1..2.. .. 10… hakem sayıyor !

Futbolun çürüdüğü, futbolseverlerin artık spora benzemeyen bu oyundan soğuduğu, 2000 ve sonrası doğan yeni neslin futbola uzaktan baktığı bir dönemdeyiz.  Kar-zarar hesabı yapmayan mutlu başkanlar, etkisiz yönetimler, ilgisiz & duyarsız kulüp üyeleri, gerçekleri bilmediklerinden transfer müptelasına dönüşen taraftarlar sayesinde buralara kadar gelindi.
 Boxing Referee
Sonbaharı andıran futbol ikliminden, Galatasaray’a dair birkaç bilgi paylaşalım ve hatırlayalım dilerseniz:
1-      Önceki 180 dakikada tek gol atamamış rakibi Osmanlıspor’dan 50 dakikada üç gol yiyen takımımıza sadece maç başı primi olarak yaklaşık 693 bin TL ödenmiştir.  Galatasaray puan alamadığı Süper Lig deplasman maçından gelir elde edememiştir.  Maç başı primlerinin Galatasaray’ın elde ettiği gelire göre düzenlenmesi gerekir, eğer takım 0 puan almışsa, oyuncuların maç başı hak edişi de sıfır olmalıdır.
2-      “BJK gibi Feda demeyeceğiz” yaklaşımı, “biz oyuncularımızla bunun pazarlığını yapacak noktada değiliz” diye anlaşılmalıdır.  Oysa Trabzonspor başkanlığına yeni seçilen ve batık bir kulüp devralan Muharrem Usta, takımının yıllık maaş yükünü 130 milyon TL’den 75 milyon TL’ye indirmeyi başarmıştır.  Oyuncularla varılan anlaşma gereği revize edilen sözleşmelerle bu gerçekleştirilmiştir.
3-      Denk bütçe takıntısıyla hareket eden ve başarılı görünen Medipol Başakşehir, 700 bin Euro’ya bir sene önce transfer ettiği 26 yaşındaki Senegalli oyuncu Stéphane Badji’yi (2.5 milyon Euro + bir sonraki satışından %20 pay) karşılığında iki gün önce RSC Anderlecht’e satmıştır.   Bilindiği üzere Anderlecht, Katar veya Çin kulübü değil, futbol geleneği olan bir Belçika ekibidir.  Galatasaray’ın değerini bir senede dörde katladığı yabancı futbolcu hatırlıyor muyuz ?
4-      Profesyonel futbolu yöneten Galatasaray Sportif A.Ş.’nin son 6 aylık mali performans verileri 19 Ocak 2016’da kap.gov.tr üzerinden kamuoyu ile paylaşıldı.
Buna göre;
  • Şirketimizin öz kaynakları EKSİ 155 milyon TL’dir.
  • Kısa vadeli yükümlülükleri (borçları) 600 milyon TL’dir.
  • Sportif A.Ş. son 6 ayda 32 milyon TL faiz ve finansman gideri ödemiştir.
  • Son 6 aylık dönem zararı  52,2 milyon TL’dir.
 http://kap.gov.tr/bildirim-sorgulari/bildirim-detayi.aspx?id=499982
5-      Diğer ezeli rakipleriyle birlikte, Galatasaray Sportif A.Ş. de TTK md. 376 kapsamındadır.  (sermayenin kaybı ve borca batık olma durumu)   Şirket hakkındaki bağımsız denetçi görüşü: “sürekliliğin devamına ilişkin ciddi şüpheler uyandıracak önemli belirsizliklerin mevcudiyeti” yönündedir.
6-      6362 sayılı SPK Kanunu’nun 28.maddesi halka açık şirketlerdeki imtiyazlı payların durumunu düzenler.  Bu maddeye göre 5 dönem üst üste zarar eden şirketlerde her türlü imtiyazlı hak kaybolur, bu gidişat tam terse çevrilemezse Sportif A.Ş. kulübün kontrolünden çıkabilir.
7-      Tüm bu vaziyet yıllardan beri bilinmekte ve bazı sıkıcı insanlar tarafından sürekli dile getirilmektedir.  Buna rağmen Sayın Dursun Özbek Ekim 2014’de başkan yardımcısı olarak ilk kez göreve geldiğinde, mali tablolara şaşırdığını söylemiştir (Ocak 2016 basın haberi)   Şaşılacak ne olduğunu anlamak mümkün olmadığından, kulüpten biraz uzak geçen yıllarda olup bitene yakın olmamakla belki açıklanabilir.
8-      Yine Sayın Dursun Özbek Ocak 2016 ara transfer harekatının “zınk” diye durmasını, UEFA mektubuna bağlamıştır.  Dün katıldığı bir radyo programında UEFA’dan gelebilecek cezanın muhteviyatı sorulduğunda “mektubu alınca farkına vardık, bilmiyorduk, sürpriz oldu” benzeri ifadeler kullanmıştır.   Oysa UEFA’nın FFP kapsamında öngördüğü cezalar çok önceden bellidir, daha önce bu konuda uyarı niteliğinde 200 bin Euro ceza ödemiş ve üzerine Ünal Aysal döneminde bir dolu söz vermiş kulübün kurtulması mümkün görünmemektedir.
9-      Elbette Galatasaray’da transfer bitmez.  Geçtiğimiz ay Ryan DONK ve Martin LINNES Florya mesailerine başlamışlardır.  İki oyuncunun kontrat sürelerine yayılmış toplam maliyeti 11.575.000 Euro’dur.  Bu rakama maç başı primleri dahil değildir.  Kadromuzda ve/veya bordromuzda yer işgal eden faydasız oyunculardan Jem Paul Karacan, Oğuzhan Kayar, Lucas Ontivero başka kulüplere kiralanmıştır.  Bu üç oyuncudan tek kuruş kiralama geliri elde edilemeyecektir.
Donk Linnes
10-   Yukarıdaki verilerin hiç biri Galatasaray Spor Kulübü Derneği’ne ait değildir, futbolu yöneten şirketimiz Sportif A.Ş. kulüp üyelerinin kontrolü dışındadır, konsolide mali tablomuz çok daha vahimdir.  Korkarım ki faturası da bazı amatör şubelere çıkartılacaktır zira spor kulübü yönetenler futbol dışındaki branşları “külfet” olarak gördüklerini hiç çekinmeden dile getirebilmektedirler !

