Sportif Organizasyon Şemasındaki Eksik Parça

Son yazımızda 19 Haziran 2021’de seçilecek yönetim kurulunun amatör branşlara dair araması gerektiği cevaplara değinmiş ve sportif üst akıl ihtiyacına değinmiştik.

Temennilerin Ötesinde Amatör Branşlara Dair – Penceremden Yansımalar (ilkercanalp.com)

Bugün üst akıl önermesini detaylandıracağız.

Galatasaray Spor Kulübü bünyesinde basketbol, voleybol, paralimpik basketbol, atletizm, yüzme, kürek, yelken, sutopu gibilerini hemen bir çırpıda sayabileceğimiz 13 farklı branş var.  Kulübümüz bünyesinde futbol hariç her yaştan 1409 sporcu ve 139 teknik & idari yönetici + çalışan yer alıyor. Her branş kendi içinde hiyerarşiye sahip ve ne yazık ki aralarında düzenli bir iletişim, güçlü bir sinerji yok.  Tüm branşların idari amiri kulüp genel sekreteri ancak gerçekten yoğun iş yükü olduğu için kulübün asli faaliyeti olan sporun gelişmesi ve ilerlemesi için çalışacak vakti bulması mucize gibi.  Dolayısıyla sportif sezonlar birbirlerini tekrar eder şekilde geçiyor Galatasaray’da! Değişim ancak krizlerle ya da isimlerin görev değişimiyle mümkün olmakta oysa dünya her gün dönüyor ve yetişemeyeceğimiz kadar hızlı ilerliyor.

Oysa basit anlaşmazlıkları ya da fikir ayrılıklarını yerinde ve zamanında çözmenin bile önemi var. Örneğin voleybol antrenörü ile şube menajeri bir konuyu kendi aralarında karara bağlayamazsa konu genel sekreterin önüne gidebiliyor. Taraflardan biri konuyu ilgili yönetim kurulu üyesine götürürse, diğeri konuyu kulüp başkanına kadar taşıyabiliyor.  Başka bir anlaşmazlık aynı tesisi kullanan iki branşın menajerleri arasında öncelik konusunda çıkabilir, onun da çözüm adresi bazen genel sekreter…

Yönetim kurulunda masasında A branşını temsil eden üye, B branşını temsil edenden daha dişliyse bazı ek kazanımlar koparıyor, bu da şubeler arasında adaletsizlik algısı yaratabiliyor.  Spor kökenli olmayan yönetim kurulu üyelerinin başkanla olan yakınlığı ya da şahsi imkan yaratma becerisine göre sportif kadrolarda kırılanlar, gücenenler, oyundan düşenler, çifte standarda isyan edenler oluyor.  Burada yalnız ince dengeleri gözetmek değil, kolay bozulmayacak dengeli bir sistemi kurabilme yetisi gerekiyor. 

En önemlisi bu kulüp bazı branşlarda gençlere A takımlarda forma şansı verirken, bazı branşlarda yetiştirici kimliğini yitirmiş görünüyor.  Bunun sebepleri üzerine kafa yoran hangi iş birimi ya da KİM?

Futboldan örnek versek, orta sahaya ve oyuna yön veren “Regista” kim olacak bu sportif organizasyonda?  Galatasaray Spor Kulübü Derneği’nin ana faaliyeti olan sporda eksik olan parçanın adı: Sportif Koordinatör

Görev tanımını madde madde yazalım ki, zihinlerde yeni kapılar açsın ve ihtiyaç daha iyi anlaşılsın

  • Tüm amatör şubelerin altyapılarındaki mevcut durum teşhisi ve ortak planlama unsurlarının belirlenmesi
  • Genç oyuncu yetiştirme konusundaki aksaklıkların çözümü ve kaynak planlama
  • Amatör branşlarda yetenek keşfi, scouting gibi konuların genel idaresi
  • Transferdeki ana kriterlerin ve transfer bütçesinin belirlenmesinde katkı
  • Okul sporları etkinliklerinin takibi ve Kulübümüz ile eşgüdüm halinde projelerin yürütülmesi
  • Galatasaray Spor Kulübünde branşlardan sorumlu sportif menajerlerin hedef ve performans takibi
  • Bütçe disiplini anlamında kritik kararların alınması ya da revize edilmesi
  • Menajer – teknik kadro uyumunun gözetilmesi,  olası anlaşmazlıkların çözümü
  • Takım içi iletişim, giderlerde tasarruf, ortak ulaşım çözümleri, tesis paylaşımı gibi farklı branşlarda “best practice” olarak öne çıkan uygulamaların kulüp bünyesinde yaygınlaştırılması
  • Kulübün spor vizyonu çerçevesinde belirlenen değerlerin aktarımı & takibi (şike, doping, ırkçılık, camia karşısında konum, sosyal sorumluluk, tavır, kıyafetlerde bütünlük vs. )
  • Tüm federasyonlarla ilişkilerde Kulüp vizyonu ve temsil yeteneğinin sürekli kılınması
  • Federasyon seçimlerinde strateji ve delege önerilmesi
  • Bakanlık, müsteşarlık ve yerel yönetimler gibi kamu otoritesini temsil eden makamlar nezdinde kulübün sportif yönden temsili
  • Sporu düzenleyen hukuki mevzuatın takibi ve gerekli yeniliklerin “kurum önerisi” olarak tasarlanmasına katkı
  • Spordan değer üretmeye yönelik yenilikçi proje önerilerinin oluşturulması ya da bu yöndeki farklı tekliflerin konsolide edilmesi
  • Spor tesislerinin yatırım ihtiyaçlarının “spor branşlarının performansı” açısından analizi
  • Spor tesislerinde taraftarların ve sporcuların “mutlu olacağı / rahat edeceği” ortamların tasarlanması
  • Spor tesislerinin müsabaka günleri dışında nasıl kullanılabileceğine ve alternatif gelir üretebileceği konusunda Kurumsal İletişim, Stad İşletme, Pazarlama gibi departmanlarla istişare

Amatör branşların merkezi idaresinden sorumlu olacak “Sportif Koordinatör” ü görev ve sorumlulukları dışında kişi olarak tarif etmek gerekirse:

Bu pozisyon için en uygun profili, geçmişinde takım sporlarında hem sporculuk hem yöneticilik kariyeri olmuş, sporu yöneten kurumlarla çok boyutlu ilişki kurabilecek, insan ilişkilerinde başarılı, tercihen yurt dışı deneyimi de olan, detaylardan ziyade ana stratejiyi kurup izleyecek ve Galatasaraylılık değerlerine vakıf biri olarak kabaca tanımlayabiliriz. Elbette tek kişiden mucize beklemiyoruz ama en azından sistemsizliğe muhalefet ederek sistem kurmaya ve doğru sorulara hakiki cevaplar aramaya niyetlenecek biri ileriye doğru bir adımdır. Sportif Koordinatörün yönetim kurulu üyeleri tarafından gereksiz yere meşgul edilmemesi, ana plandan sapmak üzere baskı altına alınmaması ve bizzat Kulüp başkanı tarafından desteklenmesi de çok önemli. Dostlar alışverişte görsün diye atanacak birinden kesinlikle bahsetmiyoruz.

Sportif Koordinatör idari olarak Genel Sekretere, bütçe konusunda da mali işlerden sorumlu başkan yardımcısına bağlı olarak çalışacaktır.

Kulübün organizasyon şemasındaki bu değişiklik hem günlük akışın iyileşmesine hem de geleceğe dönük sürdürülebilir adımlar atılmasına dönük somut bir öneridir. Bugün seçim yarışındaki adayların vizyon-misyon cümleleri, şık powerpoint sunumları ya da

  • Alt yapıya önem vereceğiz
  • Öz kaynak düzenine döneceğiz
  • Genç yeteneklere şans vereceğiz

türü çıkışları ilk defa görülmüş değildir. Benzer örnekler geçmiş yıllardaki kampanyalarda da gündem olmuş ve maalesef fiiliyatta netice vermemiştir.  Artık yönetmeye aday oldukları spor kulübünün organizasyonuna dair daha net ve köşeli ifadeler kullanmalarını talep etmeliyiz çünkü sporun beşiği GALATASARAY en iyisini hak ediyor.

Galatasaray Spor Kulübü seçimleri ve adaylara sorular – 2021

Galatasaray Spor Kulübünü önümüzdeki dönemde yönetecek kadrolar 19 Haziran 2021 günü kaydı açık üyelerin oylarıyla belirlenecek.  Sosyal mesafe, kısıtlamalar ve yasaklar nedeniyle benzeri görülmemiş bir kampanya döneminde adaylar kendilerini anlatmaya çalışıyor.  Takip edebildiğim kadarıyla vaatler, maketler, iddialı projeler havada uçuşmakta. Ana akım medya dışında pek çok sanal mecrada başkan adayları benzer soruları kendilerince cevapladı ve cevaplamaya da devam ediyorlar.  En sık sorulanlar (Fatih Terim, transfer, sportif başarı, yabancı sayısı, kasa kolaylığı, stadın dış cephesi, top secret sponsorluk müjdeleri vs.) beni pek tatmin etmediği için kendimce bazı sorular kurguladım. 

2018 seçimleri öncesinde zamanın adaylarına 30 soru yöneltmiştim, ne yazık ki o soruların çoğu halen geçerli çünkü çözüm bulunamayan dertler, akışına bırakılan süreçler hatta sebepleri analiz edilmemiş problemler yine aynı ya da çok benzer… Merak edenler için üç yıl önceki yazının linki ektedir.

http://ilkercanalp.com/2018/05/21/galatasaray-spor-kulubu-secimleri-ve-adaylara-sorular/

Seçime iki hafta kala bu kez 25 başlıkta toparladım yeni sorularımı, üç yıl öncekileri de eklersek bu ve benzeri sorulara somut / ölçülebilir cinsten 5N1K cevaplar aranırsa en doğruyu seçme şansı artar.

Tek soru sorma hakkım olsaydı, soracağım ilk soru ile başlıyoruz.

SORU 1: BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN VAZGEÇMEYE HAZIR MISINIZ?

Her şeyin başkanlık makamına doğrudan bağlı olduğu, tek adamdan elde edilecek üstün performans beklentisine dayalı, en tepedeki bir kişinin tüm sistemi tıkayabildiği, karar alma süreçlerinin somut veri, kurumsal hafıza, istişareye değil şahsın hedefleri, beklentileri, endişeleri, hâlet-i ruhiyesine endeksli olduğu, listesiyle seçim kazandığı halde ‘yalnız adam’ başkanın fevkalade yetkili ama pek az sorumlu davrandığı ayarsız düzeni kendi iradenizle terk edebilir misiniz?  Elinizdeki büyük gücü paylaşacak mısınız yoksa sizden öncekiler gibi sorgulanamaz patronu oynamaya devam mı??

2) Aday listelerinde yer verdiğiniz diğer insanların GALATASARAY ve spor hakkında fikirlerini niye duyamıyoruz?

Bir anchorman çalıştığı TV kanalının %51’ini satın almak için teklif vermiş de yapacaklarını diğer mecralarda anlatıyor gibi devam ediyor kampanya iletişimi… Başkanlar Superman olmadığına göre ekibinizin de hayata, spora, Galatasaray’a ve geleceğe dair bakışını duymak isterdik.  Duyabilecek miyiz kalan günlerde?

Kampanya dönemi özelinde Metin Öztürk ekibinden Prof. Dr. Emre Alkin ya da Burak Elmas ekibinden Işıtan Gün dışında herhangi bir bireyden ses ya da iz yok.

3) Yönetim kurulu listesindeki sorumluluk alanlarını & görev dağılımını ilan etmenize engel olan sebep nedir?

Örneğin Eşref Hamamcıoğlu’nun listesinde Avukat Ahmet Arif Bağlıca’nın genel sekreter, Prof. Dr. Süheyl Batum’un disiplin kurulu başkanı olacağını biliyoruz.  İletişim ya da dijital projelerle ilgilenecek isimler de belli. Ya diğer listelerde durum ne?

4) Neyi ve nasıl aktaracağınızı ama daha önemlisi ne zaman susacağınızı somut kriterlere göre tayin edebilecek misiniz?  Yersiz, hedefsiz, ciddiyetsiz, tutarsız ifadeler ve faydasız saçma polemikler üzerinden daha önceki yıllarda Galatasaray’ın kurumsal itibarına ve Galatasaraylıların kulübe olan itimadına defalarca zarar verilmiş olduğunu ezberinizde mi?

5) Spor muhabirleri size cep telefonunuzdan ulaşarak yorum alabilecek ya da haber atlatabilecek mi?  Yönetim kurulu masalarından, başkanlık makamından dışarı üfürmelere nasıl engel olacaksınız?  Bazı eski muhabirleri ya da YouTube yorumcularını gayrıresmi basın sözcüsü olarak konumlama / kullanma komedisine son verecek misiniz?

6) Pandemi dönemindeki pek çok kısıtlama nedeniyle kampanya döneminin omurgasına dönüşen sosyal medya ile seçildikten hemen sonra vedalaşabilecek misiniz? Ekip arkadaşlarınız şahsi sosyal medya hesapları üzerinden Galatasaray SK hakkında hiçbir yorumda bulunmamaya, üçüncü kişi ve kurumlarla iletişim kurmamaya söz verirler mi?

7) Başta TFF ve TBF olmak üzere federasyon seçimlerinde nasıl pozisyon alacaksınız?  Siyasetin işaret ettiği adaylara koşulsuz destek vermek yerine inandığınız kişilerin adaylığını desteklemek ya da faydasız gördüğünüz isimlere kerhen oy atmak yerine oylamaya katılmamak gibi hamleler görebilir miyiz sizden?  Galatasaray’a olan hasmane tavırlarına ek olarak, faaliyet ve hesaplarında tel tel dökülenleri Ankara’ya gidip kuzu kuzu ibra eder misiniz yoksa spor kamuoyuna şikayet mi edersiniz?  Türkiye’de sporun idari ve mali açıdan ilerleyebilmesinin yalnız ve ancak Galatasaray’ın doğru pozisyon alması ve istikrarıyla mümkün olabileceğinin farkında mısınız?

8) Devletle, hükümetle, yerel yönetimlerle, rakip kulüplerin başkan ve yöneticilerinin sahibi ve/veya ortağı olduğu şirketlerle iş ilişkilerinizin hacmi nedir?  Bu ilişkilerden vazgeçmek, dondurmak ya da ertelemek söz konusu değilse Galatasaray ile mevcut ticari çıkarlarınız arasında dengeyi nasıl kuracaksınız?

9) Üyesi olarak başkanlığına seçildiğiniz Dernek (Kulüp) ile azınlık hisseleri tabana yayılmış halka açık futbol şirketinin çıkarları her zaman aynı değil, çekişmeli durumlarda nasıl davranacaksınız?

10) Yönetim kuruluna aday gösterdiğiniz kişilerin geçmiş yıllardaki aidat ödeme alışkanlığını, Galatasaray Spor Kulübü genel kurullarına katılım ortalamasını ve imza attıkları önergeleri / savundukları fikirleri vs. biliyor musunuz? Mesela yıllardır aidat ödememiş, genel kurullara katılmamış bir üyeyi yönetim kurulu asil listenize almadığınıza emin misiniz?

11) Tüzük hükümlerine koşulsuz, genel kurul kararlarına tamamen uymayı taahhüt eder misiniz yoksa işinize gelmeyen durumlarda soluğu mahkemede mi alacaksınız? Uzun zamandır konuşulan ama geçmiş yönetimlerin bir şekilde yan çizdiği tüzük tadili hakkında en azından mer’i mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetime dönük iyileştirmeler, fiili duruma net çözüm getirmeyen eksiklerin giderilmesine dönük düzeltmeler konusunda idari ve hukuki hazırlığınız var mı?

12) Sanki silah zoruyla üye yapılmışlar gibi kulüpten uzak duran, katılım göstermeyen, fikir beyan etmeyen, katkı sunmayan yalnızca aidat ödeyen sicil numarası yığınını oyuna aktif olarak dahil etme planlarınız hazır mı?

13) Tüzüğümüzün 20.maddesinde yer alan -üyelikten çıkarma- yaptırımına uğraması gerekenleri kulüpten ihraç edecek misiniz yoksa selefleriniz gibi görmezden mi geleceksiniz?

14) Mali durumu çok kısa özetlemek gerekirse; 2019 ve 2020’de mali yılı 89 milyon TL hasılatla kapatan Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin 2021 yılında 262 milyon TL faiz ve finansman gideri ödeyeceği bütçelenmiştir. Profesyonel futbolu temsil eden Sportif A.Ş. bütçesine göre de UEFA Champions League katılımının olmamasının nakit akışında / bilançoda yaratacağı kaybın 285 milyon TL olacağı beklenmektedir.  Galatasaray’ın toplam özkaynak açığı 1,117 milyar TL, 31 Aralık 2020 itibariyle Galatasaray’ın konsolide kısa vadeli borç toplamı 1,3 milyar TL’dir.

