Öne Çıkan

Merhaba yazısı

Henüz 13 yaşındayken Galatasaray Lisesi 7.sınıfta yeni bir Türkçe öğretmeniyle tanışmıştık, sıradan biri olmadığını anlamamız yarım saat falan sürmüştü.

Öncel TUNÇAY

Bana kalem erbabı olma fikrini aşılayan, beni cesaretlendiren ilk kişi odur.

Galatasaray Lisesi

Bir sınıf dolusu haylaza kelimelerden keyif alarak düşünce ve duyguları saman kağıda dökmeyi sevdiren kişi Öncel hocadır.  Bu vesileyle kendisini rahmet ve minnetle anarım. Can bedende olduğu sürece kendisi kahramanım olarak benimle yaşayacaktır.

Yazmak beni rahatlatır, analitik ve hızlı düşünmenin anahtarıdır. Biriktirmeyi severim, eski yazılarımı yıllar sonra dönüp okumak hoşuma gider.  Bu hayatta pek çok kıymetli insan tanıma şansım oldu. Bazıları beni yazmam konusunda teşvik ettiler, eksik olmasınlar.

ecrire

Bu ve benzeri parçaları birleştirince blog açma fikri ne zamandır kafamdaydı ama nedense herkese “üşenme – erteleme – vazgeçme” diye öğüt veren bendeniz, tembelliğin tuzağından uzun süre kurtaramadım kendimi.

Nihayet yazdıklarımı biriktirmek ve lütfedip ilgi duyan başkalarıyla paylaşmak üzere adım atabildim.

Burada peşinen bir ikazda bulunmalıyım zira bazı yazıların 21.yüzyılın saniyelerle ölçülen dikkat seviyesine hiç uygun düşmediğini ve epey uzun olduğunu fark edeceksiniz. Sabrı ve zamanı kısıtlı okurlar kusura bakmasınlar ama tanınmak ve hatırlanmak için yazan biri olamadım hiç. Kanımca eğer Leonardo da Vinci, Johann Sebastian Bach, Isaac Newton, Mimar Sinan, Mustafa Kemal Atatürk ayarında dahiler değilsek ve dünyayı değiştirecek adımlar atma şansı bulmadan sıradan hayatlar yaşıyorsak aslında hepimiz kusurlu bedenlerde sorunlu ruhlardan ibaretiz. İnkar ettiğimiz doğanın parçasıyız, varlığımız ve yokluğumuz ne mavi gezegen ne de insanlık tarihi için bir kavşak ya da sıçrama tahtası sayılamaz ve aslında günü geldiğinde unutulmamızda da bir sakınca yok. Ben hatırlamak için yazıyorum, unutmamak için, eskiden olanı yeri geldiğinde yeniden yorumlamak için.  …ve biliyorum hatırlamak bazen epey örseler insanı…

Dolayısıyla hafızada kalanlar, ileriye dönük düşünceler, eleştiriler, kırgınlıklar, umutlar tekmili birden bu mecrada.

Yazılı kültür için minik, benim için mühim bir adım.

Artık yol bizi nereye götürürse…

İstanbul, 29 Ocak 2016

Cumhuriyet 100 yaşında?

Takvimler yalan söylemez, 29 Ekim 1923’ten bu yana 100 yıl geçmiş. 

Bir asır önce Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın “en büyük eserim” dediği Cumhuriyetin TBMM’de ilanıyla, kaçınılmaz sonu engellenemediğinden kaderini yabancılara terk etmiş bir imparatorluktan; tarih sahnesine çok hızlı giriş yapacak yepyeni, bağımsız bir ülke doğuyordu.

Gazi Mustafa Kemal Paşa

Bugün Cumhuriyetin 100.yılı kimilerine göre sönük, kimilerine göre olduğu kadar kutlanıyor ama bu yazının ana fikri acaba Cumhuriyet gerçekten 100 yaşında mı ya da yüzüncü yaşını görebildi mi, onu tartışmak…

Tarih yalnız kronolojiden ibaret değildir, takvimler yalan söylemese de bağlamından koparılan kavramlar ya da geçmişi unutan insanlar ile tarihin akışı başka yöne evrilir.  İsimler aynı kalır, geleneklere sözde bağlılık vardır ama elde kalan boş bir kutuyu andırır.  Herkes içinde kendince bir şeyler olduğunu iddia etse de kutunun esas muhteviyatı zamana yenilmiş yahut kaybolmuştur.

Cumhuriyet kavramının ne olduğu kurucusunun sözleri ve eylemleri üzerinden okumak en doğrusudur zira Cumhuriyet başka Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere bir avuç cesur, idealist, fedakâr, vatanperver ve iyi eğitimli subayın muasır medeniyet tahayyülü olarak ortaya çıktı.  Burada sözü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bırakmak en doğrusudur:

Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.”

Yukarıdaki satırlarda şahsi menfaatlerinin peşinde koşarak servet ve şöhret edinmeye çalışan standart bir politikacıya değil, ömründen uzun ideallere tutunmuş bir devrimcinin zihin haritasına bakıyoruz.  Dolayısıyla Atatürk’ün yalnızca 57 yaşında ve son iki yılı ağır hastalıkla boğuşarak geçirdiği 15 yıl sonunda vefatı Cumhuriyetin ilk kaybıdır.  Fani bedeninin toprak olacağını bilerek, ilelebet payidar kalacağına inandığı Türkiye Cumhuriyeti’ni başta gençler olmak üzere aziz milletine emanet eden liderin ölümü neden bu kadar önemli peki?

Sözü yine Ulu Önder’e bırakalım:

Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.

Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir şahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki lâzım değildir.”

Şüpheye yer bırakmayacak şekilde Atatürk madden, manen, fikren lokomotifi olduğu Cumhuriyet idealini kendi şahsının ürünü saymıyor, başarı ve itibarı milletiyle paylaşıyor, görünürde TEK ADAM olarak sürüklediği kuruluş dönemine rağmen iktidarın bir tek kişiye dayalı olduğu sistemin ülkeye fayda getirmeyeceğini ortaya koyuyor.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini de içine alacak şekilde asırlardır Türklerin tarih sahnesinde meclis, istişare, şura geleneğiyle öne çıktığını iyi bellemiş Mustafa Kemal daima Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisinden öne koymuştur. 

Bunun en büyük delili ise Kurtuluş Savaşı’nın kaderinin değiştiği 5 Ağustos 1921 tarihli TBMM toplantısıdır.  TBMM oy birliği ile Mustafa Kemal Paşa’ya Başkumandanlık Kanunu gereği olağanüstü yetkiler verdi.  Her sözü emir telakki edilecek, koşulsuz ve derhal uygulanacaktı. Gazi Mustafa Kemal her kulu yoldan çıkaracak bu olağanüstü yetkilerin üç ay ile sınırlı olmasını talep etmişti. Çulu, çarığı, atı, silahı olmayan ve kaçaklar nedeniyle mevcudu azalmış bir orduyu her türlü acil tedbiri alarak düşmanın karşısına çıkarma vazifesi ona aitti.   Her ne kadar o gün Paşa lehine kürsüden ateşli destek konuşmaları vardıysa da, girilen bu yolun sonu belirsizdi.

Mustafa Kemal’e tanınan olağanüstü geniş yetkiler üçer aylık sürelerle üç kez uzatıldı. Dördüncü uzatma konusu 20 Temmuz 1922’de TBMM’de görüşüldü. Orduyu sevk ve idare konusunda isabetli kararlarına rağmen Mustafa Kemal’in bir tür askeri diktatör, yerli Napoléon Bonaparte olacağını düşünenler dahi vardı.

Başkomutan

Mustafa Kemal TBMM kürsüsünde kendisine duyulan itimat için mebuslara teşekkür ettikten sonra sözlerine devam etti: “Kemal-i iftiharla ve büyük bir memnuniyetle arz ederim ki, bugün ordumuzun kuvve-i mâneviyesi en âli derecededir… Bu sebeple artık böyle bir salâhiyeti idame etmeye lüzum ve ihtiyaç kalmadığı kanaatindeyim” 

Başkomutan ordusunun manen en üst seviyede, madden düşmana denk olduğunu ilan ederek Tekâlif-i Milliye’den tam 11 ay sonra hedefe ulaşmış olarak olağanüstü yetkilerini iade etmeyi kendi önermiştir.

Her sözü emir telakki edilen, çevresinde “vur de vuralım, öl de ölelim” sadakat duygusunda güçlü figürler varken Türklerin en büyük mareşali neden elindeki olağanüstü yetkileri artık ihtiyaç kalmadığı için TBMM’ye iade etmiş olabilir.  Sözü yine Gazi Paşa’ya bırakmak lazım gelir:

Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.”

Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dahil işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana alimler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.”

Buraya kadar yazılanın özeti şu:   Mustafa Kemal ATATÜRK hükümdar, padişah, askeri diktatör olmasını bekleyenlerin aksine her şeye vakıf ve hakim kadir-i mutlak olmadığını, milletin çalışkan ve faydalı bir ferdi olmaktan öte bir paye aramadığını, kendisinden önde Meclis bulunduğunu, her ne başarmışsa HEP BİRLİKTE kotarıldığını anlatmış ve hayatını idealleri doğrultusunda halkına armağan etmiştir.

Henüz Cumhuriyetin 15.yaşında, 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yumar Ulu Önder, eserini tamamlayamamış her büyük sanatkârın talihsizliği onu da bulmuştur.  Eseri onu sevdiğini söyleyenlerin elinde eğilip bükülmüş, daha sonra onu sevmediklerini saklama gereği duymayanların insafına terk olunmuştur. 

Atatürk’ün cenazesi top arabası üzerinde

Kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Fırkası – CHF (bugünkü CHP ile uzaktan yakından alakası olmayan kurucu irade temsilcisi) 1 Haziran 1939’da yeni Tüzüğünü kabul eder.  Buna göre Türkiye Cumhuriyeti’nin müessisi Kemal ATATÜRK ebedi başkan, İsmet İnönü ise değişmez genel başkan olarak belirlenir.  Değişmez(?) genel başkan ancak vefatı, vazife ifa edemeyecek ağır hastalığı ya da istifası ile inhilal edilebilirdi.  Atatürk’ü TABU haline getiren ve hayatında arzu etmediği kutsal baba rolünü ona ilk biçen güya onu en çok sevenlerdi.  Peki ATATÜRK 1939 Kurultayı’nda olsa ne derdi, daha önce dediklerini hatırlayalım mı?

Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.”

Dolayısıyla CHF Atatürk’ü yaşayan bir ilericilik ve devrimcilik pusulası olarak kullanmak yerine aziz hatırasını mumyalayıp dolaba kaldırarak ilk büyük gaflete imza atmıştı.  Bugünkü CHP’nin o partiyle yalnızca isim benzerliğinden nasiplenmeye çalışan acayip bir organizasyon olduğunu hatta CHP kısaltmasındaki C harfinin artık Cumhuriyete tekabül etmediğini de bilvesile not düşmüş olalım.

Atatürk’ün yeri doldurulamaz boşluğunda II. Dünya Savaşı belasından İsmet Paşa’nın usta manevralarıyla uzak durmayı başaran ülke, maalesef başka sahalarda Cumhuriyet ikliminden uzaklaşıyordu.  1942’de Varlık Vergisi ile Türkiye gayrimüslim vatandaşlarına ağır ve haksız bir iktisadi ayrımcılık dayatıyor, sermayenin Türkleştirilmesi adı altında yeni salınan ağır vergileri ödeyemeyenler Erzurum-Aşkale çalışma kampına sürülüyordu. Cumhuriyet idaresinde demek ki herkese yer yoktu, sınıfsız toplum ideali makbul vatandaş sayılmayanları dışlama sevdasına dönüşmüştü.

1946’da Türkiye’de genel seçim yapıldı.  Daha önce çok partili hayata geçme denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.  1946’da seçimler akla, mantığa ve vicdana aykırı biçimde AÇIK OY & GİZLİ SAYIM esasına göre yapıldı ve tek parti olan CHF seçimi kazandığını ilan etti.  Oysa halk (seçmen) bu sonuçları asla içine sindiremeyecekti, Cumhuriyet fikrinin eşitlik ve adalet iddiası ağır zarar görmüştü.

1946 Seçimleri

1950’de Demokrat Parti %53,5 oy alarak tek başına iktidara geldi. İsmet İnönü liderliğindeki CHP %39,9 oy alabilmişti.  Oy farkının aksine TBMM temsilinde devasa fark vardı.  Demokrat Parti 416 sandalye kazanırken, kurucu iktidarın devamı CHP yalnızca 69 vekil ile temsil edilecekti.  Atatürk’e tesir etmeyen iktidar zehri Aydınlı toprak ağasını kolayca  yoldan çıkardı. Öyle bir ötekileştirme başladı ki, seçim kampanyalarında İsmet İnönü’nün asker kaçağı olduğu bile Anadolu’da kulaktan kulağa yayılacaktı?  1903 Kara Harp Okulu dönem birincisi topçu teğmen, 1906 Harbiye dönem birincisi yüzbaşı, Kurtuluş Savaşı Garp Cephesinin muzaffer Kumandanı Ferik (Korgeneral) rütbeli İsmet Paşa asker kaçağı ha?  Görülüyor ki Anadolu’daki cehalet ve yobazlık şeytanını Atatürk bile yenememişti.

İsmet İNÖNÜ

Yıllar içinde Başvekil Adnan Menderes rövanş için sırasını bekleyen bilenmişlerin temsilcisine dönüşecekti, öyle ki devlet radyolarında isim isim okunan Vatan Cephesi rezilliğine de imza atacaktı.  DP döneminin bir unutulmaz olayı da 6-7 Eylül 1955 saldırılardır.  Atatürk’ün Selanik’teki evine karşı düzmece bombalı saldırının kasıtlı olarak bir gazeteye servis edilmesiyle tetiklenen olaylarda İstanbul dışından da takviye edilen vandal sürüsü İstanbul’daki gayrimüslimlerin kiliselerine ve mezarlarına kadar saldırarak korkunç bir pogrom tezgahlamışlardı.  Sonuç olarak Rumlar, Yahudiler, Ermeniler kaç asırdır burada yaşamış olurlarsa olsunlar, ellerindeki nüfus kağıdı ne olursa olsun bu ülkede kendilerine yer olmadığını anladılar.  Çoğu gitti, giderken İstanbul yaşam kültürünü de yanlarında götürdüler, bize bugünkü garabet kaldı.  Cumhuriyet her vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlayamıyordu, Sünni müslüman, Türk ve devletine sadık olmayanın evine yas girerdi.

Halk Demokrat Parti’den yaka silkmişti ve muhtemelen 1961 seçimlerinde iktidar el değiştirecekti ama Türk Silahlı Kuvvetleri beklemedi, 27 Mayıs 1960’da yönetime el koydu.  Temsil ettiği sağ siyaseti güdük bırakan muhteris Adnan bey olarak tarihe geçecekken, idam edildiği için kült bir kahramana dönüşen demokrasi şehidi Menderes efsanesi böyle doğdu.  Cumhuriyet halkın idaresiydi ama asker müsaade ettiği kadar oluyordu demek ki…

Siyasi partiler fikir ve düşünceyi temsil eden organizasyonlar olmayı bırakıp sandıklarda blok oy almak için aşiretlerle pazarlık ederken, Cumhuriyetin hür irade kavramı ayaklar altına alınıyordu.

En kötü ve başarısız memurlar sürgün yeri olarak Doğu Anadolu’ya gönderildiğinde, Cumhuriyetin üvey evlatları olduğu yöre halkının yüzüne vurulmuş oluyordu.

