Temelsiz Çatı

Kulübümüz başkanlarından Prof. Duygun Yarsuvat’ın “çatı aday” temennisi veya arayışı basına yansıdı.

https://www.milliyet.com.tr/skorer/galeri/galatasarayda-duygun-yarsuvattan-baskan-adayi-aciklamasi-6337725/6

Çatı aday dönem dönem ortaya atılan “ara çözüm ” ya da bir tür “milli mutabakat hükümeti” modelidir. 

Çatı operasyonu temelde şöyle gerçekleşmekte: İktidara heves edenler ya da sıralarının geldiğini düşünenler kendi aralarında oy hesabı yapıp geçici ittifak kuracak, içlerinde en az itiraz edilecek isim tarumar haldeki çatıyı aktarmaya ehil başkan adayı olarak lanse edilecek.  Sonrası gelsin seçim ofisleri, ikramlar, hâzırûn listesine yönelik telefon zinciri, Mektebin koridorlarında seçmen kovalama, Tevfik Fikret salonunda ReReRe RaRaRa 🙂

Buraya kadar sorun yok, en güzel kiremitler onların olsun.

Cazip çatı örneği

Yakın geçmişe dönersek Duygun başkan bir tür çatı adaydı ve öyle seçilmişti. “Eş-dost-ahbap-sen-ben-bizim oğlan” diyerek bol malzemeli etli güvecin pişme süresi kadar zamanda hazırlanan alternatif listenin başına geçmesi rica edildi, o da ricayı kıramadı.  2014 seçimlerinin diğer başkan adayı Sayın Alp Yalman karşısında yarışa geriden başlayıp sandıktan zaferle çıktı. Hakkını da yemeyelim ona seçim kazandıran faktörlerden biri olan sözünü tuttu, yedi ay sonra Mayıs 2015’te seçime gitti. Tekrar aday olmayarak vazifesini tamamlamış adamların huzuruyla makamdan ayrıldı.

Prof. Duygun YARSUVAT

Çatıyı renkli kiremitlerle aktarınca sorunlarımız çözülecek mi, TEMELİ olmayan çatı havada mı duracak, bugünkü yazımızı buna ayırdık.

Önce denenmişin bizi nereye götürdüğüne bakalım.

Mayıs 2015’te Sn. Dursun Özbek başkan seçilmişti.  Sandıkta rakipleri Sn. Turgay Kıran ve Prof.Dr.Ahmet Özdoğan’dı. Sn. Yarsuvat’ın ardından resmen ilan edilmiş yedi aylık net hazırlık süresince yarışa girebilen adaylar bu bildik isimlerdi. Ne kırmızı pelerinli süper başkan ne de Berlin Filarmoni düzeyinde icra yetkinliği olan ekip falan çıkmadı.  

KIRAN – ÖZBEK – ÖZDOĞAN

Ocak 2018’de “erken seçim” yaşadık. Kulüp başkanı Dursun Özbek’in karşısına adaylığı sürpriz sayılabilecek Sayın Mustafa Cengiz çıktı ve kazanmaya muvaffak oldu.

Dursun Özbek – Mustafa Cengiz

Mustafa başkan da “dört ay sonra seçim” vaadini yerine getirdi ve Mayıs 2018’de sandıklar yeniden kuruldu. Ocak 2018’de yarışan iki aday yeniden mindere çıkarken, onlara genç aday Ozan Korkut ve 207 oy alabilen Fatinoğlu listesi eklendi. Hazırlanmak için yine iyi kötü vakit vardı ama herkesin hatırlayacağı üzere yine beyaz atlı prens misali başkan ya da yuvarlak masa şövalyeleri kıvamında yönetim çıkmadı.  Düşünmeden edemiyorum 2014’te deneyimi, dinginliği ve vakur tavrıyla bildiğimiz Sayın Alp Yalman başkan seçilseydi daha az çetrefil bir yola sapar mıydık diye?  Bunu hiç bilemeyeceğiz.

Duygun YARSUVAT & Alp YALMAN

Bildiğimiz ise şudur ki, hayatlarımız yoğun geçiyor, hepimizin pek çok sorumluluğu var.  Dünya hızlı değişiyor peşinden koşsak da çoğu zaman yetişemiyoruz.  Bu hız ve yoğunluk hafızalarımızdan bazı şeylerin erken silinmesine yol açıyor. Kulüp yönetimlerinin de en büyük şansı bu…  Mevcut yönetim tel tel dağılmış görüntüsü verince, hata üstüne hata yapınca, bilhassa parayla pulla çözülemeyecek incelikli konularda ısrarla çuvallayınca üç – beş – on sene önce aynı yollarda arabayı devirenler “wise man” olarak ortaya çıkıyor ve herkes onlara kulak kabartıyor. Fakat hiçbiri “benzer hataları biz de yapmış olabiliriz, bazı sözlerimizi tutamadık, dolayısıyla sizlere karşı biraz mahçubuz sevgili Galatasaraylılar” diye söze başlamıyor. Yazar Milan Kundera’ya hak vermeden yapamıyor insan, ne demişti usta: “İnsanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı verdiği mücadeledir.”

Bugün elimizde stratejisi olmadığından yolda kalmış, enerjisi tükenmiş ve tıkanmış bir yönetim heyeti var. Tüzük ile kavgalarını Asliye Hukuk Mahkemesi salonlarında sürdürmeye çalışıyorlar ama en geç Mayıs 2021’de sandık yine seçmenin önüne gelecek. Yine bugün Galatasaraylılar arasında kulübün temel sorunlarına dair köklü çözümler için net bir konsensüs olmadığını görüyoruz. Dahası sorunların adını koymakta ya da önem sırasına dizmekte bile hemfikir olunmadığını görüyorum. Eşyanın tabiatı gereği üslup ve görüş farklılıkları kadar tanışma / buluşma olanakları kısıtlanan üyelerin arasında artan sevgisizlik, samimiyetsizlik, çifte standart, maalesef artan fikri kutuplaşma ve muhtelif ön yargıların bu duruma sebep olduğu kanaatindeyim. Bu öyle berbat bir ruh halidir ki, Galatasaray SPOR Kulübünde en az konuşulan / tartışılan konu sporun bizatihi kendisidir. Ortada dönen yalancı gündemler, bu satırların yazarı dahil eminim pek çok Galatasaraylı için giderek artan “yabancılaşma” sebebidir.

İnşaat mühendisliğinden ilhamla, eğer bu statik hesaplar doğru ise gönüllerdeki hiçbir ÇATI yerçekimine karşı duramaz.

Divan kurulu başkanımız Sn. Eşref Hamamcıoğlu da kulübün acilen “fabrika ayarlarına döndürülmesi” ihtiyacını dile getirirken Kulübümüzün çaresiz olmadığının altını çiziyor. 

Eşref HAMAMCIOĞLU

Fabrika ayarlarının, kurucu değerlerin, iyi yönetim ilkelerinin ve henüz tanımsız görünen “çarenin” SOMUT şekilde konuşulması gerekmiyor mu artık?

“İnşaat” alegorisinden devamla, bana göre Galatasaraylıların önlerindeki hedefe inancı ve duygudaşlığı çimentodur.

Cesaret, azim ve kararlılıkları inşaat demiridir.

Aralarına kattıkları her doğru profil, aldıkları her doğru karar tuğladır.

Vizyon, strateji ve bu bağlamda önceliklendirilmiş gerçekçi iş planları yapının temelidir.

Temelden başlamak suretiyle bu malzeme tamamsa ÇATIYI çözmek hiç zor olmayacaktır ama hiçbir “inşaat” çatıdan başlamaz. 

Gün olur da bir seçim kampanyasında hangi adayların kulübe önce “acı reçete” sonra da “sahip çıkılması gereken değerleri koruyarak somut bir dönüşüm planı” sunacağını henüz bilmiyoruz.  Bu zamana dek genelde düşük profilli kampanyalarda bol bol SMS’e, yuvarlak cümlelere, iyimser vaatlere ve bayatlamış söylemlere maruz kaldık. 

Galatasaray’da görev süresini tamamlayabilen son yönetim 2008-2010 arası Sayın Adnan Polat başkanlığındaydı. Dursun Özbek yönetiminden 4 üye istifa ederek ayrılmıştı, mevcut yönetimden de şu ana dek iki kişi ayrıldı.  Görev süresini tamamlayamayan, istifalarla eksilen yönetimler bunlar.  Kağıt üzerinde görevi sürdüğü halde çalışmalara düzenli katılmayanları, bir işin ucundan tutmayıp şeklen duranları saymıyorum bile.  Demek ki kulübümüzde yetkin ve muktedir yürütme gücü tesis etmekte 10 yılı aşkın süredir bir sorun var, çözmek için kafa yormak gerekiyor.  Bugünkü modelde X Y Z bir başkan adayı adını duyduğu, yaşını bildiği, tanıdığı, tanıdığını zannettiği ya da muhtelif dengeleri gözeterek oy potansiyeli olduğuna inandığı 15 kişiyi bir listede alt alta diziyor.

Bugüne dek ekip olarak uzun süre çalışan, bu çalışmalarını camia ile paylaşan yönetim olmadı. Onu da geçtim, seçilmeden önce görev dağılımını ya da kendi çalışma ilkelerini ilan edebilen bile olmadı. Bir dernekte 10 seneyi aşkın süredir yürütme erki sallanan çürük diş gibiyse, orada uzun vadeli hedefler kovalanacağını beklemek iyimserlik olur.  Sözün özü koltuğa oturmaya hevesli insanları asla ulaşamayacakları menzillere inandırma modeli iflas etmiştir. Ne şeyhler uçabiliyor, ne de müritlerin onları uçurmaya nefesi yeter.  Bu devrin kapanması lazım yoksa son 10 yıldır sürekli kat çıkılan çürük bina yerle yeksan olacak.

Dolayısıyla muktedir idare heyetini teşkil etmek üzere ortaklaşa belirlenmiş prensiplere ve önceliklere sahip olmak gerekiyor. Örneğin bu satırların yazarı için öncelik her zaman Kulübümüzün BEKASI, İTİBARI ve BAŞARISIDIR.  Diğer mevzular bu üçlünün çok arkasından gelir.

1- BEKA dersek, devamındaki öncelikler:

1.a) Kurumsal & iktisadi bağımsızlık yolunda atılacak adımlar

1.b) Galatasaraylıların birlikteliğini yani sosyal sermayemizi güçlendirmeye yönelik tavır ve eylemler

1.c) Kişilere bağlı yürütme erki ve şahsi hatalardan kurtulmak üzere iyi yönetim / etkin denetim hedefine dönük yeni ilke ve kurallar

2- İTİBAR

2.a) Liyakat

2.b) Tutarlılık

2.c) Şeffaflık

3- BAŞARI

3.a) Nitelikli insan / elit sporcu yetiştiren kulüp misyonunu devam ettirmek

3.b) Spordan değer üreterek mali hedefleri destekleyecek sürdürülebilir modele geçmek

3.c) Yerel ve global rekabette madalyalar, kupalar, şampiyonluklar…

Bu adımların her birinin alt kırılımlarını ve yapılması gerekenleri kendince sıralayabilenlerin zihninde bir yol haritası, bir hükümet programı, bir stratejik yönetim planı oluşur. Buna uygun isimlerden uyumlu çalışacak bir ekip kurmak ya da aynı istikamette kurulmuş ekip varsa destek olmak sonraki adımdır.

Yeni bir yol bulmak…

Somutlaştırmak adına yalnız yukarıdaki 1.c) şıkkından bazı olası iş adımlarını sıralamak isterim

1.c.I: Tüzük değişikliği ile denetleme, sicil ve disiplin kurulları anahtar liste dışından ve bağımsız seçilecektir. 

1.c.II: Tüzük değişikliği ile derneğin ve şirketlerin mali yılları sportif sezona endekslenerek birleştirilecektir. Böylelikle konsolide mali performansı izlemek kolaylaşacaktır.

1.c.III: Tüzük değişikliği ile görevdeki yönetim kurulu tarafından tek taraflı erken seçim kararı alındığında, Tüzük hükümleri gereği seçim takvimindeki süreler normalin iki katı olacak ve böylelikle baskın seçimle avantaj sağlama ihtimali minimize edilecektir.

1.c.IV: Yıllık muhammen bedeli 50.000 € karşılığı Türk Lirasını aşan tüm ürün ve hizmet alımları için kamuya açık ihale düzenlenecektir. Şartnameler titizlikle hazırlanacak ve teşebbüs hürriyetini aşırı sınırlayacak ölçüde “adrese teslim ihale” algısı yaratılmamasına dikkat edilecektir.  Bu bedelin altındaki alımlar için en az dört farklı tedarikçiden teklif alınmalıdır.  Tedarikçilerin birbiriyle sermaye bağı / alt yüklenici ilişkisi olmaması gözetilecektir.  Mevcut tüm tedarikçiler için scoring çalışması yapılacak, kalitatif beklentilere uygun olmayanlar değiştirilecektir. Bu iş yükünü karşılamak üzere merkezi satın alma departmanı yetersiz ise maaş + sağlanan tasarruf üzerinden performans primi ilkesine göre yeni istihdam yapılacaktır.

1.c.V:  Yeni istihdam edilen profesyoneller kulüp veya bağlı şirketlerdeki görevleri sona ermeden Galatasaray Spor Kulübü Derneğine üyelik başvurusunda bulunamazlar.

Yukarıdakilere benzer taahhütler ile tekrarlayan problemlere basit ama net çözümler getirmek mümkün olabilecektir.

Galatasaray’ın en önemli kadrosu kendilerinden bekleneni verebilirlerse Yönetim Kurulu takımıdır. Bilgili, becerikli, dirayetli insanlardan müteşekkil ve uyumlu çalışacak bir yönetim kurulu tesadüfen oluşmaz.  Bu insanları ancak bir VİZYON doğrultusunda bir araya getirebilirsiniz.  Bu vizyonun “Aslolan Galatasaray“, “her branşta şampiyonluk, “seneye sıfır borç” “eski arkadaşlar değil miyiz” gibisinden mugalata olamayacağı kesindir.  Sorunların ne olduğuna dair konsensüs ve temel yaklaşım konusunda asgari müşterekleri sağlamak umut verici başlangıç olur. Kalan kısmı sabır, özveri ve empati başta olmak üzere ekibin iç dinamikleri belirler.

Elbette bunların üzerine X Factor bir süper başkan bulmak şahane olurdu ama mucize aramıyoruz.  Bu ekibi uyum içinde idare edecek, fikir ayrılıklarını çatışmaya dönüşmeden sonuca bağlayacak ve stratejik plan doğrultusunda takımın aynı taktik tahtasına bakmasını sağlayacak özü sözü bir, dürüst, saygın, camiayı iyi tanıyan ve kurumsal iletişim hedeflerini çiğnemeyecek kadar “az konuşan” bir profil yeterlidir.  Altını çiziyorum, nerede susup nerede konuşacağını bilmesi çok çok önemli!

Yukarıda pek sevdiğimiz “Aslolan Galatasaray” sözünü mugalata kısmına koydum çünkü her kim bunu söylerse akabinde kulübün çıkarlarına aykırı olay ve kayıplar peş peşe geliyor çünkü her kimin diline pelesenk olursa bu motto yapılan hamle ya da korunmak istenen pozisyonun mührü haline geldi.  “Aslolan Galatasaray” dile kolay geliyor ama fiiliyatta samimiyet testinden geçmek zor.  Camiadaki güvensizlik ve şüpheler pek çok ortak ideali kemirecek hale geldi.  Her türlü anlaşmazlık ve çekişmede tüm tarafların haklı olduğu yanlar bulunabilir ama son tahlilde hep Galatasaraylılar üzülüyor ve Galatasaray zarar görüyorsa aslolan egolardır, kişisel hesaplardır.  Bütün dünyada popülizm yükseliyor olsa da, bu köklü kulüpte sloganlara ve duygusal ajitasyona dayanarak koltuk kovalamak ya da iktidarda kalmak gibi lükslerimiz olamaz.  Fazla hamaset eninde sonunda hamâkat getirir.

Galatasaray için kağıt üzerindeki seçenekler azalmışken bunlarla vakit harcayamayız.  Mağrur, Muktedir, Muzaffer ve her daim Muteber kulüp ideali çok çalışmayı, fedakarlıkta bulunmayı, bir adım geride durmayı, şöhret tutkusunu aşmayı gerektiriyor. Denenmişi deneyerek ziyan edecek kaç senemiz daha kalmış olabilir ki??

Elbette “damdaki kedi, çatıdaki aslan, gönüllerdeki başkan, Mayıs’a kadar X abi” türü siyasi hamlelerin hemen ortadan kalkmasını bekleyecek kadar iyimser değilim.  Camiada yaşadıklarımızdan ders alan ve akıllanan insan sayısı korkarım ki pek fazla değil o yüzden son sözü bizden çok daha zeki birine bıraktım:

Florya’da bir yaz daha bitti

Ekim ayının beşi, İstanbul’da yazdan kalma bir gündü. Cıvalı termometreler 30 santigrat derece ile flört halindeyken transfer sezonunun kapanmasıyla Florya’da bugün resmen yaz mevsimi sona erdi. Biz yazın bittiğini takvimden değil dün Kasımpaşa’da aniden bastıran doludan zaten anlamıştık. Ne olduğunu özetlemeye çalışalım.

Menajerlerin viral marketing sahası olarak kullandığı medya aracılığıyla beklentileri sürekli yükseltilen, tutarsız ve sonuçsuz beyanlar üzerine haklı olarak öfkelenen, öfkeyi yatıştırmak umuduyla her fırsatta şımartılıp tatmin duygusunu yitiren ve nihayetinde transfer şampiyonu olmayı Ziraat Türkiye Kupası’ndan bile değerli bulduğuna inandığım doyumsuz transfer oburları bu mevsim umduklarını bulamadılar. Yalnız haklı oldukları bir taraf var, performans beklentisi açısından gidenler / gelenler terazisi bu yaz epey şaştı. Takımın özellikle orta sahadaki eksikleri ve canlandırılamayan hücum hattı muhtemelen sezon boyu baş ağrıtacak.

Transfer sezonunun başında tespit, öngörü ve önerilerimizi de kaleme almıştık her zamanki gibi gösterdiğimiz yol tercih edilemedi http://ilkercanalp.com/2020/07/28/futbol-basit-bir-oyundur-zor-olan-planlama/

Peki Galatasaray Sportif A.Ş. neden ihtiyacı olan transferleri yapamadı? İlk akla gelen cevap gayet sarih, futbol şirketimizin yeterli mali kaynağı yok. Neden yok? … çünkü Galatasaray kaynakları hiç bitmeyecekmiş zannedilerek yıllar yılı yağmalanmış bir kulüptür. Plansız senelerin, hesapsız işlerin, arkası getirilemeyen eylemlerin, sonuçsuz projelerin kulübüdür. 

Bilinmeyen hedefe gözü kapalı nişan alırmış gibi yapan sahte okçuların hamaset yarışmasından…

Yakın geçmişe gidelim, milyonların sevgilisi Ünal Aysal başkanımız har vurup harman savururken kulübün dönüm noktası olabilecek yılları bize Neverland’i anlatarak geçirdi. 2013-2014 mali döneminde 70,4 milyon € dönem zararına ulaşınca görevi bıraktı. UEFA’nın gazabını yeni gelen Dursun başkanımız tüm halisane çabasına rağmen göğüsleyemedi, uluslararası müsabakalardan men edildik. Sonra Dursun başkanımız da peş peşe hatalı iş ve eylemlerle zarar üreten bilanço modasına uydu, UEFA yeniden bizi görüşme odasına çağırdı.  Mustafa Cengiz başkanımız ve ekibi imkansız gibi görüneni başardı, men cezası almadık. Onun yerine Mondros mütarekesini andıran dört yıllık bir settlement agreement ile yurda döndük. Demem o ki ikinci gerekçe Made in Switzerland: “satmadan alamıyoruz”

Fatih Terim hocamız parasını verdikten sonra alınamayacak oyuncu olmadığını ama satmada başarısız olduğumuzu def’aten ifade etti.  Mesela bu yaz Brezilyalı stoper Maicon’u 1,43 milyon € bedelle Al-Nassr kulübüne sattık. Daha önce aynı oyuncu karşılığı 1,7 milyon € kiralama geliri de elde etmiştik.  Kulübümüze girişi 8 milyon € olduğuna göre 4,87 milyon Euro zarardayız.  Neredeyse gül cemalini unuttuğumuz tek bir oyuncudan ettiğimiz zarar, Sportif A.Ş.’nin dillere pelesenk olan bir yıllık kârından fazla!  Şimdi sorsak yönetimimiz “Maicon’u biz almadık, geldiğimizde kadrodaydı” der. Haklıdırlar, Maicon bir önceki dönemde alındı ama kurumlarda devamlılık esastır. Sizin aldığınız Falcao, Diagne, Babel de sizden sonrakilere kalacak.  Benim deyimimle Galatasaray’da tersine çalışan saadet zinciri var, her gelen yönetim bir önceki dönemin günahlarını sırtına vurarak yürüyor Golgota yokuşunu..  Hadi bir de iyi tarafından bakalım, moraller düzelsin.  Beli dönmeyen Maicon yılda 2,2 milyon Euro maaş alırdı, tıpkı selefi Aurélien Chedjou gibi… Transferin gözdesi Marcao 850 bin Euro’ya oynuyor aslanlar gibi!

Maicon Pereira Roque

Bu yaz mevsimine dönersek alınanlara “hoş geldin” diyoruz, alınamayanlarla zaten işimiz olmaz ama Z raporu şöyle:

Babel’den kurtulamadık / Belhanda’yı satamadık / Falcao kontratından çıkamadık / Feghouli için karar veremedik / Diagne için uygun çözümü bulamadık / Çocuklarına parçalı formayla top oynadığını göstersin diye gelen ve vergi yüküyle yıllık maliyeti 6,66 milyon TL olan eski futbolcu ilk 11’de 66 numaralı formasıyla şans bulmakta. Orta saha rotasyonu eksik, rakibin dengesini bozacak hızlı kanat oyuncusu yok, iki stoperden biri sakatlanırsa çare Ryan Donk ?

Görüldüğü üzere bu yaz pek iyi geçmemiş, realist olmayan kontratlara ek olarak satabilme becerimiz de eksik.  Şimdiden adres yine Ocak ayı gösteriliyor, bu filmi o kadar çok izledik ki artık tat vermiyor.
Kaynak yok dedik, pandemi koşulları sürerken yarın da olmayacağını biliyoruz. Bir de aleyhimize gelişen şartlar söz konusu, örneğin elde etmeyi umduğumuz performans ve sportif gelir karşılığının üzerinde sözleşme bedelleri söz konusu olan meşhur dört silahşörleri ele alalım: Babel – Belhanda – Falcao – Feghouli KAP bildirimlerine göre bu dörtlünün vergisiz, primsiz, masrafsız, net, çıplak, sabit maaş maliyeti yılda  15,4 milyon Euro! Geçen yaz transferi sonu € kuru 6,38 TL idi, bugün 9,10 TL sularında gezindi.  Sadece saydığım dört oyuncunun kontratlarından kaynaklanan kur farkı bir yılda 42 milyon TL! Üç ay sonra döviz kurları ne olur, Mayıs 2021’de nereye varır, Allah bilir. Nakit akışımız zaten sıkıntılı, yapılandırma anlaşması sayesinde döviz cinsinden finansal borçları TL’ye çevirmiş olsak bile Euro üzerinden imzalanmış futbolcu sözleşmeleri nedeniyle sezon içinde takıma maaş ödeyemeyecek duruma gelme riski inkar edilemez.

TL karşısında şaha kalkan yabancı para birimi!

Bonservisle yatıp kiralama bedeliyle kalkılan, “Florya evimiz D’Avila babamız” diye menajerlerden hayırlı haberler beklenen dönemde çok da talihsiz bir gerçekle yüzleştik. Profesyonel futbol takımımız İskoçya’da aldığı mağlubiyetle UEFA Avrupa Ligi’ne ön elemede veda etti. Son üç yılda aldığımız başarısız sonuçlardan sonra bence Ibrox Stadium bir kırılma noktasıydı. 

Avrupa’nın en güçlü 20 kulübüyle aramızdaki mesafe her alanda açılırken, uluslararası rekabette son virajı döndük ve duvara çarptık. Oyunun dinamiklerinin nasıl dönüştüğünü, futbolun en ileri ülkelerindeki futbol yönetim mantalitesini tahlil edemediğimiz için zihnen küme düşmüş vaziyetteyiz.  Uzun yıllardır süregelen başarıyı üretme yerine borç harç satın alma hevesi, plansızlık, popülizm derken sürekli vasata teslim olduğumuzdan Türk olmayan takımları yenme hedefinden “fikren” uzaklaştık. Türkiye pek yakında UEFA sıralamasında 13.sıraya inecek ve Champions League / düşler sahnesi yolu bizim için kapanacak (veya çok zorlaşacak)  Avrupa’nın en büyük futbol markası Real Madrid ya da Arap sermayesinin yıldızlar karması PSG karşısında alınan farklı mağlubiyetler değil sorun.. Dengimiz dediğimiz Avrupa kulüplerine diş geçiremez olduk, bizden daha düşük bütçeli takımlara eleniyoruz. Tek sorun para değil, hiçbir zaman değildi ve bir umuda tutunmak istediğimiz dönemde Galatasaray bayrağını Avrupa’da en çok dalgalandırmış Fatih Terim 1-0 kaybedilen Kasımpaşa maçından sonraki basın toplantısında “Yorgunluğun altından kalkamadık. Bu çok açık. Demek ki perşembe pazar maçlarına devam etsek işimiz daha zordu. Haftada bire düştüğü için kupaya kadar maçı baştan sonra, dinamizm içerisinde oynayan bir takım olabiliriz” deyiverdi. 

