Şırnak duyarsızlığı

Şırnak Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayetidir, plaka kodu 73.
Güneyinden hem Irak’a, hem Suriye’ye komşudur.
Ülkenin geri kalanının dilinde en çok terörle ve işsizlikle anılır.
Cizre ve Silopi Şırnak ilinin ilçeleridir.
Cizre’nin merkez nüfusu 115 bin, Silopi’nin merkez nüfusu 90 bin.
Cizre ve köylerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 1298 öğretmeni bulunuyor(du), 1873 öğretmen de Silopi’de çocuklara eğitim veriyor(du)
Sonra zor koşullarda eğitim vermeye çalışan öğretmenlerin telefonlarına birer SMS ulaştı, “hizmet içi eğitim” bahanesiyle okullarından uzaklaştırıldılar.
Onbinlerce öğrencinin eğitimine mecburen ara verildi, çocuklar evlerinde şimdi.
Bu ilçelerde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor aynı zamanda, ilçelere sızan terör örgütünün silahlı unsurlarını oralardan söküp atma amaçlı operasyonlar yapılıyor.
Evlerin duvarlarına mermi çekirdekleri saplanıyor, hendeklerin önünde arkasında tekerlekli, paletli savaş makinaları yürüyor, teröristler ve güvenlik güçleri çatışıyor.
O çocuklar evlerinde hapis ve korkuyor, anne ve babaları da korkuyor, evlerin kapıları camları kırılıyor, dışarıdan çığlıklar geliyor, havada kan ve barut kokusu var.
Çocukların anneleri belki asker ve polisten haz etmiyor, hatta belki babaları da PKK’ya terör örgütü gözüyle bakmıyor.
Daha da ileri gidelim belki birkaç akrabaları örgütün dağ kadrosunda.
Ama onlar çocuk, sadece çocuk.. İzmir’de, Bursa’da, Rize’de ya da Antalya’da yaşayan akranları gibi çocuk.
Okula gitmeleri gerekirken, televizyondan bile izlemeleri sakıncalı olabilecek savaş filmlerine taş çıkartacak dehşet sahnelerini bizzat yaşıyorlar.

Bir gün çatışmalar sona erecek, hendekler kapanacak ama onların yüreğinde açılan korku tüneli kapanacak mı?
Yaşadıkları şiddet ortamını nasıl hatırlayacaklar büyüyünce ?
Kimin tarafını seçecekler, bir seçime zorlandıklarında ??

PKK terör örgütünün bu ilçelerde hakimiyet kurmasına seyirci kalanlar, çözüm süreci kandırmacasında örgütün semirip yayılmasına göz yumanlar alenen sorumludur.
Vatandaşını terör örgütünün tahakkümünden koruyamayanlara, kuruyla yaşı ayıramayanlara sorulmalıdır hesap.

Unutmuş olabiliriz ama o talihsiz çocukların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı… Çankaya yerine Cizre’de, Sarıyer yerine Silopi’de doğmuş olmak onların suçu, günahı veya kusuru değil.

Duyarsızlığımızın da bir sınırı olmalı ve o hudut çizgisi ŞIRNAK il sınırını aşmamalı.

ADA üzerinden bir Galatasaray tahlili

İstanbul Boğazı’nın incisi Galatasaray Adası 14 Kasım 2015 olağanüstü genel kurul toplantısıyla birlikte kulüple ilgilenen pek çok insanın gündemini meşgul etti.   Bilindiği üzere aynı toplantıda üyeler büyük
çoğunlukla Ada’nın yeniden sosyal tesise dönüşmesi yönünde karar verdiler.

Galatasaray Adası

Galatasaray Spor Kulübü Tüzüğünün 155.maddesi “sosyal tesis” kavramını şöyle tarif ediyor:

Madde 155: Sosyal tesisler, Kulübün üyeleri, aile bireyleri ile onların yakınları ve konuklarına, sporculara bu Tüzük’te ve yönetmeliklerde belirtilen koşullar içinde sosyal olanaklar sağlamak, üyeleri birbirine kaynaştırmak ve doğadan yararlandırmak amacı ile kurulmuş tesislerdir.”