Galatasaray pandeminin de kaçınılmaz tesiriyle 2020’de 612 milyon TL toplam dönem zararına ulaşmış bir yapıdır ve bu korkunç performans döviz bazında bakıldığında tüm zamanların rekoru değil! Bankalar konsorsiyumu ile şartları tam bilinmeyen uzun vadeli borç yapılandırma varken bu mali yapıyı nasıl sürdürülebilir hale getirecek ve borç/faiz sarmalından çıkacaksınız?  ZARAR etmek KADER midir?  “Her sabah kulübe geldik, akşam hayırlısıyla günü kapattık” bakışıyla global rekabette yer almak hatta hayatta kalmak mümkün değil… Kamu kaynaklarından -idari bağımsızlıktan vazgeçmek uğruna- elde edilecek tolerans dışında çözüm var mı? Game changer öneriniz nedir?  Bu paradigmayı hangi politikalar değiştirecek?

15) 200-300 milyon TL geçici kasa kolaylığı sağlayabilecek olmanın gerçekten yönetim döneminizi rahatlatacağını düşünüyor musunuz?  Şöyle bir yakın geçmişi hatırlarsak popülizmin iflasının sembol isimlerinden Radamel Falcao Galatasaray’a imza attığında (2 Eylül 2019) Euro kuru 6,38 idi. Bugün Euro 10,60 dolaylarında. Tek bir oyuncunun vergisiz / net maaşından kaynaklanan kur farkı 20 milyon TL olabilirken, D’Avila kontenjanından Florya’ya getirilen ve şu aralar hiç adı geçmeyen kiralık futbolcu Etebo’nun (31/05/2021 kontrat sonuydu) geçen sezonki bir yıllık kiralama maliyeti vergiler dahil 2.675.000 € iken, Galatasaray Sportif A.Ş. 2019-2020 mali yılında yalnızca mahkeme ve noter masraflarına 8.992.344 TL ödemişken… telaffuz ettiğiniz ve/veya incelediğiniz rakamları doğru anladığınıza emin misiniz? 

Oghenekaro Peter Etebo

16) SPOR dışındaki ticari faaliyetlerin bazıları, Kulübümüzü mali yönden desteklemek şöyle dursun, yıllardır mütemadiyen zarar etmektedir. Televizyonculuk, perakendecilik gibi yan faaliyetler rehabilite edilemiyorsa ne yönde kararlar alıp bu kamburdan kurtulacaksınız?

17) Kemerburgaz arazisinin mevcut topografik yapısıyla spor tesisi için ideal olduğunu düşünüyor musunuz? Tahmini yatırım bütçesi için fizibiliteniz var mı? Kulübün böyle bir kaynağı olmadığına göre ne yapacaksınız?

18) Galatasaray’ın kısa vadede Leed Gold standartlarını haiz 15.000 kişilik spor salonuna ihtiyacı var mı? Böyle bir tesis basketbol maçları dışında İstanbul’da hangi amaçlarla kullanılabilir? Dünya örneklerine bakıldığında stadyumun dibinde salon sizce isabetli bir fikir mi? Kulübün inşaat için kaynağı olmadığına göre parayı nereden bulacaksınız? Böyle bir salonun işletme giderleri (running costs) hakkında tahmininiz var mı?

19) Türkiye’de Coronavirus’e karşı aşılama bu denli yavaş giderken ve palyatif önlemler salgının hızını ancak azaltabilmişken, adı konmamış ekonomik kriz nedeniyle fert başına gelir ve satın alma gücü aşınmışken Temmuz-Ağustos aylarında kombine satışlarıyla ve sonrasında markalı ürün-hizmet penetrasyonuyla ilgili öngörünüz var mı?

20) Geçmiş yıllardaki boş vaatler, kuyruklu yalanlar, kayıplar, suiistimaller düşünüldüğünde Galatasaray taraftarının seçilmiş yönetimlere güvendiğini / güveneceğini düşünüyor musunuz?  Milyonların “seçenlere ve seçilmişlere” itimadı yoksa bu güveni nasıl tesis edeceksiniz?  Yetki kullanan / karar veren yönetim kuruluna mesafeli duran ya da şüpheyle yaklaşan insanların sizin davetiniz ya da yönlendirmenizle satın alma davranışını değiştireceğine, projelerinizi destekleyeceğine, crowdsourcing yaratacağına inanıyor musunuz?

21) Sizden önceki yönetimler devr-i sabık yaratma ihtimalini sevdi, enkaz edebiyatından vazgeçmedi. Buna karşılık geçmişte Galatasaray’ın maddi / manevi zarara uğratıldığı hiçbir kararın/olayın hesabı sorulmadı.  Hataları yapanlar değişse de yanlışlar sabit kaldı. Eğer seçilirseniz ve sizden önceki dönemlerde kayıtlarda düzensizlik, ağır vazife ihmali, usulsüzlük gibi tespitleri delillendirirseniz bunları üyelerle ve ilgili makamlarla paylaşacak mısınız? Zaman aşımı söz konusu değilse suç duyurusunda bulunacak mısınız?  UNUTMAYINIZ, Galatasaray SPOR Kulübü kamu yararına çalışan dernek statüsünde olup, Dernekler Kanunu madde 27 gereği “Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.

22) ultrAslan ile olan geçmişinizi nasıl tarif edersiniz? Seçildiğiniz takdirde uA ile kurumsal mesafeyi nasıl tayin edeceksiniz?

23) Ekibinizde stadyuma metroyla gidip gelmiş kaç kişi var?  Standart bir taraftarın 90 dakikalık maç için harcadığı zamanı, katlandığı eziyeti anladığınıza emin misiniz?  Sahadaki oyunun vaat ettiklerinin, stadyumdaki hizmet kalitesinin buna değdiğini düşünüyor musunuz?  Bugün daha iyi vakit geçirmek için onlarca ilginç seçeneği olan 16-20 yaş grubunda gençlerin sadık birer futbol (spor) seyircisine dönüşme ihtimalleri hakkında görüşleriniz nedir?  Siz yeni nesillere dönük ne yapacaksınız?

24) Pek çok branşta elit bir sporcunun yetişmesi en az 8-9 yıllık bir emeğin sonunda mümkün olabilirken, sizin en iyi ihtimalle üç yıllık bir yönetim döneminiz var.  Geçtiğimiz yıllarda Galatasaray bazı şubelerinde yetiştirici kimliğini kaybettiği için sportif başarıyı satın almaya çalışarak bugünlere sürüklendi. Sizden sonra devam edecek, genel kurul tarafından da sahiplenilecek ve asırlık değerlerimize uygun üretken spor kültürü için hangi adımları atacaksınız?  Bu ülkedeki yetenekli çocukların rüyalarına giren spor kulübü olmak için ne yapacaksınız?  Dünyanın hangi coğrafyalarında yetenek avına çıkacaksınız? 2024 veya 2028 Olimpiyat oyunlarına Türkiye’yi temsilen katılacak Galatasaraylı sporcu sayısını artırmak gibi bir vizyona sahip misiniz?


ECEM GÜZEL (GALATASARAY)
Türkiye’yi Tokyo olimpiyat oyunlarında branşında temsil edecek tek kadın yelkenci

25) Sizce Galatasaray SPOR Kulübü niçin bazı branşlarda elit sporcu yetiştiremiyor ya da Türkiye’deki en yetenekli gençlerin ilk tercihi olamıyor? Not: Buraya kadar okuyan adaylar bunalmış olabilir, son soruda çoktan seçmeli rahatlığı sunalım:

a) Sportif altyapılarda organizasyon hataları, demode çalışma usulleri, yetersiz antrenörlerin görevde olması

b) Elit sporcu olmaya yatkın gençlerin daha iyi imkanlar sunabilen diğer kulüpleri tercih etmesi

c) Seçme / yerleştirme kriterlerimizin yanlış oluşu, camia içi dinamikler doğrultusunda forma giymeyi hak etmeyen gençlerin altyapılarda yer alması

d) Doğru strateji / gerçekçi hedef / planlı uygulama olmaması ve sürekli değişen yönetim anlayışları nedeniyle idari istikrarın sağlanamaması

e) HEPSİ

f) HİÇBİRİ

Bundan sonra söz adayların, takipteyiz… Gerçeklerin, yalnızca gerçeklerin konuşulduğu, hamaset ve popülizmin terk edildiği, her üyenin hür iradesiyle vereceği o tek bir oy için kılı kırk yardığı bir seçim olması dileğiyle…

Bu maç buradan döner mi?

Galatasaray Spor Kulübünde önümüzdeki ay seçimler yapılacak ve üyelerin tercihi doğrultusunda sandıktan yeni bir yönetim çıkacak.  Kulübün ve bağlı iştiraklerinin en acil ve en yakıcı sorunu finansman, mali işler, nakit akışı, borç yükü, faiz sarmalı, faaliyet zararı, eksi özkaynaklar veya en basit söylemiyle maddi kaynak yani “PARA

Galatasaray Spor Kulübü’nde 2020 ve 2021 yıllarında olağan mali genel kurul yapılmadığı için bazı üyeler finansal durumu bilmediklerinden şikayet ediyorlar. Belirsizlik mevcut durumu daha ürkütücü gösteriyor da olabilir ama zannetmeyelim ki daha önceki yıllarda herkes mali sunumları nefesini tutarak izlemiş, en akıllı soruları sormuş, karşılığında en açık ve tutarlı cevapları almış, her yıl Mart ayında kulüp mali politikalarda rotasını düzeltip doğruyu bulmuş.  Biz bu olumlu deneyimi hiç yaşayamadık.

Mali genel kurulların yapılamamış olması ya da mevcut yönetim kurulunun üyelerle saklambaç oynamayı tercih etmesi acı gerçekleri bilmemenin mazereti değildir ve olmayacaktır.  Bilhassa göreve aday olanların pek çok şeyin farkında olmasını bekliyoruz.  15 Mayıs 2021 gecesi averajla kaçan şampiyonluk sonrası teknik direktörümüz ve 7446 sicil numaralı kulüp üyemiz Sayın Fatih TERİM de tam olarak bunu söyledi:

“…Galatasaray’ın ekonomik, idari ve teknik olarak çok önemli bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bu kadar borcun altında 5-6 başkan adayı olması müthiş. Ümit ederim herkes hazırlıklıdır. Herkes Galatasaray’ın problemlerine derin olarak hakimdir…” 

Faaliyet raporları, bilançolar ve bütçeler bize pek çok şey söylüyor ama okumayı sevmeyen bir milletin bağrından kopup gelmiş en kültürlü kulüp olarak biz de maalesef pozitif ayrışamıyoruz, duymayı ve izlemeyi tercih ediyoruz.  En azından başkan adaylarının ve listelerinde yer verdikleri uzmanların bu dönemi analiz ve ön hazırlık açısından çok verimli geçirmelerini umuyorum.

Pandemi nedeniyle online ve sönük geçen kampanya döneminde en çok konuşulanlar Galatasaray’ın konsolide borç-alacak farkının 2.128.560.786 TL’ye yükselmesi, dernek-şirket arasındaki borç / alacak ilişkisinin raydan çıkması, bankalar konsorsiyumu ile yapılan anlaşmanın ağırlığı ve yüksek faiz yükünün dahi karşılanamayacak noktada olunduğudur.  Bu tespitlerin tamamı doğrudur ama yetmez hele somut / ölçülebilir / sürdürülebilir çözümler tasarlamak için hiç yetmez.

Bunca finans uzmanının nitelikli ve doyurucu bir analiz sunmadığı (en azından benim henüz karşılaşmadığım) ortamda, sadece birkaç detay üzerinden konuşulmayanlara, tartışılmayanlara ve belki de az bilinenlere kendi penceremden değinmiş olayım istedim.

Örneğin Galatasaray Spor Kulübü ve iştiraklerinin inanılmaz bir dava yükü ve buna bağlı devasa hukuki riskleri bulunuyor.  31 Aralık 2020 itibariyle ecrimisiller, muhtelif davalar ve eski çalışanların taleplerinden hareketle 49.899.166 TL karşılık ayrılmış.  Kamu kurumlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerle, eski çalışanlarla hani neredeyse uçan kuşla davalık durumdayız.  Ayrılan karşılığın çok ötesinde, tek bir şirketimizin (Sportif A.Ş.) yalnızca Maslak Vergi Dairesi ile iki davasında söz konusu meblağ 126 milyon TL.  Şirketimiz bu tutarın yarısını oluşturan vergi cezalarının iptalini talep etmiş, mahkeme Vergi Dairesi lehine karar vermiş ve biz kararı istinafa götürmüşüz.  Yargı sürecinin lehimize sonuçlanma ihtimalini takdirlerinize bırakıyor, bu davanın konusunun 2013 ve 2014 yıllarında Kulübümüz ile Şirketimiz arasında cin fikirli karar ve işlemler olduğunu üzülerek hatırlatıyorum!

Ana faaliyet alanımıza dönersek; amatör branşlar 2020’de bütçelenen gelirin ancak %46’sını gerçekleştirebilmiş. Buna karşılık birtakım tedbirler alarak giderlerini %31 azaltabilmiş.  Kulübümüz bir yılda tam tamına 220.412.162 TL finansman gideri ödemiş, toplam dönem zararı ise 262 milyon TL.   Başka bir deyişle geçen yıl her iş günü en az 1 milyon TL zarar etmiş “amatör” bir organizasyona sahibiz.  “Peki bu kadar para harcanmış, zarar edilmiş, karşılığında kalıcı olarak ne değer üretilmiş” derseniz, maddi duran varlıklara (tesisler ve demirbaşlar) yapılan yatırım harcamaları sadece 1.454.798 TL… 

İştirakler hariç, yalnızca Kulübümüzün borç-alacak farkı ise 1,368 milyar TL, toplam özkaynak açığı da 1,17 milyar TL!

Kulübün 2019 ve 2020’de sabit kalan yıllık hasılatının 89 milyon TL olduğunu biliyoruz.  2019’da 44, 2020’de 94 milyon TL esas faaliyet zararı (faiz, kur farkı hariç) ile bilançoyu bağladığını düşündüğünde kulübün durumu felaket seviyesinde… Hiç mi iyi bir şey olmamış, olmuş elbet. Mesela 2019’dan 2020’ye genel yönetim giderleri 32 milyon TL’den 24 milyon TL’ye indirilmiş.  En azından bu alanda disiplinin devam ettirildiğini anlıyoruz.  Bir yıllık finansman gideri de 259 milyondan 195 milyon TL’ye inmiş.  Bu da tek başına ele alındığında iyi bir şey gibi gözükse de, 89 milyon TL hasılat elde eden yapının gelirinin iki katından fazla finansman gideri ödemesi akıllara durgunluk verecek bir ticari model.

Galatasaray’ın dernek + şirketler (konsolide) yıllık zararı ise 612 milyon TL.  Nominal olarak bakıldığında bu tarihi bir rekor ama 2017’deki 425 milyon TL zararla karşılaştırılsa döviz bazında ikincilik kürsüsünde kendine yer bulabiliyor.  31 Aralık 2017 itibariyle 425 milyon 95 milyon Euro ediyordu, üstelik ne fırlayan kur ne yüksek faiz ne de pandemi mazereti vardı.

Futbol şirketimiz 2020 takvim yılında 348 milyon TL zarar etmiş. UEFA ile yapılan settlement agreement gereği 2021’de biten özel mali yılı başa baş noktada bitirmemiz gerekiyordu.  Dolayısıyla bir derdimiz de yine İsviçre’de “dert anlatmak” olacaktır

Bizim temel problemimiz faaliyetten zarar etmek ve zararı fonlamak için sürekli borçlanma maliyetine katlanmak… Temelde bir faaliyetin zarar etmesinin gerekçeleri sır değil ve para kazanan / ticaret yapan / şirket yöneten herkes biliyor.  

Problemimiz senelerdir döne döne aynı yanlışların yapılması ve “mal sahibi” sıfatıyla sorumluluk üstlenmesi gereken kulüp üyelerinden bazılarının bu yanlışları sorgulamak ve önlemek şöyle dursun umursamaması hatta alkışlamasıdır.

-Gideriniz gelirinizden fazla ise ZARAR edersiniz.

-Hesabınızı bilmiyor ve işleri kısmete havale etmişseniz ZARAR edersiniz.

-Risklerinizi doğru yönetemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Gelir estimasyonlarında aşırı iyimser iseniz ZARAR edersiniz.