Fatih TERİM

Bu yorgunluk neden bizi vuruyordu, takım neden gamsızlarla doluydu, neden en yeni transferimiz deli danalar gibi koşturup rakiple boğuşurken sözde yıldızlarımız kaçak güreşiyordu.  Onu anlatmadı Fatih hoca ama elenmemizin isabet olduğuna getirdi lafı? Kinaye de olsa, şaka da olsa, bir anlık öfke de olsa Galatasaray profesyonel futbol takımının teknik direktörü bunları söyleyemez, Avrupa FATİH’i hiç söylemez.  En az takım kadar yorgun Fatih hoca, Covid-19 sonrası yorgunluğu diyenler çıkabilir ama bana öyle geliyor ki her topu göğsünde yumuşatmaktan daralmış, hayal kırıklıkları biriktirmiş, içinde tutamıyor artık.. Belli ki yıpranmış ve kırgın ama ona çok ihtiyacımız var çünkü kulüpte başka lider profili yok.  Ona ihtiyacımız var ve saha kenarında aslanlar gibi dik durmalı, yalnızca sahaya odaklanıp takımının üzerinden bir an bile elini çekmemeli, maç bitmeden beş dakika önce soyunma odasına gitmemeli.. Dünkü maç uzatmalarda atılan golle 1-1 bitse “son anda skor bularak bir puanı kurtardık ama ben golü göremedim, koridordayım” demek zorunda kalabilirdi, sanırım öyle bir durumda kalmak istemezdi ve bunu bir daha düşünmesini rica ederim.

Peki gayrimemnun kalabalıkların şikayet etmeye hakkı var mı? YOK kardeşim, yok! Montpellier sonrası hiçbir kulüpte kalıcı olamayıp elden ele gezen sorumsuz Belhanda’ya acayip bir kontrat verilirken sormadın, hayatında daha önce bonservis ödenerek kulüp değiştirmemiş Feghouli’ye bir senelik görev süresi kalmış yönetim tarafından 5 yıllık kontrat verildiğinde sorun etmedin, kiralık Emre Mor için 1.325.000 Euro çöpe atılırken onun yeniden wonderkid olacağına inanıyordun, Turgay Ciner’in Çin’den bedava getirdiği Diagne için ara transferin son günü 13,5 milyon Euro bonservis ödenirken memnundun, şarkılardan fal tuttun EL TIGRE için kaç kere ama Falcao transferinden birkaç ay sonra borsada hisse satmak zorunda kalan futbol şirketinin içine yuvarlandığı çukuru düşünmedin.

Doymadın, hep daha fazlasını istedin. Şimdi önümüzdeki yıllar FEDA mı olur ÇİLE mi olur yine düşünmüyorsun, keşke biraz düşünsen çünkü yönetenler sen uzun vadeli düşünmediğin için seni çarçabuk mutlu etmek için çırpınmaktan başka çözüm bulamıyorlar veya işlerine öyle geliyor. “Bana ne kardeşim, bana mı sordular alırken – satarken” der misin, peki sen de haklısın ama netice değişmeyecek yalnızca öfken ve mutsuzluğun katmerlenecek.   Popülizm ve futbolun günahlarından ilk kez de bahsetmiyoruz hatta: http://ilkercanalp.com/2019/02/01/populizm-sarmali-ve-futbolun-gunahlari/

Biraz da yetki ve sorumluluk makamında olanlar düşünse” dersen seninle beraberim ama onlar heyecandan, panikten ya da bizim bilemediğimiz gündemlerin peşinde enerji sarf etmekten hakikat ile aralarına epey mesafe koymuş gibiler. Futbol şirketimizin en deneyimli ismi ve kulübümüzün ikinci başkanı Şubat 2020 Divan Kurulu toplantısında kürsüde: “gelecekte pahalı transferler olmayacaktır, genç kardeşlerimize yöneliyoruz” dedi.  Futbol tarihimizin muhtemelen en pahalı ve en histerik transferinden altı ay sonra dile getirildi bu cümle. Üç yıllık kapı gibi kontrat değil de, sanki üç aylık kiralık sözleşmesi imzalanmış gibi.. Neydi o meşhur şaşkınlık cümlemiz, “insan bazen hayret ediyor!”

Aslına bakarsanız Galatasaray’ın sorunu ne yıldız transferi, ne kiralık oyuncu kaprisi, ne defansif orta saha, ne 10 numara…  Galatasaray’a şahısların hevesinden veya yetersizliğinden ârî parametrik bir yönetim modeli gerekiyor, köklü bir değişim şart.  Yönetenlerin kafasına göre iş yapamadığı hatta konuşamadığı, yürütme erkinin kurallarla sınırlandığı, planlı bir dönüşüm rotasıdır bahsettiğim.  Bunun gerçek olabilmesi için de evvela iyi niyete dayalı açık müzakere olmadığından birbirine düşmüş görüntüsü veren kulüp üyelerinin SPOR kulübüne yaraşır hakiki konuları olgunca tartışabilmesi gerekiyor. Bugün kulübümüzde ekonomik darboğazdan evvel adı tam konmamış sosyolojik bir kriz var.  Sessiz çoğunluğun varlığı yokluğu belli değil, gürültücü kalabalık çok konuşuyor ama ne istedikleri belli değil, herkes kendince bir köşede pozisyon alma ve orada siper kazma derdinde.. Böyle olmaz, camia kavramının etimolojisine de ters, geleneğine de yabancı bu bencillik, düşüncesizlik ve şımarıklık. 

Kulübümüzdeki dönüşüm zarureti ve bunun kilometre taşları belki bir yazı dizisi olur ama bu kulüp eskiden başardıklarını hatırlayarak halen adım atabilir.  Cebimizdeki reçete 21. yüzyıla yabancı değil hatta bu kulübün kurucu iradesi bugün Türkiye’nin bir asır önünde belki de!  Tekrarlayalım, 2020-21 sezonunu şampiyon da tamamlayabiliriz, beşinci de olabiliriz ama konumuz asla bir yıla sığan saha neticeleri değildir.

Bizim için dünyanın en güzel yeri karlar altındayken…

“Florya’da yaz bitti” diye başladık ve görünen o ki kış sert geçecek, uzun sürecek ve bu kış Galatasaray değişecek.  Umarım sorunun kişilerde değil, derinde / temelde / modelde olduğunu anlayanlar ve somut bir planı olanlar değişimde rol alsınlar.

#SeninleyizHerYerdeyiz peki bilginin peşinde miyiz?

Geride bıraktığı 115 yılda sporun çok ötesine geçerek ülkenin en büyük global markalarından birine dönüşen GALATASARAY yeni iOS/Android mobil aplikasyonunu yakın zamanda erişime açtı.

Aslında “ilk” demek tam doğruyu yansıtmıyor, kulüp 2016’da da benzer bir mobil uygulamayı lanse etti ancak muhtelif sebeplerle sürdürülemedi ve başarısız oldu.

Galatasaray Spor Kulübü resmi mobil uygulaması yoğun ilgiyle karşılandı. Sarı-kırmızılı taraftarlar hem yeni bir mecra bulmanın heyecanı hem de kulüplerine maddi katkıda bulunma amacı ile mobil cihazlarına yüklediler.

Uygulama ücretsiz yükleniyor, bedeli mukabili üye olanlara ise başka yerde bulamayacakları “premium content” sunuyor. Aynı zamanda kulübün lisanslı ürünlerini satan perakende zinciri GS Store özelinde %10 indirim imkanı da tanınmış.

Mecraya özel anket ve yarışmalar, kulüpten ve spor branşlarından en güncel haberler gibi zengin bir içerik vaadi var.

https://www.youtube.com/watch?v=JJWz8xlLG5Y&feature=youtu.be
Lansman kısa film

Uygulamanın görsel çizgisi, üyelik sürecindeki sanal whatsapp sohbeti oldukça beğenildi. Kulübe ilk etapta hatırı saylır gelir getireceğine de şahsen şüphem yok. Devamlılık ise somut fayda, özgün içerik ve ilk olmak / tek olmak vaatlerindeki gerçeklik gibi parametrelere göre belirlenecektir.

Liverpool, Chelsea, Arsenal, Manchester City, ManUtd gibi Premier League kulüpleri başta olmak üzere pek çok spor organizasyonunun mobil aplikasyonlarındaki içeriklerin ideal karması oluşturulabilir, hedef kitleye uyarlanabilir. Temel ürün spor, yarışma ve sporcular olduğu için her türlü görsel, hareketli görüntü, oyunu anlamaya yönelik farklı istatistik, röportaj ilgi toplayacaktır.

Ödüllü yarışmalar, yasal izinler alınmak kaydıyla çekilişler, gamification fikrine dayalı uygulamalar, tüketici focus group fonksiyonu ifa edecek sondajlar, lokasyon bazlı yönlendirmeler, stadyum / salon içinde anlık oylamalar, bildirim yoluyla her türlü ileti-promosyon-uyarı… Sayılamayacak kadar çok imkan ve ihtimal var, hepsi de heyecan verici ama yazımızın konusu bu değil..

İŞİMİZ VERİ, GÜCÜMÜZ BİLGİ

Bir asır kadar önce petrol dünyadaki ticaret ve endüstrinin eksenini değiştiren emtia olmuştu.  2006’da ise Tesco Clubcard ödül programının mimarı da olan İngiliz matematikçi Clive Humby “DATA is the new OIL” cümlesiyle  21.yüzyıl ekonomilerinde beliren fikirlerin adını koydu. 

Bugün yeni petrolün DATA (veri) olduğu pek çok yerde kabul görüyor. Bir varil ham petrolün piyasa değeri belliyken, data tek başına para etmiyor. Tıpkı petrol gibi, data da işlendikçe farklı kullanım alanları buluyor ve değer kazanıyor.  Öte yandan verinin sayısız üstünlüğü de var.  Sınırlı bir kaynak değil, kendini yeniden üretiyor.  Fosil yakıtlar yanıp yok olurken, data her analiz edildiğinde yeniden yorumlanabiliyor. Eskiyor belki ama her an kullanılabilecek şekilde saklanıyor.  Saklamak için büyük rafinerilere de ihtiyaç yok, cebinizde taşıyabileceğiniz birkaç gigabyte bilgiyle hayatı değiştirmek mümkün.  Veri petrolün aksine çevreyi kirletmiyor hatta doğal yaşamı kurtarmak için bile bu amaca yönelik toplanacak verilere ihtiyaç var. Petrolün üreticileri sınırlı sayıdayken, bilgi her yerde üretiliyor ama ileri teknikler kullanarak işlemek ustalık ve birikim gerektiriyor. Veri petrolden daha değerli, sonsuz döngüsü ile güneş enerjisini andırıyor ama onu bir alanda yoğunlaştırıp nükleer güce dönüştürmek de mümkün…


Bakalım incelediğimiz uygulamada enerji kaynakları nasıl kullanılmış? Galatasaray’ın sunduğu yeni kanalda üye olan kişi adını soyadını belirtiyor. KVKK mevzuatı gereği zorluk yaratmaması adına TCKN kontrolü de yapılmıyor. Kişi e-mail adresini, MSISDN bilgisini (cep telefonu numarası) veriyor. Üyelik esnasında doğum tarihini ve cinsiyetini belirtiyor. Buradan sonra uygulama ekosisteminde (Google Play ya da Apple Store) 1 aylık, 6 aylık ya da yıllık üyelik gerçekleşiyor ve standart içerikten fazlasını vaat eden özgün “premium content” dünyasına adım atılıyor.

Toplanan veri ve ulaşılan bilgi düzeyi mobil uygulama için yeterli ama Galatasaray’ın kapasitesinin altında kalıyor, markanın birikmiş ihtiyaçlarını karşılama amacı da gütmüyor.

O mâhîler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler

Türkiye’de markalaşmış spor kulüpleri renklerine sevdalı insanların katkısıyla oluşan bilgi evreninden bihaber yaşıyorlar. Yüzbinlerce insanla karşılaşıyorlar, haberleşiyorlar, ister istemez veriye ulaşıyorlar ama sahip oldukları imkanın büyüklüğünü tam kavrayamıyorlar. Şairin deyişiyle, suda yüzüp deryanın azametini bilmeyen tuhaf balıklar misali… Global veri okyanusu ise zihin sınırlarını zorlayacak büyüklüğe ulaştı.

2017 verileri

Galatasaray’ın her bir ferdini, her bir tüketiciyi, her bir potansiyel müşterisini kendi evreninde doğru koordinata oturtacak bir sisteme ihtiyacı var. İdeali işaret eden tanımdan maksadım şu, insanların ya da belli özellikleri birbirine benzer insan gruplarının (customer segments) Galatasaray ile kurduğu maddi ve manevi ilişkiyi anlamaya, analiz etmeye, anlamlandırmaya ihtiyaç var.  Bu köklü aşk markası, sarı-kırmızı her kilide uyan bir anahtar vermeli sevenlerine ve her seferinde anahtarın kaç kere ve nasıl kullanıldığı izlemeli, peki acaba o anahtar bu incelediğimiz application olabilir m?

Birkaç basit örnekle konuyu açalım. Mesela uygulamaya üye olan kişinin sezonluk futbol ya da basketbol kombinesi var mı? Galatasaray Spor Kulübüne üye mi? Daha önce Galatasaray’ın herhangi bir markalı ürün ya da hizmetini kullanmış mı? Bu soruların cevapları ne işe yarar derseniz, kombine sahibi insanın stadyuma hangi yolla gidip geldiğini öğrenebilir ya da aldığı hizmet seviyesinden memnuniyetini ölçebilirsiniz. Galatasaray Spor Kulübü üyeleri bu uygulamayı henüz çok düşük bir penetrasyonla kullanıyorsa, küçük bir serzenişi iliştireceğiniz bir iç iletişimle onları uygulamayı mobil cihazlarına indirmeye davet edebilirsiniz. GS Bonus ya da GS Mobile hat kullanıp kullanmadığını anladığınızda bu ürünlerin potansiyelini harekete geçirecek adımlar atabilir ya da segmentin özelliğine göre çapraz satış olanakları kovalayabilirsiniz.

Mesela uygulamaya üye olan kişi nerede ikamet ediyor? İl, ilçe hatta büyük şehirlerde mahalle bilgisiyle edinilse… Elbette adres sabit değil değişken veridir ama güncellenebilir. Peki ya bugün aldığınız lokasyon bilgisi ne işe yarar? Elinizdeki satış analizleriyle yeni öğrendiğiniz adres bilgisi arasındaki korelasyonu incelersiniz ya da yeni bir perakende mağaza açacaksanız müşterinizin nerede yoğunlaştığını kestirmenize yarayabilir. Örneğin İstanbul’un Üsküdar (Altunizade, Barbaros, Selimiye, Valide-i Atik, Zeynep Kamil) ya da Kadıköy (Koşuyolu, Acıbadem) mahallelerinde oturanlara ulaşırsanız onları çok yakınlarındaki Burhan Felek Spor Salonu’ndaki voleybol maçlarına yönlendirmeyi deneyebilir, yeni ve sadık voleybol izleyicileri kazanabilirsiniz (anılan semtlerde 2019 nüfus verilerine göre 150.000’i aşkın insan yaşamaktadır ve ulaşacağınız 300 yeni voleybol seyircisi bile salondaki ambiyansı takımlarınız lehine değiştirebilir)

Acaba uygulamaya üye olan kişinin çocuğu var mı? Çocukların doğum tarihleri nedir? Bu soruların cevaplarına muttali olunsa, çocukların doğum günlerinde onlara GS Store mağazalarında yaşları kadar ekstra indirim sunabilir, 23 Nisan’da özel tasarlanmış virtual badge gönderebilir, spor okullarının tanıtımlarına davet edebilir ya da çocuk ürünleri ile ilgili olası sponsorlarınızla görüşürken masada “asset” olarak kullanabilirsiniz.

Acaba bu insanlar kulübün resmi kanalları dışında hangi mecralardan Galatasaray haberlerini ve yorumlarını takip ediyor? Kulüp yönetimi olarak önemsediğiniz bir TV kanalının ya da gazetenin taraftardaki ağırlığını ölçebilir ya da kulübün müktesep haklarına veya itibarına halel getirecek içerikleri sıkça üreten mecralarla nasıl uğraşmanız gerektiğine dair öngörü edinirsiniz.

Kullanıcı bu kadar veriyi neden versin, niçin birkaç dakikasını buna ayırsın?” sorusu sorulabilir. Uygulamada bir aylık üyelik 19,99 TL, ödeme yapmanın alternatifi istenen tüm bilgilerin verilmesi olabilir. Böylelikle fayda/maliyet konusunda çekincesi olanlar için de bir aylık free trial dönemi tanınmış olur. Yeri gelmişken, sanal alemde kredi kartı kullanmaktan geri duran insanlara nakit para gibi işlem yapabilen sanal kart opsiyonu da mutlaka izah edilmelidir.

Bunların yanı sıra kurumsal çözüm ortaklarınız ve sponsorlarınızla masaya oturup, onların merak ettiklerinden yola çıkarak ortak sorular oluşturabilirsiniz. Bu yolla elde edilecek data & profiling hem sponsorları mutlu edecek hem de karşılıklı beklentilerin olduğu bu ticari ilişkileri daha verimli hale getirecektir. Mevzuat ya da bireysel sözleşmelere aykırı olmamak kaydıyla ya da kullanıcılardan “açık rıza” alarak eldeki verileri, farklı veritabanlarıyla çarpıştırarak netice almak da mümkün.  Telefon numarası üzerinden GS Bonus datası ile birleştirip kesişim kümesinin harcama eğilimleri hakkında genel bilgi edinilebilir.  GSM servis sağlayıcılarla işbirliği yapılarak abone olunan cihazın teknik verileri ya da mobil browser ile en çok ziyaret edilen spor içerikleri analiz edilebilir.  Bunlar pek çok kısıtlama çerçevesinde çalışılacak hassas projelerdir ancak denenmesini kesinlikle öneririm.

Farzedelim Türkiye pazarına yeni girecek B2C bir marka ile yapmayı umduğunuz iş ortaklığını anlamlı hale getirecek datayı önceden kestirebilirseniz, müzakere masasında olası rakiplerinizin önüne geçebilirsiniz.

Eğer doğru verileri toplamışsanız kendinize bir hedef kitle (targeted segment) belirleyip uygulama kullanıcıları arasında o kitlenin yoğunluğunu araştırabilirsiniz.

Uygulama içinde reklam alanları oluşturacaksanız, reklam verenin beklentilerine göre veri toplayıp reklamın etkinliğini artırabilir, gelirinizi yükseltebilirsiniz. Doğru bir profilleme çalışması yaptıysanız, DCO (dynamic creative optimization) ile kişiselleştirilmiş reklam gösterme olanağı yakalarsınız.

Buradaki amaç kullanıcı deneyimini en üst düzeyde tutmak olmalıdır. Kendini tekrar eden, yerli yersiz bildirim gönderen, yeni bir şey sunmayan APP saklama kapasitesi 128 GB olan mobil cihazlarda bile barınamayacaktır. İnsanların kendilerini özel hissedeceği, pozitif anlamda şaşıracakları, Galatasaray evrenine bir giriş anahtarı (access point) olarak görecekleri ve kendilerini bir topluluğun (community) parçası hissedecekleri ortam ancak data ile mümkündür. Sanal ortam dışında in-app QR Code ile temassız yapabileceğiniz onca işlemi düşünün. Nesnelerin Interneti (IoT), makine öğrenmesi (machine learning), yapay zeka (AI) gibi olanaklar çeşitlendiğinde tek rakibiniz hayal gücünüz olabilir ancak… Elbette bu çalışmaların ahlaki boyutu, veri güvenliği ve kanun koyucunun sınırlamaları unutulmamak kaydıyla! Bilhassa veri elde ettiğiniz kişilerin itimadını boşa çıkarmamak, işbirliği yaptığınız kuruluşlarla karşılıklı güven paydasında buluşmak teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin önemini yitirmeyecek.

Topladığınız veriyi doğru analiz eder ve iyi tanımlanmış iş hedeflerine yönelik işleyebilirseniz customer insight elde edersiniz ki, kurum içindeki yaratıcı olanakları, global rekabet gücünüzü ve yeni işbirliği ihtimallerini arttırmış olursunuz. Hiss-i kablelvukû veya demode ezberden çıkıp somut bilgiye dayalı daha doğru kararlar alınması ve sporun özü olan insan faktörüne hak ettiği değerin verilmesi açısından organizasyonun kaçırmaması gereken bir fırsattır bu.

Big Data & Business Intelligence en önemli rekabet silahına dönüşebilir

Bu girişimin maliyetler üzerine de tesiri söz konusudur. Örneğin konvansiyonel TV yayıncılığı bütçede zarar kalemi ise, GSTV’yi internet, YouTube ve mobil uygulama üzerinden izlenir bir kanal olarak konumlamak mümkündür, dolayısıyla yeni mecranın başarısı genel yönetim giderlerinden ve televizyonculuk yatırımcılarından tasarruf da sağlayabilir. Mobil uygulama çok başarılı olursa, kayıtlı aktif kullanıcısı milyon barajını aşarsa genişleyebilir, yatırımcı ortak alabilir hatta Galatasaray Dijital A.Ş. BİST üzerinden halka açılabilir.

Kısaca incelediğimiz girişim açık denizde neşeli seyahat gibi, mutlaka yolcular olacak ve gelir elde edilecektir ama esas değer deniz tabanının altında. Uyuyan doğal kaynaklara ulaşmak için sondaj çalışmalarına vakit kaybetmeksizin başlanmalı. İlk yapılması gereken halihazırda eldeki verilerin ayıklanması, sınıflanması, konsolide edilmesi ve daha fazlası için doğru soruların hazırlanması olacaktır.

Galatasaray şüphesiz hem akla hem de duygulara seslenen bir aşk markası (lovemark), sevenlerinin gözünde rakibi / alternatifi yok. Bu büyük kitlenin eğilimleri, tercihleri, yarattığı ekonomi ve ürettiği veri göz önünde bulundurulursa şu an görünmez olan potansiyel kaynak çok büyük… Unutmayalım, dönemsel içerik bir kere kazandırır, zaman ve zemin sizden yanaysa çok da kazandırır ama veri gerçek dönüşümü sağlayabileceği müddetçe sürekli kazandırmaya muktedir…

Content kral, Context kraliçe peki ya engagement & conversion ?

Bereketli olacağını umduğum Galatasaray resmi mobil uygulamasına bol şans diliyorum, Galatasaraylılar telefonlarına / tabletlerine indirsin ve teknik problemlerden azade keyifle kullansın.

https://apps.apple.com/us/app/galatasaray-sk/id1072128137

https://play.google.com/store/apps/details?id=se.footballaddicts.pitch.galatasaray&hl=en

Futbol üzerinden bir kulübün yakın geleceğini planlamak

Profesyonel futbolda 2019-2020 sezonu sona erdi. Mayıslarda kupa hasadı yapmaya alışık sarı-kırmızılılar, bu temmuz ayında beklediklerini bulamadılar.

Galatasaray  kurduğu kağıt üzerinde pırıltılı kadroya rağmen ligi altıncı sırada tamamladı. Bu başarısızlığın adil oyunun ilkeleri ile uyuşmayan ve kulübümüz dışında oluşmuş sebepleri de var. Hiç saklamadan, göstere göstere belli ettiler ki “üç yıl üst üste şampiyon GALATASARAY” istenmedi. Hakemlerin “hata” ile geçiştirilemeyecek kararları ile ters yüz olduk. Dünyayı alt üst eden salgın sonrası yeniden başlayan ligde Muslera ve Andone sakatlıkları, gol umudu superstar Falcao’nun çölde seraba dönüşmesi, kart cezaları, takımın lige verilen zorunlu arada hiç çalışmamış gibi sahada yetersiz performans vermesi, Sayın Mustafa Cengiz’in yaşadığı bir dizi sağlık sorunu nedeniyle yönetimin dağılması ya da dışarıya dağınık görüntü vermesi de eklenince hani neredeyse Mart ayında %100 garanti gördüğümüz Şampiyonlar Ligi bileti yandı.  Bu vesileyle sayın başkana bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletelim, en kısa zamanda mücadele ettiği menhus hastalığı yenmesini diliyoruz.

Her sezonu zirvede tamamlama beklentisi futbolun ruhuna aykırı olsa da, Galatasaray bir kez daha ligi zirvede bitirmeliydi çünkü UEFA Şampiyonlar Ligi gelirine ihtiyacımız var.  Son yıllarda UEFA CL müsabakalarında başarılı olamıyoruz, gruptan çıkmak şöyle dursun çok az puan topluyoruz, ağır yenilgiler de alıyoruz ama 35-40 milyon Euro gelir garantisi hem kâr-zarar hesaplarına hem de kadro maliyetindeki döviz riskine karşı altın anahtar gibiydi. Şimdi denizler ortasında yelkensiz kalma riskini almış durumdayız.

Madem hayat devam ediyor, 2020-21 sezonunu doğru planlamak şart! http://ilkercanalp.com/2017/05/17/galatasaray-model-quick-checklist-for-football-management/ (Üç yıl önce kaleme alındığı halde henüz geçerliliğini yitirmemiş bir futbol yazısı)

Bu planı yaparken de gelenekselleşmiş yönetim zaaflarını, popülizm sancılarını, rating kaygılarını, herkesin gönlünü hoş etme heveslerini bir kenara bırakmak durumundayız. Gayet köşeli, tavizsiz ve bir ustura kadar net ve keskin olmaktır futbolda hiç denenmemiş yönetim modeli! Bu bir tercih de değil üstelik, satranç masasında fazla hamle şansı kalmadı. Aynı oyun anlayışıyla mat olacağımız ve masadan kalkmak zorunda kalacağımız bir sır değil..

Tümdengelim metodunu benimseyip önce takımın maaş bütçesine bakalım. Bugün vergi hariç 55 milyon Euro civarı olan maaş bütçesinin bu yaz maksimum 35 milyon Euro’ya çekilmesi gerekiyor. Bu rakama garanti ücretler, maç başı primleri dahil ancak vergiler hariçtir.  Bu keskin düşüşün mücbir sebepleri şöyle:

  1. Başarıya endeksli Euro bazında gelirden mahrum kalınması
  2. UEFA FFP çerçevesinde yapılan settlement agreement gereği önümüzdeki sezon 1 Euro bile zarar etme lüksü olmaması
  3. Kamu bankalarıyla yapılan kaçınılmaz kredi yapılandırma anlaşmasının dönemsel faiz yükünün ödenme mecburiyeti
  4. Coronavirus nedeniyle spor sektöründeki mali kayıplar, ülke genelinde istihdamda daralma, bireysel satın alma gücünün azalışı ve alternatif gelir modellerinin zora girmesi

UEFA’nın kulüplerin mali performanslarını izlerken kontrol parametrelerinden biri takım bütçesi / toplam gelir rasyosu ve burada kulüplerin %70’i geçmemesi isteniyor (UEFA Club Licensing and Financial Fair Play Regulations-Article 62

Finansal denge konusunda örnek durumdaki Bundesliga kulüplerinde bu oran %50 – %55 aralığında.. Bizim Almanları da geçip, olağanüstü bir dirayetle %40-45 aralığını hedef almamız gerek. Bilançoları sportif başarı beklentisinden arındırılmış şekilde sürekli kâr eder durumda tutmak yegane hedeftir. Alman ya da İngiliz kulüplerinde olmayan “yıllık gelire oranla büyük borç yükünü” çevirebilmenin görünür gelecekte başka çaresi yoktur. Yazımızın konusu olmadığı için taşınmazların değerlendirilmesine, sermaye artışına, negatif öz kaynak açmazındaki şirketlerin alması elzem diğer tedbirlere burada değinilmeyecektir.