Metin OKTAY 80 yaşında

Mühim adamların yalnızca doğum günleri kutlanmalıdır zira artık aramızda olmamaları, bize bıraktıkları mirasın değerini değiştirmez.

İnsanlar nedeniyle çekilmez bir yere dönüşen dünyaya gönderilmiş, hamuruna yıldız tozu karışmış çok özel bir insandı Metin OKTAY.  Futbolda efsane olmanın yolu, sadece giydiği formanın sevdalılarını kafeslemek değil, herkesin saygı duyup imrendiği bir sporcu olmaksa eğer, bu memlekette Taçsız Kral tartışmasız 1 numaradır.

Metin OKTAY jubile

Galatasaray sevdasını kitleselleştiren, yokluğu da bildiği için varlığını herkesle paylaşan, tam bir futbol fenomeni ve hakiki bir beyefendidir Metin OKTAY

Ne mutlu bana ki, kendisini canlı izleme şansım oldu.  O gün hissettiklerimi paylaşarak noktalayalım yazıyı, hislerimiz, hayranlığımız ve minnettarlığımız bakidir.   Onu Galatasaray’a kazandıran Sayın Gündüz KILIÇ’ı da rahmetle analım.

Gündüz Metin

“Düşünüyorum da Mekteb-i Sultani’de okumanın en güzel yanlarından biri, Galatasaraylı Metin OKTAY‘ı okulun futbol sahası Grand Cour’da top oynarken seyretmekti.
Topa hakimiyeti değil de topla olan aşkı anlatılmayacak güzellikteydi Metin Oktay‘ın, top yavru bir kedi gibi sürekli onun ayaklarının dibinde dolaşmak ister gibiydi, sahanın tamamını görüp en iyi pası, en doğru zamanlamayla atabiliyordu.
Maçın sonlarına doğru bir hücumda Metin OKTAY aniden hareketlendi, yapılan kanat ortasında ayakları toprak sahadan kesildi, havalandı Kral, geçmişte dönmüştü O, biz de büyülenmiştik.
Muhteşem bir voleyle topu ağlara gönderdi ve yere düştü, bir saniyede olmuştu her şey, öğrenciler bağırıyordu “Metin… METİN..METİN”
Sahaya daldık hep birden…
Yerde kalmıştı Kral, zorlukla doğrulurken omzunu tutuyordu, canı yandığı belliydi, o kalabalıkta birimiz sordu diye hatırlıyorum:
“ne gerek vardı be Metin abi, iyi misiniz?”
Bu soruya şaşıran Metin Oktay tebessüm ederek şöyle cevap vermişti: “O TOPA DA ÖYLE VURULURDU AMA ÇOCUKLAR”
Bir gol sanatçısını sorgulamamalıydık aslında. Hakikaten de o topa ANCAK öyle vurulurdu.
Yüreğin götürdüğü yere dek yeteneğin ölmediğine o gün emin olmuştuk, KRAL 50 yaşında başardı bunu, o voleyi vurdu, ben 14 yaşındayken seyrettim.
Bugünün sözü ise: KRALLAR ÖLMEZ sadece JÜBİLE YAPAR.. Sonsuza dek yüreğimizdesin Metin OKTAY”

 

 

Merhaba yazısı

Henüz 13 yaşındayken Galatasaray Lisesi 7.sınıfta yeni bir Türkçe öğretmeniyle tanışmıştık, sıradan biri olmadığını anlamamız yarım saat falan sürmüştü.