Kanun gereği kapatılmış tekke ve zaviyelerin bakiyesi konumundaki tarikat ve cemaat yapılanmaları siyasetin manevi yönlendiricisine dönüşürken, Laiklik ilkesi kağıt üzerinde bir teferruata dönüşüyordu.  Cemaat yurtlarında kimi çocuklar intihar ederken, kimileri diri diri yanarken, bazıları taciz ve tecavüze uğrarken adaletin kör, toplumun sağır oluşu Cumhuriyet idaresinin başka bir yönü olan sosyal devlete güveni yıktı.

Süleyman Demirel’in deyimiyle “mütedeyyin vatandaşlar çocuklarını okula göndersin” diye açılan İmam Hatipler sayı olarak arttıkça, ihtiyacın çok ötesine geçtiğinde hem Tevhid-i Tedrisat Kanunu çiğneniyor hem de belli bir siyasi görüşün arka bahçesine dönüşmelerinin yolu açılıyordu.  28 Şubat kafasıyla başını örten kızların akademik özgürlük alanı olan üniversitelere alınmaması yeni bir yarılmaya yol açıyor, hem eğitim hürriyeti çiğneniyor hem de kızların mağduriyetinden ekmek yemek isteyenlere fırsat doğuyordu.

İzmir İktisat Kongresi’nde devletçilik ağırlıklı, hür teşebbüse kapıyı kapatmayan, eksikleri gidermek üzere üretim ve verimlilik hedefinden bahseden ekonomik yapı ithal ikameci ve köşe dönmeci modele evrilirken gelir dağılımı bozuluyor, alım gücü düşüyor, stratejik sektörler terk edilerek ekonomik bağımsızlık ideali yok ediliyordu.  Onca imkansızlığa rağmen Osmanlı’dan kalan 107,5 milyon altın lira borç milli borç 1928-1954 arası dek taksit taksit ödenirken bugün Cumhuriyetin pek çok kazanımı üç otuz paraya satılmasına rağmen bugün 475 milyar dolar dış borcumuz var.

12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye’de filizlenen bazı düşünce akımlarını ve sivil toplum örgütlerini tamamen yok etti.  Kenan Evren liderliğindeki askeri cunta sağ siyaseti epey biçerken, sol çizginin üzerinden adeta buldozerle geçti.  Bir tek siyasal islamcı akımlar neredeyse hasarsız atlattılar bu süreci ve siyasal islamcılığın iktidar yürüyüşü aslında 1980’de başladı.

“Cumhuriyet fazilettir” idealizminden “Benim memurum işini bilir” sırıtkanlığına 1983 seçimleriyle geçtik.  Köşe dönmeci, iş bitirici zihniyet Cumhuriyet’in devlet adabını epey törpüledi.  Tüketim toplumu olmanın yeni erdem kabul edilmesi, toplumdaki hırs ve hasedi farklı açılardan körükledi.  Vazifesini hakkıyla yapan namuslu insanların alay konusu olduğu bir dönemin kapıları ardına dek açıldı.

Bir zamanlar “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” döneminde Almanca, Fransızca, İngilizce ve Macarca konuşan 14 yaşındaki Nermin Budapeşte’deki Türk Büyükelçiliği’nin kapısına dayanıp “Benim babam Türk’tü. Ben Türkçe bilmiyorum. Türkiye’de okumak istiyorum. Param yok. Beni Türkiye’ye gönderin” diyebiliyordu.  Yıl 1935, Türkiye Cumhuriyeti büyükelçisi kıza tren bileti alıyor, cebine para koyup Ankara’ya gönderiyordu. Sahip çıkılan kızdan hocaların hocası Prof. Nermin Abadan Unat çıkıyordu mesela.  Hasan Âli Yücel önderliğinde 1948 yılında Harika Çocuk kanunu ile en yetenekli gençler Avrupa’daki en iyi imkanlara devlet eliyle ulaştırılıyordu çünkü Atatürk öyle yapmıştı.

Prof. Nermin ABADAN UNAT

Daha Cumhuriyet resmen ilan edilmeden 1923’te Avrupa’ya devlet bursuyla gönderilen genç Sadi’ye (Ord. Prof. Sadi Irmak) tren istasyonunda ulaştırılan telgrafında ne diyordu Gazi Paşa?:
Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz!”

Ağır çalışma şartları, hastanelerdeki şiddet olayları ve yetersiz gelir nedeniyle yurt dışına gitme yolları arayan genç doktorlarına ne dedi bu ülkenin lideri, “Giderlerse gitsinler”! KPSS sınavından yüksek not alan, mülakat tuzaklarında eleniyordu.  Kamu kurumlarında yasal staj yapmak için bile partinin tavsiye ettiği gençlerin şansı vardı.  Cumhuriyet liyakat üzerine kurulmuştu ancak yıllar içinde layık olan değil yandaş ve yalaka olanlara talih kuşu kondu.

Cumhuriyet artık kimsesizlerin kimsesi, genç yeteneklerin hamisi de değildi.  Cumhuriyet adamına göre muamelenin resmi adı olmuştu.

“Köylü milletin efendisidir” sözü hızla unutuldu.  “Tütün ekmeyin, haşhaş yasak” türevi dış baskılar, özelleştirme hamlesi ile gelen çöküş, topraksızlaştırılan çifti, emeğinin karşılığını alamayan hayvan sahipleri, kaybolan doğal kaynaklar derken bugün çiftçilerin çocukları topraktan uzak duruyor.  Atatürk Orman Çiftliği arazisindeki deneysel tarım ve hayvancılık pratikleri “bu araziyi nasıl yağmalarız” fırsatçılığına yenildi.  Köyden kente göçü başarı hikayesi olarak anlatan iktidarlar, Türkiye’deki şehirleşmenin büyük kentlere adapte olamamış çeperde mega köyler yarattığını hep inkar etti.

“Ankara’da hakimler var” diyebilme idealiyle yola çıkan Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında hukuk sistemi adaletten ayrıldı, kamu vicdanını tatmin etmeyen kararlar alındı.  Mahkemelerin iş yükü arttı, dava süreleri uzadı.  Adalet Sarayı inşa edenler Anayasa’daki şekliyle hukuk devletini bir türlü hatırlayamadı.  Yargı bağımsızlığı bitti, “Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyorum, saygı da duymuyorum” diyenler asrın lideri oldular.

Cumhuriyet kulların hanedana tabi olduğu dönemi bitirdi, yurttaşlık kavramını getirdi. Soy sop değil hak edenin ilerleyeceği rejimdi, Cumhuriyet en çok fırsat eşitliğiydi.  İslamköylü çoban Süleyman Demirel İTÜ’de mühendislik tahsili görüyor, Robert College mezunu Bülent Ecevit ile siyasette yarışabiliyordu.  Cumhuriyet olmasa Kayseri’de esnaflık yapmaktan öteye gidemeyecek Abdullah Gül beyefendi Exeter’de okuyup devletin en tepesine yürüyebiliyordu.  Cumhuriyet olmasa muhtemelen babasının dizinin dibinde Rize’den bile çıkamayacak R.Tayyip Erdoğan büyük dedesinin hayal bile edemeyeceği her makama gelebiliyordu. 

ERDOĞAN ve GÜL

Cumhuriyet en çok fırsat eşitliğinden uzaklaştı, bugün ailenizin parası yoksa iyi bir eğitim alamazsınız.  Bugün partide tanıdığınız yoksa kamuda istihdam edilmeniz istisnai bir durumdur. Bugün artık doğduğunuz mahalleyi aşmanız, anne babanızdan daha iyi bir yaşam standardına kavuşmanız pek ufak bir ihtimaldir.

Anayasanın 2.maddesine göre TÜRKİYE demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.  Hangisinden geriye ne kaldı? Yargı mensuplarının işaret ettiği ve rahatsızlık duyduğu rüşvet çarkı, sümüklü vaizin peşine takılıp yarım yamalak darbeye kalkışan üniformalı hainler, keyfe keder iptal edilen seçimler, kayyım atanan belediyeler, karma eğitimin bile günah diye tartışılmaya açılması, milletvekili seçilenin keyfi olarak hapishaneden salıverilmemesi, atanamayan öğretmenin inşaatta öldüğü sosyal devlet… Hangisini söyleyelim.

Bir cumhuriyet düşünün ki vatandaşları ülkelerinde neler döndüğünü mafya liderinden dinledi aylar boyunca. Siyasetçileri, gazetecileri alenen tehdit etti çünkü herkesin birbirine karşı açığı vardı. Başka devletlerden ricacı olundu botokslu mafyayı susturmak için. Bu mudur hukuk devleti?

İçişleri bakanı değişince birden daha önce dokunulmaz olan çetelerin üzerine gidiliyor, her yerden bir çete lideri fırlıyor, çete liderleriyle herkesin fotoğrafı çıkıyor, bazıları çetecilere “dava arkadaşımız” demekten utanmıyor. 

Yemin töreni ertesinde oy verenlerin unutulduğu milletvekilliği mesleğe dönüşmüş vaziyette.  Kiminin yalısı yatı, kiminin ihalesi fabrikası olabiliyor.  Bir bakan yönettiği kuruma kocasının şirketinden fahiş fiyatla mal satıyor ve yargılanmak şöyle dursun, makamından çiçeklerle uğurlanıyor.

2002-2022 yılları arasında Türkiye’de 2 trilyon 563 milyar Amerikan doları vergi toplanmış, 63,5 milyar dolar değerinde özelleştirme yapılmış.  Bu kadar devasa bir kaynak adil, ahlaklı ve akılcı kullanılsa ilkokul öğrencilerinin velilerinden çamaşır suyu ya da tuvalet kağıdı için bağış toplanır mıydı, SMA hastası çocukların aileleri üst geçitlerde bağış dilenmek zorunda kalır mıydı, devlet üniversite öğrencilerinin yurt ihtiyacını çözemez miydi?  Oysa deprem vergileri nerede diye sorgulandığında “bizim bunların hesabına vermeye vaktimiz yok” diyen zihniyet artık revaçta!

YURTTA SULH CİHANDA SULH ilkesi ve genç Türkiye’nin dış politikası nedense çekingenlik ve zaaf zannedildi.  Bu ülke komşusu Suriye’deki iç savaşı açıkça tahrik etti, diktatör Esad karşısında birtakım kılıksız adamları destekledi, ateş büyüdü ve sonunda milyonlarca çaresiz insan güney sınırlarımıza akın etti.  “Şam’daki Emevi camiinde namaz kılacağız” diye çıkılan yolun sonunda bugün sayısı bilinmeyen bir sığınmacı kitlesi Türkiye sınırları içinde ve onları Avrupa Birliği karşısında pazarlık kozu olarak kullanma hevesindeyiz. Kayıt dışı istihdamı seven patronların sömüreceği bir kitle olarak da elimizin altında tutuyoruz ama nasıl bir sosyal patlama riskinin üzerinde oturduğumuzu kimse bilmiyor.

Tüm bu laçkalaşma, gevşeme, gerileme ve çürüme bu uzun yazının en başında ATATÜRK’ün dile getirdiği ve kaçınmaya çalıştığı TEK ADAM düzeninde ivme kazanmaktadır. 

1920’lerde “Tek benim sözüm muteberdir, şahsım dışında makam yoktur” dese binlerce kişinin “emrindeyiz Paşam” diyeceği Mustafa Kemal’in milli iradeyi TBMM’de topladığı, her kararı tartışarak aldığı, olağanüstü başkumandanlık yetkilerini dahi üçer aylık onayla kullandığı unutuldu. 

Tarihimizde şura, istişare, meşveret, meclis… türlü adlarla maruf tüm siyasi katılım mekanizmaları terk edildi. Yeni saltanat tesis edilirken, tüm denge / denetleme mekanizmaları yok edildi. Saltanatta ULUSAL EGEMENLİK modeline geçmiş ülke, 16 Nisan 2017’de mühürsüz zarflar ve işbirlikçi çapsız muhalefet eşliğinde başka bir saltanata dümen kırdı!

Türkiye TBMM’de doğmuşken şimdilerde yürütme üzerindeki kontrolü tamamen kalkan, kanun yapma yetkisi kararnamelerle çalınan, bütçe bile onaylayamayan göstermelik bir parlamento var artık.. Bugün TBMM 600 vekile ve yüzlerce memura boşa maaş ödenen, millete derman olamayan kuru bir binadan ibarettir.

23 Nisan 1920’de halkı sömürenler milli iradenin tecelli edeceği MECLİS’le tasfiye edildi. Şimdi hilafet kokulu yeni neo-Osmanlıcılığı meşru göstermek dışında vasfı olmayan meclis var.

TÜRKİYE bir dönem ekonomik çıkarları ve askeri güç dengeleri gereği BATI bloku yanında saf tutarken, bugün ümmetçi hayaller, şahsi servetler ve dış baskılar ile nereye savrulacağına karar vermeye çalışıyor.  “Bu can bu bedende oldukça….” diye başlayan her cümle öyle ya da böyle sonunda boşa düşüyor.   Mukayeseleri sevmem ama ATATÜRK cumhurbaşkanı iken Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki konsolosluk binasında vahşi bir cinayet işlense ve cesedi yok etseler ne olurdu?  Meseleyi mesele etmeyip üzerini mi kapatırdık, yoksa Vahhabinin ipliğini pazara çıkarıp bedel mi ödetirdik?

Sözün özü, Atatürk’ün fani bedeninin toprak altına girmesiyle birlikte aşınmaya ve ilkeleri sulandırılmaya başlayan Cumhuriyet 1950’ler ile birlikte rövanşist zihniyetin taarruzuna maruz kalmış ve özellikle son 20 senede kurucu değerlerinden ve rotasından tamamen uzaklaşarak şahsa münhasır tanımsız bir idareye dönüşmüştür.

1923 yılından bu yana 100 sene geçmiştir ama Cumhuriyet’in 100 yaşına ulaştığı dev bir soru işaretidir.

Bugün Cumhuriyet’in 100. Yılını kutlamamak için her bahaneye sığınılmaktadır ve şunu da tespit edelim AKP epey talihli bir organizasyondur.   Bir zamanlar içtikleri su ayrı gitmeyen The Cemaat ile dershane rantı üzerinden kapıştıktan sonra Pensilvanya’da yuvalanan alçakları önce Paralel Devlet sonra FETÖ olarak ilan ettiler.  Başkanlık sistemi yeterli kamuoyu desteğini alamamışken 15 Temmuz 2016 ihaneti birden ülkedeki iklimi değiştirdi. 15 Temmuz siyasette kartların yeniden karılmasına sebep olmuş ve Cumhur ittifakının temelleri atılmıştır.  Hemen ardından Nisan 2017 referandumu ve 9 Temmuz 2018’de ilk Cumhurbaşkanlığı kabinesi…

2019 yılında ekonomide alarm zilleri çalarken 2020 yılı başında Coronavirus mazereti yetişmiştir. Ekonomi toparlanamazken 6 Şubat depremi 100 milyar dolarlık zarar bütçesiyle yeni bir mazeret olmuş, yeni vergilerin de kapısını açmıştır.  29 Ekim 2023 kutlamak içlerinden gelmezken, Hamas’ın İsrail’deki sivillere saldırısı, karşılığında İsrail’in ölçüsüz devlet terörü ile Gazze’deki masumlara ölüm yağdırması ile yeni bir mazeret daha elde edilmiştir.

Fakat her türlü HAMAS’et ardında Cumhuriyetin nimetlerinden sonuna dek faydalanmış ama Devrimsiz Atatürk / Atatürksüz Cumhuriyet hedefine uygun çalıştığını hiç de gizleme ihtiyacı duymayan bir iktidar vardır. 

100 yıllık reklam arası da diyen çıkar mı acaba ???