-Gelir kaynaklarınızı çeşitlendiremiyor, israfı önleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Sporda başarıyı üretmek yerine satın almaya kalkıyorsanız ZARAR edersiniz.

-Nitelikli insanlarla çalışmıyor ya da onları doğru yönetip denetleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Geleceğinizi topun yuvarlaklığına bağlamış ama adil rekabetten çok uzaktaysanız ZARAR edersiniz.

-Önceliklerinizi unutarak mahalle baskısına boyun eğiyorsanız, popülizmin oyuncağı olmuşsanız mutlaka ZARAR edersiniz.

Niçin sürekli ZARAR edildiğinin tüm olası sebepleri üzerine ittifak edersek, her birinin çözümleri için 2022’den itibaren ne yapacağımızı biliriz.  Bu feci mali tablo takriben 20 yılın eseri, 20 ayda da düzelmeyecek ama bizim oyalanarak ziyan edeceğimiz 20 günümüz bile yok.  Herkes ona göre hazırlanmalı, çalışmalı…

Bütçelere bakıldığında dernekten ve şirketten birer örnek vermek isterim: 2021 bütçesine göre kulüp (futbol hariç) gelirlerini devam eden pandemi etkisine rağmen %49 civarında artırıp 150 milyon TL’ye çıkaracak. Faaliyet gideri 149 milyon TL’de kalacak ama üzerine 262 milyon TL finansman gideri ödenecek.  Her branş özelinde kalem kalem detaylar üzerinde çalışılabilir ama bu acayip faiz yükü kulübün geleceğini çalıyor, onun gerçekçi çaresini söyleyen çıkacak mı bakalım?  Bütçe özenli ve doğru hazırlanmış olsa bile, iş modelinin sürdürülemez olduğu çok açık.

Sportif A.Ş.’de ise gelir kalemlerinde aşırı iyimserlik benimsenmiş.  Profesyonel futbolda averajla kaybedilen şampiyonluk sonrası UEFA yarışmalarından (Champions League) 285 milyon TL gelir beklentisi gerçekleşmeyecek gibi çünkü ön elemelerde seri başı olmayan bir Türk takımının önüne çıkan dişli rakipleri aşıp gruplara kalması çok zor.  Burada kural artık bütçeleri sportif başarı beklentisinden arındırmak olmalıdır.  “Top çizgiyi geçerse, şampiyonluk gelirse, ya tutarsa” diye bütçe yapılamaz.  Gelirlerimiz değişken, giderlerimizin çoğu akdi yükümlülüklere bağlı ve sabittir.  Gelir tahminlerinde kötümser olmak evladır. Ayrıca 2021 bütçesinde yaklaşık 23 milyon Euro’ya tekabül eden futbolcu satış/kiralama geliri konmuş.  Bonservisi bizde olan hangi sporculardan bu gelirin elde edileceğini ben çözemedim, keşke anlatsalar da aydınlansak..

SPORTİF A.Ş. 2021 YILI TAHMİNLERİ

Faaliyet raporlarında bağımsız denetçi görüşleriyle birlikte dipnotları da okumak da öğretici olabiliyor.  Gölgede kalan ilginç örneklerden birine yer vermek isterim. 

Eski bir hata, başka bir hata ve yeni hatalar…

Bir önceki başkanımız Dursun Özbek profesyonel futbol takımının oyuncularına tahsili mümkün olmayan kallavi para cezaları verdirmiş, bu sayede ceza miktarı giderlerden düşülerek bilanço düzelmiş, eleştiriler sonucu şahsi teminatını vermişti.  Yukarıdaki tabloda görüyoruz ki “eski yöneticilerden alacaklar” adı altında bu meblağ takip ediliyormuş.  Doğal olarak konu futbol olduğu için alacaklı olan futbol şirketimiz… Dipnotu okuyunca hayretle görüyoruz ki bu alacaklar devir temlik sözleşmesiyle futbolla ilgisi olmayan Derneğe (Kulübümüze) devredilmiş.  31 Mayıs 2019’da imzalanan bu sözleşmeye göre alacakları artık Dernek takip edecek ama iki yıl içinde tahsil edemezse Mecidiyeköy projesinden elde edilecek geliri Sportif A.Ş.’ye devredecek.  Ne güzel değil mi?   Alan razı / satan razı kurnazlığını andıran bu sözleşmesinin Tüzüğe aykırı olduğunu düşünüyorum çünkü mevcut yönetim 29 Eylül 2018’de Mecidiyeköy projesiyle ilgili istediği bu ve benzeri yetkileri alamadı.  Dernek hür iradesiyle taşınmazdan elde ettiği geliri pekala Sportif A.Ş’ye borcunu ödemekte kullanabilir ama bu tercihi müktesep hakkından vazgeçerek ve genel kurul kararını yok sayarak kullanamaz.

Bu yazıyı bitirirken mali sonuçlarla birlikte aynı anda ilan edilen ve benzerini ilk kez gördüğümüz Mağazacılık A.Ş. faaliyet raporunu anmamak olmaz.  Daha önceki yıllarda beylik cümlelerden ibaret üç paragrafla ve birkaç mali tabloyla geçiştirilen şirketin tüm operasyonel süreçleri 60 sayfalık ayrı bir raporla anlatılmış.  Devralınan durum, tespitler, hayata geçirilen çözümler hepsi olabildiğince detaylı aktarılırken, bundan sonra gelecek yönetimler için de perakendecilik şirketimiz artık bir muamma değil.  Anlatılanların doğruluğu teyit edildikten sonra elde kayda değer bir rehber var şu an.  Müşteri gözüyle memnun olmadığımızdan, dünyanın en ileri örneklerine bakarak eleştirdiğimiz mağazacılık faaliyetinin gerçekte yıllardır maliyetini doğru hesaplayamadığını, stok tutamadığı ya da sayamadığını, bayi risklerini yönetemediğini, keyfi ve uygunsuz işlemlerle başıboş kaldığını, yaptıklarının kaydını doğru düzgün tutamadığını, kısacası biz yüksek lisans tezi beklerken şirketin ortaokul öğrencisi ayarında olduğunu hayretle öğrenmiş olduk.  Raporun sonunda eksikler, kusurlar ve henüz çözülemeyen konulara da kısaca değinilmiş.  Kolaya kaçmayıp bu kapsamlı raporun hazırlanmasında inisiyatif üstlenenlere, emek verenlere teşekkür edilmelidir.  Ne yazık ki tüm bu özenli çaba Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin esas faaliyetinden 4,2 milyon TL zarar ederken, 2020 yılını toplamda 7,7 milyon TL zararla kapattığı gerçeğini değiştiremiyor.  Bire aldığını ikiye, üçe satan bir perakendecilik şirketi nasıl oluyor da yıllardır zarar ediyor? Bu ne biçim organizasyondur ki, temsil ettiği güçlü markaya kazandırması beklenirken para kaybettiriyor? 

Keşke Televizyon Yayıncılık şirketimizin yönetim kurulu da benzer inisiyatif üstlenip böyle kapsamlı bir rapor hazırlatsaymış. En azından 2020 yılını bir önceki yıla nazaran 2,6 kat artış sonucu 8,3 milyon TL zararla kapatmanın sebeplerini anlardık. 

Bir kez daha altını çizelim, genelde öyle bir lüksümüz kalmamakla birlikte, Galatasaray herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Bu faaliyetler ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir.

Galatasaray Spor Kulübü pek çok yanlış karar, hatalı işlem ve denetimsizlik sonucu yıllar içinde bulunduğu çıkmaza itilmiş ve artık bildik söylem ve metotlarla “yönetilemez” hale gelmiştir. Maliyetleri finanse edilemeyen sportif başarılar yarattığı iyimserlikle hepimizi oyalarken, kulübün geleceğini ipotek altına sokmuştur.  İdari yapılanmada ilkeler değil isimler konuşulduğundan istikrarlı performans bir türlü sağlanamamıştır. Adaylardan beklentimiz gerçek bir değişim / dönüşüm planını, somut – realist – ölçülebilir şekilde anlatmalarıdır.  Spordan değer üretmek, israfı önlemek, ürün ve hizmet satın alırken kazanmayı bilmek, gelir kaynaklarını çeşitlendirmek, taşınmazları değerlendirmek tüm bu doğruları hiç sektirmeden aynı anda tatbik etmek gerekiyor.   Üstelik pandemi etkisi sürerken, Türkiye makroekonomik göstergelerde karanlık bir döneme girerken, satın alma gücü peyderpey erirken…

İçinde bulunduğumuz vaziyetin pek müşkül olduğunu sürekli tekrarlamalıyız, bu gerçekçiliği “karamsarlık yaymak” olarak görenler de çıkacaktır ama birbirimize pembe yalanlar söyleyerek, karşılıklı methiyeler düzerek, herkesin gönlünü hoş edebileceğimizi zannederek, olmayacak duaya topluca amin diyerek düzelemeyiz  / bir adım ileri gitme şansımız da olmaz.

Çıkmaz Sokaktan Kurtulmanın Tek Yolu

Yüreğimizde yatanı ve hep inandığımızı yazalım en baştan: #MayıslarBizimdir.

Eğer Mart ya da Nisan ayında yarıştan zihnen kopmamışsak tabi!

Florya’da işler yolunda gitmediğinde menfi vaziyet derhal sahaya yansır ve Galatasaray ya hızla toparlanıp şampiyonluğa uzanır ya da erkenden havlu atar. Dün akşam (10 Nisan 2021) sahada tel tel dökülen Galatasaray profesyonel futbol takımı, bu sezon süper lige çıkan rakibi F.Karagümrük’e diş geçiremedi.  İstatistiklere baktığınızda üstün olan taraf, iki önemli eksiğine rağmen kırmızı-siyahlılardı.  Ligin ilk yarısında deplasmanda oynanan maçı da kaybettiğini hatırladığımızda, Karagümrük semtine bir sezonda 4 puan armağan etmiş olduk.

Fatih TERİM

Dün akşam iki takım arasındaki müsabakaya atanan hakem Ali Palabıyık maça çıktığında huzursuzdu. Haz etmediği kulübün üç puan almaması için topun yuvarlaklığına güvenemezdi, işini şansa bırakmak istemiyordu ve elinden geleni de ardına koymadı.  Çifte standart artık sıradanlaştığı için giderek alışmaya başladık, artık şaşırmıyoruz bile.  Maçın üzerinden 24 saat geçti, haklı olarak Galatasaraylılar Ali Palabıyık’ı hiç iyi anmıyorlar.

FIFA kokartlı hakem, yardımcı hakemler, onca kamera ve VAR sistemi adaleti sağlamaya yetmiyor çünkü ülkemizde futbol adalet ve eşitlik üzerine değil siyaset ve rant üzerine bina edilmiş.  TFF, MHK, PFDK, Tahkim vs. hiçbirinin umurunda değil ne emek ve alın teri ne de rekabetin çürümesi… Bunu hep hissediyorduk ama özellikle 2010-2011 organize şike sezonunda ispatlı şekilde gördük.  Tüm ahlaksızlar el birliğiyle üfledi ve ateş küllenmeye bırakıldı.  

Müsabakalardan sonra kendilerine uzatılan mikrofonlara skorlara dayalı ilginç demeçler veren Galatasaray Sportif A.Ş. yöneticilerinden dün haber alınamadı. Muhtemelen üzgün ve öfkeliler, bunu tahmin etmek zor değil.

Maçtan bir gün sonra bugün saat 16:22’de resmi sosyal medya hesabından futbolcumuz DeAndre Yedlin’in ayak bileğini kırma girişiminin fotoğrafı eşliğinde “YORUMSUZ” mesajı paylaşıldı. 

Hakikaten sözün bittiği yerdeydik, bunca şeyden sonra yorum yapmaya gerek yoktu.  Yüreği bir türlü soğumayan Galatasaray taraftarının üzüntüsü, hayal kırıklığı devam ediyor.  Çoğu birkaç cümle ile Ali Palabıyık’a düdük astıracak kudrette bir yönetim talep ediyorlar, peki bu beklenti gerçekçi mi?

Korkunç İkili

Bilmeliyiz ki yaşadığımız günler, harcanan fırsatların, yaptığımız hataların ve geçip giden dünlerin eseridir.  Mesela bu sezonun ilk yarısında 2-0 kaybettiğimiz BJK maçının çok tepki çeken hakemi Cüneyt Çakır için bu kulüp 20 Nisan 2014’te resmi web sitesinden aynen şunları yazmıştı:

“..Cüneyt Çakır gibi bir “emir kulu”nu, bu maça atayan TFF, bizim açımızdan dün yaşananların baş sorumlusudur… Camiamız; Galatasaray antipatisini daha önce de defalarca kanıtlamış söz konusu hakeme bundan böyle maçlarında görev verilmesini hiç bir şekilde kabul etmeyecektir.  

Galatasaray Spor Kulübü

Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, aynı hakem daha sonra defalarca maçlarımızı yönetti ve biz yalnız sonuca göre tepki gösterdik.  Yıllar yılı TFF kurullarını ya da sporla ilgili yetki sahiplerini defalarca protesto ettik hatta istifaya çağırdık, kimse koltuğundan kıpırdamadı.

https://www.galatasaray.org/haber/galatasaray-haberleri/galatasaray-spor-kulubu-yonetim-kurulundan-onemli-aciklama/2317

https://www.ntvspor.net/futbol/demiroren-istifa-etmelidir-579e27a1c873cc3eb42570b5

https://www.aa.com.tr/tr/futbol/galatasaray-kulubu-baskani-cengiz-tff-hukuk-musavirliginin-istifasini-bekliyorum/1309335

https://www.galatasaray.org/haber/kulup/tff-istifa/428497

Üstelik bu hikayemizde yalnız futbol topuna yer yok.  Hakem Recep Ankaralı – rakip kulüp yöneticisi Semih Özsoy telefon flörtü sonrası basketbolda şaibeli final serisinin son maçına çıkmadık mesela, adına “17 Haziran duruşu” dedik, arkası getirilemedi.  Bir ara en üst perdeden “Sen kimsin Harun?” diye gürledik, sonra zulüm gibi Hidayet’le muhatap olmak zorunda kaldık.  Yetmedi Recep Ankaralı için “geçmiş olsun” mesajı yayınladık yakın zamanda. 

Eski hakem Recep bey’in sıhhat durumu beni hiç ilgilendirmiyor ama bilinsin isterim ki iki cihanda da davacıyım kendisinden.  Şimdi bu geçmiş olsun mesajını “kendisi TBF’de resmi görevli olduğundan ve erkek basketbol takımının lig sıralamasındaki yerinin hassasiyetine binaen” diye savunanlar çıkabilir, tavsiyem hemen vazgeçsinler!

www.galatasaray.org resmi web sitesi ya da yönetim kurulu üyelerinin senelerdir tekrarlanan demeçlerini şöyle bir hatırlayınız.

Takipçisi olacağız”  

kabul edilemez”   

takipçisiyiz”  

kınıyoruz

vs. defalarca kullanılmış standart kalıplardır.

Sonunda neyi takip edeceğimizi ya da niçin kınadığımızı bile unuttuk dolayısıyla ne durduğumuz yer aynı kaldı ne haklı tepkilerimiz yerini buldu.

Yönetenler değişti, oy verenler değişti, gündem değişti, bir tek kalıtsal amnezi halimiz sabit!  

Bugün sayın kulüp başkanımız ya da bir yönetim kurulu üyemiz TFF’ye ayar verebilir, laf sokabilir, onlarla alay edebilir hatta isterse sülale boyu hakaret de edebilir.  İçimiz soğur birkaç saatliğine, “oh olsun” falan deriz ama sonra yine bellek yitimi bizi esir alır.

Spor basınında sekiz sütuna manşet ya da sosyal medyada #TrendingTopic olacak büyük laflara, sert çıkışlara, süslü aforizmalara artık ihtiyaç yok çünkü popülist tavırların ve büyük sloganların kesin çözüm olmadığı sanırım anlaşıldı.  En azından hafızası iyi olanlar anlamaya başladı diyelim, realist çizgimiz baki kalsın.