Öncel TUNÇAY

Bana kalem erbabı olma fikrini aşılayan, beni cesaretlendiren ilk kişi odur.

Galatasaray Lisesi

Bir sınıf dolusu haylaza kelimelerden keyif alarak düşünce ve duyguları saman kağıda dökmeyi sevdiren kişi Öncel hocadır.  Bu vesileyle kendisini rahmet ve minnetle anarım. Can bedende olduğu sürece kendisi kahramanım olarak benimle yaşayacaktır.

Yazmak beni rahatlatır, analitik ve hızlı düşünmenin anahtarıdır. Biriktirmeyi severim, eski yazılarımı yıllar sonra dönüp okumak hoşuma gider.  Bu hayatta pek çok kıymetli insan tanıma şansım oldu. Bazıları beni yazmam konusunda teşvik ettiler, eksik olmasınlar.

ecrire

Bu ve benzeri parçaları birleştirince blog açma fikri ne zamandır kafamdaydı ama nedense herkese “üşenme – erteleme – vazgeçme” diye öğüt veren bendeniz, tembelliğin tuzağından uzun süre kurtaramadım kendimi.

Nihayet yazdıklarımı biriktirmek ve başkalarıyla paylaşmak üzere adım atabildim.  Yazılı kültür için minik, benim için mühim bir adım.

Artık yol bizi nereye götürürse…

İstanbul, 29 Ocak 2016

 

Transfer değil temizlik zamanıdır

Süper Lig’de ilk yarı sona eriyor.
Bu yazı kaleme alındığında Galatasaray liderin 11 puan gerisinde, ikinci sıradaki takım bugün kazanırsa onların da 10 puan gerisine düşülecek.
Teknik direktör değişikliğinin takıma bir etkisi olmamış görünüyor.
Kadronun yaş ortalaması 30’a doğru yelken açmış.  Pek çok yetersiz, gelişime kapalı veya kulüple bağı zayıfladığı anlaşılan oyuncumuz var.
Lig yarışında önümüzde bulunan iki ezeli rakibimizin, bizim kadromuzdan transfer etmek isteyebileceği 3 ya da 4 oyuncu olduğunu düşünüyorum, kalanları sıfır bonservisle bile almak istemezler gibime geliyor.
Kısacası Mayıs ayında ilk ikide yer alma şansımız çok düşük.
UEFA Avrupa Ligi’nde Serie A’nın formsuz ekibi LAZIO ile oynayacağız, Kastamonuspor veya Kayserispor performansı tekrarlanmaz diye umalım.  Lazio’yu elesek bile daha ileri gidemeyeceğimiz maalesef ortada.  “Globally convertible” diyebileceğimiz yine çok az oyuncumuz mevcut.
Görünen o ki geçen sezonun üç kupalı takımının miadı dolmuştur.
Bu takımın eksiklerini kapatmak üzere ara transfer döneminde yeni futbolcular almak yalnızca borç parayla bütçede yeni gedik açmaya yarayacaktır.
Mevcut takım üzerine bir yapı inşa etmek, kılıç kesiğine yara bandı yapıştırmaktan öteye gitmeyecektir.
Sayın Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı son kulüp takımı da muhtemelen Galatasaray olacaktır.
Dolayısıyla hem takımın, hem hocanın Galatasaray’da uzun vadeli bir geleceği yoktur.
Ara transfer döneminde başkalarının kurtulmak istediği veya yüksek maliyetli oyuncuları almak yerine, kadrodaki bazı isimlerle yollar ayrılmalıdır.  Alıcısı çıkan satılmalı, olmuyorsa kiraya verilmeli hatta kimsenin istemediği ama Florya’nın havasını bozan isimler de kadro dışı bırakılmalıdır.
Galatasaray’da devam etmek isteyen bazı oyuncularımıza yeni ve daha düşük maliyetli kontratlar önerilmelidir.
Zira son yıllarda Galatasaray (işveren) fakirleşirken, futbolcular (çalışanlar) zenginleşmiştir.
İş dünyasının ve ekonominin gerçeklerine terstir bu durum.
Kısacası 2016-2017 ve devamındaki sezonlara göre sakin kafayla plan yapılmalı, bu sezon gözden çıkarılmalıdır.
Biliyorum “UEFA transfer yasağı getirirse, şimdiden kadroya takviye yapmak doğru olur” diye düşünenler var.  Transfer yasağı gelirse eğer, elimizdeki yetersiz futbolcu yığınından hiç kurtulamayız.  Oyuncu gitmek istemez, alıcı Galatasaray’ın zor durumunu masaya getirir.
UEFA Galatasaray’ı Avrupa kupalarına katılmaktan men ederse, bugünkü pahalı kontratlara zaten tahammül edemeyiz.
Üstelik İsviçre’de UEFA yetkililerine “biz devraldığımız borcu ve zararı azaltmak için uğraşıyoruz, bakın şu kadar tasarruf yaptık, bize yeni bir şans verin” savunması da çöker.
TRANSFER değil TEMİZLİK zamanıdır, bu gerçekle yüzleşmek yalnız için birkaç gün kalmıştır.