Cumhuriyetçilik değil sandıkçılık, Milliyetçilik değil ümmetçilik, Laiklik değil İslamcılık, Devrimcilik değil emperyal hayalcilik, Halkçılık değil “biz ve onlar kamplaşması” artık geçer akçe olmuştur. Dahası 80 yılın ziyan edildiği ve tüm kazanımların son 20 yıldaki olağanüstü başarılara dayalı olduğunu iddia eden sahte, boş ama bir kısım seçmeni tavlayan anlatı söz konusu… Propaganda makinesi öyle büyük ki, başka bir ülkede ayıbın büyüğü olarak nitelenecek hikayeleştirme bizde seçim malzemesi oluyor.

https://www.yuzuncuyil.gov.tr/YirmiYil

Türk milletinin Cumhuriyet idealine ve kurucu değerlere ne kadar sahip çıktığı, dahası bunları ne kadar anlayıp içselleştirdiği ise ayrı bir tartışma konusudur. Kanımca -sarı saçlım mavi gözlüm- seviyesindeki basmakalıp Atatürkçülük de, sebebi belirsiz, boş ezbere ve fitneye dayalı Cumhuriyet karşıtlığı da aynı bilgisizlikten doğmaktadır.

Son sözü tarihin hep haklı çıkardığı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir kez daha yanılmaması temennisiyle NUTUK’taki son sözlerine bırakalım.

Mustafa Kemal ATATÜRK askeri manevraları izlerken

“…Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Havalanan Uçak ile Batan Geminin Panoraması

Bu yıl değişen kulüp tüzüğü gereği mali yıl artık takvime değil sportif döneme özgü izlenecek.  Kulübümüz de tıpkı futbol şirketleri gibi her yıl 1 Haziran günü mali yıla başlayıp ertesi senenin 31 Mayıs’ında yılı kapatacak.  Bu değişimin doğal sonucu olarak olağan mali genel kurul toplantıları artık Mart ayında değil sonbaharda yapılacak.  14 Ekim 2023 günü gerçekleşecek toplantı da geçişe tanıklık edecek ara dönem olan 1 Ocak-31 Mayıs 2023 arası 5 aylık faaliyet ve hesapların sunulması amacını taşıyor.

Tam bu noktada sportif sezonlara dayalı gelir gider dengesinin konsolide takip edilmesi ve mali yılların eşitlenmesi gerekliliğini ilk kez dile getirenlerin ve bunun için epey uğraşanların başında gelen İstanbul Sanayi Odası eski başkanlarından Kulüp Divan üyemiz Sayın Hüsamettin Kavi’yi rahmetle anmak isterim.  Olgun tavrı, nezaketi ve bilgeliğinden çok istifade etmiştim, kendisiyle olan sohbetlerimi özlüyorum.

Galatasaray Spor Kulübü üyelerine faaliyet kitapçığını ve mali sonuçları online platformda sundu.  Bu konulara ilginin giderek azaldığını net biçimde gözlemliyorum, dolayısıyla raporları bihakkın inceleyen pek az üye olduğuna eminim.  “Merakı olup incelemeye vakti olmayanlar için Galatasaray’ın 5 aylık performansı ve son dönemdeki gelişmeleri ele almaya niyetlendim” demek isterdim ama aslında bunlar benim kendime notlarım, zamana yenilmemek ve unutmamak için… Herkesin kendi kahramanlık hikayesini anlattığı ve alkış beklediği dönemde sapla samanı, propaganda ile hakikati ayırmak için yazıyorum.  Yazdıkça hatırlıyorum, hatırladıkça benzerlik ve farkları görüyorum, gördükçe anlıyor ve sorguluyorum.  Bu da hafızayı ayakta tutuyor, muhakemeyi güçlendiriyor.  Manipülasyona müptela kitlelerin kalabalık gürültüsü içinde, dingin bir köşe yaratma çabası da denebilir.  Geçmişi unuttuğumuzda yakınımızdaki tehlikelerin farkında olmayız ve kaybedeceğimiz bazı şeyleri geri almamıza zaman müsaade etmez.

Konumuza dönecek olursak futbol topunun kale çizgisiyle olan fırtınalı aşkı algılarımızın ayarlarıyla her zaman oynuyor.  Galatasaray profesyonel futbol takımı sezona gayet iyi başladı. Ligin ilk 8 maçında 2,75 puan ortalamasıyla gidiyoruz.  Ön elemeleri kazasız belasız geçip ait olduğumuz UEFA Şampiyonlar Ligi A grubuna demir attık.  Old Trafford’da (The Theater of Dreams) alınan galibiyetle keyfimiz yerinde, nazar değmesin.  Üstelik takım maksimum performansına ulaşmadı henüz, gidecek yolumuz varılacak menzilimiz var çok şükür…

Profesyonel futbol Sportif A.Ş. bünyesinde yönetiliyor, Süper Lige GALATASARAY A.Ş. olarak tescilliyiz.  14 Ekim günü ise Kulübün (Derneğin) üyeleri toplanacak ve oy vererek iş başına getirdikleri yönetimin performansına bakacaklar.  Dolayısıyla önceliğimiz üyesi olduğumuz Galatasaray Spor Kulübü olacak, bakalım 2023 yılının ilk 5 ayında neler yaşanmış.

Maalesef yazının girizgahındaki ılıman iklim burada sona eriyor, buradan sonraki satırlarda winter is coming…

Galatasaray SPOR Kulübü (DERNEK) bu yılın ilk 5 ayında tam 196.585.058 TL Brüt Zarar yazmış.  Brüt zarar kabaca malı satış fiyatınız ile maliyetiniz arasındaki fark diyelim.  Kar-Zarar tablosunun daha ilk satırında patlıyor bomba!  Geçen yılın 12 ayında 106 milyon TL brüt zarar varken, bu yıl ilk 5 ayda %85 daha fazla zarar var.  Bu verinin içinde futbol yok, faiz / finansman gideri yok, yatırım maliyeti yok, genel yönetim giderleri yok.  Futbol dışı branşlarda sahaya çıkmak üzere takımlar kurmuşuz, teknik kadrolara ödemeler yapmışız, amortisman benzeri giderler doğal olarak mevcut ve karşılığında gelir elde etmişiz.  Fark (-) 196,5 milyon TL.  Akıl alır gibi değil, spor yapmamışız da parayı sobada yakmışız gibi bir netice var ortada.

Elbette kulübün genel yönetim giderleri, başka diğer giderleri de eklenince esas faaliyet zararımız 269,7 milyon TL.  Sadece 5 ayda bu zarar? Geçen yıl 12 aylık zararı beş ayda 59 milyon TL sollayıp geçmişiz. 

Yatırım faaliyetlerinden gelirler yani sporla ilgili olmayan değerlemeler ya da yatırım dönüşleri eklenince tablo hafiften düzeliyor.  Üzerine geçmiş yıla nazaran çok ağır görünmeyen finansman gideri ekleniyor.   Beş aylık dönem zararı 105 milyon TL’ye iniyor!  “Bu beş aylık dönemde döviz kuru bizi perişan etmiştir” ezberine sığınmak isteyenlere kötü haber, 1 Ocak-31 Mayıs arası döviz ortalama %9 yükselmiş.

Gelelim BÜTÇE konusuna.  Yönetimler her sene genel kurula bütçe getiriyor ve onaylatıyor.  Genel kurulda genelde ezbere kalkıyor eller zira bütçe üzerine kafa patlatmak yorucu…

Şimdi biraz geriye dönüyoruz, 30 Temmuz 2022… Yeni göreve gelen Sn. Dursun Aydın Özbek başkanlığındaki yönetim bütçesini sunuyor, akabinde geniş yetkiler talep ediyor. Bu satırların yazarı kürsüde temelde şu mesajları veriyor dinleyen maksimum 428 kişiye.

  • Bütçe ve planlama konusunda merkezi bir disipline ve olgun geleneklere sahip değiliz
  • Hazırladığınız bütçe kalemleri arasındaki sapmalar ve değişimler, bütçe varsayımları hakkında hiçbir bilgi vermemişsiniz
  • Devraldığınız bütçe 40 milyon TL eksiyle gidiyor, bunu düzeltmek en azından izlemek için elinizde yöntemler var.  Lütfen gayretle takip edin, bu açığı kapatmaya çalışın
  • 2019, 2020 ve 2021’de bu kulüp faaliyetinden zarar etmemiştir, sportif faaliyeti finanse etmek için yeni borç almaya gerek duymamışlardır.  Lütfen bu disipline geri dönün.
  • Hazırladığınız bütçenin tutmama ihtimali gayet kuvvetlidir! Lütfen ay ay, hafta hafta takip edin.  İşin ucunu bir kaçırdınız mı sonu felakete varır.
  • Destek faaliyet konumundaki şirketler zarar edemez, bunlarla ilgili derhal net karar alınmalıdır.
  • Döviz cinsinden harcama yaparken çok hasis davranın, ülkenin makro dengeleri alarm veriyor, kurun nereye gideceği belirsiz.

Ben Albus Dumbledore ya da Nostradamus değilim, ailemde müneccim de yok.  Kahin ekonomist Nouriel Roubini olma iddiam da olamaz ama yine de bir bakalım neler olmuş.

Bütçenin gelir tarafında yılın ilk 5 ayı için Kulüp Merkezi ve ADA sayesinde 3,3 milyon TL gelir fazlası yaratmışız, ki bu güzel haber.  Detaya indiğimizde amatör branşlarda hesaplanan %5 eksik gelir var ama bu kontrol edilebilir seviye olarak kabul edilmelidir.

GİDER tarafında ise durum hiç iç açıcı değil.  Bütçelenenden 23,3 milyon TL fazla gider yapmışız.  Sportif branşlar ilk 5 ayda bütçenin %16 üzerinde harcama yaparken, giderleri rahat takip edilecek spor okullarında mesela %30 sapma söz konusu.

Yani ilk 5 aya bakıldığında faaliyetler özelinde değerlendirirsek bütçe tutmamış. 

Elbette 11 Ekim 2023 tarihli divan kurulunda Levent Yaz’dan bayrağı devralan muhasip üye Sn. İsmail Sarıkaya bütçeyi başka türlü takdim etti.  Yukarıda belirtildiği üzere kur farkı beklenenden az gerçekleştiği için, faizler de anılan dönemde raydan çıkmadığı için genel kurula onaylatılmış 358 milyon TL yerine 352 milyon TL zarar ederek bütçe dahilinde gittiklerini söyledi.  Teknik olarak söylediği doğrudur ama bakış açısı sağlıksız ve tehlikelere açıktır.  Kulüp yönetimleri hükümleri altında bulunan operasyonun / faaliyetin dizginlerini ellerinde tutmalılar.  Zira döviz kuruna global finans piyasaları, politika faizine siyaset karar veriyor. O alanda herhangi bir tesirimiz yok, ülkenin tamamı gibi aynı alamete binmiş seyir halindeyiz. Üstelik yerel seçimden sonraki içerideki acı reçete beklentisine ek olarak bölgesel gerginliklerin petrol arzına etkisi, varil başına fiyatların artışı, bunun Türkiye’nin cari açığına dolayısıyla döviz talebine etkisi derken enflasyonla birlikte kur riski halen açık yara gibi…

Konsolide verilere de bakalım.

Üyelerimizin alkışlarla ve büyük beğeniyle ibra ettiği 2022 yılı 1 milyar TL toplam faaliyet zararıyla kapanmıştı.

2023 yılı ilk beş ayında Galatasaray Spor Kulübü ve tüm iştirakleri toplamda 799 milyon TL faaliyet zararına ulaşmış!  Sayın İsmail Sarıkaya bu veriyi yine Divan’da aktarırken taşınmazların yeniden değerlemesiyle ulaşılan gelirleri referans göstererek dönemi aslında kârlı kapattığımızı söylüyor.  İfade teknik olarak yanlış değil ama biz faaliyetimizden cayır cayır zarar ettiğimiz sürece manası yok.

Örneğin futbol şirketimiz Sportif A.Ş. yılın ilk 5 ayında 581 milyon TL dönem zararına ulaşmış.  Referans açısından geçen yıl 12 ayda 609,8 milyon TL zarar edilmişti.

Üzerine fırtınalar kopan, resmi hesaplardan kişisel husumetlerin püskürdüğü Galatasaray Mağazacılık A.Ş. yılın ilk 5 ayında 257 milyon TL ciroya karşılık sadece 2.590.239 TL kâr elde edebilmiş.  2022 yılını da üzerine koyduğunuzda 17 ayda toplam 19,9 milyon TL kâr var ortada. 17 ay boyunca kocaman bir organizasyon, değerli bir marka çalışıyor.  Personel, yatırımlar, kampanyalar, siparişler, satışlar, mesailer, tasarımlar, lansmanlar ve bize kalanla İstanbul Levent’te 1+1 rezidans dairesi alabiliyoruz.

Bu performans üzerine ne başarı hikayeleri anlatılıyor, “Dönemimizde 355 milyon TL EBITDA yarattık” diyor istifa eden ekip ama resmi verilerde bu meblağın izini süremiyoruz.  Perakendecilik şirketimizin geleneksel ciro / kâr denklemine baktığımızda bunun olabilirliğini nasıl tarif edelim.  ARZU Film prodüksiyonu Neşeli Günler filminden unutulmaz bir sahnede Şener Şen pazarlama dehasını şu cümleyle taçlandırır.  “Ürünlerimizi İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, Taçsız Kral Pele, Beckenbauer, kaleci Maier, Nadia Comaneci, Brigitte Bardot hatta Fenerbahçeli Cemil kullanıyor.”  Hesap oraya çıkıyor. Oysa gerçekten çok başarılı olduklarını düşünüyor ve emeklerinin ziyan, ortaya çıkardıkları değerin zayi olduğuna inanıyorlarsa; twit atmak yerine kapsamlı bir faaliyet raporu ortaya koyar ve dönemlerinde olan biteni anlatırlardı. Ellerinde iyi örnek de vardı üstelik, 2021’de görevi bırakan yönetim perakendecilik faaliyetiyle ilgili 60 sayfa gayet güzel bir çalışmayla veda etmişti. Sorardınız mesela o dönemden Kaan Kançal’a, anlatırdı yaptıklarını.. o kadar da zor değil?

Mağazacılık şirketinden istifa edenlerin gizli bir ajandası var mı bilmem, içinden çıktıkları yönetimi topa tutmak için mühimmat biriktirmişler midir ilgilenmem ama üslup şık değil, bireysel serzenişlerine kulübün resmi mecrasını alet etmeleri çok ayıp… Gerçekleşmemiş verileri uluorta paylaşıp manipülatif bilgiyi dağıtıma sokmaları riskli… Birtakım iddialar ileri sürüp “buradan istifa ettim ama diğer görevlerimde kalıyorum” demek ise gülünç!

İstifa demişken, Sn. Levent Yaz’ın istifasındaki iddia daha kayda değerdi.  Bazı iştiraklerin bütçelerinin yönetim kuruluna gelmediğini, talep edilen kimi açıklamaların yapılmadığını söylemişti.  Buradaki tahminlerim daha kırıcı olur ve Galatasaray’a zarar verebilir, konuyu burada kapatmış olalım.

30 Temmuz 2022’de GSTV’yi örnek vererek net bir görüş ortaya koymuştum. Galatasaray faaliyetinden zarar etme defterini kapatmalıdır ama herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Ana faaliyete destek konumundaki bu operasyonlar ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir. 