Adeta gömülmediği için kokuşan ülke futbolunda orta oyununu bozacak, paradigmayı değiştirecek adımlar tesadüfen atılamaz.  Dayanacağı muhkem güç, arka planında ince bir çalışma ve +/- alternatiflere göre esneklik gerektiren bir strateji gerekiyor.  En basit anlatımıyla bunun üç boyutu var ilk bakışta:

a) Finansal güç ve mali bağımsızlık ya da kimseye eyvallah etmemek  (bilançoyu, borçları, nakit akışını, riskleri uzun uzadıya anlatmadan söylersek “yakın gelecekte mümkün görünmüyor”)

b) Milyonları sokağa döken uluslararası başarılar, başka bir deyişle sahada kazanıp saha dışında tartışılmaz olmak  (abonesi olduğumuz UEFA Şampiyonlar Ligi’ne bir daha ne zaman katılabileceğimiz belirsiz, Avrupa futbolu ile aramız giderek açılıyor yani kısaca “yakın gelecekte mümkün görünmüyor”)

c) Güven ve itibar sermayesini güçlendirmek ya da HAKLI olduğunu kamuoyunun ekseriyetine kabul ettirecek kadar organize olabilmek  (zor ama kestirilebilir gelecekte bence tek ihtimal)

Güven yoksa birliktelik de yok, başarı da yok, bereket de yok.

Zor ama görünür tek ihtimali örneklerle açıklamaya çalışalım:

  • Bize güvenenleri asla boşa düşürmemek, bizi destekleyenlere her platformda müteşekkir kalmak,
  • Taraftara aile ferdi / müşteriye kral / sponsora kraliçe gibi davranmak,
  • Ne yazdığını, ne söylediğini, niçin sustuğunu daima hatırlamak,
  • Her türlü kurumsal temasta samimi, şeffaf ve tutarlı olmak,
  • Palavra sıkmak yerine zor da olsa susmak ama konuştuğunda memleketin dört bir yanında ilgi ve saygı uyandırmak,
  • Haksızlığa uğrayan rakip bile olsa, bundan geçici fayda elde edilmiş olsa bile bunu çekinmeden dile getirmek,
  • Kimseyi küstürmemek namına yapılanların son tahlilde ne İsa’yı ne Musa’yı mutlu etmeyeceğini bilmek,
  • Sığ gündemi reddederek ülkede sporun ulaşamadığı seviyeyi ve hedefe yönelik yapılması gerekenleri sürekli anlatmak,
  • Nitelikli insan / elit sporcu yetiştirip topluma örnek olmak,
  • Tüm sporcuları için kariyer fırsatları sunan saygın işveren olarak algılanmak,
  • Makro düzeyde spor politikalarına yön verenlerin görmezden gelemeyeceği kadar hazırlıklı ve donanımlı olmak,
  • Kazanınca coşkulu / kaybedince mağrur olabilmek,

Sarı-kırmızıyla iftihar eden Galatasaraylı nesiller, Galatasaray’a içten içe imrenen rakipler hayal ederek her güne başlamak…  İstisnasız her gün buna inanmak ve bunun için çalışmak, bu hedefi geciktirecek hatalardan “ecel” gibi kaçınmak!

Pahalı transferler çözüm olmuyor, uçaklar inince dertler bitmiyor, çilekler forma giyince bahar gelmiyor.  Milyarder kulüp başkanının çok şık giyinmesi, Sportif A.Ş. yöneticisinin GS plakalı Maybach’a binmesi, anchorman tadında bir basın sözcüsünün belagatiyle manşetlerden inmemesi bugüne dek hiçbir şeyi kalıcı olarak çözmedi ve çözmeyecek.

Başka türlü bir şey bize gerekli olan…

Cemil Meriç’in sözüdür “yaprak ağaçtan düşünce, rüzgarın oyuncağı olurmuş

Hazan yaprağını andıran futbolun tekrar yeşermek üzere ulu çınara tutunması, özüne dönmesi, “Team Value Management” yaklaşımıyla ve bambaşka hedeflerle yönetilmesi gerekiyor.

Bitirirken yazılı olmayan gerçeği hatırlatalım. 

İlk Kural / Rule Number 1 / La première loi

Seçilerek mesuliyet üstlenenler yalnız kulübün ya da iştiraklerinin değil, bir BÜTÜN olarak GALATASARAY‘ın hepimizden, her birimizden, kişisel kariyer ve hedeflerinden, servetlerinden, korku, heves ya da beklentilerinden daha mühim, daha muteber, daha kıymetli olduğuna inanarak yaşayacaklar, çalışacaklar, mücadele edecekler ya da hep birlikte omuzlayamayacaklarsa bu devasa ağırlığın altına hiç girmeyecekler.

Bu yazıyı sosyal medyada popülist mesajları arka arkaya vererek kulüp başkanı veya yönetim kurulu üyesi olarak seçilmeyi hayal edenlere de elden ele iletirsiniz artık 😊

Muhalefetten ne bekleyelim?

Dünyada üç akım giderek güçlenirken, özgürlükçü demokrasinin hatta insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceği tartışılıyor.  Bunlar;

  1. Popülizm ve otoriterleşme
  2. Kutuplaşma (polarizasyon)
  3. Kültürel kodlardan ve köklü değerlerden koparak vasatlaşma (mediokrasi)

Bu üçlüden ilki tamamen bir iktidar alanı daha doğrusu bunalımı. İkinci sıradaki hem iktidarın hem muhalefetin altına odun attığı büyük bir ateş. Üç numara ise iki tarafın da zaman içinde fark etmeden sürüklenebildiği kısırlık hali.

Ne yazık ki Galatasaray bu kötüye gidişten münezzeh korunaklı liman değil ve şaşırtıcı biçimde hızla irtifa kaybediyor. Sportif başarılar, alkışlar, popülarite hiçbiri bu aşınmayı saklayamıyor. Vaziyetten şikayet edip geçmişi hasretle yad edenlerin bu gidişatı tersine çevirmek üzere harekete geçmemesi de başka bir sıkıntı.  Ne iktidarın planları ne diğer cenahtan önerilen çözümler sosyal sermayesi aşınmış, birbirine düşmüş, orta yerinden bölünmüş bir camiada tatbik edilemez.  “Camia” fikri her şeyden önce bir arada olmak, yan yana durmak, karşıt fikirlere saygı duymak ve güven ortamında hayat bulabilir.

İktidarın net sorumluluğu olduğu kadar muhalif kanattan da beklenti sosyolojik ayrışma doğuracak hamleler yapılmamasıdır.  Örneğin yirmili yaşların başındaki parlak gençleri kurşun askerlere dönüştürmeyi umanların, gençlerin üyelik başvurularından başlayarak tüm olan biteni manipüle etmeyi düşünebilmesi ya da üye olduktan sonra bu gençleri emir-komuta zinciri içinde yönetebileceklerine dair bitmeyen yanılgıları en çirkin fitne örnekleri arasında sayılmalı.  Gençler büyüklerine saygıdan ya da yetişemedikleri dönemde olan biteni öğrenmek adına meraktan sizi dinliyor diye çizdiğiniz yörüngede ömür boyu dönen uydular olmazlar.  Olmayacaklar. Dahası kulübün geleceği ve ümidi konumunda, pek çok bakımdan milli servet ayarındaki insan kaynağına “nereye düşmüşüz ya biz” dedirtip bıktırırsanız sonunda kaybeden Galatasaray olur.  Bilsinler ki parmak hesabı yaparak gençleri ömür boyu saflarına kattıklarını düşünenler yarınlarda bizzat o gençlerin neredeyse tamamının parmakla göstereceği olağan şüpheliler haline gelecektir. Akıl, bilgi ve hür irade er geç kazanır çünkü ucuz komploların değil gerçeğin temsilcileridir.

Başka bir itiş kakış alanı da kulüpte fiilen görev yapanlar üzerinden şekillenir. Hepimizin malumu çok yönlü büyük organizasyonlar yalnız seçilmişlerin yarı zamanlı mesaisi ile yönetilemez.  Görünür performansın çoğu atanmışların yani profesyonel emeğin eseridir. Organizasyon hakkında doğrudan söz sahibi olmayan muhalefetin, kulüp içinden bilgi / belge sızdırmaya çalışması, bu uğurda profesyonelleri bir tür casusluk faaliyetine zorlaması kulübe zarar verecektir. Üstelik bugün kulağınıza sufle veren profesyonel yarın sizin aleyhinize pozisyon alabilir hatta yarına kalmadan belki sizi yanıltıp tuzağa çekiyordur.  Dürüstlük ilkesine bağlı çalışan profesyonelleri rahat bırakmak ve işlerini doğru yaptıkları durumlarda takdir ve teşekkürü esirgememek en doğrusudur zira atanmış kadrolar zaten iktidarlar tarafından yeterince hor kullanılmakta ve manen yıpratılmaktadır.

Seçilmiş yönetimler suni gündem yaratarak verdikleri sözü unutturmak ya da kulübün asli faaliyeti konusunda herhangi bir ileri adım atamadıklarını gölgelemek isteyebilirler. Muhalefetten beklenen misyonlardan biri kulübün hafızası olmak olsa gerek… Tutulmayan sözleri, tutturulamayan bütçeleri, elden uçup giden fırsatları hatırlatmanın yanı sıra, kulübün asli faaliyeti olan SPORUN her daim ana gündemde kalmasını garanti altına almak faydalı olacaktır.  Nitelikli insan ve elit sporcu yetiştirmek, spordan değer üretmek, spor üzerine sürdürülebilir gelir modeli kurmak üzerine ilkeleri, dünyadaki başarılı örneklerle giderek açılan mesafemizi bize çalışkan ve takipçi muhalefet hatırlatsa fena mı olur? 

Elinizden tutan mı var, nedir bu camianın önündeki engel?” diye haricen sorulursa maalesef Galatasaray’da iki şey fazlasıyla noksan son yıllarda: Samimiyet ve tutarlılık…  Sırf bu yüzden koskoca ülkeye ilham verebilecekken, kendi aramızda dahi farkındalığı artıramıyoruz. Buna üzüldüğümü belirtmeliyim ama düzeltme yolunu bulamadığımız sürece de üzülmekle kalırız, onu da gayet iyi biliyorum.

Trust Reliability Sincerity Commitment Integrity Consistency

Galatasaray’ın kurumlarında bilfiil hizmet etmek isteyen insanların en büyük endişesi “lekelenmek” daha doğrusu itibar suikastine uğramamak.  Müşkülpesent olmakla nam salmış Galatasaraylılar birbirlerini kıyasıya eleştiriyorlar. Biliriz ki eleştirel bakış açısı olmadan ilerleme olmaz, sağlıklı ve tutarlı eleştiriler iyidir, seçilenleri ve yetki kullananları da zinde tutar ama dedikodu ve kara propaganda insanları bu görevlere talip olmaya hatta bir adım öne çıkmaya dahi çekinir hale getirebiliyor.  

Bugün aklı başında, deneyimli, hayata realist pencereden bakan makul insanlar herhangi bir engelleri olmadığı halde mesuliyete talip olmak yerine “Galatasaraylıyım ama ben o işlerden mümkünse uzak durayım” diyebiliyor.  Nedense her dönem isimleri üzerinde yalancı baharlar açan, kariyerlerinde zirve kovalayan varlıklı iş insanları “ben deli miyim o gayya kuyusuna atlayayım” benzeri cümleler kurarak servetlerinden yana endişe ettiklerini saklamıyor.  Bu işlere soyunanlar ya çekeceği çileyi bilerek gözünü karartmış ya sıranın artık kendisine geldiğine inanmış ya da popüler bir kurumun yönetiminde statü edinerek yükselmeyi gözüne kestirmiş olanlar… Gözünü karartıp bu işe dalan fedakar isimlere elbette şükran borçluyuz, uzaktan bile hoş gelmeyen davulun sesi ile her gün burun buruna kalacaklar. Öte yandan kulübün yıllar içinde peyderpey sürüklenmekte olduğu nokta o kadar karanlık ki, değil gözü kara olmak; en karanlık köşelerde bile soğukkanlı kalıp çözüm odaklı olmak şart! Galatasaray’ı aydınlığa çıkaracak güçlü bir meşale, hedeften şaşmayacak istikrarlı bir pusula lazımsa eğer, bunun somut hali çok yoğun bir emekle hazırlanacak ve üzerine el sıkışıldıktan sonra herkesin adı soyadı gibi sahipleneceği dönüşüm stratejisidir.

Sivil toplum kuruluşlarında yönetmeye talip olanlar açısından ele alırsak bir şeyin yanlışlığını kestirmeden anlatmak kolay, niçin yanlış olduğunu farklı ilgi gruplarının anlayacağı şekilde aktarmak biraz daha zordur.  Yanlışı en ince detayına kadar analiz edip doğru yolu göstermek epey zordur.  İşte bundan ilerisi yani en zoru lazım bize: Tekrar aynı yanlışa düşülmesini engelleyecek ve ilgili konuda doğruları çoğaltacak kişiler, kurullar, kurallar ve değerler bütünü önermek / sahiplenmek.  “Bu noktada tıkanıyoruz” demek isterdim ama biz daha o noktaya pek yaklaşamadık.

Dolayısıyla en iyilerin yer bulabildiği benzersiz La Scala sahnesi yok bizde, daha ziyade podyuma çıkanların puanlandığı ses yarışmasının jürileri gibi Galatasaray seçmeni.  

LA SCALA – Milano / İtalya

Diliyorum bundan sonraki seçimler geleceğe dönük umut ışığını artırır, dedikodu ağını geliştiren değil reel projeleriyle üyelere ulaşan adaylar görürüz.  Üyelere düşen ise mümkün olan en yüksek katılımla seçime iştirak etmek ve oy kullanmaktır.  Kampanya döneminde yuvarlak cümleler, hamasi söylemler, çözümsüz eleştirilerden bıkmış olunduğunu göstermek ve adaylardan talepkar olmak gerekecektir.

Geldik üç makaleden oluşan bu yazı dizisinin sonuna.  Alnı açık dürüst insanların her daim kendilerine sormaları gereken sorular var.

“Kazanırken ne kaybettik?” 

“Kazanırken ne kadar kaybetmeye razıyız?” 

“Başarıya giden her yol mübah olabilir mi?” 

Başarı mutluluğun kadir-i mutlak anahtarı (master key) olamaz. Huzurlu ve mutluysanız, şevkle yaptığınız işten her gün keyif alıyorsanız zaten başarı sizi arar bulur.  Eğer bir parça makul insanlarsanız, siz bir gün seçim kazanmak değil Galatasaray’a layık sürdürülebilir başarılar elde etmek istiyorsunuz.  Dernekler kanuna göre seçilmekten, mazbata alıp fotoğraf çektirmekten, sağa sola kartvizit dağıtmaktan, kamuoyunda iyi kötü tanınmaktan öte hedefleriniz yok ise zaten Galatasaray’ın başına gelmiş geçmiş sıralı felaketlerden biri olarak tarihte yerinizi alırsınız. Küçük hesaplar uğruna sürekli birbirlerinin ayağına basan kifayetsiz muhterislerin, muhkem bir icraat dönemi boyunca muktedir olduğu nerede görülmüş ki?  Kulübün özellikle 21.yüzyılda yaşadığı yıpranma ve kayıplar dikkate alındığında başarısızlık için pek çok zor koşul varit iken, ulaşılabilir başarı için de önce kendinizi iyileştirmiş olduğunuzdan emin olmanız şart…  Aksi takdirde günün birinde sandıklara atılacak zarfların sayılması suretiyle elde edeceğiniz hiçbir şey yok.  Asla da olmayacak. Kamuoyundan alacağınız yoğun tepki, şahsi ve ticari itibarınızın sarsılması, aile hayatınızda ağzınızın tadının kaçmasını saymazsak elbette…

Başladığımız gibi bitsin mini yazı dizisi.

Medice cura te ipsum, önce kendinle yüzleş doktor…

Muhalefet ne yapsın ne yapmasın?

Galileo’ya atfedilen sözü anımsıyor olmalısınız.  “Ölçebildiğin her şeyi ölç, ölçemediğini ölçülebilir hale getir” Yüzyıllar sonra yönetim gurusu (management thinker) Peter F. Drucker benzer bir cümle kurmuştu: “ölçemediğin şeyi geliştiremezsin” 

Kulübün ürettiği ve kamuya açık dağıtıma soktuğu verilerden yola çıkarak farklı rasyolar, karşılaştırmalar, grafikler tasarlarsanız aynı zamanda yeniden “anlam” üretmiş ve bazı insanların zihninde yeni kapılar açmış olursunuz.   Bol satırlı, yüksek sütunlu excel tabloları hakkıyla inceleyip yorumlayan minik azınlıkla yetinmeyeceksiniz.  Kulübün sunduğu veri seti yetersiz geliyorsa, hukuki kısıtlamaları ihlal etmemek kaydıyla daha fazlasının paylaşılmasını talep edeceksiniz. Günümüzün “revaçta” konularından biri “Data Analysis & Data Visualization” ise sizin işiniz de gölgede kalana projektör tutmak olacak.

Kulüp meselelerine uzak duran herkes duyarsız ya da bencil değil, bazıları da gündemin ve tartışmaların sığlığından ve hiçbir rasyonel detay içermemesinden şikayetçi.  İşte muhalefetten beklenti, o kişileri önce tribüne sonra sahaya çekebilme becerisidir.