Şırnak duyarsızlığı

Şırnak Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayetidir, plaka kodu 73.
Güneyinden hem Irak’a, hem Suriye’ye komşudur.
Ülkenin geri kalanının dilinde en çok terörle ve işsizlikle anılır.
Cizre ve Silopi Şırnak ilinin ilçeleridir.
Cizre’nin merkez nüfusu 115 bin, Silopi’nin merkez nüfusu 90 bin.
Cizre ve köylerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 1298 öğretmeni bulunuyor(du), 1873 öğretmen de Silopi’de çocuklara eğitim veriyor(du)
Sonra zor koşullarda eğitim vermeye çalışan öğretmenlerin telefonlarına birer SMS ulaştı, “hizmet içi eğitim” bahanesiyle okullarından uzaklaştırıldılar.
Onbinlerce öğrencinin eğitimine mecburen ara verildi, çocuklar evlerinde şimdi.
Bu ilçelerde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor aynı zamanda, ilçelere sızan terör örgütünün silahlı unsurlarını oralardan söküp atma amaçlı operasyonlar yapılıyor.
Evlerin duvarlarına mermi çekirdekleri saplanıyor, hendeklerin önünde arkasında tekerlekli, paletli savaş makinaları yürüyor, teröristler ve güvenlik güçleri çatışıyor.
O çocuklar evlerinde hapis ve korkuyor, anne ve babaları da korkuyor, evlerin kapıları camları kırılıyor, dışarıdan çığlıklar geliyor, havada kan ve barut kokusu var.
Çocukların anneleri belki asker ve polisten haz etmiyor, hatta belki babaları da PKK’ya terör örgütü gözüyle bakmıyor.
Daha da ileri gidelim belki birkaç akrabaları örgütün dağ kadrosunda.
Ama onlar çocuk, sadece çocuk.. İzmir’de, Bursa’da, Rize’de ya da Antalya’da yaşayan akranları gibi çocuk.
Okula gitmeleri gerekirken, televizyondan bile izlemeleri sakıncalı olabilecek savaş filmlerine taş çıkartacak dehşet sahnelerini bizzat yaşıyorlar.

Bir gün çatışmalar sona erecek, hendekler kapanacak ama onların yüreğinde açılan korku tüneli kapanacak mı?
Yaşadıkları şiddet ortamını nasıl hatırlayacaklar büyüyünce ?
Kimin tarafını seçecekler, bir seçime zorlandıklarında ??

PKK terör örgütünün bu ilçelerde hakimiyet kurmasına seyirci kalanlar, çözüm süreci kandırmacasında örgütün semirip yayılmasına göz yumanlar alenen sorumludur.
Vatandaşını terör örgütünün tahakkümünden koruyamayanlara, kuruyla yaşı ayıramayanlara sorulmalıdır hesap.

Unutmuş olabiliriz ama o talihsiz çocukların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı… Çankaya yerine Cizre’de, Sarıyer yerine Silopi’de doğmuş olmak onların suçu, günahı veya kusuru değil.

Duyarsızlığımızın da bir sınırı olmalı ve o hudut çizgisi ŞIRNAK il sınırını aşmamalı.

ADA üzerinden bir Galatasaray tahlili

İstanbul Boğazı’nın incisi Galatasaray Adası 14 Kasım 2015 olağanüstü genel kurul toplantısıyla birlikte kulüple ilgilenen pek çok insanın gündemini meşgul etti.   Bilindiği üzere aynı toplantıda üyeler büyük
çoğunlukla Ada’nın yeniden sosyal tesise dönüşmesi yönünde karar verdiler.

Galatasaray Adası

Galatasaray Spor Kulübü Tüzüğünün 155.maddesi “sosyal tesis” kavramını şöyle tarif ediyor:

Madde 155: Sosyal tesisler, Kulübün üyeleri, aile bireyleri ile onların yakınları ve konuklarına, sporculara bu Tüzük’te ve yönetmeliklerde belirtilen koşullar içinde sosyal olanaklar sağlamak, üyeleri birbirine kaynaştırmak ve doğadan yararlandırmak amacı ile kurulmuş tesislerdir.”

