiği her fırsatta bel altı vurduğu ortamda bir camiadan söz edilebilir mi?  O kulüpte dirlik, düzen, bereket olur mu?  O kurumsal yapı itibarını koruyabilir mi, ayakta kalabilir mi? Muhalefet ya da iktidar hiç fark etmez, dedikodu ehlinin kulüp siyasetindeki uzun erimli hedeflerine de faydası olmaz bu furyanın, kısa vadede zaten tek getirisi bol  miktarda antipati toplamaktır.  

Oysa GALATASARAY beş çayında kek poğaça eşliğinde çekiştirilen komşu ya da koltuğuna göz dikildiğinden altı oyulan iş arkadaşımız değil !!

Devamı “pek yakında” !

Muhalefetin Anatomisi ve Rotası Üzerine

İnsanın hata, kusur ve zaafları olabileceğine göre, insanların bir arada bulunduğu karmaşık organizasyonlarda da bazı aksaklıklar bulunması gayet doğaldır.  Galatasaray Spor Kulübü canlı bir organizmaya benzetilirse vaktinde iyi tedavi edilememiş hastalıkları, yenileyemediği için eksilen beden direnci ve ilk kez maruz kaldığı / kalacağı harici riskler ile ayakta durduğunu varsaymak pekala mümkün.  Bu yazımızın ana fikri hekimlere verilen en eski öğütlerden bir aslında: Medice, cura te ipsum  (doktor, sen önce kendini iyileştir

Peş peşe kaleme alınacak birkaç makale ile kulüpteki muhalif hareketler ve muktedir reflekslerine dair bazı tespit, düşünce ve önerileri paylaşacağız.  Bugünkü öznemiz ise “muhalefet ”

Burada muhalefet olarak kavramsallaştıracağımız yapının yeknesak blok olmadığını söyleyerek başlayalım, bilakis çeşitlilik arz eder. İtiraz edilenler birbirine benzese de, memnuniyetsizlik dozajları ya da ileri sürülen alternatifler farklıdır.  Muhalefetin tamamı “derhal iktidar” iddiası da taşımayabilir. Kısaca burada konu edilecek kavram seçilmiş iktidarı en fazla sorgulayan, memnuniyetsizliğini saklamayan ve iktidarı derhal veya vadesi geldiğinde tasfiye etmek isteyen herkesi kapsar.  Tanımdan devam edersek, seçimle göreve gelinen benzer yapılarda üç ana blok olduğu varsayılabilir. 

  • İktidar ile destekçileri
  • Muhtelif muhalif odaklar
  • Sessiz çoğunluk

Sessiz çoğunluğun bir kısmı iktidarın icraatını ve muhalefetin itirazları sakince dinler, kayda değer bulduklarını not eder. Günü geldiğinde ağırlığını koyar ve tarafını seçer.  Bugün Kulübümüzün üye listesinde yer alan bir kısım sessiz çoğunluk unsurları da kulüple manevi bağı çoktan kopmuş yazısız mezar taşlarını andırır. Onları hayata döndüremeyiz ama ilgili Tüzük maddesi işletilmediği bir şekilde aritmetikte yer işgal etmeyi sürdürürler.  Çözüme dair sorumluluk seçilmiş yönetim kurullarına ve genel kurulun tamamına aittir.

Tedaviye niyetlenen hekime verilen ilk öğütlerden biri kendisini iyileştirmesiymiş madem, muhalif düşünce ve eylemler için de bu klasik öneriyi tekrarlıyoruz.Kibir, bencillik, açgözlülük, haset, riya, dedikodu, rövanş alma hırsıyla soyunacağınız hiçbir işin sonunda Galatasaray için doğru, güzel, hayırlı neticeler alınmasını beklemeyin. Bu insani defolar birer palto misali kolayca vestiyere bırakılamayacağına göre; kudreti, serveti, marifeti ne olursa olsun her birey içindeki şeytanın kamçıladığı aç hayvanları dizginlemek zorundadır.  Bu muazzam bir otokontrol neticesi de olabilir ama en güzeli GALATASARAY’ın her birimizden önemli, değerli, anlamlı ve kalıcı olduğuna ikna olup her adımda “bu yapacağım iş Galatasaray’ın faydasına mıdır?” diye düşünmekten bir an dahi vazgeçmemektir.

Kulübün bekası, itibarı ve başarısı dışında pusulaya ihtiyaç duymamaktır. 

Sahne ışıklarının gözleri kör ettiğini bilmektir, boğazın dokuz boğum olduğunu unutmamaktır.  Sağlam bir ekibin ölçütleri arasında içlerinden biri çizgisini bozduğunda, pusulayı şaşırdığında, içindeki şeytanla mücadele edemediğinde onu uyarmak ve doğru yola sevk etmek mutlaka sayılmalıdır. 