GSTV yılın ilk 5 ayında 408 bin TL ciro yapmış ve sıkı durun 11,5 milyon TL zarar etmiş.  Geçen yıl 12 ayda 6 milyon TL zarar etmişti, bunu neredeyse ikiye katlamış 5 ayda.  Software yatırımı olmuş, kablolama yapılmış.  Herhalde bu maliyetlerden ötürü zarar söz konusu çünkü personel tablosuna baktığınızda şirketin sıfır çalışanı görünüyor.  Toplam 5,7 milyon TL değerinde varlığı olan şirket, özgün içerik üretmekte zorlandığı ve reklam geliri elde edemediği TV kanalını inatla web ve mobil platformda faaliyet gösterecek şekilde dönüştürmediği için para kaybetmeyi sürdürüyor.  Bu şirketin yönetim kurulu üyelerine sormak isterim, “ne yaptığınızın ve buna değmeyeceğinin farkında mısınız?”

Kulübümüzün Sportif A.Ş.’ye olan borcu 2.172.877.394 TL’ye ulaşmış.  Önceki yönetim dönemlerinde her ay Divan kurulu kürsülerinden didik didik sorgulanan bu meblağ, Sayın Özbek seçildiğinden beri konuşulmaz oldu.  Sebebi çok açık, eskiden eleştirenlerin artık oy verdikleri yönetimi sıkıştırmak istememesidir.  Adamına göre muamele ve çifte standart Galatasaray’a fayda getirmez, bu notu da eklemiş olalım. 

31 Aralık 2021’de idari personel sayımız 432 iken 31 Mayıs 2023’de 480’e yükselmiş. Bu artışın gerekçelerine dair veri yok elimizde ancak çalışanların becerileri, yetkinlikleri ve aidiyetleri sürekli izlenmelidir.  Çalışanların mutlu ve verimli çalıştığı bir organizasyon olma hedefinden ayrılmamalıyız. Bununla birlikte sürekli artış gösteren kıdem tazminatı ya da kullanılmamış izin karşılıkları maliyet kalemi olarak kontrol altında tutulmalıdır.  Eminim ki grubumuzun İnsan Kaynakları Direktörlüğü bu konuyu parametrik olarak ele alıp inceleyecektir.

Güzel şeylerden de bahsedelim, en azından okuyanlara moral olsun.

Finansal yeniden yapılandırma anlaşmasının ödemesiz dönemi 31 Mayıs 2022’de sona ermişti. 2023 yılı Şubat ve Mayıs aylarında faiz ödemeleri anlaşma kurallarına uygun olarak yapılmış.

Bilindiği üzere Florya’da bize ait olmayan 40 dönüm araziyi bedelini ödeyerek satın aldık. Bu doğru bir operasyondu, krediyle yapılan bu alışverişten kaynaklı borcumuzu da ödemişiz.  Hatırlanacak olursa Florya’daki tapulu mülkümüzü Emlak Konut’a bedeli mukabili devretmiştik. Gelir paylaşımı işbirliği gerçekleşmeyince faiziyle / masrafıyla ödeyip tapulu parseli geri almıştık.  O dönemin yönetimi yerden yere vurulmuştu, “proje bütünlüğü bozuldu” denmişti.  Oysa şimdi geri alım sayesinde üzerine bize ait olmayan 40 dönümü daha alarak çok daha verimli bir projeye yürüyoruz. 

Bu operasyon için kullandığımız 1.085.000.000 TL krediyi TL Ref +5,5 faizle kullanmışız.  Bankalar konsorsiyumu ile yapılan ve beğenilmeyen yeniden yapılandırma anlaşmasının faizi TL Ref + 1,5 idi.  Yeniden tespitle sormuş olalım: GSRAY Sportif A.Ş. ayarında yıllarca zarar etmiş, öz sermayesi erimiş, belirsizlikler içinde, uluslararası risklere tabi, profesyonelce yönetilmeyen başka bir şirket bu koşullarda bankayla borç yapılandırma anlaşması yapabilir miydi?  Bankanın kapısından bile geçemezdi.  Bu anlaşma kamu otoritesinin, hükümetin, devletin (adına ne derseniz) kulüplere sağladığı ciddi bir imkan ve imtiyazdı.  Politika faizi ısrarla düşük tutulduğu dönemde çok avantajlıydı, bugün %30 politika faizine rağmen halen avantajlı sayılır zira bulabilirseniz eğer ticari kredi faizleri %45’lerden %60’lara varan maliyetlerdedir.  Artı değer üreten stabil bir gelir modelimiz olsa TL cinsinden anlaşmada kalmak aşağıdaki geri ödeme tablosuna ve enflasyonist beklentilere göre halen iyidir ama bir seferlik yüksek nakit girişi olacaksa borçları kapatıp çıkmak da iyi bir opsiyon olacaktır.

Uzun yazımızın son bölümünü Sportif A.Ş’nin bize gösterdiği yeni ufuk çizgisi ve Sayın Erden Timur’a ayırmak isterim.

Sn. Timur Nisan ve Eylül aylarındaki Divan Kurulu toplantılarında futbola dair vizyonu ve hedefleri ortaya koyan iki güzel sunum yaptı.  Bireysel olarak bu konuya çok odaklandığı, pek çok kişiden fikir aldığı ortada.  Böylesi çalışmaları seven ve destekleyen biri olarak beğendiğimi söylemeliyim, hemfikir olmadığım birkaç nokta olsa da ortaya bir strateji koymak başlı başına bir ileri adımdır.  Eksik olan ise futbola dair bir strateji çizilmeye çalışılırken, Galatasaray Spor Kulübünün diğer branşları hakkında böyle bir çalışmanın var olmaması, en azından üyelerle paylaşılmamasıdır.  Divan üyelerinin futbol sunumunu alkışlarken “üyesi olduğumuz kulübün diğer branşları nasıl bir yol izleyecek?” diye sormaması da bu kurulun artık Galatasaray’a yön gösteremediğinin delili mahiyetindedir. FUTBOL kendine bir yol haritası çizip defineye ulaşmaya çalışırken, Dernek bulunduğu yeri daha derin kazmakla meşgul gibi.  Kulüp yönetimine seçilmiş olanlara hatırlatmak isterim, sizin ilgi alanınız voleybol, kürek, atletizm, basketbol veya yelken olmalıdır.  Futbol Sportif A.Ş. bünyesindedir, doğru yere odaklandığınızdan emin olunuz!

Tam bu noktada gayet sakil şekilde sürdürülmeye çalışılan atanmış-seçilmiş tartışmasına girelim.  Bir kere kör kıskançlık ile bir yere varılmaz, haset ederek kendi kaderinizi güzelleştiremezsiniz.  İkinci olarak seçilmiş, atanmış hatta dışarıda kalan olarak GALATASARAY’a hizmet etmenin türlü yolları ve dereceleri vardır. Bir taşı şuradan alıp oraya koyana müteşekkir olunmalıdır.  Hele ki mevcut yönetimi sevenler ve destekleyenler Erden Timur’u “atanmış” diye kendilerince küçümsüyorlarsa, bilsinler ki seçimi Erden Timur sayesinde kazandılar.  Hatırlayınız, kampanya döneminde çok akıllı bir strateji ile başkan adayı mevzi gerisine çekildi.  Kampanya sözcüsü konumundaydı Erden Timur, seçmen hem onun basketbolda yarattığı olumlu havaya hem kampanya dönemindeki samimi heyecanına hem de gayrimenkul projelerinde işler yürürken deneyimlerini Galatasaray lehine kullanacak olmasına oy verdi.  Erden Timur’u atanmış diye eleştirenlere soru, Erden bey karşı listede yer alsa bugün kulüp başkanı kim olurdu?  Yaratılmak istenen ayrım manasız olduğu kadar hafızaların da ne kadar zayıf olduğunun göstergesi…

Sayın Erden Timur Eylül ayında Kemerburgaz tesislerimizin şantiyesinde yapılan Divan toplantısında bir sunum yaptı ve inanılmaz şeyler anlattı.  Ortalama 75-80 milyon Euro iş hacmi yaratan Sportif A.Ş’nin 2023-2024 mali yılını 218 milyon EURO ciro ile yani yaklaşık 6,3 milyar TL ile kapatmasını beklediklerini söyledi. Avrupa’nın en büyük 20 kulübü listesini zorlamak anlamına geliyordu bu söylem.

Türk futbol şirketlerinde 2 milyar TL barajı geçen mali yıl Fenerbahçe tarafından 2,06 ile aşılmıştı.  Şimdi biz 3-4-5 pas geçip 6 milyar liranın üzerine çıkacaktık. Dünya rekorlarını birer santim geliştiren Sergei Bubka gibi değil de, ağırlıkları beşer onar artıran Naim Süleymanoğlu gibi olacağız anlamına gelir bu.

İşaret ettiği içinde bulunduğumuz mali yılın ilk çeyrek sonuçları da KAP üzerinden yeni açıklandı.  Öncelikle hasılat (ciro) infilak ederek 1,488 milyar TL’ye gelmiş.  Müthiş bir performans bu, bir önceki yılın aynı dönemine nazaran 5 kattan fazla bir meblağdan bahsediyoruz. Faaliyetten kaynaklı 200 milyon TL kâr, geçen yılın aynı dönemine göre yüklü bir faizi kazancımızdan ödemişiz yani borç ödemek için borca girmemişiz ve dönem 98 milyon TL kâr ile kapanmış.  Brüt zarar döneminden pozitif EBITDA’ya geçmişiz. Çok sevindirici gelişmeler, devamı da gelsin diyoruz.

Örneğin Fenerbahçe Futbol A.Ş. bizim 200 milyon TL faaliyet kârına karşı, (-137) milyon TL zarar yazmış ancak bonservis satış gelirine 1 milyar TL’nin üzerine rakam yazınca dönemi muazzam bir performansla tamamlamışlar.  İlginç olan Şampiyonlar Liginde mücadele eden lig şampiyonu Galatasaray’ın mağazacılık geliri Haziran-Ağustos arası 3 aylık dönemde Fenerium’dan biraz geride kalmış. (438 milyon TL’ye karşılık 405 milyon TL) 

Bu arada spor kulüplerinde gelirler üzerindeki dönemsellik ilkesini de unutmamak gerekir. Diyelim ki sezonluk 1 milyar TL geliriniz, 1 milyar TL de gideriniz olsun. Buna rağmen gelirin düşük, giderin yüksek olduğu çeyreklerde nakit akışını yönetmekte zorlanır ve kredi arayışına girersiniz. Örneğin yaz mevsimi bereketlidir, peşin oyuncu satmışsanız gelirini bilançoya yazarsınız. Kombineler satışa çıkar, seyirciler size kaynak aktarır. Turnuva katılım bedellerinin bir kısmı ödenir. Geçmişten bir örnek, 2019-2020 ilk 3 aydaki dönem kârı 79,5 milyon TL idi ve aynı dönemin hasılatına oranı %37’nin biraz üzerindeydi. Dönemin Euro/TL’nin kuru ise 6,45.

Eylül ayında Kemerburgaz’daki divan toplantısında hedeflenen 218  milyon Euro toplam iş hacmi içinde 121 milyon Euro commercial revenue (ticari gelir) ve 53 milyon Euro matchday income (maç günü geliri) olacağını da kırılım olarak gösterdi.  53 milyon Euro stadyum gelirini de çok iddialı bulmakla birlikte esas önemsediğim konu ticari gelirler oldu.  Türkiye’de maddi getiri yalnızca sportif başarıya endeksleniyor, oysa marifet top çizgiyi geçmezken bile yaratıcı fikirler üzerine bina edilmiş sağlam iş modelleri ile sürdürülebilir gelir elde etmektir.

Ticari gelirden ne kastediyoruz?  Kabaca bakarsak markalı ürün ve hizmet satışları, sponsorluklar, isim hakkı gelirleri, reklam gelirleri, third party proje gelir payları vs. gibi kalemleri kapsıyor.  121/218 dengesine baktığımızda hedeflenen muazzam gelirin yaklaşık %56’sı ticari faaliyetlerden elde edilecek anlamı çıkıyor. 

Oransal değerlendirildiğinde Avrupa’nın ilk 20 kulübü arasında yer alan Atletico Madrid ve Inter’den fersah fersah daha iyi skor. Sıkı durun Juventus, Arsenal, Chelsea’den de iyi bir oran.  Real Madrid bile toplam gelirinin %45-%50’sini ticari gelirden elde ediyor.  Peki %56 ile kim rakibimiz… On yıllardır Deutsche Telekom, Audi, Allianz, adidas gibi devlerle nikahlı yaşayan kusursuz işletme Bayern München!  Türkiye’de yayın gelirlerinin diğer beş büyük lige göre çok geride olmasının bu oranda etkisi olsa da 121 milyon Euro ve %56 ticari gelir payı inanılmaz…
Herkesin heyecanlandığına eminim ama bu tutarın kırılımını kalem kalem görmek isterim.  İçinde gayrimenkul kökenli bir gelir var mı, futbolcu satışlarından elde edilecek gelir nerede gösterilecek, onları anlamak önemli.  O detaylı kırılımdan ve gerçekten sadece tarife uygun ticari gelirlerin dahil edildiğinden emin olmadan benim için bu meblağ “inanılır” seviyenin epey üzerinde… 121 milyon Euro bir sezonluk performans olarak realize olsa bile Erden Timur’a teşekkür edilmelidir, takdirde bonkör davranılmalıdır. Hele ki “bu başarılı çizgi sürdürülebilir mi?” sorusunun cevabı sportif başarıyla direkt bağlantılı olmayan ticari gelirlere dayanarak “EVET” olarak gelirse kapasite olarak artık başka bir lige çıkmışız demektir ki, Sayın Erden Timur ekonomi dergilerine kapak olur, tribünlerde ismine besteler yapılır. O bakımdan bu 121 milyon Euro’yu çok ince dilimler halinde irdelemek her üyenin hedefi olmalıdır. Bunu yaparken de doğru soruları ortaya koyabilmek önemli, mesela kulübün yakın zamanda övünerek ilan ettiği bir sıralamayı paylaşalım.

Bu tabloya göre 2023 yılının Ağustos ayında sosyal medyada en çok konuşulan / en sık etkileşim alan kulüp GALATASARAY, dünya genelinde ilk beşe baktığınızda ikisi Ronaldo ve Messi sayesinde konuşulan kulüpler, ikisi İspanya’nın dev futbol ikonları.. Soru ise şu: “Biz bu etkileşimden ne elde ettik, bilançolara ne yansıdı?” Yoksa konuşuldu, tartışıldı ve geçip gitti mi?

Buraya kadar yazılanların kendimce özeti şu, 9,5 milyar TL toplam yükümlülük kargosuyla birlikte Sportif A.Ş. uçağı pistten başarılı şekilde havalanmış gibi ve yükseliyor.  Dernek gemisi ise pervaneleri faize dolanmış su almaya ve batmaya devam ediyor.  Genel kurula gelen üyeler Derneğin faaliyetine bakıyor ama Sportif A.Ş. futbolcularının attığı gollere göre hareket ediyor. Yönetimleri bağlayan Tüzüğün amir hükümleri ise sevgi ikliminde nostaljiye dönüşmüş durumda.