Kulüp üyesi olmayan Galatasaray taraftarlarının ilk tepkileri bu kararı alan üyelerin ucuz tost, çay ikramı ve bedava havuz peşinde koştuklarına dair cümlelere sıkışıp kaldı.  Sosyal tesis ifadesi “ekmek elden su gölden” bir kamu dinlenme kampı izlenimi yarattı kafalarda.  “Üyeler ve misafirleri istifade etsin diye kulüp önemli bir gelir kaynağından mahrum kalacak” diye düşünüyordu bazı taraftarlar da…

Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir ki, kulüp üyeleri Galatasaray Adası ile ilgili ideal işletme modelinin ne olacağını oylamadılar.  Sadece işletmeci Mehmet Koçarslan’ın akıbetini oyladılar ve onu bu denklemde istemediklerini ifade ettiler.  Bunun gerekçeleri arasında Galatasaray Adası’nın eski asude günlerine dönmesine dair nostaljiden daha çok; Suada markasının öne çıkarılmasından duyulan rahatsızlık, daha önce Ada konulu bir toplantıda kürsüye çıkan üye Mehmet Koçarslan’ın kibirli tutumu ile Ada’dan elde edilen yıllık işletme gelirinin çok az oluşu bulunmaktadır.

İşletmeci Mehmet Koçarslan Galatasaray Adası’na yıllık 400.000 USD kira ödüyor, burada “yıllık” kelimesinin altını çizelim yani aylık kiramız 33.333 USD’ye denk geliyor.  Emlak piyasasını biraz takip edenler bilirler ki, İstanbul Nişantaşı’nda güzel bir dükkanın kirası bu.  Günlüğü de 1.095 USD’ye geliyor. Ada’nın karşı çaprazındaki Kuruçeşme Les Ottomans otelinde bir gece kalabilir misiniz, her odasında değil…

Ne diyor Sayın Koçarslan “ada kötü durumdaydı, ben ele aldım, çok yatırım yaptım” Elbette adaya yatırım yaptı ama zaten o yatırım karşılığında kendisine çok uygun bir bedelle işletme hakkı verildi. Her yıl en az beş ay banknot matbaası gibi çalışan Galatasaray Adası’ndan ciddi kâr elde ettiğini sanırım kimse inkar edemez, kendisi de dahil..

Dillere destan bu ada, Galatasaray Spor Kulübü’ne ne kadar gelir getirmiştir diye basit bir soru sorulduğunda, faaliyet raporlarındaki rakamlar şöyle:

2012 yılı: 299.595 TL

2013 yılı: 360.936 TL

2014 yılı: 164.010 TL

“Bu gelirler az sanki?” diye tereddüt edenlere not olarak iletelim, adanın 2014 yılı geliri, basketbol erkek şubesinin aynı yılki yurtdışı seyahat giderlerini karşılamaya yetmemiş!

Kulübün giderleri, gelir rakamından düşüldüğünde Galatasaray Spor Kulübü 2014 yılında Galatasaray Adası’ndan 58.474 TL zarar etmeyi başarmış görünüyor.

Oysa yine 2014 yılında yüzme + sutopu + kürek + yelken şubelerinin toplam yıllık gideri 10.838.703 TL olmuş.  Böylesine dillere pelesenk olan 6.201 metrekarelik benzersiz bir adanın hiç olmazsa su sporlarının maddi yükünü karşılayacak geliri yaratması beklenirdi.

Kulüp üyeleri ittifakla adanın ve işletmecinin kaderini çizdiler, o andan itibaren Galatasaray kamuoyunda bir eleştiri, kısmen ayrışma hatta yabancılaşma unsuruna dönüşüverdi Galatasaray Adası.

Faaliyet raporları ve gelir-gider tablolarına yer almıyor olsa da, milyonlara hitap eden bir spor kulübünün en önemli manevi sermayesi elbette insan kaynağıdır.

O insanlar ki duygudaşlık paydasında bir araya gelir, enerjilerini bir hedefe yönlendirir, imkansızın peşinden koşacak motivasyona ulaşırlar.

Bazen başarıyı paylaşamamak, bazen kendini anlatamamak, bazen de diğerlerini hor görmek şeklinde baş gösteren huzursuzlukların Galatasaraylıları üzdüğü, yıprattığı ve güven bunalımı yarattığı ortada.

Kulübü yöneten seçilmişler ne kadar farkındadır bilinmez ancak duygusal ayrışma ve uzaklaşma  Galatasaray’ın en mühim manevi meselesidir.  Son zamanlarda daha sık depreşen bu derdin çaresi ise tutarlılık, dürüstlük, saygı ve doğru iletişimde aranmalıdır.