Kulüp üyesi olmayan Galatasaray taraftarlarının ilk tepkileri bu kararı alan üyelerin ucuz tost, çay ikramı ve bedava havuz peşinde koştuklarına dair cümlelere sıkışıp kaldı.  Sosyal tesis ifadesi “ekmek elden su gölden” bir kamu dinlenme kampı izlenimi yarattı kafalarda.  “Üyeler ve misafirleri istifade etsin diye kulüp önemli bir gelir kaynağından mahrum kalacak” diye düşünüyordu bazı taraftarlar da…

Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir ki, kulüp üyeleri Galatasaray Adası ile ilgili ideal işletme modelinin ne olacağını oylamadılar.  Sadece işletmeci Mehmet Koçarslan’ın akıbetini oyladılar ve onu bu denklemde istemediklerini ifade ettiler.  Bunun gerekçeleri arasında Galatasaray Adası’nın eski asude günlerine dönmesine dair nostaljiden daha çok; Suada markasının öne çıkarılmasından duyulan rahatsızlık, daha önce Ada konulu bir toplantıda kürsüye çıkan üye Mehmet Koçarslan’ın kibirli tutumu ile Ada’dan elde edilen yıllık işletme gelirinin çok az oluşu bulunmaktadır.

İşletmeci Mehmet Koçarslan Galatasaray Adası’na yıllık 400.000 USD kira ödüyor, burada “yıllık” kelimesinin altını çizelim yani aylık kiramız 33.333 USD’ye denk geliyor.  Emlak piyasasını biraz takip edenler bilirler ki, İstanbul Nişantaşı’nda güzel bir dükkanın kirası bu.  Günlüğü de 1.095 USD’ye geliyor. Ada’nın karşı çaprazındaki Kuruçeşme Les Ottomans otelinde bir gece kalabilir misiniz, her odasında değil…

Ne diyor Sayın Koçarslan “ada kötü durumdaydı, ben ele aldım, çok yatırım yaptım” Elbette adaya yatırım yaptı ama zaten o yatırım karşılığında kendisine çok uygun bir bedelle işletme hakkı verildi. Her yıl en az beş ay banknot matbaası gibi çalışan Galatasaray Adası’ndan ciddi kâr elde ettiğini sanırım kimse inkar edemez, kendisi de dahil..

Dillere destan bu ada, Galatasaray Spor Kulübü’ne ne kadar gelir getirmiştir diye basit bir soru sorulduğunda, faaliyet raporlarındaki rakamlar şöyle:

2012 yılı: 299.595 TL

2013 yılı: 360.936 TL

2014 yılı: 164.010 TL

“Bu gelirler az sanki?” diye tereddüt edenlere not olarak iletelim, adanın 2014 yılı geliri, basketbol erkek şubesinin aynı yılki yurtdışı seyahat giderlerini karşılamaya yetmemiş!

Kulübün giderleri, gelir rakamından düşüldüğünde Galatasaray Spor Kulübü 2014 yılında Galatasaray Adası’ndan 58.474 TL zarar etmeyi başarmış görünüyor.

Oysa yine 2014 yılında yüzme + sutopu + kürek + yelken şubelerinin toplam yıllık gideri 10.838.703 TL olmuş.  Böylesine dillere pelesenk olan 6.201 metrekarelik benzersiz bir adanın hiç olmazsa su sporlarının maddi yükünü karşılayacak geliri yaratması beklenirdi.

Kulüp üyeleri ittifakla adanın ve işletmecinin kaderini çizdiler, o andan itibaren Galatasaray kamuoyunda bir eleştiri, kısmen ayrışma hatta yabancılaşma unsuruna dönüşüverdi Galatasaray Adası.

Faaliyet raporları ve gelir-gider tablolarına yer almıyor olsa da, milyonlara hitap eden bir spor kulübünün en önemli manevi sermayesi elbette insan kaynağıdır.

O insanlar ki duygudaşlık paydasında bir araya gelir, enerjilerini bir hedefe yönlendirir, imkansızın peşinden koşacak motivasyona ulaşırlar.

Bazen başarıyı paylaşamamak, bazen kendini anlatamamak, bazen de diğerlerini hor görmek şeklinde baş gösteren huzursuzlukların Galatasaraylıları üzdüğü, yıprattığı ve güven bunalımı yarattığı ortada.

Kulübü yöneten seçilmişler ne kadar farkındadır bilinmez ancak duygusal ayrışma ve uzaklaşma  Galatasaray’ın en mühim manevi meselesidir.  Son zamanlarda daha sık depreşen bu derdin çaresi ise tutarlılık, dürüstlük, saygı ve doğru iletişimde aranmalıdır.

Yazımıza konu olan Galatasaray Adası’nı kulübe kazandıran dönemin başkanı rahmetli Sadık GİZ’i minnetle anarak bu satırları noktalamak da boynumuzun borcu elbet…

Derindeki gerçekle yüzleşme

Son yıllarda Galatasaraylıların canını çok sıkan, kulübün itibarını zedeleyen, deyim yerindeyse bizi elalemin diline düşüren birkaç olay hatırlayalım mı beraber ?