Takım bütçesini düşürürken sportif başarı hedefinden vazgeçilemeyeceğine göre birkaç topu aynı anda düşürmeden çeviren jonglör gibi becerikli olmak da şart.  Üstelik bu beceriyi önce Sportif A.Ş. yönetim kurulu sonra da Fatih TERİM hocamızın birlikte sergilemesi gerekiyor.

İlk adım mevcut kadroda yolların ayrılacağı oyuncular sayesinde maaş bütçesinde açılacak yeri hesaplamaktır.  Geride bıraktığımız sezon başlangıcını kerteriz alarak 31 Mayıs 2020’de sözleşmesi biten oyuncularımızı sıralayalım: Selçuk İNAN, Ryan DONK, Yuto NAGATOMO, MARIANO, NZONZI, SERI, Emre MOR, Florin ANDONE, Henry ONYEKURU ve LEMINA

Kiralık oyuncular Nzonzi ve Emre Mor ile yollar çok önce ayrıldı. Kaptan Selçuk İnan futbolu bıraktı. Mariano ve Nagatomo duygusal biçimde veda ettiler.  Kiralık Onyekuru’yu Monaco ligimiz tamamlanmadan çağırdı, gözü arkada, gönlü Florya’da kalsa da gitmek zorunda kaldı. Kiralık Andone iki ağır sakatlık sonucu bizde kalmaz. kiralık Lemina veda etti, kiralık Jean Michael Seri ile de devam edilmeyebilir. Kısıtlı gelir ve UEFA sınırlamaları nedeniyle takımımızın bol kiracılı eski bir apartmanı andırdığını bir kez daha vurgulayalım.

Görünen o ki yalnızca Ryan DONK ile kontrat uzatacağız. Bu durumda orta sahamız yok olmuştur, acil olarak bek ihtiyacımız vardır.  Öte yandan DONK hariç bu 9 ismin ayrılmasıyla maaş bütçesinde 16 milyon Euro’yu aşan bir boşluk oluşmuştur. Doğru planlamayla bu durum bir fırsat penceresi olarak görülebilir.

İkinci adım eksilen oyuncuların ikamesi için transfer bütçesi yaratmak çünkü UEFA FFP settlement agreement gereği elde ettiğimiz bonservis geliri kadar oyuncu satın alabiliriz. Burada satılabilecek çok az oyuncumuz olduğunu görüyoruz yani kiralık oyuncuların fazla olduğu ve biraz da yaşlı kadronun maaş yüküyle denk olmayan düşük bir global piyasa değerlemesi söz konusu.  Mutlaka satılması gereken birinci isim sporculuk karakteri gelişmemiş “problem çocuk” Younes Belhanda. En başta alınması doğru bir seçim değildi, Faslının kontratı da bir acayip, umarım bu yaz kendisiyle vedalaşmayı başaracağız.  Savunmanın merkezindeki Marcao-Luyindama ikilisine talip çıkması mümkün ancak bu ikiliyi bozarsak bir de sağlam stoper bulmak gerekecektir.  Global piyasasi olabilecek bir de Feghouli var.  Cezayirli Soso formda olup sahaya aklını verdiğinde pek çok kritik maçın kader oyuncusu olabiliyor ama 3.850.000 Euro net maaşıyla 35 milyon € toplam bütçeli takım idealinin de dışında kalmakta.

Yere düşürmeden çevirmek zorunda olduğumuz üçüncü top TFF’nin “yerli ve milli” icadı yabancı futbolcu sınırlaması.  TFF önümüzdeki sezon 14 yabancı ile sözleşme yapmayı serbest bırakıyor ama sahada en fazla 8 yabancı olabileceğini de dayatıyor.  2021-2022 sezonunda 12 yabancı (yedisi sahada), 2022-2023 sezonunda 10 yabancı (altısı sahada) diye de sınırlama sıkılaştırılmış.  (Not: Bu yazının kaleme alınmasından bir gün sonra TFF yabancı sınırlamasının uygulamasını bir sezon erteleyerek 2021-2022’ye bıraktı. Mevcut uygulama bir yıl daha geçerli olacak)

Dördüncü parametre takımın dinamizmini ve piyasa elastikiyetini artırmak için takımın yaş ortalamasının düşürülmesi, sahada veteranlar karması görüntüsü kimseyi memnun etmez.  Bu sezon başında Galatasaray’ın 11 yabancılı ideal 11’nin yaş ortalaması 31’e yaklaşıyordu!  Oysa diri, mücadeleci, topa sert, birbirine bağlı ve hedef odaklı bir takım lazım bize ve bu lige… Bir zamanlar “ne pahasına olursa olsun” diyerek bir araya getirilen yıldızlar karması kadroları artık finanse edemeyiz, performansı şöhretinin çok gerisinde eski tüfeklere ve papazlara zaten tahammül edemeyiz. Bu sezon 18 kişilik dar rotasyona mülkiyeti kulübümüzde olmak kaydıyla 23 yaş ve altı iki oyuncuyu da mutlaka monte etmeliyiz.

Beşinci yakar top futbola bağlı gelirlerimizin kaynak para birimi Türk Lirasının sürekli değer kaybetmesi ve yürürlükteki güncel düzenlemeye göre yeni transferlere gelen %40 vergi yükü.  Yeni alınacak 1 milyon Euro net maaşlı bir oyuncunun kulübe brüt maliyeti, %20 stopaj + %20 gelir vergisi üzerinden 1,66 milyon Euro’ya yükseliyor.  Türkiye’de oyuncular gelir vergisi ödemediği için %20’yi futbolcuya yansıtmak da kısa vadede mümkün görünmemekte.  Üstelik devlet de tam ve zamanında ödenen stopajın amatör branşlarda kullanılmak üzere kulüplere iadesi uygulamasını sona erdirdi.  Kazancın dibe vurduğu sezonda yeni vergi uygulaması büyük bir kambur olmaya namzet.

Yukarıdaki maliyet planlamasında biten sezona Florya’da  başlamış ama Galatasaray’dan ayrılan dokuz oyuncu için 16 milyon Euro’yu aşan bir maaş bütçesi açığa çıkmıştı.  Kaçınılmaz olarak pek çok yeni oyuncu alarak yepyeni bir takım omurgası oluşturacaksak ve toplam maaş bütçesini 35 milyon € olarak hedefliyorsak kadronun en pahalı oyuncularına da kement atmak durumdayız.

Bonservis geliri de elde edeceğimiz düşünüldüğünde muhakkak satmamız gereken Younès Belhanda yeni kulübüyle imza attığında maaş bütçemizden 3,35 milyon Euro daha düşeriz. Ajax’a kiralık gönderdiğimiz ama geri dönecek 1986 doğumlu Ryan Babel’i başka bir kulübe gönderebilirsek 2,5 milyon Euro daha tasarruf etme ihtimali doğabilir.  Mevcut kadromuzda Sofiane Feghouli yıllık net 3,85 milyon Euro ile en yüksek ikinci maaşa sahip ama iyi bir bonservis geliri elde edilemeyecekse risk alıp Soso’yu kadroda tutmak da ihtimaller arasında. Belhanda’yı satmak kadar büyük bir önceliğimiz de, mutlu olacağı bir ligde talibini bulup (muhtemelen USA-MLS) sansasyonel Radamel FALCAO kontratından çıkmaktır.

Falcao – Belhanda – Feghouli

Sanal alemde histeri krizleri yaratan, futbolla ilgili olmayan sahte celebrity figürlerin bile diline doladığı, taraftarın yolunu gözlediği, binlerce insan tarafından havalimanında karşılanan, stadyumda özel imza töreniyle lanse edilen büyük yıldız EL TIGRE maalesef sahada bekleneni veremedi. “Şampiyonlar Liginde iki maç kazandırsa maaşını çıkarır” diyenler hatırlar mı bilmem ama kendisine çok umut bağlanan altı maçın üçünü kaçırdı. Oynayabildiği üç maçta kaleye isabetli şut dahi atmaya muvaffak olamadı.  Trabzonspor ve Başakşehir ile oynanan dört maçın hiçbirinde sahada değildi. Aşil tendon / diz / baldır derken 45 dakikadan fazla süre alabildiği lig maçlarının sayısı 13! Sözün özü, Falcao kendisinden büyük beklentisi olmayanları haklı çıkardı ve “Futbolda Popülizmin İflası” nın sembol isimlerinden birine dönüştü. 

http://ilkercanalp.com/2019/09/04/en-uzun-transfer-mevsimi-el-tigre/  (İstanbul’a ilk geldiğinde Falcao ve Galatasaray hakkında bir futbol yazısı)

2 Eylül 2019 tarihli KAP bildirimine göre FALCAO Galatasaray’dan yıllık net 5 milyon Euro maaş alıyor.  KAP bildiriminde başka detay yok ve sezonluk maliyetinin 6,5 ila 8 milyon Euro arası olduğuna dair pek çok spekülasyon çıkmasına rağmen kulüp detayları açıklamadı.  Radamel FALCAO’nun parçalı forma giyeceği resmen açıklandığında (02/09/2019) 1 Euro = 6,38 TL idi. Bu yazının kaleme alındığı 28 Temmuz 2020’de 1 Euro 8,20 TL’ye kadar yükseldi. İmza tarihinden bugüne dek Falcao’nun çıplak, net, vergisiz maaşındaki yalnızca kur farkı 9.100.000 TL ediyor! Daha dün imzaladığımız Sixty & Magdeburger sponsorluk anlaşmasının neredeyse 1/3’ü tek kontratın 11 aylık kur farkına gitmiş vaziyette! UEFA CL gelirinin olmadığı, yayıncı kuruluşun taahhütlerinden yan çizerek sürekli kesintiye gittiği, yeni sezon için kombine satılması mümkün görünmeyen, yüz binlerce insanın işsiz kaldığı ve herkesin alım gücünün düştüğü dönemde FALCAO bu maliyet yüküyle bizimle kalamaz. Kemer sıkıp takım bütçesini küçültmek durumunda olan Galatasaray’da böyle pahalı bir futbolcunun yer alması gerçekçi değil…  Bu yıl ligde attığı 10 gol ve kupada Tuzlaspor’a attığı gol karşılığında bu seviyede ücret ödeyemeyiz, “Seneye 25-30 gol atar belki” diye adak adayacak halimiz de yok.

Sonuçta Belhanda+Babel+Falcao üçlüsüyle yollar ayrılırsa minimum 11 milyon Euro daha bütçede rahatlama mümkün olur.  Sofiane Feghouli ise elde edilmesi muhtemel bonservis bedeline göre ayrıca değerlendirilmelidir ancak salt garanti maaş olarak düşünürsek yeni maliyet platosunda sırıtan bir kalem olarak durmaktadır.

Sahada sekiz yabancı sınırı, ilk 11’de üç pozisyonun T.C. pasaportlu futbolcular tarafından doldurulacağı anlamına geliyor.  Karmaşayı azaltmak için üç pozisyon seçip, yedeklerini de Türk oyunculardan seçenler sezon içinde rahat ederler. Örneğin stoper, sol bek, ve sağ açığı Türk olan bir kulüp, yedeklerini de Türk olarak takımına katmayı başarırsa ceza ve sakatlık durumlarında daha az panik yaşayabilir. Ya da birkaç farklı pozisyonda oynayabilecek, çok yönlü (versatile) Türk oyuncu bulmak gerekir ki, o daha zor görünmekte. 

Sahada yalnız 8 yabancı yer alabileceğine göre, 14 yabancı ile sözleşme imzalayarak altı ismi tribüne oturtmak israfa girer. 2020-21 sezonunda Galatasaray’ın kadrosunda 10 en fazla 11 sözleşmeli yabancı bulundurması makul olacaktır. Güzel oyunun ruhuna aykırı bu saçma sınırlama ve kuralların kaldırılması için de kulüp tüm imkanlarıyla kulis yapmalı ve kamuoyu yaratmalıdır.  Elbette vergi cenneti tropik adaların vatandaşlık dağıtması misali, 250.000 Euro bedelli taşınmaz tapusu eşliğinde resmi makamlara başvurup T.C. pasaportu alacak yabancıları oynatma imkanı da zorlanabilir!!

Mevcut yabancı oyuncu kontratlarına bakacak olursak MUSLERA-DONK-LINNES-MARCAO-LUYINDAMA-SEKIDIKA-SARACCHI-FEGHOULI ile Florya’dan uzaktaki DIAGNE? ve RYAN BABEL? On yabancı oyuncumuz kaldıysa, kontenjana göre dört oyuncu almak teorik olarak mümkün. Anlamsız israfı önlemek adına, yukarıda tarif edildiği gibi en fazla bir yeni yabancı oyuncuyla daha sözleşme yapılması önerilir ama yerli piyasası ve takım formasyonu açısından bu imkansız görünüyor.  Galatasaray seviyesinden epey uzak olan Sekidika’nın kiralanması durumda rakam iki, sahadan ziyade sosyal medyada etkili Pinky Pie Babel’den kurtulmayı başarırsak yeni yabancı transfer sayısı üç olur.  Burada kritik isim Mbaye DIAGNE.. Disiplin anlayışı ve profesyonel yaklaşımı sporcu olmaya uygun değilken, bu arızalı karakteri başka kulübe satabilir miyiz yoksa Fatih TERİM’den psikiyatri uzmanı gibi Senegalliyi yola getirmesini mi bekleyeceğiz? DIAGNE için Kasımpaşa’ya 13,5 milyon Euro tutarında bir bonservis ödemiştik, yatırım verimliliği adına da bu karar kritik.  Hatırlamamak olmaz, Kasımpaşa oyuncuyu Çin’den bedavaya almıştı! Diagne’den bağımsız yaratılacak transfer bütçesi yetmezse yine kaçınılmaz olarak bonservisi elinde olan ya da kiralık oyuncular ön planda olacaktır.

Mbaye Diagne

Ne yazık ki profesyonel futbol takımımızda Türk oyuncular açısından daha sıkıntılı durumdayız. Şu anda ilk 11’de yer alacak ya da ilk 11’i zorlayacak görünürde 5 oyuncumuz var. Emre AKBABA, Ömer BAYRAM, Adem BÜYÜK, Taylan ANTALYALI ve Sivasspor’dan yeni transfer Emre KILINÇ… Şener Özbayraklı, Jimmy Durmaz, Ahmet Çalık kadroda ritmi tutturamadılar ve muhtemelen bu isimlerle yollar ayrılabilir. Kayserispor’a kiralık giden Emre Taşdemir’in son durumunu bilemiyoruz.  Florya’da yetişen Emin BAYRAM, Atalay BABACAN, Yunus AKGÜN gibi isimler ise “birer umut” olmayı halen sürdürüyorlar.  Dolayısıyla 4-5 de Türk oyuncu transfer etmek gerekecek.  Bu Türk oyuncular için birkaç “ön şart” belirlersek seçenekler işin başında netleşir, başımız daha az ağrır kanaatindeyim

  1. Tercihen 30 yaş üstü oyuncularla ilgilenilmemelidir
  2. 2018-19 ve 2019-20 sezonlarındaki performans sürekliliği olan oyunculara öncelik verilmelidir
  3. Maç istatistikleri, sakatlık ve ceza durumu gibi detaylar ortada olsa da oyuncunun son durumu, alışkanlıkları, sporcu karakteri ve psikolojik direnç düzeyi farklı kaynaklardan özenle soruşturulmalıdır
  4. Aktif spordan kopmuş, bireysel fitness yapan, bir zamanlar kariyeri parlak eski oyuncular için rehabilitasyon merkezi olamayız
  5. Galatasaray’da daha önce forma giymiş ve ayrılmış oyuncuların kulübümüz hakkındaki his ve düşüncelerini iyi tartmalıyız.  Bizden nahoş şeklinde ayrılmış, Florya’yı kürkçü dükkanı olarak gören isimler bu yaz oluşacak yeni kadronun da havasını bozmaya yetecektir
  6. Futbol ailesinin ya da magazin dünyasının enfekte figürleriyle içli dışlı olan, düzensiz hayat / agresyon / kriminal vaka gibi pürüzleri olanlardan itinayla uzak durmalıyız
  7. Galatasaray’ı kariyer fırsatı ya da Avrupa’nın beş büyük ligi için basamak görecek futbolcular aramalıyız. Bizi emeklilik öncesi son durak ya da aile düzenini bozmamak adına İstanbul’da yeni adres olarak görenlerden hayır gelmez
  8. Türk oyuncularla TL kontrat yapacağız, beğenmeyene kariyerinde başarılar dileyip masadan kalkacağız.

Takım kimyası ve total performans anlamında en büyük güvencemiz yine Fatih TERİM… 2020-21 sezonu için en büyük dayanağımız da Fatih TERİM…  Yalnızca kazandığı başarılar, kaldırdığı kupalar ve bize kattıkları değil konu… Hocamız 1 Kasım 2019’da maç sonu basın toplantısında şunu söylemişti:

“Transfer yaparken oyuncuların geçmişine harcama yapıyoruz halbuki geleceğine harcama yapmamız gerekir”

İşte bu cümle yaz mevsiminin parolası olmalı. Elbette bu cümlenin şöhretli yabancı futbolculara yönelik sarf edildiğini düşünmek mümkün ama hocanın futbolcuyu pasaportuna göre değil karakterine / yeteneğine / aidiyetine göre tasnif ettiğinin de şahidiyiz.   Bu cümlenin TFF’nin yabancı sınırı saçmalığından önce dile getirildiği ve yerli piyasasındaki darboğaz nedeniyle artık geçerli olmayabileceği öne sürülebilir ama TFF’nin oyunun ruhuna aykırı kararı asla sürpriz olmasa gerek?  Futbolun her zerresine nüfuz etmiş merkez siyasetin bıkkınlık veren “yerli ve milli söylemi” varken, ta şike döneminde “gerekirse hep birlikte birkaç yıl Avrupa’ya gitmeyiverelim” çıkışları yok muydu? R.Tayyip Erdoğan stadyumlardaki ARENA isminin Türkçe olmamasından bahisle değiştirilmesini isterken daha resmi bildirim gelmeden tesislerinin adını değiştirmek için yarışan kulüpleri unuttuk mu?  Galatasaray sahaya 11 yabancıyla çıktığında “İstiklal marşını söyleyecek adam yok” diyen saray şeytanlarını hatırlıyor olmalıyız.  “Yurt dışına döviz gidiyor, Milli Takım zora düşüyor, bizim çocuklarımız süre alamıyor” söylemleri bilinirken TFF’nin son kararı kesinlikle sürpriz değildir. Futbol alemini yakından izleyen kimse için şok yaratmaz ya da yapılmış hazır planları çöpe atma mazereti sayılamaz. PLAN dediğiniz, olumlu ve olumsuz senaryolara intibak becerinizi test etme süreçleri değil midir zaten?

Bu yaz mevsiminin parolasını Kasım 2019’da belirleyen hocamız mutlu ve huzurluysa “başarı garantili teknik direktör” olarak meslektaşlarından ayrılır ama işte huzursuzsa, kafası dağınıksa, uğraşmaması gereken işler önüne dosya olarak gidiyorsa sonunda tüm Galatasaraylılar üzülüyor.  Mevcut yönetimin siyasi ömrü üzerine tahmin yürütmek kolay değil lakin görevde kaldıkları süre boyunca Fatih hocaya arzuladığı çalışma koşullarını azami sağlamak durumundalar.  Hoca ile kaderlerini birleştirdiler, bu yoldan dönüş yok!  Hocanın her istediği futbolcuyu alamazlar ama hocanın asla istemediği isimleri de Florya’ya sokmamalılar. 

Fatih TERİM Galatasaraylıları hep uzak ufuklara ve büyük hayallere özendirse de, aslında gayet realist biri. Mealen:  “Hocam bütçe bu, kurallar malum, bizim düşüncelerimiz ve beklentilerimiz şudur, senin Florya mutfağında bu malzemeyle en iyi yemeği yapacağına inanıyoruz. Sen de bize sezona dair talep ve beklentilerini söyle ki lazım olan hazırlığı yapalım, elden gelen tedbirleri alalım” denecek, fazlasına gerek yok. Mutlaka samimi olunmalı, iletişimde aracı kullanmamalı, dedikoduculara kulak asmamalı. Futbolun duayeni Galatasaraylı hocayı bir şekilde “hoş” tutmalı Sportif A.Ş. yöneticileri.  Başka çareleri yok ama bunun farkında olduklarından tam emin değilim?

Rekabet açısından yukarıdaki zorlu koşullar Fenerbahçe ve Beşiktaş için de aynen hatta fazlasıyla geçerli..  Trabzonspor düşük maliyetli kadrosunu muhafaza ettiği ve stoper tandemini istikrarlı hale getirdiği takdirde yeşil sahada daha avantajlı görünse de kör göze parmak yönetim zaafları ve teknik adam sorunu nedeniyle yine tökezleyebilir.  Çöpsüz üzüm tadındaki Başakşehir ise siyasi iktidarın ve kerameti kendinden menkul gelir kaynaklarının sayesinde lig yarışına “pole position” olarak başlar.

Biz ise her koyunun kendi bacağından asılacağı varsayımıyla sezon başında seçeceğimiz doğrulara uygun planlı hareket etmeliyiz. Sanal kalabalıkların asla tatmin olmayacak hırs ve arzularına ya da medya rüzgarına kapılırsak eldeki plandan sapar, bildiğimizi de unuturuz. Ayrıca bazı koyunlar uçurumdan aşağı atlıyor ya da kasabın bıçağını yalıyor diye o çürükler familyasına yakın durmak zorunda da değiliz.

Futbolun aktörleri değişmedikçe önümüzdeki sezon yine “ZORLU” olacak ama Galatasaray’ın olduğu her yerde UMUDA daima yer vardır. Yeter ki yapacağımız plana sadakat ve işler ters giderken temel stratejiden sapmayacak dirayetimiz olsun…

Jupp DERWALL

Organize kötülüğün karşısında durabilmek

Galatasaray profesyonel futbol takımının teknik direktörü Sayın Fatih TERİM 5 Eylül 2019 saat 19:05’te ilan edildiği şekliyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) tarafından 4 resmi maçtan men edilmiş ve 19.500 TL para cezasına çarptırılmıştır. Cezanın gerekçesi 30 Ağustos 2019’da oynanan Kayserispor maçı ertesindeki “sportmenliğe aykırı açıklamalar” olarak gösterilmiştir.

Bunun üzerine Galatasaray Spor Kulübünün saygıdeğer başkanı cezanın haksız ve adaletsiz olduğuna dair tepki göstermiş, GSTV’de bu yönde açıklamalarda bulunmuştur. Bu tepki Galatasaraylıların çoğu tarafından yetersiz, etkisiz ve söylem olarak dağınık bulunmuş görünüyor, en azından ilk izlenimler bu yönde.

İletişimde amaç, zamanlama, hedef kitle, tonlama, ana mesaj, umulması elde edilen etki ve içinde bulunulan koşulları asla göz ardı etmemek gerekli. TFF bünyesindeki PFDK elindeki talimatlara göre ceza verme yetkisi olan bir kurul, verdiği cezaları sorgulamak, eleştirmek ya da itiraz etmek de ilgili muhatapların hakkıdır.

Tepki gösterirken ilk amaç Fatih hocaya ve Florya’daki ekibine yalnız olmadıklarını hissettirmektir. Sportmenliğe aykırı açıklamalar diye yaftalanan cümlelerin şahsi propaganda ya da gösteri değil, 40 yıllık deneyime binaen Galatasaray camiasına uyarılar olduğu kabul edilmelidir.

Dün gösterilen tepkinin zamanlaması doğrudur eğer önceden bu gibi durumlar için profesyonel hazırlık yapılmışsa elbette? Açıklamanın hedef kitlesi beklendiğinin aksine “asalım keselim yetti artık” diyen ümitsizler değil cezayı verenler ve tarafsız kamuoyudur. Galatasaraylıların zaten %99’u Fatih Terim’in arkasında duracaktır. Biz bize propaganda iletişim değil hamaset olur. Hedeflenenler bu haksızlıktan haberdar olması gerekenlerdir, arka planını bilmeden bu cezanın haklı olduğunu zannedenlerdir. Tonlama ise kör bir öfke, derin üzüntü ya da hayal kırıklığından beslenemez. Öz güven, kararlılık ama hepsinin ötesinde bu tip organize ve profesyonelleşme eğiliminde menfur girişimlere karşı hazırlıklı olunduğu vurgusu içermelidir. Umulan etki ise hedef kitlenin bu organize kötülüğün Galatasaray’ı sendeletmeye yetmeyeceğini, birilerinin afişe olacağını hissetmesi ve kamuoyunda Fatih Terim’e karşı yürütülen hasmane kampanyanın bazı vicdanlarda mahkum edilmesidir. Umulan etkiye ne kadar yaklaşılırsa Fatih Terim arkasındaki gücü hissedecek, üzerindeki yük hafifleyecek, tüm Galatasaraylılar da teskin olacak ve daha soğukkanlı davranacaklardır. Bu tarz bir iletişimde hatırlatmalar, geçmişle karşılaştırmalar, doğru bilgilendirmeler her zaman ana mesajı destekler ve ilgi çeker. İçinde bulunduğumuz koşulların olumsuz, değişken ve kırılgan olduğunu bilerek tedbirli ve tutarlı adımlar iletişimin olmazsa olmazıdır.