Yazımıza konu olan Galatasaray Adası’nı kulübe kazandıran dönemin başkanı rahmetli Sadık GİZ’i minnetle anarak bu satırları noktalamak da boynumuzun borcu elbet…

Derindeki gerçekle yüzleşme

Son yıllarda Galatasaraylıların canını çok sıkan, kulübün itibarını zedeleyen, deyim yerindeyse bizi elalemin diline düşüren birkaç olay hatırlayalım mı beraber ?

Seçtiğim örnekler şunlar:

 ·         Gemiye yüklenip yola çıkan portatif stadyum açıklaması
·         Dalavereci Sahip Som’a kaptırılan para
·         Franck Ribéry’nin elden kaçırılması ve sonrasında yaşananlar
·         Cemal Nalga’nın Tufan Ersöz formasıyla sahaya çıkarılması utancı
·         15 Ocak 2011 stad açılışı rezaleti
·         Her türlü federasyon seçiminde yanlış atlara oynama becerimiz
·     Yetenekli olduğu zannedilen yetersiz basketbolcu İlkan Karaman’ın FB Ülker’e kaptırılması
·         Bruno Heiderscheid dosyası
·         Dekolte avukat Ayşegül skandalı
·         Izet Hajrovic’in elimizden kaçması
·         “Cemaat Aziz Yıldırım’dan 50 milyon USD istemiş, şike dosyası kumpas”  diyen hukukçu başkanımızın ifadeye çağrılması
·         Kevin Grosskreutz transferinde unutulan imza
Bunları bir kenara koyalım ve dönelim bizde şu an neyin “eksik” olduğunu düşünüyor standart bir üye ya da ortalama bir taraftar ?
Aklıma ilk gelen cümleler şunlar:
·         “Şöyle kenarda bir 50 milyon Euro olsaydı düze çıkardık…”
·         “Bize Ibrahimovic lazım, bir de Maxi Pereira..”
·         “Stadyumun yanına salon yapılsın bu sene..”
·         “Ada sosyal tesis olmalıdır..”
·         “Carlos Arroyo’nun boşluğu doldurulamadı, Huertas gelsin..”
·         “Bu iş Hamza hocayla olmaz, takım top oynamıyor..”
 
Diyelim ki Florya’da gizli bir kasada 50 milyon Euro bulduk, o parayla Ibrahimovic, Maxi Pereira ve Marcelinho Huertas’ı getirdik, Mehmet Özbek bize 12.000 kişilik salon yaptı hediye etti, Bay Koçarslan’ı kapının önüne koyduk ve adayı yeniden havlularımızla fethettik, Hamza Hoca da istifa etti, yerine mesela Carlo Ancelotti geldi – malum İtalyan hoca bizde gelenek oldu son yıllarda 🙂
Yüzbinlerce insan aniden mutlu oldu, manşetlerde hep bahar havası 🙂
 
Soruyu şöyle sorsak Galatasaraylılara:
Bu mutlu senaryo zincirleme gerçekleşince başta saydığım büyük hatalar, skandallar, rezaletlerin bir daha yaşanması da otomatikman önlenecek midir? 
Cevap:  HAYIR…
Demek ki asıl sorunumuz 50 milyon Euro yedek akçe bulamamak, Zlatan Ibrahimovic’e parçalı forma giydirememek veya Ada’nın kira getirisinden vazgeçmek ya da vazgeçememek değilmiş.  
Dilimize dolanan günlük mevzular derindeki gerçeği saklıyormuş.
Başta saydığım itibar zedeleyen, moral bozan, insanları Galatasaray’dan soğutan ve son tahlilde bizi her türlü zarara uğratan olayların ilacı kaynak bulmak, borç almak, para harcamak değildir, değildi de.
 