Seçtiğim örnekler şunlar:

 ·         Gemiye yüklenip yola çıkan portatif stadyum açıklaması
·         Dalavereci Sahip Som’a kaptırılan para
·         Franck Ribéry’nin elden kaçırılması ve sonrasında yaşananlar
·         Cemal Nalga’nın Tufan Ersöz formasıyla sahaya çıkarılması utancı
·         15 Ocak 2011 stad açılışı rezaleti
·         Her türlü federasyon seçiminde yanlış atlara oynama becerimiz
·     Yetenekli olduğu zannedilen yetersiz basketbolcu İlkan Karaman’ın FB Ülker’e kaptırılması
·         Bruno Heiderscheid dosyası
·         Dekolte avukat Ayşegül skandalı
·         Izet Hajrovic’in elimizden kaçması
·         “Cemaat Aziz Yıldırım’dan 50 milyon USD istemiş, şike dosyası kumpas”  diyen hukukçu başkanımızın ifadeye çağrılması
·         Kevin Grosskreutz transferinde unutulan imza
Bunları bir kenara koyalım ve dönelim bizde şu an neyin “eksik” olduğunu düşünüyor standart bir üye ya da ortalama bir taraftar ?
Aklıma ilk gelen cümleler şunlar:
·         “Şöyle kenarda bir 50 milyon Euro olsaydı düze çıkardık…”
·         “Bize Ibrahimovic lazım, bir de Maxi Pereira..”
·         “Stadyumun yanına salon yapılsın bu sene..”
·         “Ada sosyal tesis olmalıdır..”
·         “Carlos Arroyo’nun boşluğu doldurulamadı, Huertas gelsin..”
·         “Bu iş Hamza hocayla olmaz, takım top oynamıyor..”
 
Diyelim ki Florya’da gizli bir kasada 50 milyon Euro bulduk, o parayla Ibrahimovic, Maxi Pereira ve Marcelinho Huertas’ı getirdik, Mehmet Özbek bize 12.000 kişilik salon yaptı hediye etti, Bay Koçarslan’ı kapının önüne koyduk ve adayı yeniden havlularımızla fethettik, Hamza Hoca da istifa etti, yerine mesela Carlo Ancelotti geldi – malum İtalyan hoca bizde gelenek oldu son yıllarda 🙂
Yüzbinlerce insan aniden mutlu oldu, manşetlerde hep bahar havası 🙂
 
Soruyu şöyle sorsak Galatasaraylılara:
Bu mutlu senaryo zincirleme gerçekleşince başta saydığım büyük hatalar, skandallar, rezaletlerin bir daha yaşanması da otomatikman önlenecek midir? 
Cevap:  HAYIR…
Demek ki asıl sorunumuz 50 milyon Euro yedek akçe bulamamak, Zlatan Ibrahimovic’e parçalı forma giydirememek veya Ada’nın kira getirisinden vazgeçmek ya da vazgeçememek değilmiş.  
Dilimize dolanan günlük mevzular derindeki gerçeği saklıyormuş.
Başta saydığım itibar zedeleyen, moral bozan, insanları Galatasaray’dan soğutan ve son tahlilde bizi her türlü zarara uğratan olayların ilacı kaynak bulmak, borç almak, para harcamak değildir, değildi de.
 
Şu dört unsur sağlam bir şekilde olsaydı eğer:
– KURUMSAL HAFIZA
– KURALLARA RİAYET
– PLANLAMA
– İLETİŞİM BECERİSİ
Bunların çoğu yaşanmayacaktı.
Bu kulübün yazdığı başarı hikayeleri kadar, imza attığı olumsuzlukları hatırlayan bir KURUMSAL HAFIZA olsaydı, bundan istifade etmeyi bilen ve içinde yetişerek gelen insanlar yönetici olsaydı,
Her şeyin bir istisnasının bulunduğu kulübümüzde, kimin darılıp güceneceğini düşünmeden net KURALLAR konsaydı ve bunlara kat’i suretle RİAYET edilmesi konsensüs haline gelseydi,
Karar almadan önce, harekete geçmeden evvel, içinde bulunulan ortamı, fırsatları ve riskleri doğru okuyan bir PLANLAMA refleksi geliştirilseydi,
Yaptıklarımızı, yap(a)madıklarımızı, kararlarımızı, ilkelerimizi, vazgeçişlerimizi, ülkede ve dünyada olan biteni nasıl okuduğumuzu, spor kamuoyuna ve tüm topluma ne önerdiğimizi doğru, etkin, samimi ve tutarlı biçimde aktaracak İLETİŞİM BECERİMİZ olsaydı,
Tansiyonumuzu fırlatan, gece bizi uyutmayan, maddi-manevi zarar görmemize sebep olan bu olayların çoğu yaşanmaz ya da ucuz atlatılabilirdi.
Galatasaray SPOR Kulübü’nün öncelikli sorunu para değildir, akçeli işler de değildir.   
Spor Kulübü üyesi olduğunu fark etmeyenler ile spor kulübü yönettiklerini çözemeyenlerdir.
Sorumluluk hissetmeyenler, yıllardır orada duran sorunları inkar edenler, ezberini terk etmeyerek çözüm bulma gayreti göstermeyenlerdir.
Bunun yarattığı duygusal tahribatı ve uzaklaşmayı bir taraftarımızın (aynı zamanda velinimetimiz olan bir müşterinin) ifadesiyle nakledeyim, sözü bağlamış olalım.
GALATASARAY için BİZİM kadar üzülmeyen adamlar, bizi üzecek adamları seçiyor ve elden bir şey gelmiyor