En kritik tespitleri, gölgede kalan riskleri, olası fırsatların yakın dönem etkisini anlatırken akılda kalan bir terminoloji kullanmak, benzetme ya da örnekleme ile yeni terimler üreterek hatırlanır olmak, karmaşık olanı herkesin aynı şeyi anlayacağı biçimde sadeleştirmek hatta “sizlere vermiş olduğumuz geçici rahatsızlıktan ötürü üzgün değiliz” diyecek kadar aykırı çıkışlar… Niye bunu söyledik çünkü bazı Galatasaraylıların boşvermişliği, ilgisizliği, yalnız saha skorlarına göre övgü düzen ya da öfke püsküren dengesizliği oldukça tehlikeli ve bu ikili delilik hali giderek tatsız bir yere gidiyor.

Muhalefete olabildiğince realist çizgide hareket etmeyi tavsiye ederken, kişilere yönelik eleştirilerin de olabileceğini biliyoruz. Öte yandan kulübü doğrudan ilgilendirmeyen şahsi çekişmeleri Galatasaray üzerinden kişiselleştirmek ya da eleştirilen kişinin karar ve eylemlerini yerden yere vurmak yerine onun görünüşüyle, kişiliğiyle alay etmek saygın bir davranış olmayacağı gibi net olarak faydasızdır da.

Konuların kişiselleştirilmesinden öte magazin detaylara boğulmak, döne döne bu hususları konuşmak da lunaparkta dönme dolaba binip gideceğin yere ulaşmayı beklemek kadar manasızdır.  Bilakis kallavi, riskli, kahredici ama HAKİKİ konuları pas geçmek iktidarların işine gelse de, sorumlu muhalefet anlayışı öncelikleri doğru belirlemek ve kimi zaman iktidarların tetiklediği suni gündemlerin peşinde kaybolmamaktır. 

Galatasaray Spor Kulübünün müktesep hak ve menfaatlerine, görünür gelecekteki açık çıkar ve avantajlarına aykırı pozisyon almak da aynı şekilde yanlış olur.  Dolayısıyla muhalifler eleştirilerini ve mutlaka peşi sıra önerilerini basın yoluyla paylaşabilir ama medya mensuplarına kulüp içinde olan biteni eksik/fazla pazarlayan dedikodu simsarı konumuna düşmemeliler.  Bilhassa spor basınındaki çoğu muhabirin meslek anlayışı nahoş örnekleriyle ortadayken onlarla sıkı fıkı olup iş tutmak akıl kârı olmayacaktır.  Aynı şekilde taraftar gruplarıyla dirsek temasında olmak, onları kulüp içi siyasette ağırlık merkezi olarak konumlaya çalışmak, tribünleri karıştırmak kesinlikle ölümcül hatalardandır.  İktidarlar bu sayılan hatalara çok daha meyilli olup, onları engellemenin yolu aynı oyunda el artırmak değildir.  Biliriz ki iktidar insanı bozar, mutlak iktidar muhakkak çürütür.  Muhalefetin çürümenin parçası olmasından değil, çürümüşlüğü yok etmeye dönük çalışmasından Galatasaray’a fayda sağlanır.

Çürümenin en temel göstergelerinden biri dedikodunun gerçeği tamamen örtecek kadar yoğunlaşması ve kulüpte her 24 saatin post-truth çağının birer karikatürüne dönüşmesidir. Onun lafını buna taşıma, falancanın yazısını diğerine forwardlama ve türlü yöntemle dedikodu çoklayıcısı ya da fitne telgrafhanesi gibi faaliyet gösteren kim olursa olsun, kafa yapısını çözebilmiş değilim. Laf taşıma yoluyla sondaj yapmak bir kişinin özel zevki de olabilir ama “çok sevdiğimiz??” Galatasaray’a zerre faydası olmadığı ortada değil mi? Böyle yapa yapa, insanları orasından burasından çekiştirerek, azı doğru / çoğu yanlış ithamlarla itibarsızlaştırarak gitgide çölleştirmedik mi koca kulübü?   Muhabbet arasında “ah nerede o eski günler, bir kulüp ki her dem muteber, hele o centilmen şık ağabeylerimiz” nostaljisi ama ilk fırsatta her cephede negatif networking faaliyeti?   Herkesin birbirinin arkasından konuştuğu, kuyusunu kazdığı, eline geçirdiği her fırsatta bel altı vurduğu ortamda bir camiadan söz edilebilir mi?  O kulüpte dirlik, düzen, bereket olur mu?  O kurumsal yapı itibarını koruyabilir mi, ayakta kalabilir mi? Muhalefet ya da iktidar hiç fark etmez, dedikodu ehlinin kulüp siyasetindeki uzun erimli hedeflerine de faydası olmaz bu furyanın, kısa vadede zaten tek getirisi bol  miktarda antipati toplamaktır.  

Oysa GALATASARAY beş çayında kek poğaça eşliğinde çekiştirilen komşu ya da koltuğuna göz dikildiğinden altı oyulan iş arkadaşımız değil !!

Devamı “pek yakında” !

Muhalefetin Anatomisi ve Rotası Üzerine

İnsanın hata, kusur ve zaafları olabileceğine göre, insanların bir arada bulunduğu karmaşık organizasyonlarda da bazı aksaklıklar bulunması gayet doğaldır.  Galatasaray Spor Kulübü canlı bir organizmaya benzetilirse vaktinde iyi tedavi edilememiş hastalıkları, yenileyemediği için eksilen beden direnci ve ilk kez maruz kaldığı / kalacağı harici riskler ile ayakta durduğunu varsaymak pekala mümkün.  Bu yazımızın ana fikri hekimlere verilen en eski öğütlerden bir aslında: Medice, cura te ipsum  (doktor, sen önce kendini iyileştir

Peş peşe kaleme alınacak birkaç makale ile kulüpteki muhalif hareketler ve muktedir reflekslerine dair bazı tespit, düşünce ve önerileri paylaşacağız.  Bugünkü öznemiz ise “muhalefet ”

Burada muhalefet olarak kavramsallaştıracağımız yapının yeknesak blok olmadığını söyleyerek başlayalım, bilakis çeşitlilik arz eder. İtiraz edilenler birbirine benzese de, memnuniyetsizlik dozajları ya da ileri sürülen alternatifler farklıdır.  Muhalefetin tamamı “derhal iktidar” iddiası da taşımayabilir. Kısaca burada konu edilecek kavram seçilmiş iktidarı en fazla sorgulayan, memnuniyetsizliğini saklamayan ve iktidarı derhal veya vadesi geldiğinde tasfiye etmek isteyen herkesi kapsar.  Tanımdan devam edersek, seçimle göreve gelinen benzer yapılarda üç ana blok olduğu varsayılabilir. 

  • İktidar ile destekçileri
  • Muhtelif muhalif odaklar
  • Sessiz çoğunluk

Sessiz çoğunluğun bir kısmı iktidarın icraatını ve muhalefetin itirazları sakince dinler, kayda değer bulduklarını not eder. Günü geldiğinde ağırlığını koyar ve tarafını seçer.  Bugün Kulübümüzün üye listesinde yer alan bir kısım sessiz çoğunluk unsurları da kulüple manevi bağı çoktan kopmuş yazısız mezar taşlarını andırır. Onları hayata döndüremeyiz ama ilgili Tüzük maddesi işletilmediği bir şekilde aritmetikte yer işgal etmeyi sürdürürler.  Çözüme dair sorumluluk seçilmiş yönetim kurullarına ve genel kurulun tamamına aittir.

Tedaviye niyetlenen hekime verilen ilk öğütlerden biri kendisini iyileştirmesiymiş madem, muhalif düşünce ve eylemler için de bu klasik öneriyi tekrarlıyoruz.Kibir, bencillik, açgözlülük, haset, riya, dedikodu, rövanş alma hırsıyla soyunacağınız hiçbir işin sonunda Galatasaray için doğru, güzel, hayırlı neticeler alınmasını beklemeyin. Bu insani defolar birer palto misali kolayca vestiyere bırakılamayacağına göre; kudreti, serveti, marifeti ne olursa olsun her birey içindeki şeytanın kamçıladığı aç hayvanları dizginlemek zorundadır.  Bu muazzam bir otokontrol neticesi de olabilir ama en güzeli GALATASARAY’ın her birimizden önemli, değerli, anlamlı ve kalıcı olduğuna ikna olup her adımda “bu yapacağım iş Galatasaray’ın faydasına mıdır?” diye düşünmekten bir an dahi vazgeçmemektir.

Kulübün bekası, itibarı ve başarısı dışında pusulaya ihtiyaç duymamaktır. 

Sahne ışıklarının gözleri kör ettiğini bilmektir, boğazın dokuz boğum olduğunu unutmamaktır.  Sağlam bir ekibin ölçütleri arasında içlerinden biri çizgisini bozduğunda, pusulayı şaşırdığında, içindeki şeytanla mücadele edemediğinde onu uyarmak ve doğru yola sevk etmek mutlaka sayılmalıdır. 

Hekim kendisini iyileştirmeyi başardıktan sonra ikinci görevi üstlendiği misyonu sorgulamak ve konumunu doğru tayin etmektir. Burada yeri gelmişken hem bir konuya değinmek, hem de bir şehir efsanesini sorgulamak gerekiyor.  Seçimle iktidarın değiştiği yerlerde her zaman muhalif eylem ve söylemlere rastlanır.  Hele Galatasaray gibi bazılarının iktidar için sırasını beklediği camiada, “Bizde muhalefet olmaz, Galatasaray’da muhalefet yoktur” söylemi küçük çaplı bir şehir efsanesidir.  Biliyoruz ki muhalefetin varlığı demokrasinin gereği, karşıt fikirlerin kalitesi / kalibresi değişim ve ilerlemenin lokomotifidir.  Galatasaray üzerine alternatif fikirleri, farklı yaklaşımları, özgün projeleri olan kişiler/gruplar olmasa, iktidar çalışma ve kendisini ispatlama azmini sürdüremez ve tembelleşir.  Dahası, iktidar sona erdiğinde yerine geçecek gücü toparlamak zaman kaybına dönüşür.  Galatasaray Spor Kulübünün kaderini seçilmiş yönetimler çiziyor olsa da, kulübün ilerlemesi ve gelişmesi ancak nitelikli muhalefet ile mümkündür.  Sarı-kırmızının talihsizliği tam da burada başlar çünkü ülkede yerleşik “dostlar alışverişte görsün” anlayışı bize de sızmıştır.  İktidarların başarısızlığını bekleyerek ya da arzulayarak muhalefet olunmaz hatta kötünün iyisi olmak da Galatasaray için yetmez, marifet o dönemin en iyisi olmak için olabildiğince gayret sarf etmektir.

Galatasaray’da iktidar koltuğu pek tatlı olduğundan, seçilmiş yönetimler sorgulayıcı, üretken, adil muhalif hareketlerden bile hoşnut olmazken, topa sert giren tüm çıkışları yaşamsal tehdit olarak algılayabilmektedir. Bu da tekrarını sık gördüğümüz vahim yanlışlardan biri… Eninde sonunda seçmen tarafından tercih edilmek bir yarışın sonucu olacaksa da muhalif kişi ve grupların iktidarları zayıflatmak uğruna Galatasaray’ın kurumsal itibarına gölge düşürmekten ve fikir mücadelesini nizami zeminin dışına taşımaktan özenle kaçınması şarttır. 

Bir denizaltı düşünelim. Düşman donanmasına ait savaş gemisini su altından torpillemesi görev emri olabilir ama aynı denizaltı personeli sonunda o geminin güvertesine çıkmak istiyorsa yapmaları gereken eski zamanların deniz savaşları gibi gemiye bordalamak ve elde yalın silah yüz yüze mücadele etmeyi göze almaktır.  Dolayısıyla cesur olmak, kartları açık oynamak, yan yollara pek sapmamak gerekiyor. Sinsilik, içten pazarlıklı haller, tuzak kurup üstünlük elde etme çabası olsa olsa hızla batmakta olan bir geminin güvertesine çıkmanıza yol açabilir!

Kişisel defolarını aşarak medeni bir tavır sergileyen muhalefetten diğer beklenti “adil” olması ve empati kurabilmesi…  Yönetenleri eleştirirken ya da hata yaptıklarını iddia ederken sergiledikleri doğal ve/veya haklı refleksin çeyreğini, yine iktidarların doğru işler ve isabetli kararlarını takdir ederken de göstermeliler.  Bu tavır Türkiye’de genel kabul gören saldırgan, gürültücü, “sözde sert / özde tırt” muhalefet akımının tersine olsa da en azından bir fayda ve iki koz sağlayacaktır

  1. İktidar gerçekten kulübün yararına bir adım attıysa camiadan alacakları destek aynı çizgide adımların tekrarlanmasına ya da belirlenen doğrudan sapılmamasına yol açacaktır (sürdürülebilirlik & yönetimde istikrar)
  2. İktidar ya da muhalefetin parçası olmayan geniş tabanlı seçmen grubu muhalif hareketi temsil edenlerin adil, olgun ve kulübü önceleyen tavırlarını takdir edeceklerdir (itibar sermayesi)
  3. İktidar şımarır, dağılır ya da doğrudan saparsa bu kez muhalefet çok daha sert bir söylemle tenkit hakkı kazanır ve yine seçmen geçmişte doğruyu takdir ettiğini hatırladığı adil muhalefetin güncel sert çıkışını çok daha dikkate değer ve anlamlı bulacaktır  (siyasi rekabette mukayeseli üstünlük)

Muhalefetin diğer bir sorumluluğu ise farkındalığı artırmak, katılımı çoğaltmaktır.  Ortalamadan bahsedersek kaydı açık üyelerin %20’si bile genel kurullara katılmıyor.  Katılanların çoğu kulüp başkanının sunuş konuşması dışında olup biteni dikkatli takip etmez, fuaye alanı ya da koridorlardaki samimi sosyalleşmeye daha fazla vakit ayırırlar.  500 sayfayı bulan mufassal faaliyet raporlarını hakkını vererek inceleyen 100 üye ya vardır ya yoktur.  Seçimlere katılım da kaydı açık üyelerin %50’sini bulsa da ötesi istisnadır.  Kısacası düzenli aidat ödeyen ama yüzünü görmediğimiz, gelmeyen, gitmeyen, ses vermeyen, iştirak etmeyen epey üyemiz mevcut.  Öncelikle bu katılım istatistikleri ve eğilimleri dikkatle izlenmeli ve raporlanmalı, ki buradan ayakları yere basan çıkarımlar yapmak mümkün olsun.  Sosyal medyada hesap açmış “fake account” olmadığına göre bu insanlar, onları da çok sesli demokrasiye dahil etmenin yolları aranmalıdır.  İktidarlar sığ ve bulanık suda balık avlamayı alışkanlık hale getirmişse, katılımın (sorgulamanın) artmasını istemeyeceklerdir, ki genelde bu durumdan haz etmezler.  Derin Galatasaray imgesinin de fiiliyatta karşılığı olmadığına göre hakiki derinliği önce fikirlerde sonra katılım gösterenlerin aidiyetinde aramak gerekir.  Muhalefet farklı iletişim kanallarından üzerine ölü toprağı serpilmiş kalabalığa ulaşıp onların bir kısmını hareketlendirebilirse bu üyeler kendilerine kimin sesinin ulaştığı bilerek oyuna dahil olacaklardır. Gerçi bugün seçim simsarlarına sorsak katılımı artırmanın yolu olarak “aidat borcundan ötürü kaydı kapalı üyelerin tüm birikmiş borçlarını biz ödeyelim, sonra bir şekilde onlara ulaşır ibra oylamasına veya seçime davet ederiz” diye plan kurmaları normaldir.  Bir kez daha ifade edelim ki, karşılık bekleyerek birinin aidat borcunu kapatmak hür iradeye suikast girişimidir, kulübümüzde seçimler hür iradenin sonucunu ilan eden süreçler değilse kimse bunun hayrını görmez. Bu husustaki kötü alışkanlığın azalarak yok olduğunu memnuniyetle görmekteyiz. Yeri gelmişken senelerdir aidat ödemeyen ve varlıkları/yoklularına dair en ufak emare bulamadığımız kişilerin üyelikleri hakkında Tüzüğümüzün 20.maddesinin tavizsiz işletilmesi gerektiğini de tekrarlamış olalım.