En ilginç olan ise artık kimse finansal sonuçlarla ilgilenmiyor çünkü itiraf edilmese de herkes gayrimenkul projelerinin nihayete ermesini, tapuların yeni sahiplerine geçmesini, paraların da kasaya girmesini bekliyor.  “Riva, Florya, Mecidiyeköy projelerinden nasılsa çok büyük kazanç elde edilecek, endişelenmeye lüzum yok” diyenlere tekrar hatırlatmak isterim ana faaliyetimizden değer üretmeyi öğrenmediğimiz sürece daima bıçak sırtında yaşayacağız zira bu camia ilgisiz ve duyarsız davrandığı yıllar boyunca çok yanlış refleksler edindi.  Top çizgiyi ya da çemberi geçince yönetimler cici, sportif başarı gelmeyince vur abalıya…

Son zarları attıktan sonra artık Galatasaray’ın bütçesiyle, bilançosuyla kumar oynama devri bitecek.  Şımarık istekler, oluru olmayan talepler, akla zarar deneysel projeler, taraftarın mahalle baskısı, fizibilitesiz yatırımlar hepsinin sonu gelmek zorunda.  Yaratılan fondan sağlanan fayda kadar faaliyetimiz olacak eğer doğru refleksleri edinmezsek…

O güne kadar nasıl Mart 2023’de açık vereceği belli Dernek bütçesini onayladıysanız, konsolide 1 milyar TL senelik faaliyet zararını alkışladıysanız cumartesi günü de alkış, oy birliğiyle ibra, RE RE RE RA RA RA

Ne de olsa, we have Icardi they don’t 🙂

Sevgi ikliminde para kaybetmenin hüznü

Galatasaray Spor Kulübünün 2022 yılı performansını gösteren faaliyet raporları bu ay başında yayınlandı ve 25 Mart 2023 tarihinde olağan genel kurulda bu raporlar üzerine görüşmeler ve oylamalar olacak.

Gördüğüm kadarıyla Galatasaray sürekli zarar ettikçe, borcu katlandıkça mali konular daha az ilgi çeker oldu çünkü en rasyonel insanlar bile “böyle gelmiş böyle gider” diyerek pes ettiler. İyimser olanlar ise Galatasaray’ın tapulu gayrimenkulleri ve uzun süreli üst kullanım hakları üzerinden çok yüksek gelir elde ederek kilometreyi sıfırlayacağına hatta fazla fazla artıya geçeceğine vurgu yapıyor. İyimserlikten yana tercih kullananlar, pek yakında yerel rekabeti sonlandıracak kadar zengin olacağımızı düşünüyor.

Futbolda top çizgiyi geçerken ve şampiyonluk yakınken her şeyi görmezden gelen ama sportif başarısızlık dönemlerinde her rüzgardan nem kaparak sürekli yakınan skorperestlerden tamamen ayrışmak umuduyla yine bir Mart ayında mali sonuçlara kabaca bakalım isterim.

Önce makro verilerden kritik olanları önümüze koyalım ki, nominal verilerin zamansal değişimini yorumlama imkanımız olsun.

2022 Yıllık Enflasyon (TÜİK) %64,27

2022 Yıllık Enflasyon (ENAG) %137,55

31 Aralık 2021 Euro/TL         14,68

31 Aralık 2022 Euro/TL         19,93

Borç faizimiz ise TLRef + 1,5 ile sabitlenmiş

Önceliği 1905 yılında kurulan ve üyesi olduğum Galatasaray Spor Kulübüne (Dernek) vererek başlıyoruz.

Hatırlatmak gereksiz ama 2022 yılının ilk yarısı Burak Elmas başkanlığındaki yönetime, ikincisi yarısı Dursun Özbek başkanlığındaki yönetime aittir.

258 milyon TL olarak bütçelenen 2022 geliri (Merkez+Tesisler+Amatör Şubeler+Spor Okulları) 225 milyon TL olarak gerçekleşmiş, yaklaşık 33 milyon TL gelir kaybı var (veya bütçe epey iyimser hazırlanmış)

298 milyon TL olarak bütçelenen 2022 gideri ise 316 milyon TL olarak gerçekleşince yaklaşık 18 milyon TL fazladan yapılan harcama söz konusu

Bağımsız Denetim raporundan takip edileceği üzere Galatasaray Spor Kulübünün 2022 yılı esas faaliyet zararı ise 210.246.526 TL’ye ulaşmış. Başka bir deyişle hasılata yakın bir faaliyet zararından bahsediyoruz, bu zararın içinde faiz, finansman gideri, kur farkı, yatırım gelirleri/giderleri ve futbol yok. 

Büyük resim iç karartıcı, bazı detaylara bakalım istedim.

Mesela Sponsorluk, isim hakkı ve reklam gelirleri %45 artışla 105 milyon TL’ye ulaşmış.  Artış enflasyonun gerisinde kaldığı için burada bir kayıp söz konusu. Sportif başarısızlık, kontratları doğru yönetememe, güncelleme oranlarının enflasyonla uyuşmaması, münhasırlık verilmiş alanlarda verimsizlik etki etmiş olabilir.

Kullanılmamış izin karşılıkları bir yılda %53 artışla 5,2 milyon TL’ye çıkmış.  Her ne kadar bu artışta ücretlere yapılan enflasyon artışlarının net etkisi düşünülse de, çalışanlara özellikle sportif sezonun mola verdiği yaz aylarında düzenli izin kullandırarak bu karşılığın eritilmesi tercih edilmeliydi.  Bundan sonra bu meblağın kontrollü olarak düşürülmesi gündemde olmalıdır.

Yüksek enflasyona rağmen yasal bahis (İddaa) gelirleri yaklaşık 600 bin TL düşüşle 6.150.000 TL’ye düşmüş.  Bültenlerde daha az mı yer alıyoruz yoksa başka bir durum mu var, bilemiyoruz.

Kurs gelirleri ise 3,25 kat artışla 10 milyon TL’ye yaklaşmış.  Pandemi etkileri tamamen geçtikten sonra kurslara talebin arttığı varsayılabilir ama sebepten bağımsız artış sevindirici, burada iyi bir iş çıkarılmış.

GİDER tarafına bakıldığında,

Seyahat ve Ulaşım giderleri üç kat artışla 8,5 milyon TL’ye,

Deplasman ve Kamp giderleri beş kat artışla 9,3 milyon TL’ye ulaşmış.

Enflasyonun çok ötesindeki gider artışlarının gerekçelerine ve teknik açıklamalarına faaliyet raporundan ulaşılamıyor.

En büyük gider kalemi doğal olarak Sporcu Ücretleri bir yılda %83 artışla 128 milyon TL’ye varmış.

Diğer personel giderleri ise %100’ü aşan bir artışla 28 milyon TL’nin üzerine çıkmış.  İdari personel sayısı mı artmış, resmi enflasyon zammı + refah payı mı verilmiş, düşük maaşlarda düzeltme mi yapılmış onu da bilemiyoruz.

Gelelim profesyonel futbolun patronu konumundaki, halka açık Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar Anonim Şirketine

Sponsorluk isim hakkı ve reklam gelirleri yalnız %5 artmış  (dövizin seyri ve enflasyon düşünüldüğünde ciddi bir kaybımız söz konusu)

Loca VIP kombine ve bilet satış gelirleri 2,5 kat artmış  (taraftar üzerine düşeni fazlasıyla yapmış)

UEFA gelirleri 142 milyon TL’den 61 milyon TL’ye inmiş. (81 milyon TL kayıp)

Yayın hakkı gelirlerinde %38 kayıp söz konusu (89 milyon TL eksilme)

Sportif A.Ş. 2021’de 839 milyon TL olan hasılat 2022’de 806 milyon TL’ye düşmüş. 806 milyon TL kabaca 40 milyon Euro ediyor. Yalnızca KIRK milyon Euro. Hatırlarsanız bir dönem Avrupa’nın en büyük 10 kulübünden biri olacağımız, öyle bir aktif büyüklüğe ulaşacağımız iddia ediliyordu ve vizyon/misyon sunumlarından etkilenenler bu inanılmaz vaatleri hararetle alkışlamaktaydı.

Bugün ilk 10 imkansız, ilk 20 hayal, ilk 30 olur mu? Money League 2021/22 verilerine göre 29. sırada 178.7 milyon € ciro ile İspanyol Villarreal CF, 30. sırada 177.7 milyon € ciro ile İngiliz Southampton var. İlk 50’ye girer miyiz, eh biraz da kısmet bu işler !!

2021-22 sezonu verilerine göre

Futbol şirketimizde brüt zarar 2021 yılında 133 milyon iken 2022’de 637 milyon TL’ye fırlamış

Genel yönetim giderleri                 22,4 milyon iken  37,5 milyon TL olmuş

Futbolcu, teknik kadro, menajer ödemeleri hariç personel giderleri 2,5 kat artmış? 

Faaliyet zararı               132 milyon iken  6 kat artışla        803 milyon TL olmuş

Rapora konu olan 2022 yılında finansman gelirleri 395 milyon iken finansman giderleri 353 milyon TL olmuş yani Sportif A.Ş.’nin finansman geliri giderinden fazla. Bu durumu ülkedeki para politikaları ya da 2021’de imzalanan kredi yapılandırma anlaşması ile açıklamak mümkün ama ilginç bir durum olduğu kesin

Net dönem kârı           (609.839.917)  TL yani yine zarar, yine zarar, yine zarar

Mağazacılık A.Ş.’ye geçersek 2022’de 368 milyon TL ciro yapmış, bir önceki yıla göre neredeyse iş hacmi 2,5 kat artmış. Taraftarlarımıza, müşterilerimize minnettarız

GSStore Beyoğlu – İstiklal Caddesi

Aynı zamanda perakendecilik şirketimiz 16,8 milyon TL ile dönemini reel kâr ile kapatan tek iştirakimiz, bir önceki yıla göre yaklaşık %41 artırmış. 

368 milyon TL ciroya nazaran yaklaşık %4,5 kârlılık az görünebilir ama onun sebebini de sanırım gider kalemlerinde aramak gerekiyor. 

Örneğin Pazarlama Satış ve Dağıtım giderleri 3,35 kat artarak 145 milyon TL’yi aşmış.  Neden böyle olmuş bilemiyoruz, en ufak bir açıklama yok.  2021 yılında yayınlanan faaliyet raporunda 60 sayfalık bir bölümle tatminkar düzeyde kendi operasyonunu, atılımlarını ve çözemediği sorunları anlatan şirket bu kez 6 cümle bile kaleme almamış. Dilerim 25 Mart’ta hem başarıları hem eksikleri açıkça anlatılır.

Galatasaray Televizyon Yayıncılık A.Ş. ise zarar etme geleneğini sürdürüyor.

2022 yılını 6 milyon TL zararla kapatmış, iyimser bir taraf var ama geçen yılki 7,78 milyon TL zarardan geriye gidiş söz konusu.

Galatasaray Dijital Satış ve Pazarlama Anonim Şirketimiz de faaliyetinden 15 milyon TL zarar etmiş, dönemi de 43 milyon TL dönem zararı ile kapatmış.  İlginç olan 2021’e göre yaklaşık %42 kayıpla cirosu 2.279.720 TL’ye inerken üstlendiği finansman gideri 84 katına çıkarak 28,9 milyon TL’ye gelmiş. Bir şirketin yıllık hasılatının 13 kat fazlası finansman gideri nasıl oluyor, 2022’de yapıldığı söylenen yapılanmanın içeriği nedir, yine muamma?

Bir kez daha altını çizelim, genelde öyle bir lüksümüz kalmamakla birlikte, Galatasaray herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Bu faaliyetler ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir. Bu dönüşüm tereddüt edilecek, zamana yayılacak, “arkadaşlar üzülür, üyeler kızar” diye önemsenmeyecek bir konu değildir.

Galatasaray aleyhine açılan davaları göz önünde bulundurarak finansal tablolarda 95 milyon TL karşılık ayırmış.

2021 yılında 5,56 milyon TL olan danışmanlık gideri 2022’de 13,49 milyon TL’ye yükselmiş.

GALATASARAY SPOR KULÜBÜ Derneği ve Bağlı Ortaklıkları 2022 yılı faaliyetleri sonucu konsolide olarak 1.014.080.724 TL faaliyet zararına ulaşmış.   Bu meblağın içinde finansman giderleri olmadığını üzülerek hatırlatmak isterim.  Şaka yollu söyleyenler vardır “bizim adamız bile var, bize bir şey olmaz” Konum olarak benzersiz olmakla birlikte 2022 yılında düzeltilmiş değerleme raporuna göre ederi 573 milyon TL olarak belirlenmiş.  Sportif faaliyet yürüterek bir yılda iki ada yok etmek mümkün görüldüğü üzere…

Net borç-alacak farkımız da 4.633.239.861 TL’ye ulaşmış.

Bankalar konsorsiyumu ile yapılan 19 Mart 2021 tarihli TLRef +%1,5 faizli kredi yapılandırma anlaşmasına göre 31 Ağustos 2023’e dek ana para ödememiz yok. 

Sayın Dursun Özbek geçmiş dönem borçlanmalarının faiz yükünden yakınırken Galatasaray’ın yaklaşık günde 1 milyon TL faiz ödemek durumunda olduğunu ve bunun sürdürülemez olduğunu söylüyor.  Haklıdır ancak günde 50.000 TL olsa ödeyebilecek miydik?  Mağazacılık A.Ş. dışında nakit üreten, artı değer yaratabilen bir iştirakimiz var mı?  Tüm sportif ve ticari faaliyetler zarar ederken hangi borcun faizini ödeyebiliriz ki?

Florya-Riva-Mecidiyeköy üçlüsü ile tüm borçları kapatıp Norveç Varlık Fonunu kıskandırır nakit bolluğuna geleceğimiz günlerin hayaliyle çılgınca zarar etmeye devam ediyoruz. 2022 yılı performansında iki farklı yönetimin payı olduğu için kimseyi hedef alamayız, burada kurumsal olarak herkes / hepimiz (yönetimler, üyeler, profesyoneller) yanlış taraftayız. PARA ile olan ilişkimizi sil baştan tanzim etmeliyiz.

Öte yandan yabancıya emlak satışının geçici süre sınırlanması ya da yasaklanması, Yeşilköy Atatürk havalimanının kısmen sivil havacılığa açılması gibi seçeneklerin 14 Mayıs seçimleri sonrası ülke gündemine gelebileceği hesaba katıldığında taşınmazlar üzerine proje geliştirme opsiyonlarının etkileneceği inkar edilemez. Projelere aynı kararlılıkla devam etmeli, B-C senaryolarına da hazır olmalıyız.

Arsadan, villadan, rezidanstan ne kazanırsak kazanalım asli faaliyetimizden katma değer yaratmayı, en azından zarar etmemeyi öğrenmek ya da öğrenmemek kulübümüzün kaderini çizecektir. O nedenle bugün yatırım faaliyetlerinden gelirler kalemine bakarak bilançoların düzeleceğine dair yanılgıya düşmemeliyiz. Her yönetim kendi dönemindeki faaliyeti başa baş noktasında kapatabilseydi böyle devasa bir borcumuz hiç olmayacaktı.

Biliyorsunuz son dönemdeki sportif başarı (veya futboldaki memnuniyet verici gidişat) dayanışma ve sevgi iklimine bağlanıyor, mevcut yönetim tüm eleştirileri “niye böyle yapıyorsunuz, yoksa bizi sevmiyor musunuz” benzeri cümlelerle karşılama refleksi edindi. İletişim açısından bakıldığında bu savunmanın etkili olduğunu da görüyorum, finansal sonuçları dahi hakkıyla irdeleyen / eleştiren neredeyse kimse yok.

Umarım yakın zamanda elde edeceğimiz finansal başarıyı da akılcılık ve feraset iklimine bağlarız.  “Birbirimizi sevelim, sayalım ve sürekli para kaybettiğimiz gerçeğini gündeme taşımayalım” dersek iklim aynı kalmaz. 

Galatasaray’ın hakiki bir vizyon oluşturup camia ölçeğinde sahiplenmesi şart. Burada yamalı bohça misali seçilen toplama yönetimlerin değil kulübün tüm paydaşlarının inisiyatif alması gerekiyor. Türkiye’de bunu bizden başka yapacak bir kulüp de yok.