Hekim kendisini iyileştirmeyi başardıktan sonra ikinci görevi üstlendiği misyonu sorgulamak ve konumunu doğru tayin etmektir. Burada yeri gelmişken hem bir konuya değinmek, hem de bir şehir efsanesini sorgulamak gerekiyor.  Seçimle iktidarın değiştiği yerlerde her zaman muhalif eylem ve söylemlere rastlanır.  Hele Galatasaray gibi bazılarının iktidar için sırasını beklediği camiada, “Bizde muhalefet olmaz, Galatasaray’da muhalefet yoktur” söylemi küçük çaplı bir şehir efsanesidir.  Biliyoruz ki muhalefetin varlığı demokrasinin gereği, karşıt fikirlerin kalitesi / kalibresi değişim ve ilerlemenin lokomotifidir.  Galatasaray üzerine alternatif fikirleri, farklı yaklaşımları, özgün projeleri olan kişiler/gruplar olmasa, iktidar çalışma ve kendisini ispatlama azmini sürdüremez ve tembelleşir.  Dahası, iktidar sona erdiğinde yerine geçecek gücü toparlamak zaman kaybına dönüşür.  Galatasaray Spor Kulübünün kaderini seçilmiş yönetimler çiziyor olsa da, kulübün ilerlemesi ve gelişmesi ancak nitelikli muhalefet ile mümkündür.  Sarı-kırmızının talihsizliği tam da burada başlar çünkü ülkede yerleşik “dostlar alışverişte görsün” anlayışı bize de sızmıştır.  İktidarların başarısızlığını bekleyerek ya da arzulayarak muhalefet olunmaz hatta kötünün iyisi olmak da Galatasaray için yetmez, marifet o dönemin en iyisi olmak için olabildiğince gayret sarf etmektir.

Galatasaray’da iktidar koltuğu pek tatlı olduğundan, seçilmiş yönetimler sorgulayıcı, üretken, adil muhalif hareketlerden bile hoşnut olmazken, topa sert giren tüm çıkışları yaşamsal tehdit olarak algılayabilmektedir. Bu da tekrarını sık gördüğümüz vahim yanlışlardan biri… Eninde sonunda seçmen tarafından tercih edilmek bir yarışın sonucu olacaksa da muhalif kişi ve grupların iktidarları zayıflatmak uğruna Galatasaray’ın kurumsal itibarına gölge düşürmekten ve fikir mücadelesini nizami zeminin dışına taşımaktan özenle kaçınması şarttır. 

Bir denizaltı düşünelim. Düşman donanmasına ait savaş gemisini su altından torpillemesi görev emri olabilir ama aynı denizaltı personeli sonunda o geminin güvertesine çıkmak istiyorsa yapmaları gereken eski zamanların deniz savaşları gibi gemiye bordalamak ve elde yalın silah yüz yüze mücadele etmeyi göze almaktır.  Dolayısıyla cesur olmak, kartları açık oynamak, yan yollara pek sapmamak gerekiyor. Sinsilik, içten pazarlıklı haller, tuzak kurup üstünlük elde etme çabası olsa olsa hızla batmakta olan bir geminin güvertesine çıkmanıza yol açabilir!

Kişisel defolarını aşarak medeni bir tavır sergileyen muhalefetten diğer beklenti “adil” olması ve empati kurabilmesi…  Yönetenleri eleştirirken ya da hata yaptıklarını iddia ederken sergiledikleri doğal ve/veya haklı refleksin çeyreğini, yine iktidarların doğru işler ve isabetli kararlarını takdir ederken de göstermeliler.  Bu tavır Türkiye’de genel kabul gören saldırgan, gürültücü, “sözde sert / özde tırt” muhalefet akımının tersine olsa da en azından bir fayda ve iki koz sağlayacaktır

  1. İktidar gerçekten kulübün yararına bir adım attıysa camiadan alacakları destek aynı çizgide adımların tekrarlanmasına ya da belirlenen doğrudan sapılmamasına yol açacaktır (sürdürülebilirlik & yönetimde istikrar)
  2. İktidar ya da muhalefetin parçası olmayan geniş tabanlı seçmen grubu muhalif hareketi temsil edenlerin adil, olgun ve kulübü önceleyen tavırlarını takdir edeceklerdir (itibar sermayesi)
  3. İktidar şımarır, dağılır ya da doğrudan saparsa bu kez muhalefet çok daha sert bir söylemle tenkit hakkı kazanır ve yine seçmen geçmişte doğruyu takdir ettiğini hatırladığı adil muhalefetin güncel sert çıkışını çok daha dikkate değer ve anlamlı bulacaktır  (siyasi rekabette mukayeseli üstünlük)