Peki muhalefet seslenmek istediği kitleye (iktidardan memnun olmayanlar, aradığını bulamayanlar, değişim isteyenler veya farkındalığı artarak oyuna yeni girenler) ne anlatacak?  “Onlar vasat, biz iyiyiz” demek yeter mi?  “Onlar beceremedi, biz başaracağız” söylemi satar mı?  Vizyon & misyon tarifleri, ismi olup cismi olmayan projeler, yuvarlak laflar, hamasi sloganlar, tek tip kravatlar hazırsa yolu yarılamış sayılır mısınız?  Ulaşabildiği her üyenin elini sıkan, en fazla sayıda üyeye telefonla ulaşan, maksimum miktarda SMS gönderen, en renkli web sitesini hazırlayan, herkese mavi boncuk dağıtıp sürekli gülümseyen aday hiç olmazsa “en sempatik kampanya” ödülünü alır mı?  Hepsine ortak cevabımız “HAYIR”…


Devamı “pek yakında

Not: Dikkatli okurlar bu yazıda ve devamında 2021’de yapılması beklenen seçime yönelik önermeler bulunmadığını ya da başarılı seçim kampanyası için taktik ipuçlarından bahsedilmediğini fark edeceklerdir.  Okuduğunuz yazı 10 sene önce de kaleme alınabilirdi, muhtemelen birkaç yıl sonra da genel geçer doğrular olarak okunabilirliğini sürdürecektir.


Temelsiz Çatı

Kulübümüz başkanlarından Prof. Duygun Yarsuvat’ın “çatı aday” temennisi veya arayışı basına yansıdı.

https://www.milliyet.com.tr/skorer/galeri/galatasarayda-duygun-yarsuvattan-baskan-adayi-aciklamasi-6337725/6

Çatı aday dönem dönem ortaya atılan “ara çözüm ” ya da bir tür “milli mutabakat hükümeti” modelidir. 

Çatı operasyonu temelde şöyle gerçekleşmekte: İktidara heves edenler ya da sıralarının geldiğini düşünenler kendi aralarında oy hesabı yapıp geçici ittifak kuracak, içlerinde en az itiraz edilecek isim tarumar haldeki çatıyı aktarmaya ehil başkan adayı olarak lanse edilecek.  Sonrası gelsin seçim ofisleri, ikramlar, hâzırûn listesine yönelik telefon zinciri, Mektebin koridorlarında seçmen kovalama, Tevfik Fikret salonunda ReReRe RaRaRa 🙂

Buraya kadar sorun yok, en güzel kiremitler onların olsun.

Cazip çatı örneği

Yakın geçmişe dönersek Duygun başkan bir tür çatı adaydı ve öyle seçilmişti. “Eş-dost-ahbap-sen-ben-bizim oğlan” diyerek bol malzemeli etli güvecin pişme süresi kadar zamanda hazırlanan alternatif listenin başına geçmesi rica edildi, o da ricayı kıramadı.  2014 seçimlerinin diğer başkan adayı Sayın Alp Yalman karşısında yarışa geriden başlayıp sandıktan zaferle çıktı. Hakkını da yemeyelim ona seçim kazandıran faktörlerden biri olan sözünü tuttu, yedi ay sonra Mayıs 2015’te seçime gitti. Tekrar aday olmayarak vazifesini tamamlamış adamların huzuruyla makamdan ayrıldı.

Prof. Duygun YARSUVAT

Çatıyı renkli kiremitlerle aktarınca sorunlarımız çözülecek mi, TEMELİ olmayan çatı havada mı duracak, bugünkü yazımızı buna ayırdık.

Önce denenmişin bizi nereye götürdüğüne bakalım.

Mayıs 2015’te Sn. Dursun Özbek başkan seçilmişti.  Sandıkta rakipleri Sn. Turgay Kıran ve Prof.Dr.Ahmet Özdoğan’dı. Sn. Yarsuvat’ın ardından resmen ilan edilmiş yedi aylık net hazırlık süresince yarışa girebilen adaylar bu bildik isimlerdi. Ne kırmızı pelerinli süper başkan ne de Berlin Filarmoni düzeyinde icra yetkinliği olan ekip falan çıkmadı.  

KIRAN – ÖZBEK – ÖZDOĞAN

Ocak 2018’de “erken seçim” yaşadık. Kulüp başkanı Dursun Özbek’in karşısına adaylığı sürpriz sayılabilecek Sayın Mustafa Cengiz çıktı ve kazanmaya muvaffak oldu.

Dursun Özbek – Mustafa Cengiz

Mustafa başkan da “dört ay sonra seçim” vaadini yerine getirdi ve Mayıs 2018’de sandıklar yeniden kuruldu. Ocak 2018’de yarışan iki aday yeniden mindere çıkarken, onlara genç aday Ozan Korkut ve 207 oy alabilen Fatinoğlu listesi eklendi. Hazırlanmak için yine iyi kötü vakit vardı ama herkesin hatırlayacağı üzere yine beyaz atlı prens misali başkan ya da yuvarlak masa şövalyeleri kıvamında yönetim çıkmadı.  Düşünmeden edemiyorum 2014’te deneyimi, dinginliği ve vakur tavrıyla bildiğimiz Sayın Alp Yalman başkan seçilseydi daha az çetrefil bir yola sapar mıydık diye?  Bunu hiç bilemeyeceğiz.

Duygun YARSUVAT & Alp YALMAN

Bildiğimiz ise şudur ki, hayatlarımız yoğun geçiyor, hepimizin pek çok sorumluluğu var.  Dünya hızlı değişiyor peşinden koşsak da çoğu zaman yetişemiyoruz.  Bu hız ve yoğunluk hafızalarımızdan bazı şeylerin erken silinmesine yol açıyor. Kulüp yönetimlerinin de en büyük şansı bu…  Mevcut yönetim tel tel dağılmış görüntüsü verince, hata üstüne hata yapınca, bilhassa parayla pulla çözülemeyecek incelikli konularda ısrarla çuvallayınca üç – beş – on sene önce aynı yollarda arabayı devirenler “wise man” olarak ortaya çıkıyor ve herkes onlara kulak kabartıyor. Fakat hiçbiri “benzer hataları biz de yapmış olabiliriz, bazı sözlerimizi tutamadık, dolayısıyla sizlere karşı biraz mahçubuz sevgili Galatasaraylılar” diye söze başlamıyor. Yazar Milan Kundera’ya hak vermeden yapamıyor insan, ne demişti usta: “İnsanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı verdiği mücadeledir.”

Bugün elimizde stratejisi olmadığından yolda kalmış, enerjisi tükenmiş ve tıkanmış bir yönetim heyeti var. Tüzük ile kavgalarını Asliye Hukuk Mahkemesi salonlarında sürdürmeye çalışıyorlar ama en geç Mayıs 2021’de sandık yine seçmenin önüne gelecek. Yine bugün Galatasaraylılar arasında kulübün temel sorunlarına dair köklü çözümler için net bir konsensüs olmadığını görüyoruz. Dahası sorunların adını koymakta ya da önem sırasına dizmekte bile hemfikir olunmadığını görüyorum. Eşyanın tabiatı gereği üslup ve görüş farklılıkları kadar tanışma / buluşma olanakları kısıtlanan üyelerin arasında artan sevgisizlik, samimiyetsizlik, çifte standart, maalesef artan fikri kutuplaşma ve muhtelif ön yargıların bu duruma sebep olduğu kanaatindeyim. Bu öyle berbat bir ruh halidir ki, Galatasaray SPOR Kulübünde en az konuşulan / tartışılan konu sporun bizatihi kendisidir. Ortada dönen yalancı gündemler, bu satırların yazarı dahil eminim pek çok Galatasaraylı için giderek artan “yabancılaşma” sebebidir.

İnşaat mühendisliğinden ilhamla, eğer bu statik hesaplar doğru ise gönüllerdeki hiçbir ÇATI yerçekimine karşı duramaz.

Divan kurulu başkanımız Sn. Eşref Hamamcıoğlu da kulübün acilen “fabrika ayarlarına döndürülmesi” ihtiyacını dile getirirken Kulübümüzün çaresiz olmadığının altını çiziyor. 

Eşref HAMAMCIOĞLU

Fabrika ayarlarının, kurucu değerlerin, iyi yönetim ilkelerinin ve henüz tanımsız görünen “çarenin” SOMUT şekilde konuşulması gerekmiyor mu artık?

“İnşaat” alegorisinden devamla, bana göre Galatasaraylıların önlerindeki hedefe inancı ve duygudaşlığı çimentodur.

Cesaret, azim ve kararlılıkları inşaat demiridir.

Aralarına kattıkları her doğru profil, aldıkları her doğru karar tuğladır.

Vizyon, strateji ve bu bağlamda önceliklendirilmiş gerçekçi iş planları yapının temelidir.

Temelden başlamak suretiyle bu malzeme tamamsa ÇATIYI çözmek hiç zor olmayacaktır ama hiçbir “inşaat” çatıdan başlamaz. 

Gün olur da bir seçim kampanyasında hangi adayların kulübe önce “acı reçete” sonra da “sahip çıkılması gereken değerleri koruyarak somut bir dönüşüm planı” sunacağını henüz bilmiyoruz.  Bu zamana dek genelde düşük profilli kampanyalarda bol bol SMS’e, yuvarlak cümlelere, iyimser vaatlere ve bayatlamış söylemlere maruz kaldık. 

Galatasaray’da görev süresini tamamlayabilen son yönetim 2008-2010 arası Sayın Adnan Polat başkanlığındaydı. Dursun Özbek yönetiminden 4 üye istifa ederek ayrılmıştı, mevcut yönetimden de şu ana dek iki kişi ayrıldı.  Görev süresini tamamlayamayan, istifalarla eksilen yönetimler bunlar.  Kağıt üzerinde görevi sürdüğü halde çalışmalara düzenli katılmayanları, bir işin ucundan tutmayıp şeklen duranları saymıyorum bile.  Demek ki kulübümüzde yetkin ve muktedir yürütme gücü tesis etmekte 10 yılı aşkın süredir bir sorun var, çözmek için kafa yormak gerekiyor.  Bugünkü modelde X Y Z bir başkan adayı adını duyduğu, yaşını bildiği, tanıdığı, tanıdığını zannettiği ya da muhtelif dengeleri gözeterek oy potansiyeli olduğuna inandığı 15 kişiyi bir listede alt alta diziyor.

Bugüne dek ekip olarak uzun süre çalışan, bu çalışmalarını camia ile paylaşan yönetim olmadı. Onu da geçtim, seçilmeden önce görev dağılımını ya da kendi çalışma ilkelerini ilan edebilen bile olmadı. Bir dernekte 10 seneyi aşkın süredir yürütme erki sallanan çürük diş gibiyse, orada uzun vadeli hedefler kovalanacağını beklemek iyimserlik olur.  Sözün özü koltuğa oturmaya hevesli insanları asla ulaşamayacakları menzillere inandırma modeli iflas etmiştir. Ne şeyhler uçabiliyor, ne de müritlerin onları uçurmaya nefesi yeter.  Bu devrin kapanması lazım yoksa son 10 yıldır sürekli kat çıkılan çürük bina yerle yeksan olacak.

Dolayısıyla muktedir idare heyetini teşkil etmek üzere ortaklaşa belirlenmiş prensiplere ve önceliklere sahip olmak gerekiyor. Örneğin bu satırların yazarı için öncelik her zaman Kulübümüzün BEKASI, İTİBARI ve BAŞARISIDIR.  Diğer mevzular bu üçlünün çok arkasından gelir.

1- BEKA dersek, devamındaki öncelikler:

1.a) Kurumsal & iktisadi bağımsızlık yolunda atılacak adımlar

1.b) Galatasaraylıların birlikteliğini yani sosyal sermayemizi güçlendirmeye yönelik tavır ve eylemler

1.c) Kişilere bağlı yürütme erki ve şahsi hatalardan kurtulmak üzere iyi yönetim / etkin denetim hedefine dönük yeni ilke ve kurallar

2- İTİBAR

2.a) Liyakat

2.b) Tutarlılık

2.c) Şeffaflık

3- BAŞARI

3.a) Nitelikli insan / elit sporcu yetiştiren kulüp misyonunu devam ettirmek

3.b) Spordan değer üreterek mali hedefleri destekleyecek sürdürülebilir modele geçmek

3.c) Yerel ve global rekabette madalyalar, kupalar, şampiyonluklar…

Bu adımların her birinin alt kırılımlarını ve yapılması gerekenleri kendince sıralayabilenlerin zihninde bir yol haritası, bir hükümet programı, bir stratejik yönetim planı oluşur. Buna uygun isimlerden uyumlu çalışacak bir ekip kurmak ya da aynı istikamette kurulmuş ekip varsa destek olmak sonraki adımdır.

Yeni bir yol bulmak…

Somutlaştırmak adına yalnız yukarıdaki 1.c) şıkkından bazı olası iş adımlarını sıralamak isterim

1.c.I: Tüzük değişikliği ile denetleme, sicil ve disiplin kurulları anahtar liste dışından ve bağımsız seçilecektir. 

1.c.II: Tüzük değişikliği ile derneğin ve şirketlerin mali yılları sportif sezona endekslenerek birleştirilecektir. Böylelikle konsolide mali performansı izlemek kolaylaşacaktır.

1.c.III: Tüzük değişikliği ile görevdeki yönetim kurulu tarafından tek taraflı erken seçim kararı alındığında, Tüzük hükümleri gereği seçim takvimindeki süreler normalin iki katı olacak ve böylelikle baskın seçimle avantaj sağlama ihtimali minimize edilecektir.

1.c.IV: Yıllık muhammen bedeli 50.000 € karşılığı Türk Lirasını aşan tüm ürün ve hizmet alımları için kamuya açık ihale düzenlenecektir. Şartnameler titizlikle hazırlanacak ve teşebbüs hürriyetini aşırı sınırlayacak ölçüde “adrese teslim ihale” algısı yaratılmamasına dikkat edilecektir.  Bu bedelin altındaki alımlar için en az dört farklı tedarikçiden teklif alınmalıdır.  Tedarikçilerin birbiriyle sermaye bağı / alt yüklenici ilişkisi olmaması gözetilecektir.  Mevcut tüm tedarikçiler için scoring çalışması yapılacak, kalitatif beklentilere uygun olmayanlar değiştirilecektir. Bu iş yükünü karşılamak üzere merkezi satın alma departmanı yetersiz ise maaş + sağlanan tasarruf üzerinden performans primi ilkesine göre yeni istihdam yapılacaktır.

1.c.V:  Yeni istihdam edilen profesyoneller kulüp veya bağlı şirketlerdeki görevleri sona ermeden Galatasaray Spor Kulübü Derneğine üyelik başvurusunda bulunamazlar.

Yukarıdakilere benzer taahhütler ile tekrarlayan problemlere basit ama net çözümler getirmek mümkün olabilecektir.

Galatasaray’ın en önemli kadrosu kendilerinden bekleneni verebilirlerse Yönetim Kurulu takımıdır. Bilgili, becerikli, dirayetli insanlardan müteşekkil ve uyumlu çalışacak bir yönetim kurulu tesadüfen oluşmaz.  Bu insanları ancak bir VİZYON doğrultusunda bir araya getirebilirsiniz.  Bu vizyonun “Aslolan Galatasaray“, “her branşta şampiyonluk, “seneye sıfır borç” “eski arkadaşlar değil miyiz” gibisinden mugalata olamayacağı kesindir.  Sorunların ne olduğuna dair konsensüs ve temel yaklaşım konusunda asgari müşterekleri sağlamak umut verici başlangıç olur. Kalan kısmı sabır, özveri ve empati başta olmak üzere ekibin iç dinamikleri belirler.

Elbette bunların üzerine X Factor bir süper başkan bulmak şahane olurdu ama mucize aramıyoruz.  Bu ekibi uyum içinde idare edecek, fikir ayrılıklarını çatışmaya dönüşmeden sonuca bağlayacak ve stratejik plan doğrultusunda takımın aynı taktik tahtasına bakmasını sağlayacak özü sözü bir, dürüst, saygın, camiayı iyi tanıyan ve kurumsal iletişim hedeflerini çiğnemeyecek kadar “az konuşan” bir profil yeterlidir.  Altını çiziyorum, nerede susup nerede konuşacağını bilmesi çok çok önemli!