Örneğin Galatasaray Sportif A.Ş. istikrarlı biçimde 140-150 milyon Euro yıllık iş hacmi yaratan bir futbol şirketine dönüşebilir mi? Global rekabette geçmişiyle anılan değil gelecekte kazanabileceği kupalar üzerinden değerlendirilen bir yapı mümkün mü? Bunun için nasıl bir strateji ve iş planı gerekir? Yoksa TFF’nin gözetimindeki kum havuzunda Ali Koç ile demeç savaşları bizi yeterince tatmin ediyor mu?

Varsayalım tüm finansal borcumuzu tek kalemde sildik, piyasaya da borçlarımızı ödedik, sezon sonuna dek tüm sporcularımızın maaşlarını peşin peşin hesaplarına yatırdık. Yönetim kurulunun toplantı masasına da 1 milyar Türk Lirası nakit parayı yeni hamle şansı olarak bıraktık.

Finansal borcu olmayan ama idari / hukuki yükümlülükleri ve sportif hedefleri olan Galatasaray SPOR kulübünü nasıl yöneteceğini kim anlatacak?

Yoksa elbette “sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” ama GALATASARAY torunlarımızın torunlarına da kalsın istiyorsak gerçek bilgiye, sağlıklı eleştiriye ve katılımcılığı özendiren köklü çözümlere ihtiyaç olacaktır. Birbirimizi överek ve sürekli nükseden hastalıkları inkar ederek vardığımız yeri bilançolar bize söylüyor.

6 Şubat 2023 depreminden sonra Galatasaray’ın camia olarak ortaya koyduğu ve herkesin imrenerek izlediği hızlı refleks, planlama becerisi, azim ve dayanışma iyi günlerde de rehberimiz olsun. Düzeltmek, iyileştirmek, üretmek ve sahip çıkmak üzerine yeni bir rota ile bir daha böyle bilançolarla karşılaşmayacağımız yıllara ulaşma temennimiz burada dursun.

26 Mart 2023 tarihli bu ek yazarın kendine hatırlatma notudur: Yukarıda bahsi geçen tutturulamayan dernek bütçesi, brüt zarar, hasılata denk miktarda esas faaliyet zararı, hasılatı nominal düşen futbol şirketinin beşe altıya katlanan zararı, iştiraklerdeki izaha muhtaç gider patlamaları, artısıyla eksisiyle üyelere detaylı olarak anlatılmayan faaliyet sonucu oluşan 1 milyar TL’yi aşkın faaliyet zararı ve zararla kapanacağını şimdiden ilan eden 2023 bütçesi oy birliğiyle ibra edilmiş ve/veya onaylanmış, üyeler sevinçlerini ReReRe RaRaRa ile taçlandırmışlardır. 2033’te Galatasaray’ın iş hacmi olarak Avrupa’nın en büyük 10 kulübünden biri olacağına dair sunum (temenniler) alkışlarla karşılanmıştır.

Sayın Dursun Özbek’e Açık Mektup

GALATASARAY Spor Kulübü ve Bağlı Ortaklıkları KONSOLİDE

2016 yılı dönem zararı                      185 milyon TL ( 50 milyon Euro)   kur 3.7

Yeni yıla iki hafta kala, 14 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Dedeman Otel’de Galatasaray SK Divan Kurulu toplantısı;

Başkan Dursun Özbek diyor ki:  “2017 yılı proje realizasyonları sayesinde PARLAK olacak

2017 yılı dönem zararı                      426 milyon TL ( 94 milyon Euro )   kur 4,51

Pandemi, global kriz, enflasyon, kur riski gibi arızalardan uzak 2017 yılı parlak olmak şöyle dursun, tarihin en karanlık mali sonuçlarıyla sona eriyor. Gerçekleşen proje yok ve hizmet dönemi tek taraflı alınan erken seçim kararına istinaden üyeler tarafından seçim sandıklarında sona erdiriliyor.

Dört buçuk yıl sonra bu mektup kaleme alınıyor, mecburen.  Mecburiyetten…

Sayın Dursun Özbek, Sevgili Dursun ağabey,

Öncelikle umarım iyisinizdir, adaylığınız hayırlı uğurlu olsun diyebilmek için anlamak istediklerim var, henüz aydınlanamadım o yüzden yazıyorum size…

Galatasaray Spor Kulübünü iki yıllığına yönetmek üzere iki adaylı bir seçimde yarıştığınıza göre teorik olarak %50 ihtimalle kazanacaksınız.

Bana kalsa geçmiş performansınız ve yanlış kararlarla Galatasaray’a kaybettirdikleriniz düşünüldüğünde %5 ihtimal bile riske edilemez.

Bu durumda tekerlek kırılmadan bazı şeylerin netleştirilmesi Galatasaray için faydalı olacaktır.  Doğru sorular sorulmadığı için kendinizi ifade edememiş de olabilirsiniz, bu durum da size fayda sunmuş oluruz.

İkinci başkanınız Sn. Metin Öztürk listesiyle başkan adayı iken ve henüz listesini dağıtıp sizinle koalisyon kurmazdan evvel 30 Nisan 2022’de yarışacak iki adaya 21 soru sormuştum, bunları da boş vaktinizde okursanız son iki gün basın temaslarınıza renk katabilirsiniz.

Müsaadenizle başlayalım.

Takip ettiğim kadarıyla, Bankalar birliği ile yapılan borç yapılandırma anlaşmasından çok şikayetçisiniz.  “Gelirler konsorsiyum lideri bankada toplanıyor, ödemeleri bile onlar dağıtıyor, nakit akışımız başkalarının elinde, bu kabul edilir şey mi?” diye sorup isyan ediyorsunuz.

Yalnız bu anlaşmadan önce de Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı kuruluşları banka faizinin gölgesinde faaliyetlerini sürdürüyordu.

Önce bankalar, sonra factoring şirketleri kaynak aktarmasa lisans alamazdık, takım kuramazdık, sahaya çıkamazdık.

Unutmuş olamazsınız.

Bizlere yıllar yılı faaliyet zararı sizin de içinde bulunduğunuz yönetimler tarafından kader olarak anlatıldı, milyonlarca lira zarar gösteren gelir tabloları mütebessim bir ifadeyle üyelere aktarıldı.

Sürekli zarar ederek ayakta kalan, tam bağımsızlığını koruyan bir yapı olabilir mi? Siz iş hayatınızda öyle bir şirket gördünüz mü?

Siz döneminizde faktoring şirketlerine % kaç faizle borçlandığınızı hatırlıyor musunuz??

Bugün bankalar birliği anlaşması TL REF + 1,5 faizle Galatasaray’ın yapılandırdığı 2,2 milyar TL’yi 9 yıla bölmüştür.

Siz bugün şirketlerinize %15,5 – %16 ile Türk Lirası kredi öneren bankalarla hemen anlaşmaz mısınız?

Galatasaray Sportif A.Ş. ayarında yıllarca zarar etmiş, öz kaynakları erimiş, yönetsel istikrarı olmayan, belirsizlikler içinde, profesyonelce yönetilmeyen başka bir şirket aynı koşullarda bir anlaşma yapabilir miydi? Geçtim anlaşmayı, bankalarla masaya oturabilir miydi? 

Resmi enflasyonun %73 olduğu, gayrıresmi enflasyonun hiper sinyaller verdiği dönemde Galatasaray faaliyetinden kâr edebilse ana para borcumuz kendiliğinden erimekte ve değersizleşmektedir. 

Problem sizin de ifade ettiğiniz gibi devasa borcun doğal yansıması büyük faiz yüküdür.

Bunun kabul edilemez olduğunu, boyunduruk altında olduğumuzu söylüyorsunuz.

Size aynen katılıyorum.

Bu borcun ortadan kaldırılması ve beyaz bir sayfa açılması gerektiğini söylüyorsunuz.  Hiçbir makroekonomi teorisine sığmayan politika faizi sürdürülemeyeceği ve önümüzdeki yıllarda faiz yükü artacağı için onda da hemfikirim.

Ama bu sıkıntılı manzarada payınızı anlatmıyorsunuz, üstlendiğiniz rolü unutmuş gibi davranıyorsunuz.  Herkesin de aynı şuursuzlukla unutmasını bekliyorsunuz, kusura bakmayın ama unutkan insanlardan ve hesap vermeyi sevmeyenlerden iyi yönetici olmaz.

Şimdi siz faiziyle birlikte 2,6 milyar TL borcu kapatıp bankalar birliği anlaşmasından çıkacağınızı iddia etmektesiniz.  Kulağa hoş geliyor doğrusu, buna itiraz edemiyorum ve isterim ki teoride sizin işinizi kolaylaştırayım, yolunuzu açayım.

Diyelim ki yarın sabah bu devasa borç kendiliğinden yok oldu, mucize kabilinden bir kuruş finansal borcumuz kalmadı.

Finansal borcu olmayan ama idari / hukuki yükümlülükleri ve sportif hedefleri olan Galatasaray SPOR kulübünü nasıl yöneteceğinizi anlatmayı düşünür müsünüz?

Nakit akışı problemli olduğu için bu biraz zor bir soru oldu galiba, size ikinci bir hamle şansı daha vereyim, 1 milyar TL nakit parayı yönetim kurulu masasına bırakıyor ve dilediğiniz gibi kullanma şansı da veriyorum.

Yalnız borcun silinmesinin ve nakit desteğin bir koşulu var.

Önümüzdeki iki yıla dair vizyonunuzu gayrimenkul, arsa, emsal, irtifak, inşaat, m2 kelimelerini kullanmadan anlatmanızı bekliyorum.  Düşler Vadisi’nde villaları yok varsayın, Florya’da dikmeyi hayal ettiğiniz 18 katlı binalar zaten yok. Bakalım Gayrimenkul A.Ş. yönetim kurulu başkanlığına mı adaysınız yoksa Galatasaray SPOR kulübü başkanlığına mı?  Bunu iyice netleştirelim.

Mevcut varlıkları niye yok sayıyorsun kardeşim, öyle iş mi olur?” diyeceksiniz.  Yok saymıyorum ama bu ölçekte bir gayrimenkul geliştirme işinde kamunun / devletin bağımsız değişken rolünü hatırlatmaya çalışıyorum.  RİVA ihalesinde yüksek gelir payı öneren ilk firmanın teminatını yakarak yarıştan çekildiğini, projeyi ikinci firmanın üstlendiğini, burada para kaybettiğimizi (226 milyon TL) hatırlarsınız.

https://businessht.bloomberght.com/piyasalar/haber/1601031-galatasaray-in-riva-ihalesi-imzasiz-kaldi

Hukukun tutarlılık standartlarını yitirdiği, tek imzayla karar alınan, karar alıcıların her an değişebileceği, siyasi iktidarın 2023 ilkbaharında değişme ihtimalinin bulunduğu ortamda nasıl her şeyi Ankara’da “ayarladığınızı” varsayabiliyorsunuz?

Misal, tercih veya zaruret sonucu millet bahçesi saçmalığından vazgeçilir ve ATATÜRK Havalimanı sivil havacılığa kısmen açık tutulursa Florya’da “hauteur” meselesi nereye bağlanır?  15-18 katlı binalar dikilebilir mi?

Sevgili Dursun başkan,

Siz 2015’te göreve geldiğinizde kendinizden önceki üç yıllık toplam dönem zarar 164 milyon Euro idi.

İsviçre’de UEFA karşısına çıktınız. Ceza beklemiyorum dediniz. Galatasaray UEFA müsabakalarından men edildi.

Spor Tahkim Mahkemesi CAS’a başvurdunuz, kaybettiniz.

İş başa düşünce Financial Fair Play ilkelerini mecburen öğrendiniz, bütçe disiplini dediniz.

Taviz verilmeyeceğini anlattınız, yeni gelirler yaratmak için plastik bileklik satmak dahil yaratıcı çözümler buldunuz.

Sizin üç yıllık döneminizin Sportif A.Ş. zararı toplam 147 milyon Euro oldu.

Bu kez rahmetli Mustafa Cengiz İsviçre’de UEFA heyetinin önüne çıktı.

Kulüp üyelerinden gönüllü bir ekip kurmuştu, iyi bir hazırlıkla doğru bir gelecek projeksiyonu sundu.

En az 2 yıl men beklenirken, 4 yıllık bir yapılandırma anlaşmasıyla süreç tamamlandı.

İtirazlar sonucu konu CAS mahkemesine taşındı.

Türkiye’de ilk kez bir spor kulübü CAS davası kazandı.

Sayın Özbek, devraldığınız olumsuz mali sonuçlar size ait değildi ama Galatasaray’ı savunamadınız, ceza aldık.

Sizin döneminize ait ve geride bıraktığınız 147 milyon Euro üç yıllık toplam zararı Mustafa başkan savundu ve netice aldı.

Bu hikayede başarı ve paye rahmetli Mustafa başkana, o dönemki mali profesyonellere ve savunmayı hazırlayan gönüllü ekibe aittir.

Net başarısızlık da maalesef sizindir.  Hem hakkımızı hukukumuzu savunamadığınız için, hem de futbol şirketinin nasıl yönetilmesi gerektiği size anlatıldığı halde ciddiye almadığınız için!

Bankalar Birliği anlaşmasını camiadan gizli saklı yürüttüğü için haklı olarak sorgulanan Mustafa başkan, bugünkü konjonktürde görüyoruz ki o anlaşmayı yapmakla Galatasaray’a son bir hamle şansı vermiş.

Dahası da var üstelik, Florya arazisinin bedeli mukabili yeniden kulübe kazandırılmasını sürekli eleştirdiniz.  Daha hızlı nakit yaratacak Florya’nın devre dışı kalmasıyla proje dengesinin bozulduğunu söylediniz.  “Faizin faizini ödüyoruz, bunlar işi bilmiyor” diye rahmetli Mustafa başkanın, mali işlerden sorumlu başkan yardımcısı Kaan Kançal’ın ve o dönemin yönetim kurulunun epey eleştirildiğini hatırlarsınız.

Görkemli lansman toplantınızda ise Sayın Erden Timur aynen şu ifadeyi kullandı.

“Florya rahmetli Mustafa Cengiz zamanında kulübe yeniden kazandırıldı. Bu çok önemli, şu an o sayede böyle bir varlıkla tekrardan bu işi döndürme noktasındayız”

Sayın Erden Timur’a teşekkür etmek isterim.  Yalnız kulübe katkıları için değil, hakkı hak sahibine teslim etme zarafeti gösterdiği için.

Sanırım aynı vazife hepimize düşüyor.  Yanlışları, eksikleri bir yana, yapılan doğru işlerin bugün etki ve yansımalarını daha net görüyoruz.

Bu vesileyle Sayın Mustafa Cengiz’i bir kez daha rahmetle anıyorum, devraldığı korkunç mali tabloyla mücadele etmek zorunda kaldığını unutamayız.  En azından görüşme masalarındaki mücadelesine hürmet etmeliyiz, geç kalmış bile olsak hakkı sahibine teslim etmek durumundayız.

Sayın Dursun Özbek,

Siz bunları hatırlamıyor gibi davranıyorsunuz.  “Hatalarımdan ders aldım, ben değiştim” üzerine kurduğunuz hikaye tam bu noktada sarsılıyor.  Hangi hatalarınızdan ders aldığınızı çözemediğimiz için bazılarını hatırlatıp size seçenek sunmak durumundayız!

Galatasaray’ın aynı hataları tekrarlamaya mecali kalmamıştır.  Galatasaraylıların hiç kimsenin ders alıp almadığını denetlemeye tahammülü kalmamıştır.

Siz hangi hatalarınızla yüzleştiniz, hangi eksik ve kusurlarınızı gidermeye karar verdiniz?