Muhalefetin diğer bir sorumluluğu ise farkındalığı artırmak, katılımı çoğaltmaktır.  Ortalamadan bahsedersek kaydı açık üyelerin %20’si bile genel kurullara katılmıyor.  Katılanların çoğu kulüp başkanının sunuş konuşması dışında olup biteni dikkatli takip etmez, fuaye alanı ya da koridorlardaki samimi sosyalleşmeye daha fazla vakit ayırırlar.  500 sayfayı bulan mufassal faaliyet raporlarını hakkını vererek inceleyen 100 üye ya vardır ya yoktur.  Seçimlere katılım da kaydı açık üyelerin %50’sini bulsa da ötesi istisnadır.  Kısacası düzenli aidat ödeyen ama yüzünü görmediğimiz, gelmeyen, gitmeyen, ses vermeyen, iştirak etmeyen epey üyemiz mevcut.  Öncelikle bu katılım istatistikleri ve eğilimleri dikkatle izlenmeli ve raporlanmalı, ki buradan ayakları yere basan çıkarımlar yapmak mümkün olsun.  Sosyal medyada hesap açmış “fake account” olmadığına göre bu insanlar, onları da çok sesli demokrasiye dahil etmenin yolları aranmalıdır.  İktidarlar sığ ve bulanık suda balık avlamayı alışkanlık hale getirmişse, katılımın (sorgulamanın) artmasını istemeyeceklerdir, ki genelde bu durumdan haz etmezler.  Derin Galatasaray imgesinin de fiiliyatta karşılığı olmadığına göre hakiki derinliği önce fikirlerde sonra katılım gösterenlerin aidiyetinde aramak gerekir.  Muhalefet farklı iletişim kanallarından üzerine ölü toprağı serpilmiş kalabalığa ulaşıp onların bir kısmını hareketlendirebilirse bu üyeler kendilerine kimin sesinin ulaştığı bilerek oyuna dahil olacaklardır. Gerçi bugün seçim simsarlarına sorsak katılımı artırmanın yolu olarak “aidat borcundan ötürü kaydı kapalı üyelerin tüm birikmiş borçlarını biz ödeyelim, sonra bir şekilde onlara ulaşır ibra oylamasına veya seçime davet ederiz” diye plan kurmaları normaldir.  Bir kez daha ifade edelim ki, karşılık bekleyerek birinin aidat borcunu kapatmak hür iradeye suikast girişimidir, kulübümüzde seçimler hür iradenin sonucunu ilan eden süreçler değilse kimse bunun hayrını görmez. Bu husustaki kötü alışkanlığın azalarak yok olduğunu memnuniyetle görmekteyiz. Yeri gelmişken senelerdir aidat ödemeyen ve varlıkları/yoklularına dair en ufak emare bulamadığımız kişilerin üyelikleri hakkında Tüzüğümüzün 20.maddesinin tavizsiz işletilmesi gerektiğini de tekrarlamış olalım.

Peki muhalefet seslenmek istediği kitleye (iktidardan memnun olmayanlar, aradığını bulamayanlar, değişim isteyenler veya farkındalığı artarak oyuna yeni girenler) ne anlatacak?  “Onlar vasat, biz iyiyiz” demek yeter mi?  “Onlar beceremedi, biz başaracağız” söylemi satar mı?  Vizyon & misyon tarifleri, ismi olup cismi olmayan projeler, yuvarlak laflar, hamasi sloganlar, tek tip kravatlar hazırsa yolu yarılamış sayılır mısınız?  Ulaşabildiği her üyenin elini sıkan, en fazla sayıda üyeye telefonla ulaşan, maksimum miktarda SMS gönderen, en renkli web sitesini hazırlayan, herkese mavi boncuk dağıtıp sürekli gülümseyen aday hiç olmazsa “en sempatik kampanya” ödülünü alır mı?  Hepsine ortak cevabımız “HAYIR”…


Devamı “pek yakında

Not: Dikkatli okurlar bu yazıda ve devamında 2021’de yapılması beklenen seçime yönelik önermeler bulunmadığını ya da başarılı seçim kampanyası için taktik ipuçlarından bahsedilmediğini fark edeceklerdir.  Okuduğunuz yazı 10 sene önce de kaleme alınabilirdi, muhtemelen birkaç yıl sonra da genel geçer doğrular olarak okunabilirliğini sürdürecektir.