Yukarıda pek sevdiğimiz “Aslolan Galatasaray” sözünü mugalata kısmına koydum çünkü her kim bunu söylerse akabinde kulübün çıkarlarına aykırı olay ve kayıplar peş peşe geliyor çünkü her kimin diline pelesenk olursa bu motto yapılan hamle ya da korunmak istenen pozisyonun mührü haline geldi.  “Aslolan Galatasaray” dile kolay geliyor ama fiiliyatta samimiyet testinden geçmek zor.  Camiadaki güvensizlik ve şüpheler pek çok ortak ideali kemirecek hale geldi.  Her türlü anlaşmazlık ve çekişmede tüm tarafların haklı olduğu yanlar bulunabilir ama son tahlilde hep Galatasaraylılar üzülüyor ve Galatasaray zarar görüyorsa aslolan egolardır, kişisel hesaplardır.  Bütün dünyada popülizm yükseliyor olsa da, bu köklü kulüpte sloganlara ve duygusal ajitasyona dayanarak koltuk kovalamak ya da iktidarda kalmak gibi lükslerimiz olamaz.  Fazla hamaset eninde sonunda hamâkat getirir.

Galatasaray için kağıt üzerindeki seçenekler azalmışken bunlarla vakit harcayamayız.  Mağrur, Muktedir, Muzaffer ve her daim Muteber kulüp ideali çok çalışmayı, fedakarlıkta bulunmayı, bir adım geride durmayı, şöhret tutkusunu aşmayı gerektiriyor. Denenmişi deneyerek ziyan edecek kaç senemiz daha kalmış olabilir ki??

Elbette “damdaki kedi, çatıdaki aslan, gönüllerdeki başkan, Mayıs’a kadar X abi” türü siyasi hamlelerin hemen ortadan kalkmasını bekleyecek kadar iyimser değilim.  Camiada yaşadıklarımızdan ders alan ve akıllanan insan sayısı korkarım ki pek fazla değil o yüzden son sözü bizden çok daha zeki birine bıraktım:

Florya’da bir yaz daha bitti

Ekim ayının beşi, İstanbul’da yazdan kalma bir gündü. Cıvalı termometreler 30 santigrat derece ile flört halindeyken transfer sezonunun kapanmasıyla Florya’da bugün resmen yaz mevsimi sona erdi. Biz yazın bittiğini takvimden değil dün Kasımpaşa’da aniden bastıran doludan zaten anlamıştık. Ne olduğunu özetlemeye çalışalım.

Menajerlerin viral marketing sahası olarak kullandığı medya aracılığıyla beklentileri sürekli yükseltilen, tutarsız ve sonuçsuz beyanlar üzerine haklı olarak öfkelenen, öfkeyi yatıştırmak umuduyla her fırsatta şımartılıp tatmin duygusunu yitiren ve nihayetinde transfer şampiyonu olmayı Ziraat Türkiye Kupası’ndan bile değerli bulduğuna inandığım doyumsuz transfer oburları bu mevsim umduklarını bulamadılar. Yalnız haklı oldukları bir taraf var, performans beklentisi açısından gidenler / gelenler terazisi bu yaz epey şaştı. Takımın özellikle orta sahadaki eksikleri ve canlandırılamayan hücum hattı muhtemelen sezon boyu baş ağrıtacak.

Transfer sezonunun başında tespit, öngörü ve önerilerimizi de kaleme almıştık her zamanki gibi gösterdiğimiz yol tercih edilemedi http://ilkercanalp.com/2020/07/28/futbol-basit-bir-oyundur-zor-olan-planlama/

Peki Galatasaray Sportif A.Ş. neden ihtiyacı olan transferleri yapamadı? İlk akla gelen cevap gayet sarih, futbol şirketimizin yeterli mali kaynağı yok. Neden yok? … çünkü Galatasaray kaynakları hiç bitmeyecekmiş zannedilerek yıllar yılı yağmalanmış bir kulüptür. Plansız senelerin, hesapsız işlerin, arkası getirilemeyen eylemlerin, sonuçsuz projelerin kulübüdür. 

Bilinmeyen hedefe gözü kapalı nişan alırmış gibi yapan sahte okçuların hamaset yarışmasından…

Yakın geçmişe gidelim, milyonların sevgilisi Ünal Aysal başkanımız har vurup harman savururken kulübün dönüm noktası olabilecek yılları bize Neverland’i anlatarak geçirdi. 2013-2014 mali döneminde 70,4 milyon € dönem zararına ulaşınca görevi bıraktı. UEFA’nın gazabını yeni gelen Dursun başkanımız tüm halisane çabasına rağmen göğüsleyemedi, uluslararası müsabakalardan men edildik. Sonra Dursun başkanımız da peş peşe hatalı iş ve eylemlerle zarar üreten bilanço modasına uydu, UEFA yeniden bizi görüşme odasına çağırdı.  Mustafa Cengiz başkanımız ve ekibi imkansız gibi görüneni başardı, men cezası almadık. Onun yerine Mondros mütarekesini andıran dört yıllık bir settlement agreement ile yurda döndük. Demem o ki ikinci gerekçe Made in Switzerland: “satmadan alamıyoruz”

Fatih Terim hocamız parasını verdikten sonra alınamayacak oyuncu olmadığını ama satmada başarısız olduğumuzu def’aten ifade etti.  Mesela bu yaz Brezilyalı stoper Maicon’u 1,43 milyon € bedelle Al-Nassr kulübüne sattık. Daha önce aynı oyuncu karşılığı 1,7 milyon € kiralama geliri de elde etmiştik.  Kulübümüze girişi 8 milyon € olduğuna göre 4,87 milyon Euro zarardayız.  Neredeyse gül cemalini unuttuğumuz tek bir oyuncudan ettiğimiz zarar, Sportif A.Ş.’nin dillere pelesenk olan bir yıllık kârından fazla!  Şimdi sorsak yönetimimiz “Maicon’u biz almadık, geldiğimizde kadrodaydı” der. Haklıdırlar, Maicon bir önceki dönemde alındı ama kurumlarda devamlılık esastır. Sizin aldığınız Falcao, Diagne, Babel de sizden sonrakilere kalacak.  Benim deyimimle Galatasaray’da tersine çalışan saadet zinciri var, her gelen yönetim bir önceki dönemin günahlarını sırtına vurarak yürüyor Golgota yokuşunu..  Hadi bir de iyi tarafından bakalım, moraller düzelsin.  Beli dönmeyen Maicon yılda 2,2 milyon Euro maaş alırdı, tıpkı selefi Aurélien Chedjou gibi… Transferin gözdesi Marcao 850 bin Euro’ya oynuyor aslanlar gibi!

Maicon Pereira Roque

Bu yaz mevsimine dönersek alınanlara “hoş geldin” diyoruz, alınamayanlarla zaten işimiz olmaz ama Z raporu şöyle:

Babel’den kurtulamadık / Belhanda’yı satamadık / Falcao kontratından çıkamadık / Feghouli için karar veremedik / Diagne için uygun çözümü bulamadık / Çocuklarına parçalı formayla top oynadığını göstersin diye gelen ve vergi yüküyle yıllık maliyeti 6,66 milyon TL olan eski futbolcu ilk 11’de 66 numaralı formasıyla şans bulmakta. Orta saha rotasyonu eksik, rakibin dengesini bozacak hızlı kanat oyuncusu yok, iki stoperden biri sakatlanırsa çare Ryan Donk ?

Görüldüğü üzere bu yaz pek iyi geçmemiş, realist olmayan kontratlara ek olarak satabilme becerimiz de eksik.  Şimdiden adres yine Ocak ayı gösteriliyor, bu filmi o kadar çok izledik ki artık tat vermiyor.
Kaynak yok dedik, pandemi koşulları sürerken yarın da olmayacağını biliyoruz. Bir de aleyhimize gelişen şartlar söz konusu, örneğin elde etmeyi umduğumuz performans ve sportif gelir karşılığının üzerinde sözleşme bedelleri söz konusu olan meşhur dört silahşörleri ele alalım: Babel – Belhanda – Falcao – Feghouli KAP bildirimlerine göre bu dörtlünün vergisiz, primsiz, masrafsız, net, çıplak, sabit maaş maliyeti yılda  15,4 milyon Euro! Geçen yaz transferi sonu € kuru 6,38 TL idi, bugün 9,10 TL sularında gezindi.  Sadece saydığım dört oyuncunun kontratlarından kaynaklanan kur farkı bir yılda 42 milyon TL! Üç ay sonra döviz kurları ne olur, Mayıs 2021’de nereye varır, Allah bilir. Nakit akışımız zaten sıkıntılı, yapılandırma anlaşması sayesinde döviz cinsinden finansal borçları TL’ye çevirmiş olsak bile Euro üzerinden imzalanmış futbolcu sözleşmeleri nedeniyle sezon içinde takıma maaş ödeyemeyecek duruma gelme riski inkar edilemez.

TL karşısında şaha kalkan yabancı para birimi!

Bonservisle yatıp kiralama bedeliyle kalkılan, “Florya evimiz D’Avila babamız” diye menajerlerden hayırlı haberler beklenen dönemde çok da talihsiz bir gerçekle yüzleştik. Profesyonel futbol takımımız İskoçya’da aldığı mağlubiyetle UEFA Avrupa Ligi’ne ön elemede veda etti. Son üç yılda aldığımız başarısız sonuçlardan sonra bence Ibrox Stadium bir kırılma noktasıydı. 

Avrupa’nın en güçlü 20 kulübüyle aramızdaki mesafe her alanda açılırken, uluslararası rekabette son virajı döndük ve duvara çarptık. Oyunun dinamiklerinin nasıl dönüştüğünü, futbolun en ileri ülkelerindeki futbol yönetim mantalitesini tahlil edemediğimiz için zihnen küme düşmüş vaziyetteyiz.  Uzun yıllardır süregelen başarıyı üretme yerine borç harç satın alma hevesi, plansızlık, popülizm derken sürekli vasata teslim olduğumuzdan Türk olmayan takımları yenme hedefinden “fikren” uzaklaştık. Türkiye pek yakında UEFA sıralamasında 13.sıraya inecek ve Champions League / düşler sahnesi yolu bizim için kapanacak (veya çok zorlaşacak)  Avrupa’nın en büyük futbol markası Real Madrid ya da Arap sermayesinin yıldızlar karması PSG karşısında alınan farklı mağlubiyetler değil sorun.. Dengimiz dediğimiz Avrupa kulüplerine diş geçiremez olduk, bizden daha düşük bütçeli takımlara eleniyoruz. Tek sorun para değil, hiçbir zaman değildi ve bir umuda tutunmak istediğimiz dönemde Galatasaray bayrağını Avrupa’da en çok dalgalandırmış Fatih Terim 1-0 kaybedilen Kasımpaşa maçından sonraki basın toplantısında “Yorgunluğun altından kalkamadık. Bu çok açık. Demek ki perşembe pazar maçlarına devam etsek işimiz daha zordu. Haftada bire düştüğü için kupaya kadar maçı baştan sonra, dinamizm içerisinde oynayan bir takım olabiliriz” deyiverdi. 

Fatih TERİM

Bu yorgunluk neden bizi vuruyordu, takım neden gamsızlarla doluydu, neden en yeni transferimiz deli danalar gibi koşturup rakiple boğuşurken sözde yıldızlarımız kaçak güreşiyordu.  Onu anlatmadı Fatih hoca ama elenmemizin isabet olduğuna getirdi lafı? Kinaye de olsa, şaka da olsa, bir anlık öfke de olsa Galatasaray profesyonel futbol takımının teknik direktörü bunları söyleyemez, Avrupa FATİH’i hiç söylemez.  En az takım kadar yorgun Fatih hoca, Covid-19 sonrası yorgunluğu diyenler çıkabilir ama bana öyle geliyor ki her topu göğsünde yumuşatmaktan daralmış, hayal kırıklıkları biriktirmiş, içinde tutamıyor artık.. Belli ki yıpranmış ve kırgın ama ona çok ihtiyacımız var çünkü kulüpte başka lider profili yok.  Ona ihtiyacımız var ve saha kenarında aslanlar gibi dik durmalı, yalnızca sahaya odaklanıp takımının üzerinden bir an bile elini çekmemeli, maç bitmeden beş dakika önce soyunma odasına gitmemeli.. Dünkü maç uzatmalarda atılan golle 1-1 bitse “son anda skor bularak bir puanı kurtardık ama ben golü göremedim, koridordayım” demek zorunda kalabilirdi, sanırım öyle bir durumda kalmak istemezdi ve bunu bir daha düşünmesini rica ederim.

Peki gayrimemnun kalabalıkların şikayet etmeye hakkı var mı? YOK kardeşim, yok! Montpellier sonrası hiçbir kulüpte kalıcı olamayıp elden ele gezen sorumsuz Belhanda’ya acayip bir kontrat verilirken sormadın, hayatında daha önce bonservis ödenerek kulüp değiştirmemiş Feghouli’ye bir senelik görev süresi kalmış yönetim tarafından 5 yıllık kontrat verildiğinde sorun etmedin, kiralık Emre Mor için 1.325.000 Euro çöpe atılırken onun yeniden wonderkid olacağına inanıyordun, Turgay Ciner’in Çin’den bedava getirdiği Diagne için ara transferin son günü 13,5 milyon Euro bonservis ödenirken memnundun, şarkılardan fal tuttun EL TIGRE için kaç kere ama Falcao transferinden birkaç ay sonra borsada hisse satmak zorunda kalan futbol şirketinin içine yuvarlandığı çukuru düşünmedin.

Doymadın, hep daha fazlasını istedin. Şimdi önümüzdeki yıllar FEDA mı olur ÇİLE mi olur yine düşünmüyorsun, keşke biraz düşünsen çünkü yönetenler sen uzun vadeli düşünmediğin için seni çarçabuk mutlu etmek için çırpınmaktan başka çözüm bulamıyorlar veya işlerine öyle geliyor. “Bana ne kardeşim, bana mı sordular alırken – satarken” der misin, peki sen de haklısın ama netice değişmeyecek yalnızca öfken ve mutsuzluğun katmerlenecek.   Popülizm ve futbolun günahlarından ilk kez de bahsetmiyoruz hatta: http://ilkercanalp.com/2019/02/01/populizm-sarmali-ve-futbolun-gunahlari/

Biraz da yetki ve sorumluluk makamında olanlar düşünse” dersen seninle beraberim ama onlar heyecandan, panikten ya da bizim bilemediğimiz gündemlerin peşinde enerji sarf etmekten hakikat ile aralarına epey mesafe koymuş gibiler. Futbol şirketimizin en deneyimli ismi ve kulübümüzün ikinci başkanı Şubat 2020 Divan Kurulu toplantısında kürsüde: “gelecekte pahalı transferler olmayacaktır, genç kardeşlerimize yöneliyoruz” dedi.  Futbol tarihimizin muhtemelen en pahalı ve en histerik transferinden altı ay sonra dile getirildi bu cümle. Üç yıllık kapı gibi kontrat değil de, sanki üç aylık kiralık sözleşmesi imzalanmış gibi.. Neydi o meşhur şaşkınlık cümlemiz, “insan bazen hayret ediyor!”

Aslına bakarsanız Galatasaray’ın sorunu ne yıldız transferi, ne kiralık oyuncu kaprisi, ne defansif orta saha, ne 10 numara…  Galatasaray’a şahısların hevesinden veya yetersizliğinden ârî parametrik bir yönetim modeli gerekiyor, köklü bir değişim şart.  Yönetenlerin kafasına göre iş yapamadığı hatta konuşamadığı, yürütme erkinin kurallarla sınırlandığı, planlı bir dönüşüm rotasıdır bahsettiğim.  Bunun gerçek olabilmesi için de evvela iyi niyete dayalı açık müzakere olmadığından birbirine düşmüş görüntüsü veren kulüp üyelerinin SPOR kulübüne yaraşır hakiki konuları olgunca tartışabilmesi gerekiyor. Bugün kulübümüzde ekonomik darboğazdan evvel adı tam konmamış sosyolojik bir kriz var.  Sessiz çoğunluğun varlığı yokluğu belli değil, gürültücü kalabalık çok konuşuyor ama ne istedikleri belli değil, herkes kendince bir köşede pozisyon alma ve orada siper kazma derdinde.. Böyle olmaz, camia kavramının etimolojisine de ters, geleneğine de yabancı bu bencillik, düşüncesizlik ve şımarıklık. 

Kulübümüzdeki dönüşüm zarureti ve bunun kilometre taşları belki bir yazı dizisi olur ama bu kulüp eskiden başardıklarını hatırlayarak halen adım atabilir.  Cebimizdeki reçete 21. yüzyıla yabancı değil hatta bu kulübün kurucu iradesi bugün Türkiye’nin bir asır önünde belki de!  Tekrarlayalım, 2020-21 sezonunu şampiyon da tamamlayabiliriz, beşinci de olabiliriz ama konumuz asla bir yıla sığan saha neticeleri değildir.

Bizim için dünyanın en güzel yeri karlar altındayken…

“Florya’da yaz bitti” diye başladık ve görünen o ki kış sert geçecek, uzun sürecek ve bu kış Galatasaray değişecek.  Umarım sorunun kişilerde değil, derinde / temelde / modelde olduğunu anlayanlar ve somut bir planı olanlar değişimde rol alsınlar.