Mesela;

Uzmanlık alanınız diye anlattığınız emlak projelerinde sonuç alamadığınız ya da bütçe disiplini sağlayamayıp milyonlarca Euro’yu buharlaştırdığınız için mi mahcubiyet duyuyorsunuz?

2021 yılı faaliyet raporunun 215. sayfasından görüleceği üzere kefaletiniz doğrultusunda Kulübümüze 5.704.725 Euro + 1.535.190 TL tutarında borcunuzu ödeyememekten yana mı dertlisiniz?

Kasa kolaylığı diyerek hayatımızı zorlaştırdığınız, kulübe faturalar gönderdiğiniz, seçim kaybettikten sonra yetkisiz borçlandırdığınız kamu yararına dernekten alacağınıza karşı senet-rehin-temlik işleri yaptığınız ve giderken müşteri çeklerini yanınızda götürdüğünüz için mi rahatsızsınız?

Aile fertlerine kulüpte sorumluluk vermiş olmaktan mı, kürsü masuniyetini hiçe sayıp kulüp üyelerini disipline verdiğiniz için mi pişmansınız?

Yönetim kurulu listelerine yanlış isimler aldığınız ya da profesyonellerinizden verim alamayıp sizi hataya sürüklemiş olmalarından mı mutsuzsunuz?

Adnan Oktar’ın eski müridi Bay Fırat Develioğlu’nun çapraşık ilişkileri sayesinde yarışa girmiş olmaktan mı sıkılıyorsunuz?

Allah muhafaza, yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı ise hafızası iyi olan bizlere ne tavsiye edersiniz?

Sorulacak çok şey var ve hepsi çok yorucu, imkan olsa hiçbirini hatırlamasak !

Bu mektubu olmuş bitmiş hatta unutulmuş geçmişi kurcalamak olarak görüp centilmence bulmayanlar, kulp takacaklar olacaktır.

Olası temelsiz iddialara da peşinen cevap vereyim ki seçime iki gün kala boş yere vakit kaybetmeyelim.

Öncelikle yazdığım her şey yaşanmış ve bizlere yansımıştır, anlattıklarım kişilerin doğrudan beyanları ve faaliyet raporlarındaki verilere dayalıdır.  Hiçbir özel, kişisel, sosyal hayata dair detay içermemektedir.  Kişisel Verileri Koruma Kanunu kapsamında hijyen konulardır

Dahası, Galatasaray Spor Kulübü başkanlığı bir tür kamu hizmetidir.

Seçimle gelir, emanetçi olur ve vekalet üstlenirsiniz.

Vekilsiniz, asillere karşı sorumlusunuz.  Mühür üyelerimizin elindedir, ister verirler ister geri alırlar.

Mesuliyetimiz ise milyonlarca Galatasaraylıya karşıdır.

Alın teriyle elde ettiği kazançtan bir atkı, bir forma, bir bilet alan Galatasaraylıya da borçluyuz.

Kamu hizmetinde geçmiş performansınız sorgulanır.  Ya eleştirilir ya alkışlanır.

Bugün eski bir başbakan 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olsa geçmiş dönem icraatı sorgulanmayacak mıdır?

Bir sonraki ABD seçimlerinde Donald Trump tekrar aday olsa, seçmen Oval Ofis’te geçirdiği dört yıla bakarak karar vermeyecek midir?

Hafızaların nisyan ile malûl olduğu ön kabulü üzerine ne seçim kampanyası yapılabilir ne muktedir olunabilir.

Bunları hatırlatma sorumluluğu keşke bana düşmeseydi, keşke hafızası yerinde başkaları size nitelikli sorular sorabilseydi, gerçi hepimiz yıllar yılı hafızamıza sahip çıksak bu durumda olur muyduk, o da başka soru…

Denenmişi denemenin bir kolay tarafı, bir de faturası vardır.  Seçimi üyeler yapacak, hür irade ne yönde tecelli ederse kulüp o istikamete dümen kıracak.  Demokrasi işlemeye devam edecek.

Ama siz faturayı Galatasaray’a ödetmek istemiyorsanız, keşke kıdemi tutsaymış da kampanya sözcünüz Sayın Erden Timur başkan adayı olabilseymiş.  En azından icraat yetkinliği ve tutarlılığı konusunda kötü hatıralarla başlamazdık işe… Erden bey’in samimiyetindeki sahicilik bile tutunacak dal olurdu bize, inanın.  Öyle bıkkın ve yorgunuz çünkü.

Size 11 Haziran seçimlerinde tatlı aksaklıklar ve ufak şanssızlıklar, daha sonraki iş & özel hayatınızda sağlık, afiyet, bereketli dönemler ve üstün başarılar diliyorum.

À bientôtj’espère…

Başkan Adaylarına 2022 model Sorular

Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu, en başarılı sportif organizasyonu, milyonların kimliğinin ayrılmaz parçası 117 yaşındaki Galatasaray Spor Kulübü 30 Nisan 2022 tarihinde olağanüstü seçime gidecek ve iki aday kampanyalarında son haftaya girdiler. Görebildiğim kadarıyla yine beylik sorulara muhatap oluyorlar ve büyük bir şevkle yanıtlıyorlar. İşleri kolay değil, her ikisine de sabır diliyorum.

Sayın Eşref HAMAMCIOĞLU ve Sayın Metin ÖZTÜRK

Birkaç sıradan soru örneği vermek gerekirse:

  • Domenec Torrent kalacak mı?
  • Fatih hoca geri dönecek mi?
  • Kasa kolaylığı yapacak mısınız?
  • Transferler kampa yetişecek mi?
  • Kemerburgaz inşaatı ne zaman başlayacak?
  • Sponsorlar hazır mı?
  • Riva’dan elde edilecek gelir bizi kurtarır mı?
  • Sizin ekipte zengin iş insanları var mı? vs.. vs.. vs..

Vasatlaştıkça çoraklaşan ülkemizde spor basını da bundan fazlasıyla nasibini aldığından birkaç nadide örnek dışında soru sormayı bilmeyen ya da dersini iyi çalışmamış muhabirler, sosyal medya adlı cadı kazanında en çok yankılananları sormakla yetiniyorlar. Manşet veren boş vaatler ya da yanlış anlaşılmaya pek müsait cümleler elbette rating sağlar ama beylik sorular kulüp üyelerinin doğru karar vermesine hizmet etmez. O nedenle ben geleneksel olarak bu seçimde de adaylara kendi sorularımı yöneltiyorum. Geçen yıl sorduklarımın linkini de eklemiş olayım, o soruların da çoğu halen geçerlidir.

Fikrimce aşağıda görülecek 21 soruya hakiki cevapları verecek yönetimin reform yapma ve olumlu yönde ilerleme şansı olabilir. Aksi takdirde Galatasaray’ı hiç ummadığı kadar sıkıntılı günler bekliyor, bugünden tarihe not düşelim. Her Galatasaraylının da bu zor zamanlarda kim seçilirse seçilsin, elden geldiğince destek olması gerektiğini hatırlatarak başlıyoruz efendim…

1) Galatasaray Spor Kulübü başkanlığına seçilenler genelde üç konuda (söyledikleri sözler, güvendikleri kişiler ve attıkları imzalar) tutarsız davranıp birey olarak itibar kaybına uğrarlar.  Ne yazık ki bu şahsi yalpalamalar ve hatalar başkanlık makamına da zarar vermiştir. Siz bunları yaşamamak için nasıl tedbirler alacaksınız, hangi sınırlara uyacaksınız, ne şekilde organize olacaksınız?

2) Tek kişiye bağlı hatta o tek kişide düğümlenen, tek adamın ağzına bakan ve o tek şahıstan insanüstü performans beklentisine dayalı başkanlık sistemi hakkında düşünceleriniz nedir? Siz kendinizce patronculuk oynamaya mı geliyorsunuz yoksa 21.yüzyılda bir liderden beklenen erdem ve fedakârlıkları göstermeye hazır mısınız?

Başkanlık tek adamın herkesin kaderini çizdiği pek riskli bir yönetim şeklidir

3) Ankara siyasetinin Galatasaray’ı dizayn etme, en azından tercih ettiği müdahale araçlarıyla belli bir çizgide tutma girişimleri olduğuna dair izleniminiz var mı?  İlan edilen seçimi ve genel kurul iradesini mahkemeye taşıyan kişilerin arkasında camia içinden ve/veya dışından kim ya da kimler olabilir?

4) 14-15 yaşlarında bir oğlunuz ya da kızınız olduğunu, basketbol veya voleybol oynadığını, yaş grubunda müthiş istatistikler tutturup izleyenlere parmak ısırttığını varsayalım.  Evladınızın sporu meslek olarak seçeceğini ve hatırı sayılır bir kariyer yapacağını öngörerek, en hızlı gelişim göstereceği bu yaş döneminde hangi kulübe emanet edersiniz?

BASKETBOL                                            VOLEYBOL

  1. Anadolu EFES                                a) VakıfBank
  2. Darüşşafaka                                   b) Eczacıbaşı
  3. Fenerbahçe                                    c) ES Voleybol
  4. GALATASARAY                            d) GALATASARAY

5) Kulübümüzün mevcut 2.Başkanı Sn.Polat Bengiserp 24 Aralık 2021 tarihinde 2024 Paris Olimpiyatlarına 24 Galatasaraylı sporcu gönderme hedefini ilan etti. Bu hedef nasıl gerçek kılınabilir?  2020 Tokyo olimpiyatlarına kulübümüzü temsilen kaç milli sporcumuzun gittiğini hatırlıyor musunuz?

Türkiye’de olimpik sporların öncüsü olarak kabul edilen Galatasaraylı spor insanı Selim Sırrı Tarcan

6) Galatasaray Türkiye’de her branşta spor yapan yetenekli gençlerin neden ilk tercihi olamıyor? Niçin global bir yetenek havuzuna dönüşemiyor? Başarıyı satın alma modelinin iflas ettiği defalarca ispatlanmışken, siz ne yapacaksınız ki bu kulüp asli fonksiyonu olan insan yetiştirme konusunda Rönesans yaşayacak? Madem bu yazı 23 Nisan’da yazıldı, bir de çocukları mutlu edecek ve onları iyi günde / kötü günde sarı-kırmızı renklere bağlayacak neler yapabileceğinizi soralım.

7) Galatasaray 25 seneyi aşkın sürede onca başkan ve yönetim değiştirmesine rağmen yalnızca iki sicil kurulu başkanı ile bu yılları geçirdi. Aynı makama gelen üçüncü ismi ise üyelikten ihraç etti. Bu acayip durumu nasıl izah ediyorsunuz? Sizin sicil kurulunuz referans imzalarda aynı usulsüzlük ile karşılaşsa nasıl hareket ederdi?  Geçmiş yıllarda bu kulübe başvuran insanlara haksızlık yapıldığına dair bir kanaatiniz var mı? Yönetim döneminizde sicil kurulunun üye alımı dışında iş hedefleri olacak mı?

8) Galatasaray Spor Kulübü tüzüğünde daha iyi yönetim / daha etkin denetim bağlamında yapılması gereken ilk 3 değişiklik sizce hangileridir?  Not: Burada mali yılların eşitlenmesi, denetim kurulunun bağımsız seçilmesi gibi standart cevaplar aranmamaktadır

9) Kulüp tüzüğünün 20.maddesi ve bu maddedeki amir hükümlerin uygulanmaması konusundaki düşünceleriniz nedir? Siz de tüzüğün bu maddesini yok sayanlar kervanına mı katılacaksınız?

10) Bankalar konsorsiyumu ile yapılan finansal borç yapılandırma anlaşmasının ilk taksidinin içeriği, kapsadığı dönem ve ödeme yükümlülüğümüzü tam ve net olarak söyleyebilir misiniz? Not: Yuvarlak cevaplar veya %50’yi bulan çok geniş aralıklar muteber değildir

11) Galatasaray’ın sporcuları dışında idari ve teknik personelinin bir aylık maaş ve hak ediş toplamının kaç TL olduğunu biliyor musunuz?

12) Yeni yasal düzenlemeler ve imzalanmış sözleşmeler gereği Türk sporunun arabesk uygulaması ve en büyük yalanı olan “kasa kolaylığı” çok büyük ölçüde tarihe karıştı.  Sponsorluklar, projeler ve maketler konusunda da yalana doymuş insanlar adına net soralım, siz ve ekibiniz Galatasaray Spor Kulübü Derneğine ne kadar bağışta bulunmayı düşünürsünüz?   (Not: Galatasaray Spor Kulübü kamu yararına dernek statüsünü haiz olup bağışınızı vergi matrahınızdan düşebilirsiniz) https://www.siviltoplum.gov.tr/kamu-yararina-calisan-dernekler

13) Ali Sami YEN Stadyumunda 2022-2023 sezonu için kombine fiyatlarını belirlerken ENAG tarafından ilan edilen ve %100’ü aşan reel enflasyon verilerini mi, TÜİK tarafından ilan edilen şirin oranları mı yoksa Galatasaray’ın Avrupa dışında kaldığı ve belirsizlikler içinde olduğu bir dönemde tribünlere seyirci çekme ihtiyacını mı dikkate alacaksınız?  Sizce minimum gelir kaybı hangisinde olur?

14) Yönetim kurulunuzda stadyum ve taraftardan sorumlu yönetim kurulu üyesi kim olacak? ultrAslan ile olan yakınlığınızı ya da oturtmak istediğiniz ilişki düzeyini nasıl tarif edersiniz?

15) Kamunun gözde müteahhidi Bay Nihat Özdemir’in başkanı olduğu TFF’nin 2021 faaliyetini ve hesaplarını ibra edecek misiniz?

16) Türk futbolunun dibe vurduğunu düşünüyor musunuz yoksa daha düşecek yeri var mı? Naklen yayın ihalesinin gidişatı hakkında düşünceleriniz neler? Galatasaray ülke futbolunun global anlamda değer kazanması, adil rekabet ve sporcu gelişimi anlamında ne gibi somut katkılarda bulunabilir?

17) İdari ibra hakkındaki görüşleriniz nedir?  Sizce bir spor kulübü yalnız gelir tablolarından, gider kalemlerinden, bütçeden ve bilançodan mı ibarettir?

18) Kulüp ve iştiraklerinde daha önce bordrolu çalışmış kişileri yeniden göreve getirmek, daha önce kulübe ürün ya da hizmet satmış veya tesislerinde işletmecilik yapmış üyeleri yeniden sisteme katmak hakkında düşünceleriniz nedir?

19) 10 yıllık kıdemini doldurmuş kaydı açık tüm üyelerin size EVET diyeceği ideal bir senaryoda,  II.Başkan, Mali İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Kulüp Genel Sekreteri olarak kimleri seçerdiniz? 

20) Galatasaray Spor Kulübünde 40 yılı devirmiş ve bu süreci aktif geçirmiş insanlarsınız.  Üye olarak “ah keşke” dediğiniz veya pişman olduğunuz olduğunuz karar ya da eyleminiz hangisidir?

21) Döneminizi kazasız belasız tamamlamayı başarırsanız, 20 yıl sonra nasıl anılmak ve hatırlanmak istersiniz?  Sizce döneminizin en kıymetli ve unutulmaz katkısı ne olacaktır?

Türk sporunun değişmez önderi Ali Sami YEN

Imperium

Doğu Roma’nın eski başkenti olan İstanbul’da kurulan bir spor kulübü için de söylenebilir sanırım, Galatasaray son üç senedir sınırında dolaştığı Rubicon nehrini aştı. 