Spesifik bir olaya duyulan tepki ya da ceza verenlere cevap verileceğine göre ideali 3 dakika içinde ana mesajı eksiksiz verebilmektir. Birinci kısıt içeriği zamana uydurmaktır, bu yalnız hitabet becerisi ile değil hazırlık ile mümkündür. İkinci kısıt o an akla gelen lüzumsuz detaylar ya da dolgu cümleleriyle dinleyenlerin dikkatini dağıtmaktır. Mesela dünkü stüdyo mesaisinde gazeteci Osman Şenher tek başına dikkat ve gündem dağıtıcı olmuştur, böylesi bir düzenleme bir daha tercih edilmemelidir. Elbette bu açıklamanın da PFDK tarafından mercek altına alınacağı ve soruşturulacağı malumdur. Hatırlanması gereken, kulüp yöneticilerinin hak mahrumiyeti cezası alması hata olabilirken, teknik direktörün sahada ve soyunma odasında bulunmamasının zaaf olduğudur. Tercih nettir, ceza riski varsa yöneticiler üstlenmelidir. İlk yaylım ateşinde cepheye hemen başkomutanın (kulüp başkanının) sürülmesi de isabetsiz olur. Farklı yöntemlerle ortak irade seslendirilmeli, sezon boyunca birbiriyle çelişen demeç ve açıklama asla olmamalıdır. Aynı zamanda PFDK kararına cevaben atılacak ilk adımı dile getirmek de düşünülmelidir.

Pek çok benzeri ve elbet daha iyileri üretilebileceğini bilerek, anlattıklarıma bir örnekle bu yazıyı sonlandırmış olalım. Şöyle bir açıklama/konuşma/iletişim olabilir miydi dün?

“Gönlünden geçenleri gerçek kılmak adına elindeki imkan ya da yetkiyi kötüye kullanmak dahil her şeyi göze alanları görüyor ve ibretle takip ediyoruz. Bunların bazıları yazılı ve görsel basında, bazıları sosyal medya maskesinin altında, kimisi de futbol ekonomisine yön verme iddiasında olanların arasında kendilerine yer bulmuşlardır.

Sayın Fatih TERİM hocamız geçen yıl “organize ancak amatör kötülük” derken hedef aldığı kişiler futbol topunun adaletine sığınmak yerine masa başında kulüplerin kaderine yön vermek isteyenlerdi.   Yine geçen yıl Kulüpler Birliğinin korsan bildirisini kendi aralarında organize eden ama imzalarına sahip çıkamayanlar aynı zihniyetin uzantılarıydı.  GALATASARAY’ı yalnızlaştırınca çaresizlik hissedip oyundan düşeceğimizi ilk kim düşünmüşse, bilsin ki çok kötü fikir ve epey gülünç !

Futbolun paydaşı sıfatıyla, sezonun hemen başında testi kırılmadan uyarmak bize düşer. Yeni göreve gelen Türkiye Futbol Federasyonu kurullarında üzerinde kulüp formasıyla kendi çıkarını ve siyasetini kovalayanlar var ise eğer –ki dileriz yoktur- işte onların Türk futboluna bir faydası olamaz.  Tüm kurullarıyla birlikte TFF yaptığı eylemlerde, yürüttüğü işlemlerde, aldığı kararlarda eşitlik ve tarafsızlığı unutur, çifte standartı kendi normali olarak benimserse oyunun ruhu zedelenir.  Sporseverler üzülür, kırılır, gerilir ve huzursuzluk üreten bir ortam doğar.  Maalesef görünen o ki 2019-2020 sezonunda da bizler bu güzel oyunun keyfini sürmek için UEFA organizasyonlarındaki uluslararası müsabakalarımızı beklemek zorundayız, oysa futboldan keyif almak Süper Ligin paydaşlarının da hakkı olmalıydı.  Bu keyfi ülkemizdeki futbolseverlere çok gören kimselerin varlığına ancak üzülebiliriz.

Fatih Terim (UEFA Champions League Press Conference)

Kime, niye ceza verdiklerini bilenler ya da farkında olmayanlar için biz yine de, yeniden hatırlatalım.

Sayın Fatih TERİM kulübümüze en büyük başarıları yaşatmış, Kulübümüzün asli unsuru, parçası, evladı bir Galatasaraylıdır.  Hocaya yapılan haksızlık ayrı ayrı her birimize yapılmıştır.  Onu itibarsızlaştırabileceğini düşünenler karşılarında hepimizi bulacaktır.  Hocamıza tam saat 19:05’te bir gün gecikmeyle doğum günü hediyesi yerine böyle bir haksız ceza vermeyi düşünenler de olabilir.  Ceza PFDK’nın yetkisinde olmakla birlikte, cezanın ötesindeki 19:05 tercihinin tesadüf olduğuna asla inanmıyoruz, inandığımız bunun kör göze parmak amatör bir küstahlık olduğudur. Fatih hocanın şahsına duyulan husumet ya da elde ettiği başarıların yarattığı kıskançlık ne ölçüsüz cezanın, ne küstahlığın gerekçesi olamaz. Kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi, kulübe ve kişiye göre katmerlenen ya da hasır altı edilen ceza da olamaz. Ama en üzücü olan, Türk futboluna hizmet etsin diye seçilen ya da atananların Fatih hocanın organize ve giderek profesyonelleşen kötülük tanımlamasına bu kadar alınganlık göstermesi… 

Türkiye Futbol Federasyonuna bu vahim hatadan dönme ve kendisini düzeltme fırsatı vereceğiz, onlar kendilerini düzeltene kadar sebebi belli olmayan adaletsiz, ölçüsüz cezalar için yersiz savunmalar da yapacak değiliz.  Cezaya dair gerekçeli kararın ötesinde amatör küstahlığa dair mazeret bildirimi ve açıklama bekleyen Galatasaray Spor Kulübüdür.  Biz emeğe ve alın terine inanmaya, futbol topunun sahada tarttığı adaleti kovalamaya devam ederiz.  Hak yiyerek, adaletten saparak, hukuku eğip bükerek bize karşı pozisyon olanlar varsa, onlara da buradan duyurmuş olalım.

Menfi bir olayla da olsa, kararlılığımızı keskinleştirenlere, mücadele azmimizi güçlendirenlere teşekkür ediyoruz.  Sahada karşımıza çıkan rakiplerimize daima saygı duyduk ama saha dışında buna cesareti ya da yüzü olmayanları, biz mutlaka bulup çıkaracağız. İsim isim bildiklerimiz dışında yeni şahsiyetler varsa, kendileriyle de bir gün elbet tanışacak, tekrarlayan haksızlıkların camiamızda yarattığı infiali ve hayalini kurdukları hedefin gerçekçi olmadığını onlara da anlatacağız!”

Mayıs 2020

En uzun transfer mevsimi: EL TIGRE

Futbola dair en sevmediğim dönem olan transfer mevsimi bu yaz hakikaten bıkkınlık verdi. Her yıl hafızayı sıfırlayarak şımaran insanların sayısı artıyor ya da sosyal medya sayesinde daha görünür hale geliyorlar. Transferde çalım atıldığını, Temmuz ayında şampiyon olunduğunu, KAP bildirimiyle kupa alındığını düşünenlere tahammül etmeye çalışan tüm sporseverlere “geçmiş olsun” derken bu histerik dönemin bittiğine memnunum, çok şükür..

Muhtelif sınıflamalara tabi tutmak mümkün olsa da futbolda esasen iki tip transfer olduğu kanaatindeyim. İlkinde uzun süre takip edilerek seçilen oyuncunun potansiyeline ve geleceğine yatırım yapılır. Her seçim doğru olamayacağına göre risklidir ama getirisi de büyüktür. İkinci tip transferlerde ise oyuncunun kariyerine ve geçmişine bakarak yüksek maliyet üstlenilir. Çoğu zaman ortada bir yatırım olmamasına rağmen yine risklidir ancak sağladığı rating yüksektir.

Genelde ülkemizde spor gazetelerinde sürmanşet olacak, TV kanallarında daha fazla yer alacak, kulüp yöneticilerinin bol bol fotoğraf çektirebileceği, endüstriyel seyircinin sosyal medyada rakip kulüplerin taraftarlarına yaratıcı laf sokma denemeleri yapmasına vesile olacak “ikinci tip” transferler tercih ediliyor.  Kabaca son 10 yıla baktığımızda kulüplerin mali açıdan neden batık olduğunu ve yaz aylarında taraftarın hararetini yükselten ikinci tip transferlerin bizi ancak üçüncü sınıf futbol ülkesi yapabildiğini sadece transfere olan yaklaşıma bakarak dahi yorumlamak mümkün. 

UEFA ile yapılan çok sıkı yapılandırma anlaşması ile yıllardır süren kıt kaynaklarla büyük beklentileri yönetme cenderesi arasında sıkışan Galatasaray Sportif A.Ş. yönetimi bu yaz dönemi aslında gayet iyi iş çıkardı. Giden oyuncuların tamamı vadesini doldurmuş isimlerdi (Maliyeti nedeniyle kadroda tutamadığımız Henry Onyekuru gibi isimler hariçtir). Hatta keşke A takımda süre alamayacak birkaç genç oyuncumuzu daha düzenli oynayabilecekleri düzgün kulüplere kiralayabilseydik. Kalanlardan bir tek Selçuk İnan’a verilen 4.000.000 TL garantili bir yıllık kontratı anlamak zor. Kaptanı seviyoruz, geçmişte bize büyük hizmeti oldu ama son üç yıllık performansına bakınca sözleşme uzatımı maliyet / performans dengesi açısından hiç makul değil. Yeni gelenlerden Şener Özbayraklı’nın yabancı sınırlaması ihtimaline karşı tedbiren alındığını, futbol oyun geometrisini tam anlamadığını düşündüğüm Emre Mor’un da zihnen rehabilite edilebileceği umuduyla Florya’ya getirildiğini düşünüyorum.  Diğer oyuncuların hem umulan fayda hem de üstlenilen maliyet açısından sınıfı geçtiğini söyleyebiliriz.  Sahadaki performanslarının da bu başarıyı devam ettirmesini diliyoruz.  Sui misal emsal olmayacağı için, geçmiş yıllardaki transfer faciaları ile karşılaştırmadan emeği geçenlere de teşekkür edelim

Şimdi geldik fantastik bir serüvene dönüşen Radamel Falcao García Zárate transferine…

Her futbol takımı iyi bir santrfora ihtiyaç duyar. Hele ki günümüz futbolunda topun saha içindeki dolaşım hızının artması, oyuncuların yükselen fiziksel kapasitesi sonucu savunma önlemlerinin sıkılaşması sonucu az sayıdaki pozisyonda çerçeveyi bulan becerikli santrfor daha kıymetlidir.  Seyredenler hemen hatırlayacaktır, eskiden single malt whisky kıvamında damıtılmış golcüler vardı. Oyun içinde az görünen ama topu bir şekilde çerçeveye gönderen mahir ve kurnaz tilkiler.  Tanju Çolak, Mario Jardel, Romario, Gary Lineker, Hugo Sánchez gibi örnekler aklıma geliyor. Modern futbol tek vuruş becerisi olan ya da altı pası karıştıran golcülerden daha fazlasını istiyor artık.  Mümkünse savunmanın ileri karakolu gibi hücum pres yapsın, iri kıyım stoperlerle boğuşabilsin, oyun sıkıştığında pas istasyonu olsun, sırtı dönük oynayabilsin, atamıyorsa attırsın vs.  Süper karışık kumpir misali hepsini bir arada yapan santrfora çok çok az rastlanıyor, fiyatları da astronomik olup dudak uçuklatıyor.  José Mourinho yönetimindeki Chelsea performansıyla Didier Drogba bu örneklerden biriydi, biz kariyerinin final performansını parçalı formayla izledik ve sahadaki karizmasıyla dahi iz bırakanlardan olduğunu görmüş olduk.

Chelsea’s Didier Drogba celebrates with the trophy during the Barclays Premier League match between Chelsea and Sunderland at the Stamford Bridge, London on May 24, 2015. Picture: David Klein.

 Mesela bir dönem Hollandalı süper santrfor geleneği vardı.  Marco Van Basten, Ruud Van Nistelrooy, Dennis Bergkamp, Robin Van Persie gibi.  Bunlardan biri ülkemize de geldi, Sabiha Gökçen havalimanında büyük kalabalıkla karşılandı, çok yüksek maaşla tatilini yaptı gitti.   Dolayısıyla ne tür bir şaşaa ile gelindiği değil, geldikten sonra yapılanlar ve hatıralarda yaşayacak güzel anılar önemli.. Benim beğendiğim birkaç santrforla anılar galerisini kapatalım: Rudi Völler, Jean-Pierre Papin, George Weah, Raul, Jari Litmanen, Brezilyalı gerçek Ronaldo, Thierry Hénry, Zlatan Ibrahimovic.  Görüldüğü üzere oynadıkları dönemler, elde ettikleri başarılar, oyun stilleri oldukça farklı

Aktif santrforlar içinde kimi almak istersin deseler, önce fiyatını sorar sonra da para benden çıkmıyorsa Robert Lewandowski derdim 🙂  Gerçi onu da diyemiyorum Bayern München sözleşmesini 2023’e dek uzattı Polonyalı ile..


Hasan Salihamidžić – Robert Lewandowski – Karl Heinz Rummenige

Bu bölümün özel konuğu ise 2012 yılında FIFA Ballon D’or sıralamasında yılın 11’ine giren, dünyanın en iyi üç forvetinden biri olarak aynı kategoride Cristiano Ronaldo + Lionel Messi ile yarışan ve bu konumu %100 hak etmiş Kolombiyalı Radamel FALCAO. 

Radamel Falcao – Lionel Messi

Porto ve Atletico Madrid performanslarıyla dünyanın konuştuğu Falcao’yu benim övmem yersiz olur, sözü FC Barcelona teknik direktörü olduğu dönemdeki Pep Guardiola’ya bırakalım: “Ceza sahasındaki Falcao dünyanın en iyi golcüsüdür

Aradan koskoca yedi sene geçmiş takvimler 2019’u gösterdiğine göre güncel verilere geçiyoruz şimdi.

Geçen sezon AS Monaco 20 takımlı Fransa Ligue 1’de 17. olmuş, küme düşme hattının hemen üzeri…

Radamel Falcao 38 haftalık lig mücadelesinde 33 maçta yer almış ve 2564 dakika oynamış. 66 faul karşılığı 10 sarı kart görmüş. İki asist yapmış, 14 kez ofsayta düşmüş. 42 şutta kaleyi bulurken, üç şutu direkten dönmüş. 2018-2019 Ligue 1 sezonunda Monaco santrforu Radamel Falcao üçü penaltıdan toplam 15 gol atmış (dördü ilk yarılar, 11’i ikinci yarılar) 15 golün dokuzu deplasmanda ağlara gitmiş. Ligin her iki maçında da gol attığı takımlar Stade Rennais ve Amiens. Ligin zirvesindeki ilk dört takıma golü yok. 

Geçen yılın verileri bize neler söylüyor?  Monaco santrforunun 2018-2019 sezonunda devamlılık sorunu olmamış, ligin önemli bir kısmında sahada, maç başına 78 dakikası var.  Maç başına isabetli şut sayısı az gibi görünse de, kaleyi bulan şutların gole dönüşme oranı yüksek. Burada Monaco’nun Falcao’yu yeterince pozisyona sokamadığı ama Kolombiyalı’nın bulduğu uygun pozisyonları pek ziyan etmediği yorumu yapılabilir.  Ligin tepesindeki takımlara gol atamaması yine takıma bağlanabileceği gibi, o takımlardaki üst düzey defansif anlayışa da yorulabilir. Peki biz ne bekleyelim EL TIGRE’den? FALCAO’dan 2012 yılındaki yırtıcı, patlayıcı, maç gecesi stoperlerin rüyasına giren kaplan olmasını beklemek haksızlık olacaktır. Araya yıllar, sakatlıklar, yorgunluklar girdi.

Radamel Falcao’nun kariyeri boyunca yaşadığı sakatlıkların dökümünü gösteren grafik

Falcao bugün üst düzey pozisyon bilgisi olan, son vuruşta mahir, profesyonelce yaşayan yetenekli bir santrfor. Geçen sezon iki kere dörder hafta, bir kere beş hafta tabelayı değiştirememiş.  “Negredo 35 attı, Falcao 40 atar” gibi espriler yapmak ya da “İstanbul’daki her maç tabelayı değiştirir” beklentisine girmek hem saçma hem manasız.  Sakatlık, ceza olmazsa elinden geleni yapacak ve bu sezon herkesi memnun edecektir. Bugün göklere çıkarıp, yarın iki maç vasat oynarsa yerin dibine sokanlara fırsat vermemek adına bilhassa not düşmek isterim.   Galatasaray statik ve yavaş oyununu sürdürürse, Falcao sürekli iki rakip stoperin arasında kalırsa, topsuz koşularına iyi paslar gelmezse 3 forvet ile de skor problemini çözemeyiz.

Burada Falcao’nun yeteneklerini uzun uzadıya anlatacak değilim, 2012’de dünyanın en iyi futbolcusu olmayı hak ettiğine inanan otoritelerle aynı taraftayım. FC Porto ve Atletico Madrid performanslarını izlememiş futbolsever olduğunu da sanmam.  Tepeden tırnağa gol sanatkarı olan Kolombiyalı da gelmiş geçmiş tüm transferler gibi şu an umut bağlanan bir ihtimal ama yeri gelmişken kesin olan iki şeyi yazalım. Öncelikle “Penaltı kazanırsak kim atar?” sıkıntımız kesin olarak bitmiştir, Falcao farklı lezzetlerde neredeyse garantili penaltı atan bir futbolcu. İkinci olarak da Selçuk İnan’ın doğum günü artık dünyanın uzak coğrafyalarında bilinecek çünkü muhtemelen Falcao ile birlikte pasta kesecekler. Falcao ve Selçuk İnan bir yıl arayla aynı gün doğmuşlar (10 Şubat 1985 ve 1986)

FIFA 2012 The Best Eleven

Oyuncunun piyasa değerine ve maliyetine bakalım şimdi. Kariyerinin sonbaharındaki Radamel yaklaşık beş ay sonra 34 yaşında olacak. Falcao birinci tercihi olacağını düşündüğüm La Liga’ya dönemedi. Mutlu olduğu bir diğer ülke Portekiz zaten onun maaşını ödeyemezdi.  En iyi zamanında Premier League ile doku uyuşmazlığı yaşadığını biliyoruz. Serie A, Bundesliga gibi önde gelen liglerden gerçek bir talibi çıkmadı. Kariyeri parlak, popüler, ilgi odağı tam bir 9 numara olmasına rağmen Japonya, Çin, Arap yarımadasından da spektaküler teklifler almadı.  Muhtemelen kendisi de uzak diyarlara gitmeyi içine sindiremedi. Ligue 1’de geçen sezon attığı 15 gol olmasa belki küme düşecek Monaco’nun ona minnettar olması beklenirken onu tutmaya pek gönüllü değildi, bir yıl kontratı olmasına rağmen bıraktı.  Falcao’nun da yaşadığı rutinden bıktığı anlaşılıyor. Monaco’yu İstanbul’a endekslersek her yeri Ulus-Etiler-Bebek ama futbolcu olarak oyundan keyif almak adına tribüne baktğınızda ortam hormonlu Başakşehir?  Hedef kalmamış, hırs yok, tutku yok sadece lüks yaşam, bol para, güzel hava 🙂  Falcao ile öyle ya da böyle vedalaşan Monaco’nun bu yaz transfer ettiği Ben Yedder 29 yaşında, 1.70 boyunda ve istatistikleri Falcao’nun gerisinde.  Üzerine Fenerbahçe’nin kuyruğuna teneke bağlayarak gönderdiği Cezayirli Islam Slimani’yi aldılar.  Monaco maaş bütçesinden tasarruf etmenin ötesinde sportif yapılanmasını tamamen değiştirecek belki de.. Bizi ilgilendiren kısmı onlar en azından iki alternatif bulmadan yıldız santrforlarını bırakmadılar, biz ise gönlümüze düşen yıldız için son güne kadar bekledik.  Bu bekleyişin menajer ayağında ise bu işin global uyanıklarından Jorge Mendes ve Ahmet Bulut yer aldı.  Bu ikilinin Galatasaray Sportif A.Ş. yönetimini dünyada başka santrfor kalmadığına ikna etmesini hayret ve takdirle karşılıyorum.  Zamana sığmayan çalışmalara rağmen profesyonel dünyanın umulmadık bariyerlerine takılsaydık, Falcao ismiyle transa geçenler EL TIGRE alınamamışken Rumen Andone ile yetinir miydi? Düşünmek bile istemiyorum.  “Oyuncu bize söz verdi, dik durdu, çok delikanlı çocuk, biz ona güvendik” gibi açıklamalar / izahatlar getirenler ise bir gün başka bir sözleşme sürecinde çok üzülürler, aman diyelim.

Gelelim santrfor alım-satım politikamıza. 2017-2018 sezonunda 29 gol atan Bafétimbi Gomis bir şekilde huzur kaçıran bir şeyler yaptı ki, o yaz Suudi Arabistan’a satıldı.  Alan, Modeste vs. derken geçen yıl Ağustos sonunda Fikret Orman bonservis konusunda diretmese Vagner Love alınıyordu neredeyse! 2018-2019 sezonuna Eren Derdiyok ile girilince da  Galatasaray kısırdöngüye girdi. Sahada çok fazla fırsat kaçırıldı, beraberinde büyük bir fırsat maliyeti de doğdu.  Taraftar “forveeeet” diye çıldırdı. O sırada Kasımpaşa’da leblebi gibi gol atan, attıkça maskesini takan bir Senegalli belirdi. Galatasaray ara transferin son gününde 10 milyon Euro + bonus bastırdı Mbaye Diagne’yi aldı. Yetmedi Yunan golcü Kostas Mitroglou da kiralandı. Beklendiği üzere Diagne ile Galatasaray’ın kimyası tutmadı.  Senegallide onu Juventus’a kadar taşıyan bir yetenek ve bu yetenekle epey uyumsuz kafa yapısı var.  Atanamamış Mario Balotelli olarak benzer arızalarla yaşıyor bu hayatı.  Kendisini nihayet transferi son günü rakibimiz Brugge’ye uğurladık.  Çok iyi tanıdığı Marcao ve Luyindama’ya karşı Şampiyonlar Ligi maçında ne yapacağını merak etmiyor değilim. Kostas ise maalesef eski günlerinin çok uzağında, bir şekilde erken emeklilik havasında sanki.  Yakın zamanda da Kostas’ı Hollanda’ya uğurladık.  Umarım ikisi de başarılı olurlar.  Ocak ayındaki bu transferlerden iki ders alınmalıydı bence. İlki “önemli işini son güne bırakma”  İkincisi de “Bir daha Diagne misali psikolojisi arızalı futbolcu alma”   Hatta bunlar yazılı olmayan kurala dönüşmeliydi. İkinci dersi aldık mı bilmiyorum ama birinci dersi almayıp deadline performer olmaya karar verdiğimiz anlaşılıyor.  Heyecanı sevdiğimiz kesin…

Gelirine oranla ciddi borcu olan, her mali yıl ikinci ligde takım kuracak kadar faiz ödeyen, UEFA ile imzaladığı settlement agreement ile aldığı nefes bile izlenen, kamu bankalarıyla birikmiş borçlarını yeniden yapılandırarak mali bağımsızlıkta son hamlesini yapan, taşınmazlarıyla ilgili yüksek maliyetli projelere sponsor bulamadığı için henüz başlayamamış başka bir kulüp tek bir sporcuya yılda net vergisiz 5 milyon Euro öder miydi?  Türkiye’de öder elbette, hiç onu sormuyorum, Avrupa’da böyle çılgın bir kulüp çıkar mıydı?  Bu salt bir Galatasaray eleştirisi asla değildir, ülkece gerçeklerle bağımızı koparmanın bugüne dek yarattığı sonuçlara dikkat çekmek içindir.

Bir ülke düşünün ekonomiye güven dip yapmış, işsizlik artıyor, 249 liralık forma pahalı bulunuyor, yürürlükteki naklen yayın ihalesi son dakikada bedeli kırpılarak direkten dönüyor, sponsorlar mumla aranıyor ve zorlukla bulunuyor ama herkes takımlarında yıldız seyretmek istiyor, star isimler bekliyor, “kaç paraysa verilsin alınsın” diyor.  Belli ki gerçekler bizi boğuyor, hayallere kapılmak ferahlatıyor ama ülkenin tüm stadyumlarında izlenen bu film mutlu son vaat etmiyor.

Dünya futbolunda inanılmaz paralar dönmekte, gerçekten izahı kolay değil. Örneğin Atletico Madrid bu yaz geleceğin süper yıldızı olacağına inandığı Joao Felix için 126 milyon Euro ödedi. Manchester City Atletico Madrid’in İspanyol ön liberosu Rodrigo için 70 milyon Euro, Juventus’un Portekizli sağ beki Joao Cancelo’ya 65 milyon Euro bonservis ödedi.  Bu bedellere yetişmek, bu piyasanın ekabir oyuncularıyla aşık atmak mümkün değil !

Genç Radamel River Plate formasıyla

Misal Radamel Falcao 15 yaşında Kolombiya U-17 milli takımında parladı, River Plate tarafından 300 bin £ karşılığı transfer edildi. FC Porto 2009’da 23 yaşındaki oyuncuyu 5,5 milyon € bonservisle aldı. Portekiz kulübü aynı dönem Lisandro Lopez’i 24 milyona Olympique Lyon’a satmıştı!  İki yıl sonra Porto 25 yaşındaki FALCAO’yu 40 milyon € karşılığı Atletico Madrid’e sattı. Bu transferle İspanyol ekibi yaklaşık aynı bedelle Manchester City’e verdiği Sergio Agüero’nun yerini doldurmuş oldu.  Bunlar akıllı kulüpler ve özenilesi işlerdir, doğru örneklere bakalım. Brezilya’yı arka bahçesi gibi kullanma (PORTO) ya da La Liga cazibesi (MADRID) benzeri avantajlar bizde olmasa da buradaki doğru hamleleri iyi anlamak gerekiyor.