#SeninleyizHerYerdeyiz peki bilginin peşinde miyiz?

Geride bıraktığı 115 yılda sporun çok ötesine geçerek ülkenin en büyük global markalarından birine dönüşen GALATASARAY yeni iOS/Android mobil aplikasyonunu yakın zamanda erişime açtı.

Aslında “ilk” demek tam doğruyu yansıtmıyor, kulüp 2016’da da benzer bir mobil uygulamayı lanse etti ancak muhtelif sebeplerle sürdürülemedi ve başarısız oldu.

Galatasaray Spor Kulübü resmi mobil uygulaması yoğun ilgiyle karşılandı. Sarı-kırmızılı taraftarlar hem yeni bir mecra bulmanın heyecanı hem de kulüplerine maddi katkıda bulunma amacı ile mobil cihazlarına yüklediler.

Uygulama ücretsiz yükleniyor, bedeli mukabili üye olanlara ise başka yerde bulamayacakları “premium content” sunuyor. Aynı zamanda kulübün lisanslı ürünlerini satan perakende zinciri GS Store özelinde %10 indirim imkanı da tanınmış.

Mecraya özel anket ve yarışmalar, kulüpten ve spor branşlarından en güncel haberler gibi zengin bir içerik vaadi var.

https://www.youtube.com/watch?v=JJWz8xlLG5Y&feature=youtu.be
Lansman kısa film

Uygulamanın görsel çizgisi, üyelik sürecindeki sanal whatsapp sohbeti oldukça beğenildi. Kulübe ilk etapta hatırı saylır gelir getireceğine de şahsen şüphem yok. Devamlılık ise somut fayda, özgün içerik ve ilk olmak / tek olmak vaatlerindeki gerçeklik gibi parametrelere göre belirlenecektir.

Liverpool, Chelsea, Arsenal, Manchester City, ManUtd gibi Premier League kulüpleri başta olmak üzere pek çok spor organizasyonunun mobil aplikasyonlarındaki içeriklerin ideal karması oluşturulabilir, hedef kitleye uyarlanabilir. Temel ürün spor, yarışma ve sporcular olduğu için her türlü görsel, hareketli görüntü, oyunu anlamaya yönelik farklı istatistik, röportaj ilgi toplayacaktır.

Ödüllü yarışmalar, yasal izinler alınmak kaydıyla çekilişler, gamification fikrine dayalı uygulamalar, tüketici focus group fonksiyonu ifa edecek sondajlar, lokasyon bazlı yönlendirmeler, stadyum / salon içinde anlık oylamalar, bildirim yoluyla her türlü ileti-promosyon-uyarı… Sayılamayacak kadar çok imkan ve ihtimal var, hepsi de heyecan verici ama yazımızın konusu bu değil..

İŞİMİZ VERİ, GÜCÜMÜZ BİLGİ

Bir asır kadar önce petrol dünyadaki ticaret ve endüstrinin eksenini değiştiren emtia olmuştu.  2006’da ise Tesco Clubcard ödül programının mimarı da olan İngiliz matematikçi Clive Humby “DATA is the new OIL” cümlesiyle  21.yüzyıl ekonomilerinde beliren fikirlerin adını koydu. 

Bugün yeni petrolün DATA (veri) olduğu pek çok yerde kabul görüyor. Bir varil ham petrolün piyasa değeri belliyken, data tek başına para etmiyor. Tıpkı petrol gibi, data da işlendikçe farklı kullanım alanları buluyor ve değer kazanıyor.  Öte yandan verinin sayısız üstünlüğü de var.  Sınırlı bir kaynak değil, kendini yeniden üretiyor.  Fosil yakıtlar yanıp yok olurken, data her analiz edildiğinde yeniden yorumlanabiliyor. Eskiyor belki ama her an kullanılabilecek şekilde saklanıyor.  Saklamak için büyük rafinerilere de ihtiyaç yok, cebinizde taşıyabileceğiniz birkaç gigabyte bilgiyle hayatı değiştirmek mümkün.  Veri petrolün aksine çevreyi kirletmiyor hatta doğal yaşamı kurtarmak için bile bu amaca yönelik toplanacak verilere ihtiyaç var. Petrolün üreticileri sınırlı sayıdayken, bilgi her yerde üretiliyor ama ileri teknikler kullanarak işlemek ustalık ve birikim gerektiriyor. Veri petrolden daha değerli, sonsuz döngüsü ile güneş enerjisini andırıyor ama onu bir alanda yoğunlaştırıp nükleer güce dönüştürmek de mümkün…


Bakalım incelediğimiz uygulamada enerji kaynakları nasıl kullanılmış? Galatasaray’ın sunduğu yeni kanalda üye olan kişi adını soyadını belirtiyor. KVKK mevzuatı gereği zorluk yaratmaması adına TCKN kontrolü de yapılmıyor. Kişi e-mail adresini, MSISDN bilgisini (cep telefonu numarası) veriyor. Üyelik esnasında doğum tarihini ve cinsiyetini belirtiyor. Buradan sonra uygulama ekosisteminde (Google Play ya da Apple Store) 1 aylık, 6 aylık ya da yıllık üyelik gerçekleşiyor ve standart içerikten fazlasını vaat eden özgün “premium content” dünyasına adım atılıyor.

Toplanan veri ve ulaşılan bilgi düzeyi mobil uygulama için yeterli ama Galatasaray’ın kapasitesinin altında kalıyor, markanın birikmiş ihtiyaçlarını karşılama amacı da gütmüyor.

O mâhîler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler

Türkiye’de markalaşmış spor kulüpleri renklerine sevdalı insanların katkısıyla oluşan bilgi evreninden bihaber yaşıyorlar. Yüzbinlerce insanla karşılaşıyorlar, haberleşiyorlar, ister istemez veriye ulaşıyorlar ama sahip oldukları imkanın büyüklüğünü tam kavrayamıyorlar. Şairin deyişiyle, suda yüzüp deryanın azametini bilmeyen tuhaf balıklar misali… Global veri okyanusu ise zihin sınırlarını zorlayacak büyüklüğe ulaştı.

2017 verileri

Galatasaray’ın her bir ferdini, her bir tüketiciyi, her bir potansiyel müşterisini kendi evreninde doğru koordinata oturtacak bir sisteme ihtiyacı var. İdeali işaret eden tanımdan maksadım şu, insanların ya da belli özellikleri birbirine benzer insan gruplarının (customer segments) Galatasaray ile kurduğu maddi ve manevi ilişkiyi anlamaya, analiz etmeye, anlamlandırmaya ihtiyaç var.  Bu köklü aşk markası, sarı-kırmızı her kilide uyan bir anahtar vermeli sevenlerine ve her seferinde anahtarın kaç kere ve nasıl kullanıldığı izlemeli, peki acaba o anahtar bu incelediğimiz application olabilir m?

Birkaç basit örnekle konuyu açalım. Mesela uygulamaya üye olan kişinin sezonluk futbol ya da basketbol kombinesi var mı? Galatasaray Spor Kulübüne üye mi? Daha önce Galatasaray’ın herhangi bir markalı ürün ya da hizmetini kullanmış mı? Bu soruların cevapları ne işe yarar derseniz, kombine sahibi insanın stadyuma hangi yolla gidip geldiğini öğrenebilir ya da aldığı hizmet seviyesinden memnuniyetini ölçebilirsiniz. Galatasaray Spor Kulübü üyeleri bu uygulamayı henüz çok düşük bir penetrasyonla kullanıyorsa, küçük bir serzenişi iliştireceğiniz bir iç iletişimle onları uygulamayı mobil cihazlarına indirmeye davet edebilirsiniz. GS Bonus ya da GS Mobile hat kullanıp kullanmadığını anladığınızda bu ürünlerin potansiyelini harekete geçirecek adımlar atabilir ya da segmentin özelliğine göre çapraz satış olanakları kovalayabilirsiniz.

Mesela uygulamaya üye olan kişi nerede ikamet ediyor? İl, ilçe hatta büyük şehirlerde mahalle bilgisiyle edinilse… Elbette adres sabit değil değişken veridir ama güncellenebilir. Peki ya bugün aldığınız lokasyon bilgisi ne işe yarar? Elinizdeki satış analizleriyle yeni öğrendiğiniz adres bilgisi arasındaki korelasyonu incelersiniz ya da yeni bir perakende mağaza açacaksanız müşterinizin nerede yoğunlaştığını kestirmenize yarayabilir. Örneğin İstanbul’un Üsküdar (Altunizade, Barbaros, Selimiye, Valide-i Atik, Zeynep Kamil) ya da Kadıköy (Koşuyolu, Acıbadem) mahallelerinde oturanlara ulaşırsanız onları çok yakınlarındaki Burhan Felek Spor Salonu’ndaki voleybol maçlarına yönlendirmeyi deneyebilir, yeni ve sadık voleybol izleyicileri kazanabilirsiniz (anılan semtlerde 2019 nüfus verilerine göre 150.000’i aşkın insan yaşamaktadır ve ulaşacağınız 300 yeni voleybol seyircisi bile salondaki ambiyansı takımlarınız lehine değiştirebilir)

Acaba uygulamaya üye olan kişinin çocuğu var mı? Çocukların doğum tarihleri nedir? Bu soruların cevaplarına muttali olunsa, çocukların doğum günlerinde onlara GS Store mağazalarında yaşları kadar ekstra indirim sunabilir, 23 Nisan’da özel tasarlanmış virtual badge gönderebilir, spor okullarının tanıtımlarına davet edebilir ya da çocuk ürünleri ile ilgili olası sponsorlarınızla görüşürken masada “asset” olarak kullanabilirsiniz.

Acaba bu insanlar kulübün resmi kanalları dışında hangi mecralardan Galatasaray haberlerini ve yorumlarını takip ediyor? Kulüp yönetimi olarak önemsediğiniz bir TV kanalının ya da gazetenin taraftardaki ağırlığını ölçebilir ya da kulübün müktesep haklarına veya itibarına halel getirecek içerikleri sıkça üreten mecralarla nasıl uğraşmanız gerektiğine dair öngörü edinirsiniz.

Kullanıcı bu kadar veriyi neden versin, niçin birkaç dakikasını buna ayırsın?” sorusu sorulabilir. Uygulamada bir aylık üyelik 19,99 TL, ödeme yapmanın alternatifi istenen tüm bilgilerin verilmesi olabilir. Böylelikle fayda/maliyet konusunda çekincesi olanlar için de bir aylık free trial dönemi tanınmış olur. Yeri gelmişken, sanal alemde kredi kartı kullanmaktan geri duran insanlara nakit para gibi işlem yapabilen sanal kart opsiyonu da mutlaka izah edilmelidir.

Bunların yanı sıra kurumsal çözüm ortaklarınız ve sponsorlarınızla masaya oturup, onların merak ettiklerinden yola çıkarak ortak sorular oluşturabilirsiniz. Bu yolla elde edilecek data & profiling hem sponsorları mutlu edecek hem de karşılıklı beklentilerin olduğu bu ticari ilişkileri daha verimli hale getirecektir. Mevzuat ya da bireysel sözleşmelere aykırı olmamak kaydıyla ya da kullanıcılardan “açık rıza” alarak eldeki verileri, farklı veritabanlarıyla çarpıştırarak netice almak da mümkün.  Telefon numarası üzerinden GS Bonus datası ile birleştirip kesişim kümesinin harcama eğilimleri hakkında genel bilgi edinilebilir.  GSM servis sağlayıcılarla işbirliği yapılarak abone olunan cihazın teknik verileri ya da mobil browser ile en çok ziyaret edilen spor içerikleri analiz edilebilir.  Bunlar pek çok kısıtlama çerçevesinde çalışılacak hassas projelerdir ancak denenmesini kesinlikle öneririm.

Farzedelim Türkiye pazarına yeni girecek B2C bir marka ile yapmayı umduğunuz iş ortaklığını anlamlı hale getirecek datayı önceden kestirebilirseniz, müzakere masasında olası rakiplerinizin önüne geçebilirsiniz.

Eğer doğru verileri toplamışsanız kendinize bir hedef kitle (targeted segment) belirleyip uygulama kullanıcıları arasında o kitlenin yoğunluğunu araştırabilirsiniz.

Uygulama içinde reklam alanları oluşturacaksanız, reklam verenin beklentilerine göre veri toplayıp reklamın etkinliğini artırabilir, gelirinizi yükseltebilirsiniz. Doğru bir profilleme çalışması yaptıysanız, DCO (dynamic creative optimization) ile kişiselleştirilmiş reklam gösterme olanağı yakalarsınız.

Buradaki amaç kullanıcı deneyimini en üst düzeyde tutmak olmalıdır. Kendini tekrar eden, yerli yersiz bildirim gönderen, yeni bir şey sunmayan APP saklama kapasitesi 128 GB olan mobil cihazlarda bile barınamayacaktır. İnsanların kendilerini özel hissedeceği, pozitif anlamda şaşıracakları, Galatasaray evrenine bir giriş anahtarı (access point) olarak görecekleri ve kendilerini bir topluluğun (community) parçası hissedecekleri ortam ancak data ile mümkündür. Sanal ortam dışında in-app QR Code ile temassız yapabileceğiniz onca işlemi düşünün. Nesnelerin Interneti (IoT), makine öğrenmesi (machine learning), yapay zeka (AI) gibi olanaklar çeşitlendiğinde tek rakibiniz hayal gücünüz olabilir ancak… Elbette bu çalışmaların ahlaki boyutu, veri güvenliği ve kanun koyucunun sınırlamaları unutulmamak kaydıyla! Bilhassa veri elde ettiğiniz kişilerin itimadını boşa çıkarmamak, işbirliği yaptığınız kuruluşlarla karşılıklı güven paydasında buluşmak teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin önemini yitirmeyecek.

Topladığınız veriyi doğru analiz eder ve iyi tanımlanmış iş hedeflerine yönelik işleyebilirseniz customer insight elde edersiniz ki, kurum içindeki yaratıcı olanakları, global rekabet gücünüzü ve yeni işbirliği ihtimallerini arttırmış olursunuz. Hiss-i kablelvukû veya demode ezberden çıkıp somut bilgiye dayalı daha doğru kararlar alınması ve sporun özü olan insan faktörüne hak ettiği değerin verilmesi açısından organizasyonun kaçırmaması gereken bir fırsattır bu.

Big Data & Business Intelligence en önemli rekabet silahına dönüşebilir

Bu girişimin maliyetler üzerine de tesiri söz konusudur. Örneğin konvansiyonel TV yayıncılığı bütçede zarar kalemi ise, GSTV’yi internet, YouTube ve mobil uygulama üzerinden izlenir bir kanal olarak konumlamak mümkündür, dolayısıyla yeni mecranın başarısı genel yönetim giderlerinden ve televizyonculuk yatırımcılarından tasarruf da sağlayabilir. Mobil uygulama çok başarılı olursa, kayıtlı aktif kullanıcısı milyon barajını aşarsa genişleyebilir, yatırımcı ortak alabilir hatta Galatasaray Dijital A.Ş. BİST üzerinden halka açılabilir.

Kısaca incelediğimiz girişim açık denizde neşeli seyahat gibi, mutlaka yolcular olacak ve gelir elde edilecektir ama esas değer deniz tabanının altında. Uyuyan doğal kaynaklara ulaşmak için sondaj çalışmalarına vakit kaybetmeksizin başlanmalı. İlk yapılması gereken halihazırda eldeki verilerin ayıklanması, sınıflanması, konsolide edilmesi ve daha fazlası için doğru soruların hazırlanması olacaktır.

Galatasaray şüphesiz hem akla hem de duygulara seslenen bir aşk markası (lovemark), sevenlerinin gözünde rakibi / alternatifi yok. Bu büyük kitlenin eğilimleri, tercihleri, yarattığı ekonomi ve ürettiği veri göz önünde bulundurulursa şu an görünmez olan potansiyel kaynak çok büyük… Unutmayalım, dönemsel içerik bir kere kazandırır, zaman ve zemin sizden yanaysa çok da kazandırır ama veri gerçek dönüşümü sağlayabileceği müddetçe sürekli kazandırmaya muktedir…

Content kral, Context kraliçe peki ya engagement & conversion ?

Bereketli olacağını umduğum Galatasaray resmi mobil uygulamasına bol şans diliyorum, Galatasaraylılar telefonlarına / tabletlerine indirsin ve teknik problemlerden azade keyifle kullansın.

https://apps.apple.com/us/app/galatasaray-sk/id1072128137

https://play.google.com/store/apps/details?id=se.footballaddicts.pitch.galatasaray&hl=en