Şu dört unsur sağlam bir şekilde olsaydı eğer:
– KURUMSAL HAFIZA
– KURALLARA RİAYET
– PLANLAMA
– İLETİŞİM BECERİSİ
Bunların çoğu yaşanmayacaktı.
Bu kulübün yazdığı başarı hikayeleri kadar, imza attığı olumsuzlukları hatırlayan bir KURUMSAL HAFIZA olsaydı, bundan istifade etmeyi bilen ve içinde yetişerek gelen insanlar yönetici olsaydı,
Her şeyin bir istisnasının bulunduğu kulübümüzde, kimin darılıp güceneceğini düşünmeden net KURALLAR konsaydı ve bunlara kat’i suretle RİAYET edilmesi konsensüs haline gelseydi,
Karar almadan önce, harekete geçmeden evvel, içinde bulunulan ortamı, fırsatları ve riskleri doğru okuyan bir PLANLAMA refleksi geliştirilseydi,
Yaptıklarımızı, yap(a)madıklarımızı, kararlarımızı, ilkelerimizi, vazgeçişlerimizi, ülkede ve dünyada olan biteni nasıl okuduğumuzu, spor kamuoyuna ve tüm topluma ne önerdiğimizi doğru, etkin, samimi ve tutarlı biçimde aktaracak İLETİŞİM BECERİMİZ olsaydı,
Tansiyonumuzu fırlatan, gece bizi uyutmayan, maddi-manevi zarar görmemize sebep olan bu olayların çoğu yaşanmaz ya da ucuz atlatılabilirdi.
Galatasaray SPOR Kulübü’nün öncelikli sorunu para değildir, akçeli işler de değildir.   
Spor Kulübü üyesi olduğunu fark etmeyenler ile spor kulübü yönettiklerini çözemeyenlerdir.
Sorumluluk hissetmeyenler, yıllardır orada duran sorunları inkar edenler, ezberini terk etmeyerek çözüm bulma gayreti göstermeyenlerdir.
Bunun yarattığı duygusal tahribatı ve uzaklaşmayı bir taraftarımızın (aynı zamanda velinimetimiz olan bir müşterinin) ifadesiyle nakledeyim, sözü bağlamış olalım.
GALATASARAY için BİZİM kadar üzülmeyen adamlar, bizi üzecek adamları seçiyor ve elden bir şey gelmiyor

Sabri Sarıoğlu üzerinden bir kulübün geleceği

Sayın Dursun Özbek kulüp başkanlığına seçilirken, oy verenlerin çeşitli gerekçeleri vardı muhakkak.
Kimi yakın arkadaşı olduğu için meyletti, kimi diğer adayların listelerini beğenmediği için oy verdi.
Öte yandan Sayın Özbek’in kulübün güncel durumuna en vakıf aday olarak israfı önleyeceği, tasarruf sağlayacağı düşüncesiyle de oy veren pek çok üyemiz olduğunu biliyorum yani yakın gelecekte kötü alışkanlıkların terk edilmesi umudu söz konusuydu.
Dün KAP bildirimiyle öğrendik ki, Temmuz ayında 32 yaşına basacak olan bir futbolcumuz oldukça yüksek bir zam alarak 4.8 milyon TL yıllık garanti ücrete imza atmış.
Buna göre oyuncumuz sezonda 15 resmi maçta oynarsa, primlerle birlikte yıllık geliri 5.775.000 TL’ye ulaşacaktır.
Bugünkü kurdan hesaplarsak yaklaşık:
2.130.000 USD  veya  1.870.000 Euro yıllık gelire tekabül etmektedir.
Futbolu bilen ya da futboldan anlayan değil sadece google arama motorundan dünya transfer piyasasındaki sağ bek ücretlerini araştıran biri bu rakamları daha iyi yorumlayabilir !
Kısacası değerli başkanımız, kendisine israfı önleme, tasarruf sağlama, mali açıdan kulübün geleceğini kurtarma yolunda umut bağlayanları şaşırtmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır.
Peki standart bir Galatasaray taraftarı ne düşünür sizce?
Passolig dayatmasına ses çıkarmam, kombinemi alırım.  Lisanslı ürün ve hizmetleri kullanırım. Kulübüm benden fedakarlık isteyince elimi cebime atarım.  Sonra o paralarla Sarıoğlu ailesi Lamborghini Aventador alır ama ben stadyuma metroyla bile gidemem.  Vergi mükellefi olarak toplu ulaşım hizmetinden istifade etmem sağlanamaz ama gün gelince yine fedakarlık yapmam beklenir
Olabilir mi acaba ? Ne dersiniz ?
Galatasaray Spor Kulübü’nün son mali genel kurulunda 12152 sicil numaralı üye olarak kürsüde aynen şunları söylemiştim:
..Eğer iftihar ettiğiniz Galatasaray’ı aynı şekilde çocuklarınıza ve torunlarınıza bırakmak istiyorsanız, tek çaresi bugüne dek yaptığınız ve yaptığımız yanlışları tekrarlamamaktır.  Aynı kafayla, aynı zihniyetle, aynı vurdumduymazlıkla, aynı ilgisizlikle devam edersek, bu kulübün 115. yaşını görmesi soru işareti..?
Maalesef halen aynı fikirdeyim.