Öte yandan oyuncuya ödenen yüksek bedellerin her derde deva olmayacağını aslında bu işin zirvesi Neymar Jr. ispatladı.  Paris Saint Germain Brezilyalı yıldıza 222 milyon Euro bonservis ödedi. Stadyumda yapılan lansman, dünyada gündem olmanın heyecanı derken Neymar Paris’te havasını bulamadı, Ligue 1’de kekremsi futbol oynadı, Şampiyonlar Ligi’nde mucize yaratamadı, sık sık sakatlandı, magazin haberlerine hatta kriminal vakalara malzeme oldu. Bugün PSG seyircisini kendisini hiç iyi anmıyor, takımdan gitmesi için gün sayıyor, PSG’nin Arap sahibi yüksek bedelle satmaya çalışıyor.  Soru şu: Neymar transferinden sonra PSG hangi başarıyı kazanmıştır ki, biz o başarıya “Brezilyalı olmasaydı elde edilemezdi” diyelim ?  Yok öyle bir başarı, bunu oynadığı takımı da peşine takarak tek başına yapacak futbolcular da milyonda bir çıkıyor!

NEYMAR 10 hafta sürecek sakatlığının ilk dakikalarında acı içinde…

Risk aslında Falcao’nun yaşı, performansı hatta sakatlık geçmişi de değil.  Riskli konu oyuncunun son sözleşmesine denk gelen sözleşmenin maliyeti ve süresi. Beş ay sonra 34 yaşında olacak Falcao üç yıllık kontrata imza attı. Özellikle üçüncü yıl kendisinden yüksek performans beklemek bir parça haksızlık olur. İlk iki yılın aksine üçüncü yıl verim alamayacaksak da Galatasaray açısından bu kontratın yıllığı 7,5 milyona gelmiş olur ki hesabımıza uymaz. Keşke imkan olabilseydi 2+1 yıllığına imza atılsaydı, elbette oyuncu üç yıl kafası rahat olacağı için Galatasaray’ı seçti, onun da farkındayız. Kolombiyalı santrfor bu meblağların daha fazlasına imza atmaya alışkın olabilir Galatasaray Spor Kulübü profesyonel futbol takımında 5 milyon Euro garanti maaşlı oyuncu bulundurmaya pek alışkın değil.  Beş milyon Euro maaşın yalnız %15 stopajı Euro/TL 6.30 kurdan 4.725.000 TL yapıyor.  Sadece stopajı karşılamak için en az 70 bin Falcao tişörtü satmak gerekiyor, bu arada döviz kurlarının bir yıl sonra nereye gideceğini de kimse bilmiyor. Yaşı ilerlemiş ve kariyerinde ciddi sakatlıklara da duçar olmuş bir yıldızı performans kaybına karşı sigortalatmak ve bu sayede kulübün olası kaybını tazmin etmek düşünülmeli mi? Bana sorarsanız, kesinlikle…

Galatasaray’ın bugün ideal 11’ine mutlaka Falcao’yu yazıyoruz, kalan 10 futbolcumuzun yıllık net maaş ortalaması 2,5 milyon Euro, Falcao bunun iki katını alacak.  İşler iyi giderken gazetelerin spor sayfalarını “Florya’da bahar havası” başlıkları süslerken, istenen skorlar gelmezse bakışlar golcüye dönebilir.  Dahası “çuvalla para alıyor, o kurtarsın takımı” lafları soyunma odasında dönmeye başlarsa takım kimyası bozulur.  Parayı da geçtim, Falcao’nun popstar muamelesi görmesi, tüm ilginin ona dönmesi, seyircinin Kolombiyalıyı göklere çıkarırken takımda başka bir ya da iki oyuncuyu hedef alması da tatsızlık çıkarabilir. Tam bu noktada Fatih Terim hocamızın eline bakıyoruz, futbolun dilini akıcı konuşan yıldızlarla kurduğu bağa ve onları ortak hedefe götürme becerisine güveniyoruz.  Takım içi dengeler gözetilmezse, en büyük golcülerin nasıl yalnızlaşacağını Mario Jardel örneğiyle hatırlıyoruz.

Super Mario Jardel

Peki Falcao çok mu pahalı, maliyeti yanlış mı?  Bonservis ve imza parası ödenmediğini düşünülünce, üç yıllık paket 15 milyon Euro ediyor.  Jorge Mendes ve Ahmet Bulut’a ne kadar ödendiğini bilemediğimiz için bu detayı kenara park ediyoruz. Negredo, Slimani, Van Persie, Soldado gibi harici örneklerle birilerine nazire yapmaktansa Galatasaray’ın geçmişine bakalım.  Didier Drogba 1,5 sezon için net 10 milyon Euro aldı Galatasaray’dan, Bafétimbi Gomis üç sezon için 15,05 milyon Euro’ya maliyete imza atmıştı.  Yeni yıldızımızın maliyetinin bir kısmını Sayın Erden Timur öncülüğünde NEF İnşaat’ın karşılayacağını memnuniyetle öğrendik. Kolombiyalının yaratmasını umduğu rüzgarı da düşününce “neden olmasın?” diyor insan… Böyle bir potansiyele “hayır” demek kolay değil..   Nasıl anlatalım başka, kuyu derin değil, ip kısa


El también artillero de la Selección Colombia  (Kolombiya milli formasıyla FALCAO)

İpi uzatmak için dünya futbol piyasasında belli bölgeleri hinterland olarak seçmek, parlak yetenekleri herkesten önce keşfedecek ve onları global piyasaya sunacak organizasyonu kurmaktan başka çare yok…  Florya’da genç futbolcu yetiştirmek ve sportif başarıya bağlı gelirleri artırmak dışında ürün ve hizmetleriyle futbol ekonomisini tüketici lehine geliştirirken aynı zamanda büyütmek de gerekiyor.  Müşteri deneyimini adım adım planlayan bir marka olarak “Yıldızımız geldiğine göre forma ve tişört satarız” ezberini seslendirenleri ciddiye almamak şart.  Falcao’nun imaj hakları hakkında kulübün söz hakkı ya da payı var mı, Türkiye’de bir markanın reklam yüzü olursa ne kazanabiliriz, Galatasaray’ın düzenlediği tanıtım etkinliklerine Falcao’nun hangi sıklıkta katılacağı profesyonel bir şekilde düzenlenmiş mi?

Falcao temalı reklam

Bunları merak etmek hatta talep etmek gerekmiyor mu? Şu kadar twitter takipçisi, bu kadar YouTube görüntülemesi bize ne kazandırdı? Her kulübün sakız gibi çiğnediği 25 milyon taraftar palavrasının “her Çinliye bir portakal satsak” nostaljisinden farkı ne?  Falcao 5 milyon Euro maaşı hak ediyor ama ciroda 1 milyar TL barajını aşan GSRAY Sportif A.Ş. yıllarca sürekli zarar ettikten sonra nihayet 2018-2019 mali yılında 30 milyon TL kâr açıklıyor. Bir yıllık çabanın sonucu elde edilen bu rakam Falcao’nun çıplak / net / vergisiz maaşından az..  Kısacası Galatasaray ince buz tabakası üzerinde kramponla koşuyor ve daima en doğru yere basmak zorunda.

Bir de bu işin kadro mühendisliği kısmı var. 31 Mayıs 2020’de sözleşmesi bitecek oyuncularımızı sıralayalım: Selçuk İNAN, Ryan DONK, Yuto NAGATOMO, MARIANO, NZONZI, SERI, Emre MOR, Florin ANDONE ve LEMINA… Yani önümüzdeki yaz yepyeni bir orta saha kuracağız, en az 6-7 oyuncu almak zorunda kalacağız. 1986 doğumlu Babel, Falcao, Muslera bir yıl daha yaşlanmış olacak. UEFA regülasyonu gereği AL/SAT dengesinde kimi satacağız? Benim favorim 2021’de sözleşmesi bitecek Younes Belhanda olur ama bugünden piyasayı yoklamakta fayda var. Yeşil sahaya dönersek bugün Muslera sahaya çıkamazsa kalecimiz yeni transferimiz Okan Kocuk.. Standart stoper ikilimizin arkasında Ahmet Çalık var ya da Ahmet CL esame listesinde yer almadığı için Ryan Donk ile savunmaya yama yapacağız. Birkaç pozisyonu yedekleyebilen istikrarlı Martin Linnes’e yer kalmadı, yazık oldu. 1986 doğumlu Mariano yoksa  Şener Özbayraklı, 1986 doğumlu Nagatomo olmazsa Ömer Bayram veya Emre Taşdemir kadroda yer bulacak.  Elbette dünya üzerinde 22 üst düzey oyuncusu olan çok az takım var ama bizim takımın üretken olması beklenen ön tarafı oyuna dair çok şey vaat ederken, arka taraf her an ağrısı tutacak dolgu diş gibi.. Bir de gelecek sezonlardan itibaren dayatılması muhtemel yabancı oyuncu sınırlaması saçmalığı var ki, TFF emir beklediği yerlerden herhalde uygulamanın esaslarını bekliyor ??

Geliniz  2019-2020 sezonu kadromuzdan T.C. pasaportlu bir 11 yapalım. Kaleci: Okan Kocuk Defans: Şener Özbayraklı – Ahmet Çalık – Emre Taşdemir – Ömer Bayram Orta Saha: Celil Yüksel – Jimmy Durmaz – Emre Mor – Atalay Babacan   Forvet: Yunus Akgün – Adem Büyük     Bu 11 Süper Lig’de kaçıncı olurdu acaba?  T.C. tabiyetindeki oyuncularla yabancıların arasındaki fark tehlikeli biçimde açılmış durumda, TFF de bunun farkında!  Potansiyeli en yüksek yerli oyuncumuz Emre Akbaba’nın yeşil sahalara randımanlı bir şekilde dönmesini umuyor, bir kez daha geçmiş olsun diyoruz.

Peki Kolombiyalı yıldızımıza ne anlatalım Türkiye hakkında?  Bazı stadyumlardaki bozuk zeminleri ve kasap stoperleri, her stadyumda rastlanan vasat ve çifte standartlı hakemleri mutlaka anlatmak gerekiyor.  Birkaç dakikalık medya övgüsüne nail olmak için yıldız futbolcuyu gaddar tekmelerle durdurmaktan çekinmeyecek tipleri ya da sporculuk kariyerindeki ilk kırmızı kartı ona göstermek için karın ağrısı çekecek hakemleri nasıl anlatmalı acaba? Ekmek arası köfte misali, faul arası futbol oynandığını ve rekabetin sportif kaliteden öte medyatik itiş kakış üzerinden yürüdüğünü anlatmak gerekiyor. Şımarıkları sevmeyen ve her sezon zirveyi kovalayan bir kulüpte formanın hakkını verenlerin çok sevildiğini, sevilenlerin bir ömür Galatasaray’a manen bağlandıklarını zaten kendisi yaşayarak görecektir. Florya’ya adapte olması, hocası ile iyi anlaşması, takımdaki manevi iklime pozitif katkı yapması çok önemli..

Fatih TERİM

Elbette Radamel Falcao ligde penaltısız 20 gol atarsa, üzerine Şampiyonlar Ligi grubunda 3 tane araya sıkıştırsa her türlü tespit, endişe veya öngörülerin anlamsızlaşacağının da farkındayım, ki inşallah fazlası da olur. Hepimiz mest oluruz. Ne yazık ki transfer döneminde sergilenen ve görgüsüzlüğe varan şımarıklığın ya da sanal alemdeki maymunlukların şamarını yiyeceksek de bu Kolombiyalıdan olmasın çünkü faturasını ödeyemeyiz.

Dolayısıyla yüreğin huzur bulsun, kafan hiç karışmasın, ayağın düz bassın, heyecan kanını tutuştursun, vurduğun GOL olsun EL TIGRE..

Sen armanın / formanın hakkını verirsen, ömrüne sığmayacak kadar çok sever bu camia seni..

Kral ve sarayı 😉

Bienvenido a Estambul EL TIGRE

GALATASARAY Galatasaraylılara karşı?

Dünyada giderek yükselen üç akım söz konusu ve bu korkunç üçlünün demokrasinin hatta insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceği tartışılmakta:

  1. Popülizm ve otoriterleşme
  2. Polarizasyon yani kutuplaşma
  3. Kültürel kodlardan ve özünden uzaklaşarak vasatlaşma (mediokrasi)

Türkiye bu üç akımdan fazlasıyla etkilenen talihsiz ülkelerden biri, yine de ben umardım ki Galatasaray camiası o sert rüzgarlara karşı korunaklı bir yer olarak kalacaktı. Şimdilik yanıldığımı kabul etmeliyim.

10 Ekim 2018 günü yapılan Divan Kurulu toplantısından sonra şunu yazmışım:

Onca dertle boğuşan Galatasaray’a enerji kaybettiren, Galatasaraylıları ayrıştıran / bölen, haklı çıkmak uğruna gözü dönen herkes HAKSIZDIR ve kulübe zarar vermiştir.  Kendinize çekidüzen verecekseniz eğer, GÜN bugündür. Yarın öyle utanırsınız ki, didişecek mecaliniz kalmayabilir.”

Tam 164 gün sonra dün gece 358 üye idari ibrasızlık yönünde el kaldırdı ve Galatasaray Spor Kulübü bilinmeze savruldu. Önümüzdeki günler ve haftalar nelere gebe bilmiyoruz. Üyelerin ibra etmek kadar, etmemek de kanuni ve iradi hakkıdır.  Somut bilgiye dayanarak, Tüzük ihlaline atıfta bulunarak, hür iradesini ortaya koyarak ibra etmeyenlere kimsenin diyeceği bir şey olmaz. Yalnız şu var ki, 500 sayfayı aşan raporlardan tek satır okumadan, Tüzük hükümlerinden bihaber oldukları halde salt rövanş hissiyle, Kulübün menfaatleriyle ilgisi olmayan şahsi beklentilerle, eş-dost-ahbap kontenjanından ibra etmeyenler varsa, bilsinler ki ağır vebal altındadırlar. 

Sayın başkanın, yönetiminin, bilhassa kurullarının yaptığı seri hatalar ayrı bir yazı konusu ama bugün isterim ki dün ibra edilen mali tabloyu ve hiç konuşulmayan sportif vizyonu kısaca inceleyelim.

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı ortaklıkları iki senede (2017 ve 2018) 1 milyar 442 milyon TL hasılat elde etmiş. Yine bu iki yılda 760 milyon TL konsolide dönem zararına ulaşmış.  Evet, yanlış okumadınız zarar oranı %52 !  Akıl alır gibi değil…

Bu çıplak gerçek öyle yakıcı ve ağır ki, her türlü övgüyü, yergiyi, propaganda cümlesini, kahramanlık hikayesini ezip geçer.  Sayın Mustafa Cengiz yönetimleri kendi dönemlerindeki nakit akışını ucu ucuna götürdüler, rayından çıkan döviz kurları ve yüksek faiz hadlerine rağmen borç-alacak farkının kontrolsüz büyümesine engel oldular, kullandıklarından daha fazla kredi ana para ve faizi ödediler ama delik o kadar büyük ki, bu halisane çaba da yakıcı gerçeğin altında kalır.

Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı ortaklıklarının muaccel (vadesi geçmiş) borcu 323,5 milyon TL, bir önceki yıla göre %56 artış göstermiş.  Neden Ziraat Bankası ile yeni bir konsolidasyona gidilmek zorunda kalındığının net göstergesi.  Yüzde 56 artış çok fazla ama 2016’dan 2017’ye muaccel borcun tam 2,5 kat arttığı düşünülünce söz bitiyor.

Daha vahimi, futbol hariç Galatasaray Spor Kulübü Derneği bir yılda 236,4 milyon TL dönem zararına ulaşmış.  Faiz ve finansman giderini eski yılların tortusu olarak hesaba katmasak bile, esas faaliyet zararı 73 milyon TL! 2018-2019 sezonu için daha mütevazı bütçeli takımlara, giderlerde tasarrufa rağmen futbol harici 13 branşın ve Dernek operasyonun bir yıllık zararı inanılmaz bir noktada.  Sadece Derneğin borç-alacak farkı 796 milyon TL’ye ulaşmış?? 
Biliyoruz ki ezeli rakiplerimizin durumu bizden daha kötü ama bu asla bir avuntu olamaz ve her koyun kendi bacağından asılır

Akla hemen Riva ve Florya gelebilir fakat bu iki değerli mülkümüz ancak banka faizlerini öder konumda.  2019-2023 arası yaklaşık 1 milyar TL gelir bekliyoruz.  Emsali olmadığı için aslında paha biçilemeyen Galatasaray Adası’nın resmi defter değeri 138,6 milyon TL olarak belirlenmiş, genel kurulun yetki vermediği Mecidiyeköy arazisi ve natamam otel binası 91 milyon TL..  Görüldüğü üzere, çok yetersiz.

31 Aralık 2018 itibariyle öz sermayenin (-637 milyon TL) ile sıfırın çok altında olduğu düşünülünce en azından sıfır noktasını yakalamak için, dünyada bu duruma düşen kurumlar ne yapıyorsa o seçenekleri masaya koyup değerlendirmek gerekir.

  • Sermaye artırımı?
  • Varlık satışı?
  • Hisse satışı?
  • Futbolcu satışı?
  • Birikmiş borçlara yeniden yapılandırma?
  • Yeni taşınmaz edinilmesi (kamu desteğiyle üst kullanım hakkı)
  • Yeni finansal ortak ???
  • Üye sayısını çoğaltmak ???

Bu seçeneklerin bazısı uygulanabilir, bazısı imkansız görünür ama esnaf mantığıyla “her sabah dükkanı açtık, akşam kepenk kapattık” ile yani hayatın normal akışında bu kabusun sona ermesi mümkün görünmemektedir.

Başka bir kabus da, serbest dalgalı kur rejiminin bilançoları yutacak hale gelmesi. Defalarca anlattık, uyardık ama belli ki Galatasaray hedging mekanizmalarını ya da türev ürünlerini kullanamıyor.  Yıllarca “hedging çok pahalı” dendi, yıllardır bilançoları kanatan yüz milyonlarca TL kur zararını görünce, pahalı olduğuna ben de ikna oldum!  Özellikle döviz kurunun stabil gittiği 2016-2017 yıllarında önemli fırsat kaçırıldığı kanaatindeyim.  USD & Euro kurunun ya da paritenin bu hafta başı ne olacağını bilemediğimiz ortamda, artık hedging mümkün görünmüyor.  UEFA Şampiyonlar Ligi gelirinin olmadığı sezonlarda, bu açık pozisyon tahammül edilemez hale gelecektir.  Bu durumda neler yapılabilir?

  1. Konsolide toplam içindeki payı %29 olan döviz cinsinden krediler öncelikle kapatılmaya çalışılacak
  2. Dernek ile GS Sportif A.Ş. arasındaki SPK onaylı gelir devri anlaşması, Eylül 2018’de yayınlanan kararnameye istinaden dövizden TL’ye döndürülecek.

Bunlar yetmezse popüler olmayan, hoşa gitmeyecek önlemler devreye girer.

Daha düşük bütçeli yabancı sporcularla anlaşma yoluna gidilecek, daha az sayıda yabancı sporcu kadrolarda yer alacak veya yabancılarla sabit kur üzerinden sözleşme yapılacak  (elbette son yöntem TL’ye güvenin dip yaptığı ortamda maalesef pek mümkün görünmüyor)

Etkin maliyet yönetimi, bütçe disiplini, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yeni sponsorluk anlaşmaları yanında her branşta keşfettiği yeteneklerden elit sporcular çıkaran bir organizasyona dönüşmek şart.  Fakat ne hazindir ki, dünkü genel kurulda takip edebildiğim kadarıyla üyemiz Sayın Ebru Köksal dışında hiç kimse spor dünyasının nereye gittiğine dair tek satır beyanda bulunmadı.  Maalesef yönetim kurulu da ortaya bir sportif vizyon koymadı. Türkiye Taşkömürü işletmelerinin genel kurulunda madencilik ve kömürden bahsedilmemesi kadar anlamsız bir durum bu ve pek çok insanda bir nevi yabancılaşma gerekçesi…

Oysa dünyada SPOR planlama ve yönetim kabiliyetinin en fazla fark yarattığı sektörlerden biri haline geldi. Stratejik planlama, icra yetkinliği ve iletişim becerilerinin ön planda olduğu spor yönetimi aslen duyguları, enerjiyi ve performansı yönlendirebilmektir.  Neden her branşta sporcu yetiştiremiyoruz, niye eksik kalıyoruz sorusuna kendimce dört ihtimal bulabiliyorum:

  • Sportif altyapılarda organizasyon hatalı, çalışma usulleri demode, antrenörler yetersiz ya da motivasyonunu yitirmiş
  • Elit sporcu olmaya yatkın gençler daha iyi imkanlar sunan diğer kulüpleri tercih ediyor
  • Seçme / yerleştirme kriterlerimiz yanlış, yetenek analizimiz eksik
  • Doğru strateji, gerçekçi hedef, planlı uygulama ve idari devamlılık yok

Elit bir sporcu en az 7-8 senelik bir emeğin sonunda yetişiyor.  Galatasaray’da ise görev süresini tamamlayabilen son başkan 2008-2010 dönemiyle Sayın Adnan Polat!  Uzun vadeli planlara herkesin burun kıvırdığı ülkenin, süreklilik sağlayamayan en büyük kulübünde altyapılardan sporcu yetiştirmek yönetim kurullarının hevesine ya da öncelik sıralamasına terk edilemez.  Spor alanında konunun tüm taraflarını (tesis mimarisinden sporcu beslenmesine dek en geniş yelpazede) bir araya getirecek ortak çalışmaların neticesinde, paylaşılan deneyim ve bilimsel verilere dayalı sonuç raporunu “sporculuk anayasası” olarak sabitlemek gerekir.  Yönetmelik ya da tüzük olarak tüm yönetimler için bağlayıcılık kazanacak bir yol haritası olmalıdır.  Her yönetim, bir öncekinin bıraktığı yerden devam ederse pek çok genç sporcu sarı-kırmızılı forma ile birer elit sporcuya dönüşecektir.

Her branştan genç yabancı sporcuları keşfetmek adına yurt dışında odaklanılacak bir hinterland seçmek (mesela Balkanlar), futbolcu transferinde yoğunlaşılacak hedef pazarlar belirlemek (bana sorarsanız Kuzey Avrupa ve Uzakdoğu), Türk kulüplerinin ortak yanlışı menajer ve oyuncu temsilcilerinin çizdiği ticari vizyondan ayrılarak kendi rotasını çizen kulüp olmak gibi parametreleri bir araya getirebiliyorsanız hikayenizi baştan yazabilirsiniz. 

İdari yapı ve profesyonel yapılanma açısından bakıldığında, özellikle bütçe disiplini / iş takibi / hesap verilebilirlik konusunda başkan yardımcımız Sayın Kaan Kançal kulübü 1990’lardan 21.yüzyıla taşıyan süreç lideri olarak anılmalı ve takdir edilmelidir.   Başlattığı yeni ve doğru uygulamaların, daha da ileri taşınarak devamı kesinlikle tavsiye edilir.

Kulübümüzün bir ihtiyacı da kapsamlı tüzük tadilidir. Bu konuda gelmiş geçmiş tüm yönetim kurullarının “başımıza bir iş gelmesin” diye çekingen davrandığı malum, oysa bu konuyu gruplayarak faydası netleştirilmiş çözüm paketi haline getirmek pekala mümkün. Şöyle ki:

  1. Mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetime yönelik iyileştirmeler (Dernek ve şirketlerin mali yıllarının sportif sezonlara endekslenerek eşitlenmesi ya da denetim/sicil ve disiplin kurullarının yönetimlerden bağımsız seçilmesi gibi)
  2. Tüzük metni içindeki uyumsuzluk ya da fiili duruma çözüm getiremeyen eksiklerin giderilmesine dönük düzeltmeler (görevdeki yönetimlerin tek taraflı baskın seçim kararı alması durumunda takvimin değiştirilmesi ya da bir yıl içinde alınacak maksimum üye sayısını belirleyen 8.maddedeki kafa karıştırıcı ibarelerin düzeltilmesi gibi)
  3. Yenilik doğurucu diğer hükümler  (yönetimlerin gözünü korkutsa da bu doğrudan genel kurulun mesuliyeti olan bir nevi yasama faaliyetidir, yürütme erkini temsil eden yönetim kurulu öneri ya da tasarı getirmek zorunda değildir)

Kulübümüzün en acil konusu olan finansmana dönersek, 1996’dan beri borçlandığımızı ve geri öderken hep zorlandığımızı biliyoruz ama son yedi seneye bakınca o kadar geriye gitmemizin gerekli olmadığı ortaya çıkıyor.

Yukarıdaki tablo gerçekten dramatik.  31 Aralık 2012 itibariyle Kulübümüzün konsolide borç-alacak farkı -377 milyon TL, öz sermaye ise +335 milyon TL imiş. 2013 yılına girerken Riva, Florya tapuları elimizde, Galatasaray Adası işler vaziyette, stadımız yeni açılmış ve üyelerin/taraftarın desteğine sahip bir idare kadrosu var.  Gayet yönetilebilir durumdayız, Türkiye’deki makro ekonomik dengeler henüz sarsılmamış, daha iyi konuma gelebiliriz, önümüz açık.

Daha sonra har vurup harman savurmaya başlıyoruz, kerameti kendinden menkul “bilanço büyüklüğü” lafı icat ediliyor, finans dehası olduğunu iddia eden figürler beliriyor.  Aynı hatalar ısrarla tekrarlanıyor, kötü niyetten şüphe edeceğimiz anlamsız işlemler yapılıyor. Bu yedi yıl boyunca lig şampiyonlukları kazanıyoruz, UEFA CL katılım hakkı ve başka kulüplerin elde etmediği gelirlere ulaşıyoruz.

Buna rağmen 31 Aralık 2018 itibariyle sürekli hale gelmiş dönem zararı, 1,265 milyar TL borç-alacak farkı ve felaket habercisi (-637 milyon TL) öz sermaye ile burun burunayız.  Riva ve Florya tapuları artık bizde değil, Adamız virane, bunlar yetmezmiş gibi Kemerburgaz tesislerinin ve Seyrantepe’de 15.000 kişilik Leed Gold kalite düzeyinde kapalı spor salonu yapma mükellefiyetlerimiz çıkmış.  Kurlar almış başını gitmiş, faizler yüksek, Türkiye ekonomisi kırmızı alarm seviyesinde!

Böyle bakınca insanın aklına Sayın Ünal Aysal ve Sayın Dursun Özbek yönetimlerini itham etmek geliyor, elbette hataları var ama hep söylediğim gibi hiçbir yönetim kurulu tek başına günah keçisi ilan edilmemelidir.  Zira yetkiyi veren ve denetlemesi umulan koskoca genel kurulumuz var!  Bu yedi yılda neler gördük, neler duyduk?