Sabri Sarıoğlu üzerinden bir kulübün geleceği

Sayın Dursun Özbek kulüp başkanlığına seçilirken, oy verenlerin çeşitli gerekçeleri vardı muhakkak.
Kimi yakın arkadaşı olduğu için meyletti, kimi diğer adayların listelerini beğenmediği için oy verdi.
Öte yandan Sayın Özbek’in kulübün güncel durumuna en vakıf aday olarak israfı önleyeceği, tasarruf sağlayacağı düşüncesiyle de oy veren pek çok üyemiz olduğunu biliyorum yani yakın gelecekte kötü alışkanlıkların terk edilmesi umudu söz konusuydu.
Dün KAP bildirimiyle öğrendik ki, Temmuz ayında 32 yaşına basacak olan bir futbolcumuz oldukça yüksek bir zam alarak 4.8 milyon TL yıllık garanti ücrete imza atmış.
Buna göre oyuncumuz sezonda 15 resmi maçta oynarsa, primlerle birlikte yıllık geliri 5.775.000 TL’ye ulaşacaktır.
Bugünkü kurdan hesaplarsak yaklaşık:
2.130.000 USD  veya  1.870.000 Euro yıllık gelire tekabül etmektedir.
Futbolu bilen ya da futboldan anlayan değil sadece google arama motorundan dünya transfer piyasasındaki sağ bek ücretlerini araştıran biri bu rakamları daha iyi yorumlayabilir !
Kısacası değerli başkanımız, kendisine israfı önleme, tasarruf sağlama, mali açıdan kulübün geleceğini kurtarma yolunda umut bağlayanları şaşırtmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır.
Peki standart bir Galatasaray taraftarı ne düşünür sizce?
Passolig dayatmasına ses çıkarmam, kombinemi alırım.  Lisanslı ürün ve hizmetleri kullanırım. Kulübüm benden fedakarlık isteyince elimi cebime atarım.  Sonra o paralarla Sarıoğlu ailesi Lamborghini Aventador alır ama ben stadyuma metroyla bile gidemem.  Vergi mükellefi olarak toplu ulaşım hizmetinden istifade etmem sağlanamaz ama gün gelince yine fedakarlık yapmam beklenir
Olabilir mi acaba ? Ne dersiniz ?
Galatasaray Spor Kulübü’nün son mali genel kurulunda 12152 sicil numaralı üye olarak kürsüde aynen şunları söylemiştim:
..Eğer iftihar ettiğiniz Galatasaray’ı aynı şekilde çocuklarınıza ve torunlarınıza bırakmak istiyorsanız, tek çaresi bugüne dek yaptığınız ve yaptığımız yanlışları tekrarlamamaktır.  Aynı kafayla, aynı zihniyetle, aynı vurdumduymazlıkla, aynı ilgisizlikle devam edersek, bu kulübün 115. yaşını görmesi soru işareti..?
Maalesef halen aynı fikirdeyim.