Galatasaray Spor Kulübü’nün 36. başkanına tebrik mektubu

Galatasaray Spor Kulübü’nün 36. Başkanı seçilen Sayın Dursun ÖZBEK’i ve ekip arkadaşlarını tebrik ediyorum.  Bugünkü sevinç ve heyecanlarını yitirmeden çalışmalarını ve üretmelerini diliyorum.
Dursun Özbek elected
Bu vesileyle bazı beklentileri ve beraberinde önerileri kendilerine sunmak isterim.
Sayın Başkan,
·         Size oy veren 2800 üyemiz dahil, şu an kimseye borçlu değilsiniz.  Ne seçim ekibinize, ne devre arkadaşlarınıza, ne de başkasına.. Size oy verenler Galatasaray’a liyakatla hizmet etmenizi bekliyor, oy veren veya vermeyen tüm Galatasaraylılardan destek talebinde bulunabilirsiniz, bu anlamda alacaklısınız çünkü artık kulüp başkanısınız.   Galatasaray’a hizmet borcunuzu öderken, destek ve katkı konusunda alacaklı listenizi geniş tutabilirsiniz.  İlk olarak, seçim yarışına girdiğiniz ekiplerin yenilikçi projelerini sizinle paylaşmalarını talep etmeyi gündeme alabilirsiniz, aklın yolu aynı istikamete çıkarsa bundan kulübümüz kazançlı çıkacaktır.
·         Kulüp üyeleri arasında yakınlaşma fırsatları yaratmalı, güven ortamını tesis etmelisiniz.  Milyonlarca Galatasaraylıya da güven aşılamak, ilham vermek, onları heyecanla sahip çıkacakları gerçekçi hedefler doğrultusunda mobilize etmek zorundasınız.  Örneğin futbolcu Zlatan Ibrahimovic’in transferi gerçekçi bir hedef değildir ama Türk Telekom Arena’ya ulaşım sorununu kalıcı olarak çözmek için kamuoyu baskısı oluşturmak makul bir hedeftir. Galatasaray Spor Kulübü’nün içinde bulunduğu zor durumdan çıkışı ancak dayanışma, katılım ve sinerjiyle mümkün görünmektedir.
·         Birinci elden tespit ve gözleme, veriye, analize, mukayeseye dayanan rasyonel eleştirileri mutlaka ciddiye alarak değerlendiriniz, eleştiri sahiplerinden teşekkürü lütfen esirgemeyiniz.   Dedikodu, husumet, kirli ezber ve gevezelik türünden tüm lakırdıları yok sayınız, bu tip faydasız cümleleri duymayınız ve dikkate almayınız.
·         Basınla gayet mesafeli olmanız yararlı olacaktır.  Medyada kimsenin iyi niyetine, iltifatına ya da sözüne güvenmeyiniz.   Yılların kanayan yarası olan, yönetim kurulu toplantılarında konuşulanların gazetecilere ışık hızıyla iletilmesi ayıbını çözerek işe başlasanız fevkalade olur.   Samimi ve tutarlı olunduğunda, kişisel rating değil kurumsal itibar ön planda tutulduğunda, iletişim kazalarının çok azalacağını göreceksiniz.  Kişisel iletişiminiz için profesyonel destek veya danışmanlık almanız da fayda sağlayabilir.
·        Malumunuz olduğu üzere, Türkiye’deki sportif rekabet ortamı son 15 senede aşırı kirlendi, siyasetin müdahaleleri her tür özerklik ve bağımsızlığı sınırladı.  Galatasaray’ı yarışılacak rakip değil, yok edilecek hasım olarak gören güç odakları semirdi.  Her ne kadar Sayın Yarsuvat bir türlü kabullenmese de, organize şike ve teşvik primi skandalı yaşandı ancak Galatasaray’ın da emeğini çalan kulüpler Türkiye’de cezalandırılmadı.  Sporu yöneten kurumlar, siyasi otorite ve diğer kulüplerle ilişkilerin nasıl şekilleneceğine dair bir strateji oluşturulmak zorunda aksi takdirde bu hassas konulardaki her türlü yalpalama milyonlarca Galatasaraylının kulüple arasına duygusal mesafe koymaktadır.  Sürdürülebilir başarının olmazsa olmazı da, temiz ve adil rekabet ortamıdır.
·         Futbolda şampiyonluk ve dördüncü yıldız, akabinde elde edilecek ek gelirler ve Şampiyonlar Ligi bileti mali anlamda kulübümüze hamle şansı verecektir.  Bu şansı lütfen iyi kullanın, ana faaliyetinden finansal kar elde edebilen bir marka haline gelebilmek mecburiyetindeyiz.  Amatör branşların da kambur ya da külfet değil, yeniden organize edildikleri ve dirayetli biçimde yönetildikleri takdirde bir spor kulübünün temel taşları olduğunu yeniden hatırlatın bizlere.  Konjonktürel zaruretler bazı branşlarda yarışmacı takım kimliğinden bizi uzaklaştırsa da, nitelikli sporcu / insan yetiştirme misyonundan vazgeçmeyelim.
Size ve ekip arkadaşlarınıza sonsuz başarılar diliyorum.
Yolunuz açık olsun, Allah utandırmasın.