  • Abimizi kırmayalım, onu koruyalım
  • Başkanımıza güvenelim, onun sözü kafidir
  • Her şey güzel olacak
  • Şampiyon olduk ya, daha ne istiyorsunuz?
  • Güzel günler yakında
  • Büyük düşünelim sevgili Galatasaraylılar
  • Her branşta şampiyon olacağız
  • Çilekler gelecek, uçaklar inecek
  • Alkış, ibra, yetki onayı, alkış, vizyon sunumu, alkış, maket gösterimi, ibra, ikram, bravo sesleri, ibra, destek, ReReRe RaRaRa !!!

Hafızanızı biraz yokladığınızda, son 7 yılın Matrix filminin Yeşilçam uyarlaması şeklinde geçtiğine siz de ikna olabilirsiniz.  Yanlış hapı yutarak sahte mutluluğu seçenlerin çoğunlukta olduğunu ise biliyoruz.

Mali sonuçlara ve güncel duruma bakarsak bağımsız denetim kuruluşu Ernst&Young raporunun üçüncü sayfasında yer alan ibare çok kritik:

Gelecekteki olay veya şartlar Derneğin sürekliliğini sona erdirebilir

Rakamlar ve bu yargı cümlesiyle yetinmeyenler, Türk Medeni Kanunu’nun 87/3 maddesine de bakabilirler.

Olan olmuş diye pes edecek halimiz yok elbette.  “Galatasaray’a bişey olmaz” gevşekliği ile “Galatasaray’ın beka sorunu var” uçlarından uzak durup realist bir dönüşüm planını güncel şartlara uyarlamak gerekiyor. Kulüp ve şirketleri, bilançolarını sportif başarı beklentisinden arındırmak zorundadır. Başarı olmasa bile başabaş noktası hedeflenerek bütçe yapılmalıdır.  Bizim faaliyet zararını göğüsleyecek, sindirecek halimiz kalmamıştır.  Transfere akıtılan para ile övünen, başarıyı satın almaktan başka yol bilmeyen üretimsiz modelden üretime dayalı ve optimum maliyetlerle dönen sürdürülebilir bir spor yönetimi modeline hızla geçmek tek çaredir. Bunu yapacak kadroları bir araya getirmek şu anda düşük ihtimal gibi görünse de, Galatasaray Spor Kulübü’nün iki dönem (altı yıl) iş başında kalacak çok sağlam ve tutarlı bir yönetim anlayışına şiddetle ihtiyacı vardır.

Elbette asla kötüyü konduramıyoruz, BEKA sorunumuz da yok belki ama başımızda bir büyük BELA var.  Önerilen çözümlerin hiçbiri sosyal sermayesi aşınmış, birbirine düşmüş, bölünmüş bir camiada tatbik edilemez.  İbra oylamasında salonun sağına ve soluna savrulup birbirine laf atan üyelerin olduğu ortamda birliktelik, sinerji, bereket olmaz.  Ayrıca taraftarın güven duymadığı, desteklemediği bir yapı güdük kalacağı gibi, içine düştüğü karabasandan da kurtulamaz.

Sözün özü Galatasaray Spor Kulübü,  Galatasaraylılara rağmen başarılı olamayacak ve ayakta kalamayacaktır. Bu durumda acilen şapkayı önümüze koymamız gereken bir “Galatasaraylılar sorunumuz” vardır.  Önce sosyolojiyi, sonra ekonomiyi düzelteceğiz.

Zor günler belki seneler kapıda ama eğer “aslolan Galatasaray” diyenler samimi olur ve yan yana durursa ne namerde muhtaç olacağız, ne de bu çürümüş düzene teslim olacağız!   

Zaman en iyi hakemdir ve kader de dileriz ki sarı-kırmızıdan yana durur.

DAYAN GALATASARAY !

Popülizm sarmalı ve futbolun günahları

Tahminim o ki, Galatasaray Sportif A.Ş. yönetim kurulu üyeleri dün gece huzurlu uyudular, bu sabah rahatlamış uyandılar.  Her fırsatta kırıldıklarını, gücendiklerini üzerine basa basa dile getirdikleri sosyal medya salvoları ya da hezeyanı dindi. Artık serum almaya, hastanelerin acil servislerine taşınmaya gerek kalmadı. Muhtemelen bu sabah keyifli uyandılar, gülümseyerek “günaydın” dediler etraflarına.

Ne oldu da daraldıkları, bunaldıkları ve giderek çirkinleşen yaylım ateşi sona erdi? 

Şartlar değişince sonuçlar da başka yöne evriliyor, değişeni şöyle tarif edelim.

Medya aracılığıyla beklentileri sürekli yükseltilen, tutarsız ve sonuçsuz beyanlar üzerine haklı olarak öfkelenen, öfkeyi yatıştırmak umuduyla şımartıldıkça tatmin duygusunu yitiren ve nihayetinde sosyal medya üzerinde doymak bilmez transfer oburları olarak örgütlenen kitleye arzuladıkları dozda saf endorfin enjekte edildi.

Marcao duvar, Diagne buldozer, Mitroglou sanatkar, Luyindama canavar” derken bir anda herkesin ruh hali değişti.

Biz aslında bu filmi daha önce seyretmiştik ama futbol seyircisinin hafızası sinemaseverler kadar güçlü olmayabiliyor.

Yakın geçmişe dönelim birlikte.

Mayıs 2016’da yerden yere vuruluyordu Sayın Dursun Özbek yönetimi, Ağustos 2016’da ise dümeni düzeltmiş ve sakin sulara varmışlardı.  Yılın beşinci ayı ile sekizinci ayı arasında ne olmuştu peki??

Yedi futbolcu transfer edilmiş, Jan Olde Riekerink yönetiminde TFF Süper Kupa kazanılmıştı.  Seyircinin gönlü hoş edilince sorunlar konuşulmaz olmuştu.

Sezonda haftalar ilerledikçe hava bulutlandı, Mayıs 2017’de Sayın Özbek yönetimine tepkiler daha da sertleşmişti, hakarete varan cümleler pervasızca yazılır çizilir oldu.  Riekerink gönderilmiş, Igor Tudor getirilmişti.  BJK ligi şampiyon tamamlarken, hoca değiştiren Galatasaray 13 puan geride dördüncü sıradaydı.

2017’de yaz mevsimi güze dönerken yine her şey değişti. Sayın Dursun Özbek yönetimi övgülere sıra numarası dağıtır hale geldi. Başkanın ismi “transfer baronu” olarak anılır olmuştu.  Tam 10 yabancı futbolcu transfer edilmiş, takımın omurgası değişmişti.  Yıllara yayılmış 130 milyon Euro tutarında taahhüt yükü gelmişti bilançoya ama kimsenin pek umurunda değildi.

Eylül’de Hırvat prensi gözüyle bakılan Tudor, Aralık ayında kovuldu.

21 Aralık 2017’de “bir hocadan çok daha fazlası” olan Fatih TERİM “Nerede Kalmıştık” diye bir tweet attı, ligin kaderi değişti.  Galatasaray 21.lig şampiyonluğunu kazandı.  Kulübümüz arada başkan da değiştirdi.

Filmi ileri saralım şimdi. Lig tarihine geçen gol kralı Bafétimbi Gomis gönderildikten sonra Galatasaray’ın santrfora ihtiyacı vardı, alınamadı.  Fatih Terim çalışma kültürünün uyuşmadığını sonradan ifade ettiği Eren Derdiyok’la idare etmeye çalıştı.  Görece kolay bir Şampiyonlar Ligi grubundan çıkılamadı.  Beş forveti olduğuna inanılan ve topu ceza sahasına kadar iyi kötü taşıyan Galatasaray profesyonel futbol takımı, net bir son vuruşçusu olmadığı için ligde puanlar kaybetti. Sportif A.Ş. yöneticileri hep ara transferi adres gösterdiler, “olacak” dediler, “anlaştığımız oyuncular” dediler, “inşallah” dediler.

4 Ocak 2019’da ara transfer dönemi açıldı, ilk birkaç gün daha önceden söz kesilmiş kiralık ya da bonservissiz en azından bir santrforla mutlaka anlaşılacağı beklentisi vardı ama Antalya kampına kimse gelmedi. Mevcut kadrodan tek santrfor Eren Derdiyok ve milli stoper Serdar Aziz ayıklandı. Florya Akademi’nin ürünü olan ve birinci sınıf stoper kumaşına sahip olduğunu ispatlamış 18 yaşındaki Ozan Kabak 11 milyon Euro bedelle Bundesliga’nın yolunu tuttu.  Kadronun skora katkı verebilen isimlerinden Garry Rodrigues kariyerinde dümeni yüksek maaş yönüne kırdı, Suudi Arabistan’a transfer oldu.

Sayın Mustafa Cengiz yönetimine ateş püskürüyordu sosyal medya… Yöneticilerin ne beceriksizliği kaldı, ne yetersizliği.. İstifa çağrıları yapan bile vardı.

Derken ara transfer döneminin son günü KAP bildirimleri yağmur gibi geldi. İki santrfor gerekirken tastamam iki santrfor alındı, savunma göbeği komple yenilendi.

Şimdi herkes sayın başkana ve Sportif A.Ş. yöneticilerine teşekkür ediyor, memnuniyetini bildiriyor.

Hep izlediğimiz bu filmin sonunu ise yine yönetmen Fatih Terim tayin edecek çünkü biliyoruz ki her transfer tutmuyor, para tek başına saadet getirmiyor.  Yeşil sahaya fiyat etiketleri, fiyakalı CV’ler ya da pahalı sözleşmeler çıkmıyor.  Futbolun pek çok değişkeni var ve hepsi yapımcıların kontrolünde değil. Bunu en sade biçimde ifade edenlerden biri de efsane Johan Cruyff bence..

Galatasaray Sportif A.Ş. yöneticilerinin en mutlu, en huzurlu günü olduğunu tahmin ettiğim bugün keyiflerini kaçırmak istemem ama bir hafta önce ateş püskürürken dünden beri şükranlarını bildiren, övgüler düzen kalabalığa uzaktan bakarak birkaç hatırlatmada bulunmak isterim.

Gerginliğinizi attınız üzerinizden, rahatladınız, yüzünüz güldü.  Her birinizin emeği var dolayısıyla buna memnun oldum ama şu anda popülizmin tatlı kucağına itilmek üzeresiniz.  Maalesef sizlerin gevşeme, oluruna bırakma, “transfer de yaptık daha ne istiyorsunuz?” deme lüksünüz bulunmuyor.  Önce futbol yönetiminin tarafları olarak bir masanın etrafında buluşmalı ve “Ligin ve Galatasaray’ın kaderini etkileyecek kadro düzenlemesi aylardır gündeminizdeyken niye son üç güne kaldığını” gayet demokratik bir ortamda açıkça tartışmalısınız.  Transferin akşam pazarında muhatap kulüplerden biri sorun çıkarsaydı, menajerler oyun oynasaydı, yazışmanız faksa takılsaydı ne olacaktı, hiç düşündünüz mü?  Misal, yeni transferlerin yetişmediği geçen haftaki Göztepe maçında sayısız gol kaçırarak ya da ıskartaya çıktığı halde ilk 11’de oynamak durumunda kalan Maicon’un bireysel hatasıyla puan kaybetsek bunu kamuoyuna nasıl izah ederdiniz? Birlikte düşünmeli ve analiz etmelisiniz.

İkinci olarak Seyrantepe – Florya koordinasyonunu maksimum düzeye çıkarmanız gerekiyor.  Siz Fatih hoca ile 2+3 yıl sözleşme uzatımıyla açık bir tercihte bulundunuz, kaderinizi TERİM ile birleştirdiniz. Dolayısıyla kader arkadaşı ve yoldaş olarak eşgüdüm halinde hareket edeceksiniz.  Hoca yönetilmesi zor bir profesyonel olabilir ama birlikte yürünmesi keyifli bir Galatasaraylı aynı zamanda.  Bırakacağınız her iktidar boşluğunu Hoca kendince dolduracaktır, bu size geçici bir konfor alanı da sağlayabilir ama Fatih Terim yalnızca takımına ve sahaya odaklandığında başarı garantili müthiş bir teknik direktör, bunu da biliyorsunuz.  İletişiminizde aracı kullanmayın, size laf taşıyanlara asla yüz vermeyin, Florya’ya kenardan çöreklenmeye kalkacak harici mahfillere (amiyane tabirle sinyalcilere) göz açtırmayın.

Üçüncü olarak muhtelif sebeplerle yeniden ajite olabilecek sosyal medya hezeyanına bir daha asla kapılmayın.  Hiçbir büyük kurum, dernek, vakıf, şirket, holding sosyal medyada estirilen sanal rüzgarlara göre yönetilemez.  Olsa olsa şirazesinden çıkması ve daha hızlı batması sağlanabilir.

Sporcuların maaşlarını ödeyen, menajer kaprisleriyle uğraşan, bankalarla kredi pazarlığına oturan, nakit akışı için her gün çözüm bulmak zorunda olan, İsviçre’de UEFA’ya santim santim hesap veren sizlersiniz.

Dışarıdan elma şekeri gibi görünen konuların, şöyle bir ısırıldığında ne kadar zehirli olabileceğini bilensiniz.

Dolayısıyla bugün sizi pohpohlayanların, alkışlayanların yarın “daha fazlasını” isteyeceğini biliyorsunuz ve o gün bu talep karşılanamadığında yine sizden kötüsü olmayacaktır.

Köklü ve saygın kurumlar için “ucuz popülizm” yedi ölümcül günahtan biridir adeta, uzak durmayı başarmak durumundasınız. Futbolu yöneten kurumlar, bize kredi veren kuruluşlar ve ölçülebilir veriler üzerinden karar alan tüm aktörler sizin rating ya da popülaritenize bakarak hareket etmez. Popülizmin büyüsüne kapılmak cazip geliyor olsa da, unutmayın ki sallanan sandalyeyi andırır popülist tavırlar… Hareket edersiniz, oyalanırsınız ama sonunda bir yere varılamaz.

Topun yuvarlak, sahanın dikdörtgen olduğu kadar çıplak bir gerçek de şu: Sürekli zarar eden / ettirilen ve ancak dış kaynak ile dönebilen şirketlerin yırtıcısı faiz, sırtlanı Dolar, akbabası Euro’dur.  Sportif A.Ş’nin ilk altı ayda karlılık açıklaması ve mali yılın sonunda 1 milyar TL ciro barajına ulaşacak olması memnuniyet verici olsa da düşürülemeyen faiz oranları, hedge edilememiş kur riski, gelirlerle sportif başarı arasındaki yüksek korelasyon, büyük borç yükü, tamamen erimiş öz kaynaklar ve taraftarın yarattığı mahalle baskısı insanın uykularını kaçıracak kadar ciddi bir açmaz olmayı sürdürüyor.

Yeni transferlerin en olumlu yönü yıllık garanti ücretlerin makul seviyelerde olmasıdır.  Uluslararası transfer piyasasında “convertible” denebilecek kalibrede ve yaşı genç oyunculara ödenen bonservis bedelleri yatırım olarak kabul edilebilir ancak hesapsız yüksek maaşlar hem takım içi dengelerin bozulmasına hem de performansı yetersiz oyuncuların elden çıkarılamamasına sebep olmaktadır.

UEFA ile imzalanan settlement agreement gereği bu mali yıl maksimum 20 milyon Euro, 2019-2020 sezonu maksimum 10 milyon Euro zararla kapanmak durumunda.  Dolayısıyla Galatasaray sportif hedeflerinden vazgeçmeden yeni bir maliyet platosuna erişmek zorundadır.  Yıllık garanti maaşlara adı konmasa da, üst sınır getirilmelidir.

Basit bir hesapla

  • 2,5 milyon € maaşlı 4 oyuncu
  • 2 milyon € maaşlı 3 oyuncu
  • 1,5 milyon € maaşlı 4 oyuncu ile

Yıllık garanti ücreti 22 milyon Euro olan ideal ilk 11 ve toplamda 40 milyon Euro’yu aşmayan tam kadro ile başarı kovalamak zorundayız.  Geçmiş yıllarda olduğu gibi 70-80 milyon Euro maliyetli kadroları artık taşıyamayız.

Ülke ekonomisinin durumu ve taraftarın alım gücü de hayati önemdedir ve gelişen koşullara adaptasyon becerisi gerektirir.

Haziran ayında sezonluk kombine satan Galatasaray, Ağustos ayındaki kur patlamasından sonra aynı tempoda kombine satabilir miydi yoksa tüketici güven endeksi düştükçe ertelenebilir bir talep miydi Türk Telekom Stadı koltukları ?  Aldığınız 380 milyon TL tutarındaki sendikasyon kredisi ile borç stoğunda yabancı paradan Türk Lirasına / kısa vadeden uzun vadeye dönüşüm sağlarken en doğru zamana denk gelinmesinin olumlu etkisini unutmuş olamazsınız.  Dolayısıyla harici ekonomik koşulların da müspet yönde gelişmeyeceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

Futbola dönersek bu sezonu şampiyon olarak tamamlamak ve önümüzdeki yıl yine Devler Sahnesinde boy göstermek Galatasaray için hayati önemdedir.  Siz takımın eksiklerini giderecek transferlere imza attınız, Florya’da Fatih Terim güvencemiz berdevam ama mücadele saha dışında da sürecek.

81 gün önce istifaya davet ettiğimiz TFF Hukuk Kurulu halen görevde, Demirören federasyonu iş başında.  Hedef aldığımız hakemler paye aldı, MHK aynen devam ediyor. 22. Lig şampiyonluğumuzun sarı-kırmızılı renkler için sıçrama tahtası olacağının rakipler farkında.  Kulübümüzü sağa sola şikayet edenler, Emre Akbaba transferinde araya girip fiyat yükseltenler, kaynağı belirsiz gelir kaynaklarını bol bol kullandıkça şımaran yeni yetmeler vazgeçmeyecek.  

Bilirim bu ülkede herkesin kolayına geliyor kurnaz taktikler ve son dakika hamleleri fakat 105 x 68 m. futbol sahasına sığmayan çok katmanlı bir futbol stratejisi hazırlamak zorundasınız.  Türkiye Futbol Federasyonu sözde değil özde değişmelidir ve bunu Ankara siyasetinden bekleyemeyiz.  Yeni federasyonda kaç Galatasaraylı olacağının pazarlığından bahsetmiyorum, futbolu global kodlarına hakim kaç tane ahlaklı insanın hangi organizasyon yapısında yer alacağını kurgulamalı & teklif etmeli Galatasaray…

“Yerli ve milli futbol” diye pazarlanacak yabancı oyuncu sınırlamasına karşı geliştirilecek argüman ya da kısıtlama gelirse kadronun kalibrasyonu mutlaka masadaki dosyalardan biri olmalıdır.

Son olarak mesleki ahlak konusunda giderek zayıflayan spor medyasında size dost görünen tescilli ikiyüzlülere aldanmayınız.  Her mevsim deri değiştirse bile, yılan huyundan vazgeçmez.  Sizden haber atlatmak için şekilden şekle girenler, Galatasaray’ın kurumsal itibarını hedef alacak en akıl almaz asparagaslara imza atanlar olacaktır. Hep de böyle olmuştur.

Popülizme kapılmadan, idari ve mali disiplinden asla ayrılmadan, 22.lig şampiyonluğu hedefine kenetlenerek bir ve bütün halde hareket etmelisiniz.  Bunu başarabildiğiniz takdirde milyonlarca insanın yüzünü yine güldürecek, Galatasaray’a gerçek anlamda hizmet etmiş olmanın hazzını yaşayacaksınız.

Bugün KAP bildirimleriyle mest olanlar, yarın sizi yine kıyasıya eleştirebilir.  Oysa Galatasaray’ın kalıcı ve sürdürülebilir başarısı tüketimden üretime dönen köklü bir paradigma değişikliğiyle mümkündür.

Florya Akademi devrimi Fatih Terim hocamızın gözetiminde sürdürülmelidir.  Yeni transferlere kimsenin lafı yok ama Atalay Babacan, Yunus Akgün, Gökay Güney gibi gençler bizim en kıymetlilerimiz olmayı sürdürecektir.  17 resmi maçta kendini gösteren 18 yaşındaki evladımız Ozan Kabak sayesinde, muhtemelen ligin gol kralı olacak canavar santrfor Mbaye Diagne’yi alabildik, asla unutamayız.  Aynı Ozan Kabak 2017’de N’Diaye transferinin promosyonu niyetine Osmanlıspor’a verilseydi, kaçırdığımız fırsatı hiç bilemeyecektik.

Bir yıl önce Kasımpaşa’nın Çin’den bonservissiz transfer ettiği Diagne’ye biz 10 milyon Euro saydık.  Altı ay önce Portekiz’den Chaves kulübünün 900 bin Euro’ya aldığı Marcao’ya 4 milyon Euro vererek kadromuza kattık.  Oyunculardan memnun kalacağız, inşallah sergileyecekleri performansla bu bedellerin hakkını verecekler.

Ama gelin Diagne gibi parlayamamış potansiyel oyuncuları Çin’den getiren biz olalım, Marcao gibi gençleri Atletico Paranense’de oynarken keşfedelim, Ozan Kabak’ın yükselişini yaşıtlarına ve daha alt yaş gruplarına rol model olarak sunalım.

Sizden önceki başkanlar ve yöneticiler transfere akıttıkları para ile aldıkları övgüler eşliğinde aslında başarıyı satın alan üretimsiz / sürdürülemez modele saplanıp kaldılar.

Siz üretime dayalı ve fırsat maliyetini doğru yerden yakalayan bir modele geçebilecek misiniz?

Önünüzdeki “challenge” budur.

Başaramazsanız bugün sizi saran ılık popülizm rüzgarı altında kalacağınız bir çığa dönüşebilir, oturduğunuz koltuklar birer iğneli fıçı olur.

Her birinizin hissettiğine eminim ki; seçildiğiniz andan itibaren makamınızda güçlüsünüz çünkü kudretli Galatasaray’ı temsil ediyorsunuz, yalnız değilsiniz çünkü sizi destekleyen ve başarmanız için dua eden Galatasaraylılar var. Elbette eleştiri & denetimden azade değilsiniz çünkü yine sizi dikkatle izleyen Galatasaraylılar var.  Bunu asla aklınızdan çıkarmamanızı rica ederim.

Zamana sığan ve sığmayan tüm çalışmalarınız için, sarf ettiğiniz emek için teşekkür ediyorum. Ailelerinizden çaldığınız zamanları asla unutmuyorum, onlar da fedakarlık ediyorlar, haklarını helal etsinler.

Yolunuz açık olsun, sezon sonu Türkiye yine sarı-kırmızı bayraklarla donansın.

Ali DÜRÜST soyadıyla mı hatırlanmak ister yoksa tercihleriyle mi?

Galatasaray Spor Kulübü üyesi Sayın Ali Dürüst işini bilen bir futbol adamıdır. Kamuoyu kendisini öyle tanıdı. Sevenler öyle sevdi, işini doğru yaptığı için saygı uyandırdı. 

Galatasaray Spor Kulübü yönetim kurullarında kritik görevler üstlendiğinde bile az konuştu, konuşunca fazla bir şey söylememekle ün yaptı. Hata yapmayınca steril konumunu hep muhafaza etti.  Atananamış öğretmenler gibi, bir türlü terfi edemeyip görev süresi uzatılan albaylar gibi hep sırasını bekledi. Kendisine kulüp başkanlığının neredeyse altın tepsiyle sunulduğu günler oldu.  İstemedi, pek çok insanın ona yakıştırdığı göreve talip olmadı.  Belki de o ikinci ya da üçüncü adam olmak için doğmuştu, bilemeyiz. Bu onun tercihiydi, kimse de eleştirme hakkına sahip değildir ama bugün yapacağı tercihler artık tüm Galatasaraylıları ilgilendirir hale geldi.  Ali Dürüst bunun farkında mıdır, anlamak adına kendisine bazı sorular sormak durumundayız zira vakti geldi.

Sayın Ali DÜRÜST veya sevgili Ali ağabey,

Haziran 2015’te Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kuruluna seçildiniz.  TFF’nin resmi web sitesinde yazdığı şekliyle başkan vekilisiniz. İcra kurulu üyesi ve milli takımlardan sorumlusunuz.  Allah ziyade etsin!

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=147

Gelelim sorularımıza:

Organize şike skandalını futbol ailesini üzmeden çözmekle görevlendirildiği halde eline yüzüne bulaştırarak Türk futbolunun tamamen şirazesinden çıkmasına sebep olan ve 2012’den beri görevde bulunan Yıldırım Demirören federasyonunda görev almayı neden kabul ettiniz, görevi kabul ederken hedeflediğiniz amaçlara ulaştınız mı?

Türkiye’nin talip olduğu Euro 2024 tanıtımına futbol dışı magazin figürleriyle talip olan, miadını doldurmuş Mircea Lucescu ile milli takımı UEFA Uluslar Ligi’nde küme düşüren, yepyeni stadyumlardaki zemin problemini dahi düzeltecek kuralları oturtamamış, yıllardır kirlenen / kirletilen futbolun temizlenmesi için hiç bir şey yapamamış, birilerinden talimat gelmeden adım atamaz hale gelmiş bu Federasyonda yola devam etmekten memnun musunuz?

Talimatlardan cezalara kadar hukukun yerle yeksan edildiği, VAR gibi basit bir uygulamada dahi çifte standartın zirve yaptığı, hakemlerini sahaya önceden çizilmiş oyun planıyla gönderiyormuş izlenimi yaratan bir oluşumun sporun ruhunu nasıl koruyacağını bize anlatabilir misiniz?

Ülkenin boğucu, yorucu, zorlu gündeminden uzaklaşmak isteyenlerin ender nefes alma ve rahatlama alanlarından biri olan futbolun, adaletsizlik – haksızlık üreten ve mutsuz insanları daha da geren bir çatışma ortamı haline gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçtim sahip olduğunuz unvanları, siz Galatasaraylı bir sporsever olarak, milyonların ilgilendiği futbolun ana unsuru olan kulüplerin isyan ettiği Federasyon yapılanmasından memnun musunuz?  “Böyle gelmiş, böyle gider, Türk futbolu ne uzar ne kısalır” diyenlerden olmayacağınızı umanları üzmeyecek  cevaplar vereceğinizi umarım.