Galatasaray Spor Kulübü’nün 36. başkanına tebrik mektubu

Galatasaray Spor Kulübü’nün 36. Başkanı seçilen Sayın Dursun ÖZBEK’i ve ekip arkadaşlarını tebrik ediyorum.  Bugünkü sevinç ve heyecanlarını yitirmeden çalışmalarını ve üretmelerini diliyorum.
Dursun Özbek elected
Bu vesileyle bazı beklentileri ve beraberinde önerileri kendilerine sunmak isterim.
Sayın Başkan,
·         Size oy veren 2800 üyemiz dahil, şu an kimseye borçlu değilsiniz.  Ne seçim ekibinize, ne devre arkadaşlarınıza, ne de başkasına.. Size oy verenler Galatasaray’a liyakatla hizmet etmenizi bekliyor, oy veren veya vermeyen tüm Galatasaraylılardan destek talebinde bulunabilirsiniz, bu anlamda alacaklısınız çünkü artık kulüp başkanısınız.   Galatasaray’a hizmet borcunuzu öderken, destek ve katkı konusunda alacaklı listenizi geniş tutabilirsiniz.  İlk olarak, seçim yarışına girdiğiniz ekiplerin yenilikçi projelerini sizinle paylaşmalarını talep etmeyi gündeme alabilirsiniz, aklın yolu aynı istikamete çıkarsa bundan kulübümüz kazançlı çıkacaktır.
·         Kulüp üyeleri arasında yakınlaşma fırsatları yaratmalı, güven ortamını tesis etmelisiniz.  Milyonlarca Galatasaraylıya da güven aşılamak, ilham vermek, onları heyecanla sahip çıkacakları gerçekçi hedefler doğrultusunda mobilize etmek zorundasınız.  Örneğin futbolcu Zlatan Ibrahimovic’in transferi gerçekçi bir hedef değildir ama Türk Telekom Arena’ya ulaşım sorununu kalıcı olarak çözmek için kamuoyu baskısı oluşturmak makul bir hedeftir. Galatasaray Spor Kulübü’nün içinde bulunduğu zor durumdan çıkışı ancak dayanışma, katılım ve sinerjiyle mümkün görünmektedir.
·         Birinci elden tespit ve gözleme, veriye, analize, mukayeseye dayanan rasyonel eleştirileri mutlaka ciddiye alarak değerlendiriniz, eleştiri sahiplerinden teşekkürü lütfen esirgemeyiniz.   Dedikodu, husumet, kirli ezber ve gevezelik türünden tüm lakırdıları yok sayınız, bu tip faydasız cümleleri duymayınız ve dikkate almayınız.
·         Basınla gayet mesafeli olmanız yararlı olacaktır.  Medyada kimsenin iyi niyetine, iltifatına ya da sözüne güvenmeyiniz.   Yılların kanayan yarası olan, yönetim kurulu toplantılarında konuşulanların gazetecilere ışık hızıyla iletilmesi ayıbını çözerek işe başlasanız fevkalade olur.   Samimi ve tutarlı olunduğunda, kişisel rating değil kurumsal itibar ön planda tutulduğunda, iletişim kazalarının çok azalacağını göreceksiniz.  Kişisel iletişiminiz için profesyonel destek veya danışmanlık almanız da fayda sağlayabilir.
·        Malumunuz olduğu üzere, Türkiye’deki sportif rekabet ortamı son 15 senede aşırı kirlendi, siyasetin müdahaleleri her tür özerklik ve bağımsızlığı sınırladı.  Galatasaray’ı yarışılacak rakip değil, yok edilecek hasım olarak gören güç odakları semirdi.  Her ne kadar Sayın Yarsuvat bir türlü kabullenmese de, organize şike ve teşvik primi skandalı yaşandı ancak Galatasaray’ın da emeğini çalan kulüpler Türkiye’de cezalandırılmadı.  Sporu yöneten kurumlar, siyasi otorite ve diğer kulüplerle ilişkilerin nasıl şekilleneceğine dair bir strateji oluşturulmak zorunda aksi takdirde bu hassas konulardaki her türlü yalpalama milyonlarca Galatasaraylının kulüple arasına duygusal mesafe koymaktadır.  Sürdürülebilir başarının olmazsa olmazı da, temiz ve adil rekabet ortamıdır.
·         Futbolda şampiyonluk ve dördüncü yıldız, akabinde elde edilecek ek gelirler ve Şampiyonlar Ligi bileti mali anlamda kulübümüze hamle şansı verecektir.  Bu şansı lütfen iyi kullanın, ana faaliyetinden finansal kar elde edebilen bir marka haline gelebilmek mecburiyetindeyiz.  Amatör branşların da kambur ya da külfet değil, yeniden organize edildikleri ve dirayetli biçimde yönetildikleri takdirde bir spor kulübünün temel taşları olduğunu yeniden hatırlatın bizlere.  Konjonktürel zaruretler bazı branşlarda yarışmacı takım kimliğinden bizi uzaklaştırsa da, nitelikli sporcu / insan yetiştirme misyonundan vazgeçmeyelim.
Size ve ekip arkadaşlarınıza sonsuz başarılar diliyorum.
Yolunuz açık olsun, Allah utandırmasın.