Son bir soru daha müsaadenizle, FootballLeaks belgelerinde kendisine atfen iddialar olan, eski başkanı olduğu Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nü iflas noktasına getirmiş, ismi “YETEEEER” sloganlarıyla birleştiğinden stadyumlara gönül rahatlığıyla gidemeyen, şampiyon kulüplere kupasını vermekten çekinen Yıldırım Bey’e “Sayın Başkanım” demeyi içinize sindirebiliyor musunuz? Bu sindirim yeterliliği doğal mı yoksa ilaç desteği alıyor musunuz?

Bu sorulara cevap vermek hür iradenize mi tabidir yoksa TFF’de görev almanızı tavsiye eden yükseklerden, tepelerden yine izin bekleyecek misiniz?

Sorular net, isterseniz cevaplar da size kalsın.  Ama Galatasaraylı ALİ olarak kalmak istiyorsanız, yıllar sonra bile DÜRÜST soyadıyla hatırlanmak istiyorsanız yapacağınız son bir şey kaldı. Tek bir şey!

Dürüst biri olduğunuza inananları bile üzüyorsunuz bugün, peki ya yıllar sonra nasıl hatırlanmak istiyorsunuz ???

Yıllar sonra dahi Dürüst Ali olarak hatırlanmanın bir bedeli var, ödeme vaktiniz geldi.

141 hadisesi

Türkiye’nin 141 sayısına dair hafızası korku, müktesebatı kamplaşma ve sisli hatıratı kederle örülüdür.  Yıllar yılı Türk Ceza Kanunu’nun 141.maddesi somut suçlamalar bir yana çoğu zaman insanların itham edilmelerine ve özgürlüklerini kaybetmelerine gerekçe oldu.  Tıpkı 142. ve 163.maddeler gibi…

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc034/kanuntbmmc034/kanuntbmmc03405844.pdf

1951’de ülkemizin hukuk mevzuatına giren TCK 141.madde sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümü  diye başlar, müesses nizamı devirmeye teşebbüs ile devam eder, hafiften müphem bu tanımların sonunu ağır hapis ve ölüm cezası ile bağlar.  Meşhur 141 genel geçer tanımıyla “makbul vatandaş” olamayıp devletin tembihlediği çizginin çıkmış insanların hayatını kaydırabilme açısından pek kullanışlı bir kanun maddesi idi.  Bolca kullanıldı, pek çok insanın beyan ve eylemleri suistimal edildi, iradeleri hiçe sayıldı, en temel hakları ellerinden alındı.

Benim bugün anlatmak istediğim 141 hadisesinin kapsamını geniş yorumlarsak, tıpkı uğursuz 141.madde gibi içinde tahakküm girişimi var, müesses nizam var, iyi niyeti suistimal var, itham var, itibarsızlaştırma var.  Haksızlık da var, hak gaspı da var, mağduriyet de var.

Malum olduğu üzere her sene Galatasaray Spor Kulübü talipli olanlardan 1 Haziran – 31 Ağustos arasında üyelik başvuruları alır. Takip eden 30 günde de başvuruları inceler ve değerlendirir.  Mevcut Tüzük gereği üye başvuruları gruplara ayrılarak kategorize edilmiştir. Bu gruplamada A Grubu Galatasaray Lisesi kökenli olanlardır.  2018 yılında 210 Galatasaray Liseli kulübümüze üyelik için başvurmuştur.  Buraya kadar her şey güzel, sorun yok.

210 başvuru formundan 69’unun münferit başvuru olduğunu öğreniyoruz yani bu aday üyeler kendileri başvuruyorlar ya da başvuru formlarını güvenilir buldukları yöntemlerle teker teker yolluyorlar. Kalan 141 başvuru ise üç aylık başvuru döneminin son günü topluca Sicil Kurulu sekreteryasına teslim ediliyor.  Anlatmak istediğim 141 hadisesi bundan sonra başlıyor desek yeridir.

Bu 141 başvurunun çoğunluğu Galatasaray Lisesi’nden 2018’de diploma alanlara, başka bir deyişle 150.dönem mezunlarına ait.  “Neden toplu başvurmuşlar ki, burada organize işler var” diye düşünüyor sürecin evveliyatını bilmeyenler.  Doğrudur, bir organizasyon var ama bu her zaman sömürülen, istismar edilen bir konu değildi. Mesela 1990’lı yıllarda bir tür farkındalık yaratma, katılım ve dayanışma anlamına gelirdi. Kulüp üyesi Mektepliler kardeşlerine bizzat referans verir, maddi açıdan sorunu olanlar çıkarsa (mesela parasız yatılı okuyanlar ya da aileleri uzak vilayetlerde olanlar) giriş ödentilerini ve ilk yıl aidatlarını öder, o çocuklar da kime borçlu olduklarını asla bilmezlerdi.  Doğru veya kusursuz bir sistem olduğunu iddia etmiyorum ama olan buydu.  Ben o yıllarda bu yöntemle üye olmayı kendimce sebeplerden tercih etmemiştim, bazı devre arkadaşlarım bu yoldan üye oldu. Sonra biz büyüdük ve kirlendi dünya ama 2018’de yaşadığımız garabeti bir benzerini daha önce ne gördük, ne duyduk.

Garabeti hatta doğru tabirle rezaleti kısaca tarif edelim. Sicil kurulu kendilerine ulaşan toplu başvurular içinde başka kulüplerin taraftarı olan birkaç kişinin olduğuna dair somut ihbarlar alınca inceleme başlatıyor.  İnceleme sonucunda şüpheler kuvvetlenince, başvuran gençlerin referansı konumundaki yani aday üyeleri tavsiye eden kulüp üyelerine telefonla ulaşıp durumu sorguluyorlar.  Bu kişilerden bazıları “biz bu sene kimse için referans imzası atmadık” deyince film kopuyor.  Bunun üzerine 210 başvurunun tamamı inceleniyor.  Münferiden gelen 69 başvurunun hiçbirinde problem yok, tertemiz ama toplu gelen 141 başvurunun referans imzaları sahte… Sahte derken, tavsiyede bulunacak 5 yıllık kaydı açık üyelerin imzaları taklit falan edilmemiş, alelade çiziktirilmiş harfler / çizgiler.. Tamamen uyduruk ve rastgele !!

Yanlış anlama olmaması adına altını çizelim.  Başvuru sahipleri A grubundan üye olmaya ehil, başvuru formlarını bizzat imzalamışlar.  Bu başvuru formlarını kendilerine yardımcı olmaları umarak bazı tecrübeli ağabeylerine vermişler. Helale haram katanlar, emanete ihanet edenler, o abiler!

Kulübümüzün seçimle gelmiş Sicil Kurulu, Tüzük madde 10 gereği üyeliğin gerek şartları tam olarak yerine gelmediği için durumu kendi aralarında değerlendiriyorlar.  Bu denli kapsamlı bir usulsüzlüğün örtbas edilemeyeceğini öngörerek, konuyu kulüp başkanı ve diğer birkaç ilgiliye doğrudan iletiyorlar.  Bir dizi yüz yüze görüşme sonucu, bu gençler stadyuma davet ediliyor, güvendikleri dağlara kar yağdığı ve mağdur edildikleri kendilerine izah edildikten sonra 2 gün ek gün süre tanınıyor yeni imzalar temin etmeleri için.  Bu arada bu toplantıya dair rivayet muhtelif, hangi tonda ne konuşulduğuna dair net bilgi yok (*bkz: dipnot). Olağanüstü şartlara binaen verilen ek sürenin kısalığı, üye olma heyecanları haberdar olmadıkları bir sahtekarlık girişimi nedeniyle mağduriyete dönüşen gençlerin yaşadığı hayal kırıklığının tepki ve öfkeye dönüşmesi, aralarından bazılarının yurt dışına eğitim için gittiklerinden Türkiye’de olmaması nedeniyle ek süreye uyamayacak olması, tüm bu süreçte bu çirkin tuzağı kuran sözde abilerin konuyu muhtemelen ajite etmesi sonucu sadece iki genç kardeşimiz bu kısa süreli fırsattan istifade ediyor, 139 kardeşimiz ise devre dışı kalıyor.   Gelinen son noktada bu yıl gelen 1.500’ü aşkın başvuru arasından 376 yeni aday üyeye maddi vecibelerini yerine getirmeleri için davet giderken, mağdur edilen 139 kardeşimiz bu yıl üye olmaktan mahrum edilmiş oluyor.

İlk sorulması gereken soru, bu süreç iyi yönetilmiş midir?  Cevap “HAYIR, kötü yönetilmiştir”  Vardığımız noktaya bakınca besbelli kötü yönetilmiştir çünkü çirkin bir plana alet edildikleri apaçık ortada olan Mektepli genç kardeşlerimiz halen mağdur, Kulübümüzün sicil kurulu sanki bu ucuz sahtekarlığı onlar tasarlamış gibi itibarsızlaştırılıyor, Kulübümüzün yönetim kurulu Liseli karşıtı diye damgalandı bile, Galatasaraylılar Derneği mağdur edilen üyelerinin hakkını korumak isterken rezaletin adını koyamadı ve arada kaldı, Galatasaray Spor Kulübü üyeleri bu konu üzerinden tartışma ortamına çekildi, diğer kategorilerden bu yıl başvuruda bulunan insanlar “orada neler dönüyor?” diye birbirine sormakta!  En fenası bu aptallık afişe oldu, medyaya taşındı, cahil ve art niyetli kiralık kalemlerin mezesi haline geldi kısacası elalemin ağzına sakız olduk ve Galatasaray’ın kurumsal itibarı açısından en istenmeyecek noktadayız.  Bu rezilliğin fikri sponsorları ve 141 başvuru formunu son gün tutanak karşılığı teslim eden kulüp üyesi ise yarattıkları kaosu izleyip gevrek gevrek gülüyordur sanırım?

Olağan şüpheliler diye adlandırdığım bu kadro yarattıkları kaostan kazanım elde etmeyi umarken, bir taraftan da Galatasaray Spor Kulübü Sicil Kurulu Başkanı Selçuk Erdoğmuş’u suçluyorlar.  Galatasaray Lisesi 119.dönem mezunu olan Selçuk Erdoğmuş geçmiş ilişkileri, söylemleri ve hatta var olduğu iddia edilen gizli hedefleri üzerinden adeta şeytanlaştırılmaya çalışılıyor.  Diyelim ki tüm dedikodular tamamen doğru, fitneci Selçuk Erdoğmuş adeta bir Deccal, peki sahtekarlıktan medet umanlar o kıdemli şeytana pabucunu ters giydirmeye çalışırken bu kadar kör göze parmak fütursuzlukla yakayı ele vereceklerini hiç mi düşünemediler?  Bu işin esnaflığını yapan kadro elbette bunu düşünmüştür, kurdukları planın özü ne olursa olsun kazanan tarafta olacaklarına dair duydukları güven.  Sahte imzalar radara girmese “ne güzel yedirdik” diyecekler ve bu kardeşlerimizi ihtiyaç halinde tesir altına almak için yeni numaralar düşüneceklerdi. Genç kardeşlerimiz sahte referans nedeniyle üye olamasalar konuyu tırmandıracak ve doğan infialden besleneceklerdi.  Öyle ya da böyle genel kurul kararlarını tartışmaya açmak, usul tartışması başlatmak hatta konuyu yargıya taşımak için yapay bir mazerete kavuşacaklardı.  Tam bir “kulampara sarması”

Görünen o ki, camiayı zehirleyecek yeni bir formül bulmuşlar ama “aferin” beklemesinler.  Bilsinler ki bu kulüp dün kurulmadı, yaşadıklarından çok şey öğrendi, ürettikleri her zehrin panzehiri illa ki bulunur, her firavunun da bir Musa’sı vardır.

141 hadisesinin bir de sahne gerisi var.  Gerçek niyetlerin saklanmasının alışkanlık haline geldiği camiada niyet okuyuculuğu yapmak talihsizlik olsa da, 141 başvuru formu teslim edilmeden önce konunun taraflarının Galatasaray kamuoyunda ortalama algısı neydi, ona da bakmak gerekir.

Öncelikle kulüp yönetim kurulu Tüzükteki limitlerin ötesinde çok sayıda başvuru geldiğinin farkında, gelen taleplerden bunalmış, üstelik üyelik giriş ödentilerini taze mali kaynak olarak önemsiyor ve geliri maksimize etmek istiyor izlenimi veriyordu. Kulüp sicil kurulu D ve E grubundan yüzlerce başvuruyu nasıl önceliklendireceğine dair kriter bulmak zorundaydı, üzerlerinde büyük baskı vardı.  Tam da bu dönemde sicil kurulu bahisleri yüksekten açtı ve alınacak yeni üye sayısında 400 barajının geçilebileceğini, bunun da Sayın Dursun Özbek döneminde alınan bir yönetim kurulu kararına atfen gerçekleşeceği iddiasında bulundu.  Kanımca bu hatalı bir söylem ve pozisyondu hatta birilerinin aklına karpuz kabuğu da düşürmüş olabilir.  Dursun Özbek döneminde D ve E gruplarından 290 üye alınacağına dair bir yönetim kurulu kararı bulunabilir.  Buna istinaden 210 Liseli başvurusu, 15 başkan kontenjanı eklenince yeni sayı minimum 515 olarak da hesaplanabilir.  Ama Dursun Özbek yönetimi herhangi bir konuda yanlış karar vermişse, “kurumlarda devamlılık esastır” diyerek her yanlışa sahip çıkılmalı mıdır acaba?  Kafa karıştırmak için yazılmış gibi duran Tüzük 8.maddede kanımca tek net ifade, bu kulübe bir yılda 401 yeni üye alınamayacağıdır.  Sınır 400’dür ve 8.madde gereği bu eşik aşılamaz.

Benim “siyaset esnafı” olarak adlandırdığım olağan şüpheliler ise asla onaylamadıkları vakitsiz seçim kararı sonucu  20 Ocak’taki erken seçimi kaybettikten sonra, Sayın Mustafa Cengiz’e karşı ikinci kez seçim kaybedince (ya da Dursun Özbek geri gelmesin koalisyonu galip gelince) bir süre kendi içlerinde durum değerlendirmesi yaptılar.  2002’den bu yana sürekli kazanan ve kazandıran taraf olduklarından sandıkta kaybetmek onların kitabında yoktu. Yönetimleri savunmak üzerine söylem geliştirmek alışkanlıkları vardı ama şimdi muhalif çizgide hareket etmeliydiler.  Bazı Liseli profesyonellerin işten çıkarılmalarından türetilecek yorumlar, geciken sponsorluklar, sermaye artışını kimin hallettiği polemiği, N’Diaye ve Gomis satışları,  alınamayan santrfor, mevcut yönetimin icraatında bazı eksik ve hatalar, mahremiyetin kalmadığı kulüpten dışarıya çok fazla doğru / yanlış bilgi sızması ve bazı çiçeği burnunda yöneticilerin acemilikleri onlara fırsatlar sunsa da, yeterince etkin kullanamadılar kanaatindeyim.  Özellikle 29 Mayıs 2018’de mazbatasını alan II. Mustafa Cengiz yönetimi “vira bismillah” demişken daha yaz aylarında yaylım ateşi çok erken başladı.  Camiadaki kredileri zannettikleri kadar yüksek olmadığı için belden aşağı vurma denemeleri arzuladıkları sonucu vermeyebilir.  Yeterince deneyimledik ve biliyoruz ki; Canaydın’dan Polat’a, Aysal’dan Özbek’e  başkan kim olursa olsun Galatasaray’da saygısız, izansız ve hırçın muhalefet umulan sonucu vermez.  Doğru dozda, tutarlı ve akıllı muhalefeti öğrenmeye takati olmayan bu çıkar grubunun ana fikri ise belli, Mayıs 2021’e dek sabretmek niyetinde değiller.  Kaptırdıklarını bir an evvel geri almak istiyorlar, hem de ne pahasına olursa olsun… Yakın vadede sportif başarısızlığı ya da yönetimin zaman içinde yıpranarak çözülmesini bekleyemezler. 141 krizi sonucu gelinen nokta onlara altın fırsat sunmuş durumda, tüm stratejilerini mağdur olan genç kardeşlerimiz üzerinden Liseli üyelerde infial yaratmak üzerine kuracaklardır.  Bu krizi ince ince planladıklarını düşünmek için çok sebep var, hangi sonucu alacaklarını ise zaman gösterecek.

Tespit kısmını yeterince uzattık.  Artık çözümleme, örnekleme ve öneri kısmına geçmek lazım. Yıllardır tekrarladığım üzere Galatasaray’da yeterince kural yok, olan kuralların da pek çok istisnası var.  141 hadisesi Sicil Kurulu sekreteryasındaki kulüp çalışanımızın 141 formu tek seferde almasıyla daha doğrusu reddedememesiyle başlıyor.  Beş yıllık kıdemi olan kaydı açık kulüp üyesi bir başvuru döneminde en fazla 5 (beş) aday üyeye referans olabildiğine göre, bir üye de en fazla 5 başvuru formunu teslim edebilmeli desek?  (KURAL 1)

Eğer böyle bir kuralımız olsaydı, bu rezaletin tutanak altına alınmış en az 28 organize faili olurdu ve her birinden hesap sorma ihtimali doğardı.

Diğer mühim konu da başvuruda bulunan adayın Kulübümüze faydalı bir Galatasaraylı olacağına dair tavsiyede bulunma mekanizması.  Referans imzanın manası nedir?  Hukuken bir kurucu unsur mudur?  Şekli ve lüzumsuz bir detay mıdır? Mesela 14 Ekim 2009 tarihli Divan Kurulu toplantısında yıllardır balotaj uygulamasının gerekliliğini savunan sevgili Hayri Kozak ağabeyimiz benim görüşlerime yakın şeyler söylemiş:

  • “Biz başka kulüp taraftarı olanları henüz üyelik müracaatlarında tespit edemiyoruz sadece iki tane kefalet imzasına bakıyoruz.”

Yine Sayın Hayri Kozak tarafından Galatasaray Spor Kulübü tüzük hazırlama komisyonuna 11 Nisan 1980’de verilen önergeden bir alıntı yapmak isterim.

Galatasaray Kulübüne üye tavsiyesi yaparak talepname imzalayan üyelerin meseleyi ciddiye almalarını sağlayacak yükümlülüklere müeyyidelere tüzükte yer verilmesi,

Hayri Kozak ağabeyin talebinden anlaşılacağı üzere referans imzaların ciddiyetten uzak olması riskinden duyulan rahatsızlık yeni bir konu değildir, 40 yıllık gündemdir.

Yeri gelmişken Galatasaraylı bir grup hukukçu önerici imzalarla ilgili benim pek katılmadığım ama hukukçu olmadığım için ukalalık edemeyeceğim argümanlar ileri sürdüler. İçlerinde tanıdığım kardeşlerim var, hukuk bilgilerine laf söyletmem. Bir davam olsa, kapılarını çalar fikir alırım. Ama burada etik değerler çerçevesinde cevaplanamayan sorular var öncelikle. Mesela “imzamın arkasındayım” diye beyanda bulunan üyelerimiz ilgili başvuru formundaki imzayı tarif edebilir ve tekrar boş kağıda atabilirler mi?  Atamazlar.  “İmzamın arkasındayım” deyip hem A grubu hem E grubuna imza atanlar mevcut. A grubundaki uyduruk, E grubundaki kulüp kayıtlarına uygun hakiki imza ise bunu nasıl açıklarlar?  Açıklayamazlar. Peki kulübe üyelik konusunda referans olmak telefonda icazet vermek şeklinde hafife alınacak bir süreç mi olmalıdır?  Kısacası ahlaken bu olan biten içimize sindi mi, ikna olduk mu?  “Usul esasa mukaddemdir” diyorduk, ondan da mı vazgeçtik ?

Gelin KURAL 2’yi konuşalım.  Diyelim ki kaydı açık 5 yıllık iki üye bir Galatasaraylıyı öneriyor.  Aday üyemizin ismi Emin Bülent ASLAN olsun.  Önerenler de kulüp üyelerimiz Tuba hanım ile Metin bey olsunlar. Aday kardeşimizin Galatasaraylı olduğu neredeyse isminden belli ama Sicil Kurulu bununla yetinmiyor, kendisini tavsiye eden üyelere telefonla ulaşıyor ve basit kontrol soruları soruyorlar.  Emin Bülent ASLAN nereden mezun, mesleği nedir, nerede oturur, evli midir / bekar mıdır, Galatasaray’la olan ilişkisini nasıl tarif ederler vs..  Tuba hanım ile Metin bey bu basit soruların hiçbirine cevap veremiyorlarsa Emin Bülent ASLAN’a hatır için imza atmışlardır, kendisini tanımıyorlardır ve tavsiye etmeleri de makul değildir. Bu durumda Emin Bülent ASLAN yeni referans imzalar getirmelidir, bunun için süresi yoksa başvurusu usul eksikliğinden düşer.  Tuba Hanım ve Metin bey’e de disiplin kurulu yazılı uyarı gönderir, ki bir daha bu hataya düşmesinler diye..

Kural 2 çok sert geldiyse, hemen alternatifi olan KURAL 3’e geçiyoruz.  A grubundan üye olan Galatasaray Liseliler ile C grubundan eski sporcuların başvurularında referans imza aranmaz.  “Öyle şey olur mu?” diyenler çıkacaktır, olmuşu var eskiden…  1932 tüzüğünde madde 5/a gereği Galatasaray Mektebine devam etmiş olanlar bizzat müracaata esas teşkil edecek tescil varakalarını doldurup verebilirler.  Madde 5/b ise şöyle diyor:

  • Bunların haricinde olanların, asil azadan iki zat tarafından takdim ve teklif olunmaları, tescil varakalarının da bu zevat tarafından imzalanması şarttır.

1932 tüzüğü iki şey söylüyor bize.  Selam gönderir gibi form göndermek olmuyor, Mektepliler de Kulüp binasında boy gösterip bizzat başvuruyorlar.  Diğer üyelerin imzası da tavsiye eden üyeler tarafından imzalanıyor, uyduruktan çiziktirmek yok!

Yine Sicil kurullarının son yıllarda içine sığamadıkları kaydı açık üyelerin %3’ü sınırını esnetmek için sahiplendikleri “doğal üye” söylemi var.  Eski tüzüklerde asli üye, fahri üye, küçük üye gibi tanımlar mevcut ama doğal üye diye bir şey yoktur.  Eğer Galatasaray Liseliler doğal üye ise ne referans imzaya ihtiyaçları vardır, ne de giriş ödentisi için para ödemeye.  Doğal üyelik nedir? Sicil Kurulu’na gelirler, selam verirler, uğurlu rakamlarından oluşan sicil numaralarını seçerler, işlem tamamlanır.  Doğallık söz konusu ise, doğal olan budur.

Galatasaray Liseliler (bugün için A grubu) başvuruları öncelikli olarak ele alınan insanlardır. Eskilerin deyimiyle en ziyade müsaadeye mazhar olan kitledir.  Kulübü ihdas eden kurucu kesimin devamı ve varisleridir.

1930 tarihli umumi nizamnameye göre Galatasaray Spor Kulübü’nün teşkil maksadını gösteren 1.madde

Kıymetli bir insan kaynağı olup Galatasaray Spor kulübünün bir nevi mukayeseli avantajıdır.  Herhangi bir kutsallık atfetmeden kulübümüz açısından bu avantajı şöyle değerlendirebiliriz

  1. Türkiye ortalamasının çok üzerinde iyi bir eğitim almış ve sarı-kırmızı Galatasaray ortamında yetişmişlerdir.
  2. Birbirlerini çok iyi tanıyan, temel değerler ve asgari müşterekler hakkında kolay anlaşabilen, ihtiyaç anında hızlı koordine olan nitelikli bir insan grubudur. Dünyanın her kıtasına yayılmış muazzam bir network olarak düşünülmelidirler, eksiklik bu yaygın etki alanının Kulübümüz ve diğer Galatasaray kurumları lehine yeterince üretken olamayışıdır.  Futbolun eskimeyen yıldızlarından örnek verirsek, gündem ve zaman baskısı yokken Paul Gascoigne gibi tembel ve gamsız olabilirler.  İşler karıştığında, kaotik baskı arttığında, yumurta kapıya geldiğinde, köprüden önceki son çıkış anlarında Gheorghe HAGI – Zinédine Zidane karışımı sert, disiplinli ve yaratıcı figürlere dönüşebilirler.  Yüksek potansiyel ile umursamazlığa varan atalet, horozu çok olan köy karmaşası ile senfoni orkestrası performansı arasında çok hızlı geçiş olabilmektedir.  Muhtelif sebepleri mevcut olup, tedavi ve gelişim alanı olarak ele alınmalıdır.
  3. Yetiştikleri ortak kültürün kodlarında düşünce ve ifade özgürlüğü, serbest tartışma, dayatmalara direnme ve evrensel olarak en iyiye ulaşma güdüsü vardır. Nesil farkını minimize eden ve kuşaklar arası geçişi temin eden bu ortak kültürdür.
  4. Mektepliler genelde azla yetinmezler, zor beğenirler, birbirlerini ve toplumu kıyasıya eleştirirler ama zor zamanlarda birlikte hareket edebilmekte ve daha ziyade korumacı tavır sergilemektedirler. Örgütlü eylem ya da ortak amaç doğrultusunda birlikte çalışmanın giderek zorlaştığı bir toplumda bu saydıklarımız daha değerli bir özellik haline gelecektir. Bugün yaşanan saçmalıklar düşünülünce ise elbette sui misal emsal olmamalı, kötü karakterler rol modele dönüşmemeli, arkadan gelenlerin moralini bozmamalıdır.  İçinde yaşadığım son 30 yıla bakarsak şahsi gözlemim bireysel performanslarda çok parlak isimler ve işler olmakla birlikte, total entelektüel birikim, sonuca yönelik ekip çalışması ve ölçülebilir faydalı üretim gerilemektedir.  Fabrika ayarlarından hızla uzaklaşan ülkede yeni bir konum aranmaktadır belki de?

Başvurudaki şekil şartlarını yerine getirmek dışında, Galatasaray Liselilerden beklenen tek bir şey var:  GALATASARAY TARAFTARI OLMAK.

Kulüp üyeliği evvela tarafını seçmekle başlar. Başka renklere gönül vermiş bir Mektepli, ister okulun en sevilen siması olsun, ister iftihar listesinde olsun Kulübümüze üye olamaz.  Bu konuyu da tartışma vesilesi yapmaya kalkışanlar oldu, onlara da geçmişten örnekler verelim.

1925 Galatasaray’ın ilk kapsamlı tüzüğüdür, madde 7 şöyle der:

  • Galatasaray Terbiye-i Bedeniye kulübü azasının diğer bir idman cemiyeti ile hiçbir güna* alakaları olamaz. Hilafında hareket edenler idare heyeti kararı ile kulüpten ihraç edilir.

*: tür, çeşit

1938 tüzüğünde de aynı madde yer almakta.

Bugün tüzüğümüzde “rakip sayılabilecek bir başka spor kulübünde üye, lisanslı sporcu ya da görevli olmaması” ifadesi yer alıyor.  Gönül bağı konusu ise ihmal edilmiş nedense?  Oysa Türk Medeni Kanunu 71.madde dernek üyelerini, üye oldukları derneğe sadakat gösterme yükümlülüğü altına da sokar.

1925-1938 arası ifade daha kapsayıcı zira Beşiktaş / Bursaspor / Göztepe / Fenerbahçe vs. taraftarı olmanızı, HSSK’da sporcu olmanızı, Anadolu Efes’te sportif direktör olmanızı, Medipol Başakşehir anonim şirketinde yönetim kurulu üyesi olmanızı ve hepsini en baştan imkansız kılıyor.  Dolayısıyla lise diplomasına istinaden doğal üyelik iddiası ileri sürülemez, bu bir gönül meselesidir, özel bir tutku gerektirir. Varsa vardır, yoksa yeriniz Galatasaray Spor Kulübü değildir.

Doğal üye söylemi, kulübümüze üye olmak isteyen kitle barajın arkasında birikirken “kaydı açık üyelerin %3’ü kadar” olması gereken limitten A ve C grubu üyeleri hariç tutarak D ve E grubundan daha çok üye alma gayretidir esasen. Mevcut tüzüğün kötü yazılmış 8.maddesiyle cebelleşmek yerine, Tüzük tadil kongresinde bu maddenin tadili için KURAL 4 önerilebilir.

Galatasaray Lisesi mezunları, Başkan kontenjanından üye yapılanlar ve lisanslı eski sporcularımıza başvurularına öncelik tanınmak kaydıyla alınacak toplam üye sayısı bir önceki yıl sonu (31 Aralık) itibarı ile Kulübün kaydı açık üye sayısının %5 (yüzde beş)‘inden fazla olamaz.
Yönetim Kurulu tarafından belirlenen alınacak toplam üye sayısından fazla üye kabul edilmesi durumunda, işlem sırasına göre sınırı aşan üyelik geçersiz olur ve düşer.
Ancak her durumda, bir yılda kabul edilecek toplam üye sayısı 750 (yediyüzelli)‘yi aşamaz.

Şimdi KURAL 4’ün aritmetik dengesini örnekleyelim.   Öncelikle Tüzüğümüzün inkar edilen 20.maddesini işletiyor ve aidat ödemeyen + katılım göstermeyen üyeleri kulüpten ihraç ediyoruz.  Diyelim ki kaydı açık üye sayımız 6.500’e indi.  Bu durumda alınacak üye sayısı %5 üzerinden 325 kişidir.  325 kontenjanın olduğu yıl 110 tane Mektepli, 25 eski sporcu, 15 de başkan kontenjanı geldi.  Toplamı 150 eder, geri kalan kontenjan 175’tir.

Birkaç yıl sonra kaydı açık üye sayımız 9.000’e çıkarsa, o sene alınacak üye sayısı 450’dir.  Yukarıdaki örnekten 150 öncelikli başvuruya ek olarak, 300 Galatasaraylı daha kulübe üye olur.

12.000’e geldiğimizde, kulübümüze %5 üzerinden maksimum 600 kişi üye olur.  Peki 17.000 kaydı açık üyeye geldik, %5’i 850 yapar.  O noktada doğal sınır olan 750’de kalınır, 751 üye alınması mümkün değildir.  Herkes aynı sayısal sınırlara tabidir, kimse hariç tutulmaz, 15 bine kadar %5, 15 bin kaydı açık üye sonrası 750 ile devam edilir.

Yüzde 5 ya da 750 sınırını çok bulanlar olacaktır, kerameti kendinden menkul demografik dengeleri vaaz edenler de olacaktır.  Bu tarz endişelerin değişim korkusundan ziyade dönüşüme hazırlık için çalışmaktan gocunmak olarak algılıyorum.

Ölümsüz kurucumuz Ali Sami YEN’in mesajı neydi:

Galatasaraylılık öyle kuvvetli bir cereyandır ki, aynı mektepte feyz almayanlar bile bizimle bir müddet kaldıktan sonra bizim kadar Galatasaraylı olurlar

Dikkat buyurun, bizim kadar demiş, bizden az, bize yakın dememiş, bizim kadar diyor Ali Sami YEN.. Denklik, eşitlik, kardeşlik var bu cümlede.

“Yetmişiki millete bir gözle bakmayan halkına müderris olsa, hakikate asidir” der Yunus EMRE… Bugün Galatasaray Spor Kulübü’nü sadece Mektebin insan kaynağına dayanarak ne idame ettirmek ne de idare etmek mümkün değildir.  Demek ki bize Mektep’te tahsil görme şansını elde edememiş ama Ali Sami YEN’in tarif ettiği cereyanda kalmış Galatasaraylılar da lazım, bunları seçerken sıraya koymak gerekiyor çünkü hamdolsun çok kalabalıklar…

İşimize ortak, hastanemize başhekim, evimizin anahtarını bırakacak komşu seçer gibi hassas davranmak gerekiyor.  Ve ne kadar şanslıyız ki kulübümüze faydalı olmak isteyen seçkin, nitelikli, bu renklere gönülden bağlı, hayatını Galatasaray üzerinden düzenleyen, en mutlu anlarını Galatasaray olmadan anlatamayan binlerce Galatasaraylı var.   Ali Sami YEN’in kurduğu hayalin bu kadar geniş kitlelerce benimsenmesi bu topraklarda yaşanmış en müthiş hikayelerden biri aslında. Kulübümüzün ilk 100 yılını iyisiyle kötüsüyle tayin eden ve Türkiye’nin açık ara en başarılı / en kudretli spor kulübünü hayata geçiren Mektepliler, ikinci yüzyıl için de basiretli davranmak, fedakarlıkta bulunmak ve çok çalışmak zorundalar.  Kötümser bakış açısıyla da, bilhassa son 20 senede yaptıkları hataları telafi edebilmek için kusursuz bir geri dönüş hikayesi yazmak zorundalar.

Eğer Galatasaray Liseliler kulübümüzde daha çok Mektepli olsun istiyorlarsa –ki isterler ve istemeliler– bunun çaresi Tüzükteki sanal vidaları sıkmak değil, yakın geçmişteki eğitim-öğretim düzenine dönecek fiziki imkanları geri kazanmanın çaresine bakmaktır.  Bizim 11 yaşında ve 288 kişi olarak merkezi sistem sınavıyla girdiğimiz Galatasaray Lisesi, bugün 150 öğrencisiyle Türkiye’nin hizmetindedir.

Elbette bunca ahkam kesince insanın kendine de çeki düzen veresi geliyor, “acaba geçmişte neler yaptım, neler söyledim” diye… Hafızamı yokladığımda kendime dair ilk örnek Mart 2010 genel kurulundan… Kürsüde yaptığım konuşmadan aşağıdaki alıntının ilginç bulunacağını düşünüyorum:

  • …. 2010 Ocak ayında gerçekleşen Divan Kurulu tutanaklarından alıntı yapacağım size, sözü Sicil Kurulu Başkanımız Sayın Celal Açar almış. Konu seçimlerde oy kullanma hakkı elde etmek için aidat yatırma gerekliliği, gelin birlikte okuyalım o gün neler söylenmiş:

“………….20 Şubat’ta ki para yatırımında çarşaf gibi listelerin geldiğini görürsünüz. Yani çok kişinin de parası o şekilde yatırılmaktadır. Bu senelerce vardır, bunu kimse saklamıyor, herkes de biliyor ve bunu bilenlerde bilhassa paralarını yatırmıyorlar. “Nasıl olsa bir Başkan çıkar bizim paramızı yatırır” diyorlar onlarda kendi aralarında böyle bir şey yapmışlar…………..”

İnanası gelmiyor insanın okuyunca ama Sicil Kurulu Başkanımız yetkili makamda ve çok tecrübeli. Maalesef aynı toplantıda beni hayrete sürükleyen ve ziyadesiyle üzen başka beyanlar da bulunmakta. En değerli kaynağımız insan diyoruz ama bu yaklaşım insanları faydalı olacak Galatasaraylılar olmaktan çıkarıp, istatistik rakamı haline getirecektir. Bir el kalkar, bir oy atılır, Galatasaray’da bir takım kararlar verilir, geçer gider. 

Hepimizin farkında olması gereken şudur, her ne kadar Dernekler Kanununa tabi olsa da, Galatasaray Spor Kulübü DERNEKÇİLİK oynanacak yer değildir

Bu alışkanlıktan derhal ve kesinlikle kurtulmalıyız. Bu çarpık uygulamaların başka yerlerde sıkça uygulanıyor olması bizim mazeretimiz olmaz. Bu kurtulamayacağımız bir alışkanlık falan da değildir, bir çift dikkatli göz ve yetkin bir muhasebeci yetecektir. Yeter ki niyet olsun. –

Sayın Celal Açar’ın yukarıda alıntıladığım açıklamalarına ilk tepki elbette bana ait değildir. 13 Ocak 2010’da Divan Kurulunda yaptığı konuşmasının sonunda divan kurulu toplantısını takip eden eski bakanlarımızdan rahmetli Mükerrem Taşçıoğlu ağabeyimiz oturduğu yerden şöyle seslenmiştir kendisine:

MÜKERREM TAŞÇIOĞLU

  • Mücrimin bu kadar masum ifade verdiğini ilk defa görüyorum!

Aynı toplantıda Celal Açar’dan önceki sicil kurulu başkanı Levent Yücel de söz olarak tüzüğü aşan üye alımlarını ve yukarıda bahsi geçen şark kurnazlıklarını savunmaya çalışmış, o da cevabını Kulübümüze en faydalı Galatasaraylılardan biri olarak tarihe geçeceğine inandığım rahmetli Kemal Onar’dan almıştır.

KEMAL ONAR

  • Doğru oku, yorum yapma, kişisel yorumlarla tüzüğü ihlal etme hakkınız yoktur!

Dönelim kendimize. Mart 2016’da olağan mali genel kurulda kulübün geldiği durumdan ilgisiz üyeleri ve “siyaset esnafı” olarak adlandırdığım çıkar grubunu sorumlu tutmuştum.  Sorularımdan biri şuydu:

“…Ünal Aysal’ın 100 milyon dolarla geldiğini kulüp üyelerinin kulağına üfleyenlerin, Prof.Duygun Yarsuvat’ın yönetim listesini birkaç saatte hazır ediverenlerin, Dursun Özbek’in seçilmesi için kendince kampanya yapanların hep aynı simalar olması size de garip gelmiyor mu?…”

Öyle ya yukarıda ismi geçen üç saygıdeğer başkanımızın ne zihniyet, ne plan, ne de uygulama olarak birbirlerine pek benzemedikleri ortada.. Her üç başkanın listesini de aynı hararetle pazarlayan, kimileri seçimden sonra sahneden inen, bir kısmı da seçtirdiği yönetime bile kişisel talepleriyle rahat çalışma ortamını çok gören o grup bellidir, bu işlerde pek mahirlerdir.

Yine Mart 2017’de genel kurullara katılımın kaydı açık üyelerin %20’sine bile varmadığını, aidat ödememenin ve katılım göstermemenin Tüzük madde 20’deki kesin yaptırımlarına rağmen bu ataletin aynen devam ettiğini vurgularak kürsüden şunu sormuştum:

“…Genç üyelere bir tavsiyem var, soru sorun Galatasaray’da.. Mesela son 27 yılda sadece iki sicil kurulu başkanı olmuş kulübümüzde.  Acaba bu acayip yapının bir sebebi bu mudur diye sorun?…”

Alp Yalman, Faruk Süren, Mehmet Cansun, Özhan Canaydın, Adnan Polat, Ünal Aysal, Prof.Duygun Yarsuvat, Dursun Özbek… Sekiz kulüp başkanı, pek çok seçim ve yönetim listesi ama sicil kurulunda sadece iki başkan?  Enteresan değil mi sizce de?? Neden sicil kurulları bir tür vatandaşlık dairesi gibi çalışıyor? Neden yıllardır kimse sicil kurullarının çarşaf liste haricinde ve yönetimlerden bağımsız seçilmesini önermedi?  Günün ihtiyaçlarına göre tüzük tadili yerine var olan maddeleri esnetme, yeni baştan yorumlama, şehir efsaneleri yaratma gayreti niye ??

Dışarıdan göründüğü gibi değil” diye kodlanmaya çalışılan perili köşk hikayelerinden,  “Bilmediğiniz şeyler var” masalından gına gelmedi hepinize?

Bir soruyla da iğneyi kendimize batıralım, bu zor durumda ben kulüp başkanı olsam ne yapardım?

Öncelikle bu tezgahı kuranların kim olduğunu çok boyutlu araştırır, tutanak karşılığı 141 formu teslim eden üyeyi, mağdur edildikleri şüphe götürmeyecek biçimde ortada olan Mektepli kardeşlerimden alenen özür dilemeye ve kulüp üyeliğinden istifaya davet ederdim. Yine mağduriyet yaşayan genç kardeşlerime bir haftadan az olmamak üzere başvuru formlarındaki referansları gerçek tavsiye imzaları ile değiştirme olanağı tanırdım.  Kendileriyle doğrudan temas kurup görüş ve düşüncelerimi geçmişten örnekleri de hatırlatarak aktarırdım, referans imza konusunda eğer tercih ederlerse yönetim kurulum vasıtasıyla konuyu çözerdim.  Standart başvuru süresi kapandığı, D ve E grubundan başvuranların da hakkını yemek söz konusu olamayacağı için, istem dışı bu olağanüstü durum nedeniyle 400 sınırını bir seferliğine aşardım.  Bu kararla mer’i Tüzüğün 8. ve 9. Maddesini alenen çiğnediğimi, bu kararın idari açıdan net bir ibrasızlık gerekçesi olduğunu bilerek bunun getireceği siyasi riskleri aldığımı kamuoyuna ilan ederdim.  Bunu neden yapardım?  Mektepli kardeşlerimi sevdiğim, saydığım için mi, sadece vicdani gerekçelerle mi, mağduriyeti gidermek için mi?  Bunların tesiri yadsınamaz ama esas sebep kazanmak için her yolu mübah sayanlara aradıkları fırsatı vermemek ve Galatasaray’ın yakın geleceğinde bir kırılmayı, ayrışmayı önlemek olurdu.  Bu gençleri, Galatasaray Spor Kulübü’ne büyük zarar vermiş çıkarcı bir kitlenin irade ve insafına terk etmemek için,  GSL 150.dönemi takiben kayıp nesiller yaratmamak için, bu kulüpteki sosyal huzur ve birlikteliğin benim makamda kalış süremden çok daha mühim olduğunu düşünerek bu riski üstlenirdim.  Akabinde de tüzük tadiline dair önerilerimi üç ana başlık altında toplayarak camia ile paylaşırdım.

  • Mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetim hedefine yönelik iyileştirmeler (dernek ve şirketin mali yıllarının birleştirilmesi ya da Denetim ve Sicil kurullarının bağımsız seçilmesi gibi)
  • Tüzük metni içindeki uyumsuzlukların ya da fiili durumlara çözüm getiremeyen eksiklerin giderilmesi (tek taraflı kararla baskın seçim kararı alan yönetim kurulların daha geniş bir takvim ilan etmek zorunda olması gibi)
  • Kulübe üye alımı koşulları gibi yenilik doğurucu hükümler

Hakkaniyetli veya ideal çözüm bu mudur bilmiyorum ama o makamda olsam yapacağım bu olurdu.  İçine düşülen çıkmaz öyle bir davul ki, sesi uzaktan bile hoş gelmiyor!

Bu çok uzun yazının son kısmını ise değerli kardeşlerime ayırmak arzusundayım.

Sevgili kardeşlerim,

Evvela üye olmak istediğiniz kulübümüzün hali ve gitmesi gerektiği rotaya dair fikirlerimi çok kısa nakletmek isterim.

Son yıllarda GALATASARAY SPOR KULÜBÜ misyonunu unutmuş görünen, stratejisi ve uzun vadeli planları olmayan, dönemlik hedeflere göre bir araya getirilmiş sporculara hesapsız ödemeler yapan, kısacası doğru yönetilemeyen, iyi denetlenemeyen, pek de UMUT vaat etmeyen, borca batık müflis bir yapıdır.

Oysa GALATASARAY SPOR KULÜBÜ iyi insan ve nitelikli sporcu yetiştiren, inandığı değerleri savunan, sürdürülebilir başarıyı hedefleyen, dirayetli insanlar tarafından stratejik hedefler doğrultusunda yönetilen, hesap veren, çok iyi denetlenen muteber bir kurum olmalıydı.  Türkiye’ye UMUT aşılayan bir medeniyet projesi, ülkenin en güçlü global markası olarak müstesna bir konumda kalmalıydı.

Sizlerin de takip ettiği üzere Kulübümüzün ve bağlı ortaklıklarının en acil konusu finansman ve nakit akışı olsa da, bugünkü manzarayı yıllar içinde hazırlayan daha ciddi problemler mevcuttur. Bunlardan ilk aklıma gelenler:

  1. Genetik problemler (ülkedeki spor kültürü, kulüp yapısı, anormal beklentilerden kaynaklanan toplum baskısı, istikrarsızlık…)
  2. Stratejik planlama geleneği olmaması (Sportif, İdari, Mali)
  3. Organizasyon yapısı
  4. İş akışları ve karar alma süreçleri
  5. Profesyonel kadroların yetkinliği ve kuruma sadakati
  6. İtibar Yönetimi
  7. Galatasaray genelinde iç iletişim
  8. Sözleşme yönetimi ve henüz gerçekleşmemiş idari / hukuki riskler
  9. Üyelerimizden yeterli düzeyde katkı ve destek alamamak

Acil olan finansman konusuna gelirsek size tek bir sayı vermek isterim.  Galatasaray Spor Kulübünün öz sermayesi şu anda eksi (650) milyon TL mertebesindedir.  Bu miktar şu anlama geliyor.  Diyelim ki çok radikal bir karar alarak kulüp olarak sportif faaliyetlerimizi durdurduk, piyasada ederi olan tüm oyuncularımızı başka kulüplere sattık. Bankalardaki paramızla borç ödemeye başladık, tüm menkul kıymetleri ve gayrimenkulleri likide ettik yine borç ödedik.  Elde avuçta ne varsa sattık savdık, geriye sadece biz Galatasaraylılar kaldı ama yine de konsolide borcumuz 650 milyon Türk Lirası olarak kalmaya devam edecektir. 9.000 civarı kaydı açık kulüp üyemiz var diye varsayarak her birimize yaklaşık 73.000 TL borç taahhüdü düşmektedir.

Bu verileri / tespitleri aklınızda tutmanızı rica edeceğim ve müsaadenizle sizlere üzerinde düşünmenizi temin etmek umuduyla birkaç sorum olacak.

  • Güvendiğiniz, iletişim kurduğunuz, sizi bilgilendirmeye ya da yönlendirmeye soyunan büyük ağabeylerinize sorar mısınız lütfen, bilhassa son 20 yılda Galatasaray Spor Kulübü genetik kodlarından koparak sıradanlaşırken, adım adım çökertilirken, idari ve mali bağımsızlığını yitirme noktasına gelirken ne yapmışlar? Hangi direnişi göstermiş, hangi ikazlarda bulunmuşlar? Çözümün parçası olmak için cansiperane çalışmışlar mı yoksa bizzat her tür kulüp içi siyasi pazarlığın göbeğinde yer alıp istemeden ya da göz göre göre kulübe zarar mı vermişler?
  • D veya E grubundan bir grup üye topluca ve organize biçimde sahte referans imzalarla kulübe üye olma girişiminde bulunsa ne hissederdiniz, size tavsiyelerde bulunan pek kıymetli ağabeylerinizin tepkisi sizce ne olurdu?  Bu konuyu “mesele” etmeyip üstünü mü örterlerdi yoksa yeri göğü mü inletirlerdi?
  • Rastgele imza atma garabetinin 40 yılda bir ilk kez size denk geldiği kanaatinde misiniz yoksa sizden önceki başvuru dönemlerinde hani o zamanki sicil kurulu üyeleri de görmezden gelmiş olabilir mi?
  • Galatasaray Spor Kulübü Tüzüğünü baştan sona okudunuz mu?  Tüzüğün tadil edilmesinden korkanların ya da bu sürecin hazırlık aşamasını dahi öcü gibi göstermek isteyenlerin anlattıklarını doğrulama ihtiyacı hissettiniz mi?

Sevgili kardeşlerim,

Yukarıdaki sorular bir yana eğer sizler herhangi bir zaman ola ki bana sorsaydınız –biraz da kendi deneyimlerimden hareketle– “kendinizle barışmadan, büyük kalabalıklarla karışmadan, başka Galatasaraylılarla kaynaşmadan hatta bir kariyer seçip ekmeğinizi kazanmadan kulüp üyeliğini birinci önceliğiniz olarak görmeyin” derdim.

Ama madem ki şimdi arzu etmişsiniz, irade göstermişsiniz, başvuru formlarınızı bizzat imzalamışsınız dilerim ki tez elden kulübümüze üye olasınız.  Gün mü olur, hafta mı olur, ay mı olur bilemem ama mutlaka tez elden olsun.

O günler, haftalar Galatasaray’a ve hayatlarımıza ne getirir bilinmez ama siz siz olun küsmeyin, kopmayın, uzaklaşmayın, ayrışmayın, ayrıştırmayın.  Sizin üzerinizden kulüp içi siyasette pozisyon almaya kalkanlar olursa buna müsaade etmeyin.  Üye olduğunuz andan itibaren mesuliyet sadece sizin omuzlarınızdaymış gibi meraklı, sorgulayıcı, fedakar, çalışkan olun.  Dayatılana değil, Galatasaray’ın kurucu değerlerine inanın.  Gelenek diye önünüzde konanın, bir asır öncesinden referansını ve karşılığını araştırın. Ne de olsa Kulübümüz 113, Mekteb-i Sultani 150, Enderun’dan mülhem sarı-kırmızı eğitim geleneği 537 yaşındadır. Sanmayın ki dünya sizden ve ömrünüz oldukça yaşatacağınız samimi birlikteliğinizden, kardeşlik bağlarınızdan ibarettir.   Keşke öyle olsaydı 🙁

GSL 150.dönem Ece Ağdaş’ın objektifinden

Başvuru formlarınız belki de haftalarca bir yerlerde bekletilip son gün gerçek dışı referans imzalarla kulübe ulaştırılmasa, güvendiğiniz kişiler kendilerinden beklenen asgari özeni gösterselerdi, beklendiği üzere rahatlıkla ve sorunsuzca üye olacaktınız.  Oysa  kulübümüzde sadece “biz bize” değiliz, Mektepli olmayan üyelerimiz var ve bundan sonra da olacak.  Normal koşullarda sizin için zahmetsiz olan süreç, başkaları için çok müşkül ve çetrefil olabiliyor. Size müktesep hak olan, başkaları için hayali kurulan ama erişilemeyen bir ayrıcalığa dönüşebiliyor. Bugün sizin hayal kırıklığınız, tepkiniz ve öfkeniz başkalarında farklı zamanlarda değişik gerekçelerle tezahür etmiş olabilir.  Bugün size yaşatılanı rövanş almak için değil, empati kurmak için tutun hafızalarınızda. Değer verdiğiniz her payeye sahip çıkın çünkü Galatasaray hepimizindir.  Galatasaray gelmiş geçmiş tüm Galatasaraylıların toplamından ibarettir.

Dolayısıyla siz kardeşlerimden ricam odur ki, her fikre saygılı olun, bol bol dinleyin, gözlem yapın, ölçün-biçin-mukayese edin ama son tahlilde aklınızdan ve vicdanınızdan başka rehberlere itibar etmeyin.  Ne olursa olsun lütfen vasatlığa teslim olmayın.  Bu satırların yazarıyla ve yazdıklarıyla bugün hemfikir olmasanız da, en azından bu önerileri hemen yabana atmayın, üstünü çizmeyin.  Belki bir gün “İlker abinin de bir bildiği varmış” dersiniz..

Ne zaman şahsen tanışma fırsatı buluruz bilemiyorum, o vakte kadar sizleri sevgiyle kucaklıyor gözlerinizden öpüyorum.  Siz olmadan Galatasaray ailesinin bir parçası eksik kalacaktır, ne olur eksilmeyin.

Her şey yoluna girdiğinde, bize her kederden ve her sevdadan geriye kalan yalnız GALATASARAY olacaktır, o her birimizden daha önemlidir çünkü bizden çok yaşamıştır, bizden sonra da vakur biçimde yaşayacaktır.

 

 

*: Galatasaray Lisesi 150.dönemden kardeşlerimiz okuduğunuz yazıyı takiben bir gün sonra (30 Ekim 2018) bana yazılı bir açıklama gönderdiler.  Bahsi geçen toplantının hem tarafı hem de şahidi olduklarından ötürü burada aktarmak boynumun borcudur. Özetle; iki günlük ek sürenin toplantıdan sonra tanındığını, toplantı esnasında kendilerine çözüme yönelik net bir vizyon çizilmediğini, konuyu yargıya taşımaları halinde zarar göreceklerinin açıkça ifade edildiğini, kendilerinin aldığı hukuki görüşlere karşı bir hukuki argüman sunulamadığını, zamanın darlığı ve şahsen ya da birinci derecede yakınlar vasıtasıyla form teslimi hususundaki ısrar nedeniyle bu şartlara uyamayacak arkadaşlarını düşünerek iki günlük (net 36 saat) ek süreden istifade etmediklerini, son tahlilde haksızlığa uğramış olmayı içlerine sindiremediklerini ve konunun sağda solda bilgiden ve iyi niyetten uzak şekilde polemik malzemesi yapılmasına çok üzüldüklerini belirtiyorlar.