Rivayete göre Julius Caesar ordusuna doğal sınır olarak kabul edilen Rubicon nehrini geçme emri verdiğinde bugünkü İtalya coğrafyasında dengelerin değişeceğini ve artık geri dönüş olmayacağını vurgulamak için “alea iacta est” ifadesini kullanmış yani “zarlar atıldı”.

Bu yazı 27 Mart 2022 sabaha karşı zarflardan çıkan ibra ya da ibrasızlık üzerine değil çünkü zarlar geleceğe atıldı ve mucize olmadıkça düşeş gelmeyeceğini biliyoruz.  Konumuz kulübün yönetim anlayışı, yanlış beklentiler, çarpık algılar ve bundan sonrası.

Bu satırların yazarı her Galatasaraylının kulübün bekası, başarısı ve itibarını rota olarak kabul ettiğini umar ve bekler.  Endüstriyel sporda başarı planlama ve kaynak yönetimine bağlı değişkendir, itibar ise iletişim ve sosyal sermayeye yatırımla güçlendir.  Her koşulda bu üçlünün önünde BEKA yürür.  Galatasaray var olmalı, yola devam etmeli, imkânları nispetinde rekabet edebilmeli ki başarı ve itibarı tartabilelim.  21. yüzyılın değişmez konusu #sustainability (sürdürülebilirlik) Galatasaray için hayat memat meselesidir.  Genel kurul salonlarında atılan zarlar kaç gelirse gelsin yelkenlerimiz rüzgarla şişmeli, kürekler suya değmeli, havuzlarda kulaç atılmalı, bir top çizgiyi geçmese bile diğeri ya fileyi aşmalı ya da çemberden geçmelidir.

Çıplak ve acıklı gerçek ise şu:

Türkiye’de spor kulüplerinin ve/veya futbol şirketlerinin varlıklarının, üstlendikleri yükümlülüklerden yani borçlarından küçük olduğunu görüyoruz. Bu durumda kulüplerin yola devamı sadece tolerans ile olmaktadır. Öte yandan ülke sporundaki hesap vermeme kültürünü, ciddiyetsizliği hatta yozlaşmayı da bu tolerans getirmiştir.  Batmayan dev balonlara dönüştü bilhassa köklü kulüpler. Amerikalıların deyimiyle, too BIG to FAIL paradoksu içindeyiz.  TBMM’den geçmesi beklenen yeni Spor Yasası ile muhtemelen yeni bir dönem başlayacak.  Belki de kulüp yönetimlerine soyunacak hevesli insan sayısı azalacak ve geçmiş düşünüldüğünde bu durumun iyi mi kötü mü olacağı tartışılır.

Galatasaray Spor Kulübünde görev süresini normal şekilde tamamlayabilen son yönetim 2008-2010 arası Sayın Adnan Polat başkanlığındaydı. 2018-2021 arası dönem Asliye Hukuk mahkemesinin ara kararına tutunarak iktidarda kaldığı için tasnif dışıdır. Dursun Özbek yönetiminden 4 üye istifa ederek ayrılmıştı, rahmetli Mustafa başkanın döneminde istifa edenler 5 ya da 6 olmalı, en son dokuz aylık Burak Elmas yönetimden de iki kişi ayrılmıştı.  Görev süresini tamamlayamayan, istifalarla eksilen yönetimler bunlar.  Kağıt üzerinde görevli olup çalışmalara düzenli katılmayanları, bir işin ucundan tutmayıp şeklen orada duranları saymıyorum bile.  Demek ki kulübümüzde yetkin ve muktedir yürütme gücü tesis etmekte 10 yılı aşkın süredir bir sorun var, çözmek için kafa yormak gerekiyor.  Bugünkü modelde herhangi bir başkan adayı adını duyduğu, yaşını bildiği, tanıdığını zannettiği ya da muhtelif dengeleri gözeterek oy potansiyeli olduğuna inandığı 15 kişi bir listeye alt alta diziyor. Halı sahaya adam bulur gibi liste yapanlar dahi oldu geçmişte, neyse ki asgari ciddiyeti haiz olmayanlar sandıktan çıkamıyor.  Bir dernekte / kulüpte / organizasyonda 10 seneyi aşkın süredir yürütme erki sallanan çürük diş gibiyse, uzun vadeli hedefler kovalanması aşırı iyimserlik olur.

Sözün özü koltuğa oturmaya hevesli insanları asla ulaşamayacakları menzillere inandırma modeli iflas etmiştir. Ne şeyhler uçabiliyor, ne de müritlerin onları uçurmaya nefesi yeter… Seçim kazanmak dışında bir gayesi olmayan ve yalnızca kampanya dönemindeki algıları yönetip birlikte çok şey başaracaklarını zannedenlerin yürüyeceği yol da artık ilk genel kurula kadardır çünkü iyi yönetildiğinde bile işlerin ters gidebildiği harici risklere açık bir organizasyon kötü idare edildiğinde bunu herkes iliklerine kadar hisseder.  İlk fark edenler de üçüncü kişi ve kurumlar, muhatap olunan güç odaklarıdır. 

Seçim öncesi ekip olarak çalışmayı, tartışmayı, üretmeyi, sonuç almayı ve iç iletişimini çözememiş hiçbir yönetim kurulu kalıcı ve sürdürülebilir başarı elde edememiştir, etmeleri de beklenemez.  Galatasaray böyle yetkin ve uyumlu bir yönetim takımı ortaya çıkaramıyorsa, genel kurulun kulübün istikameti ve idare tarzı ile ilgili daha fazla kural koyması, başka bir deyişle yürütme erkinin sonsuz ve sorumsuz gücünü kısıtlaması gündeme gelmelidir. Bunları dert edinecek, üzerine özgün fikirler dile getirebilecek kaç kişi var bilmiyorum ama varsa böyle insanlar onlarla bir araya gelmeyi ve ortak aklı harekete geçirmek üzere istişarelerde bulunmayı isterdim.  Yıllar yılı yetki sahibi olup da kurumsallaşmayı peş peşe şirket kurmak zannedenlerin, institutionalism diye bir şey duymadığına da neredeyse eminim.

Bugüne dek bu kulüpte yönetim mekanizması hep A’dan Z’ye kuruldu yani liderlik iddiası ortaya koyan kişi kendince A takımını kurdu, seçime girdi ve kazandığı takdirde kulübü yönetmeye soyundu. Herkesin yoğurt yiyişi kendine göredir, eyvallah ama yıllar boyu bizim yoğurt hem ekşidi hem küflendi, eleştirdiğimiz her yönetim de işte o bozuk yoğurdun tatsız kaymağıdır.  Oysa belki de Z’den A’ya kurulmalı iktidar piramidi. Tabanda kulübün nasıl yönetilmesi gerektiğine dair asgari müştereklerde konsensüs sağlansa, hangi kişi ya da ekip bu sese kulaklarını tıkayabilir ki? 

Berbat bir sezon performansına rağmen adı süper kendi güdük ligimizde kümede kaldık ama geçen yıllarda fikren, zihnen, manen küme düştüğümüzü kabullenelim.  Dillerden düşmeyen fabrika ayarlarının ne olduğu üzerinde anlaşamaz hale geldik çünkü bu kulüp kurucu değerlerini, ana hedeflerini, başarı reçetesini yıllardır ve ısrarla inkar ediyor. Galatasaray’ın üretmeden tüketmeye dayalı iş modeli külliyen yanlış, bu gerçek başka bir şey olmasa bile her sene bilançolar marifetiyle yüzümüze vuruluyor ama inkar politikasından vazgeçmiyoruz. 

Bizler bir kişiden insanüstü performans hatta keramet bekliyoruz. Biz bakış açısı, strateji ya da iş planı değil karizmatik liderlik arıyoruz.  İstiyoruz ki kırmızı pelerini hariç her türlü eksik ve kusurdan münezzeh bir kahraman kurtarsın bahtı kara maderini.

Öyle biri YOK, olsa bilirdik ve çoktan seçmiştik.

Yakın geçmişin lider profillerine şöyle bir bakalım dilerseniz.

  • Yıllarca yolu gözlenen eski sporcu muhterem ağabeyimiz denendi, olmadı.
  • Taraftarın sevgilisi büyük sanayici denendi, olmadı.
  • Finans dehası, Euro milyarderi(?) denendi, olmadı.
  • Evvelce kulüp işlerine mesafeli durmuş müteşebbis abimiz denendi, olmadı.
  • Entelektüel halk adamı, eski bürokrat denendi, olmadı.
  • En son vitrini şık, genç ve yakışıklı başkan modeli denendi.  Oluru yoktu ve yine olmadı.

Şimdi sıra kimde ya da isimler fark eder mi?  Başarısız eski başkanlardan ya da “cebimizde şu kadar parayla geliyoruz” diyen yalancılardan medet umulur mu?

Zor oyunu bozarmış, yeni oyunu kurmak için bu yazıyı baştan okumak ve ötesini düşünmek gerek.

Bu kulübü kuran Ali Sami YEN’in 1911 tarihli strateji belgesi ve eylem planından bile geri olduğumuzun mahcubiyetini hissederek düşünmek…

Sportif Organizasyon Şemasındaki Eksik Parça

Son yazımızda 19 Haziran 2021’de seçilecek yönetim kurulunun amatör branşlara dair araması gerektiği cevaplara değinmiş ve sportif üst akıl ihtiyacına değinmiştik.

Temennilerin Ötesinde Amatör Branşlara Dair – Penceremden Yansımalar (ilkercanalp.com)

Bugün üst akıl önermesini detaylandıracağız.

Galatasaray Spor Kulübü bünyesinde basketbol, voleybol, paralimpik basketbol, atletizm, yüzme, kürek, yelken, sutopu gibilerini hemen bir çırpıda sayabileceğimiz 13 farklı branş var.  Kulübümüz bünyesinde futbol hariç her yaştan 1409 sporcu ve 139 teknik & idari yönetici + çalışan yer alıyor. Her branş kendi içinde hiyerarşiye sahip ve ne yazık ki aralarında düzenli bir iletişim, güçlü bir sinerji yok.  Tüm branşların idari amiri kulüp genel sekreteri ancak gerçekten yoğun iş yükü olduğu için kulübün asli faaliyeti olan sporun gelişmesi ve ilerlemesi için çalışacak vakti bulması mucize gibi.  Dolayısıyla sportif sezonlar birbirlerini tekrar eder şekilde geçiyor Galatasaray’da! Değişim ancak krizlerle ya da isimlerin görev değişimiyle mümkün olmakta oysa dünya her gün dönüyor ve yetişemeyeceğimiz kadar hızlı ilerliyor.

Oysa basit anlaşmazlıkları ya da fikir ayrılıklarını yerinde ve zamanında çözmenin bile önemi var. Örneğin voleybol antrenörü ile şube menajeri bir konuyu kendi aralarında karara bağlayamazsa konu genel sekreterin önüne gidebiliyor. Taraflardan biri konuyu ilgili yönetim kurulu üyesine götürürse, diğeri konuyu kulüp başkanına kadar taşıyabiliyor.  Başka bir anlaşmazlık aynı tesisi kullanan iki branşın menajerleri arasında öncelik konusunda çıkabilir, onun da çözüm adresi bazen genel sekreter…

Yönetim kurulunda masasında A branşını temsil eden üye, B branşını temsil edenden daha dişliyse bazı ek kazanımlar koparıyor, bu da şubeler arasında adaletsizlik algısı yaratabiliyor.  Spor kökenli olmayan yönetim kurulu üyelerinin başkanla olan yakınlığı ya da şahsi imkan yaratma becerisine göre sportif kadrolarda kırılanlar, gücenenler, oyundan düşenler, çifte standarda isyan edenler oluyor.  Burada yalnız ince dengeleri gözetmek değil, kolay bozulmayacak dengeli bir sistemi kurabilme yetisi gerekiyor. 

En önemlisi bu kulüp bazı branşlarda gençlere A takımlarda forma şansı verirken, bazı branşlarda yetiştirici kimliğini yitirmiş görünüyor.  Bunun sebepleri üzerine kafa yoran hangi iş birimi ya da KİM?

Futboldan örnek versek, orta sahaya ve oyuna yön veren “Regista” kim olacak bu sportif organizasyonda?  Galatasaray Spor Kulübü Derneği’nin ana faaliyeti olan sporda eksik olan parçanın adı: Sportif Koordinatör

Görev tanımını madde madde yazalım ki, zihinlerde yeni kapılar açsın ve ihtiyaç daha iyi anlaşılsın

  • Tüm amatör şubelerin altyapılarındaki mevcut durum teşhisi ve ortak planlama unsurlarının belirlenmesi
  • Genç oyuncu yetiştirme konusundaki aksaklıkların çözümü ve kaynak planlama
  • Amatör branşlarda yetenek keşfi, scouting gibi konuların genel idaresi
  • Transferdeki ana kriterlerin ve transfer bütçesinin belirlenmesinde katkı
  • Okul sporları etkinliklerinin takibi ve Kulübümüz ile eşgüdüm halinde projelerin yürütülmesi
  • Galatasaray Spor Kulübünde branşlardan sorumlu sportif menajerlerin hedef ve performans takibi
  • Bütçe disiplini anlamında kritik kararların alınması ya da revize edilmesi
  • Menajer – teknik kadro uyumunun gözetilmesi,  olası anlaşmazlıkların çözümü
  • Takım içi iletişim, giderlerde tasarruf, ortak ulaşım çözümleri, tesis paylaşımı gibi farklı branşlarda “best practice” olarak öne çıkan uygulamaların kulüp bünyesinde yaygınlaştırılması
  • Kulübün spor vizyonu çerçevesinde belirlenen değerlerin aktarımı & takibi (şike, doping, ırkçılık, camia karşısında konum, sosyal sorumluluk, tavır, kıyafetlerde bütünlük vs. )
  • Tüm federasyonlarla ilişkilerde Kulüp vizyonu ve temsil yeteneğinin sürekli kılınması
  • Federasyon seçimlerinde strateji ve delege önerilmesi
  • Bakanlık, müsteşarlık ve yerel yönetimler gibi kamu otoritesini temsil eden makamlar nezdinde kulübün sportif yönden temsili
  • Sporu düzenleyen hukuki mevzuatın takibi ve gerekli yeniliklerin “kurum önerisi” olarak tasarlanmasına katkı
  • Spordan değer üretmeye yönelik yenilikçi proje önerilerinin oluşturulması ya da bu yöndeki farklı tekliflerin konsolide edilmesi
  • Spor tesislerinin yatırım ihtiyaçlarının “spor branşlarının performansı” açısından analizi
  • Spor tesislerinde taraftarların ve sporcuların “mutlu olacağı / rahat edeceği” ortamların tasarlanması
  • Spor tesislerinin müsabaka günleri dışında nasıl kullanılabileceğine ve alternatif gelir üretebileceği konusunda Kurumsal İletişim, Stad İşletme, Pazarlama gibi departmanlarla istişare

Amatör branşların merkezi idaresinden sorumlu olacak “Sportif Koordinatör” ü görev ve sorumlulukları dışında kişi olarak tarif etmek gerekirse:

Bu pozisyon için en uygun profili, geçmişinde takım sporlarında hem sporculuk hem yöneticilik kariyeri olmuş, sporu yöneten kurumlarla çok boyutlu ilişki kurabilecek, insan ilişkilerinde başarılı, tercihen yurt dışı deneyimi de olan, detaylardan ziyade ana stratejiyi kurup izleyecek ve Galatasaraylılık değerlerine vakıf biri olarak kabaca tanımlayabiliriz. Elbette tek kişiden mucize beklemiyoruz ama en azından sistemsizliğe muhalefet ederek sistem kurmaya ve doğru sorulara hakiki cevaplar aramaya niyetlenecek biri ileriye doğru bir adımdır. Sportif Koordinatörün yönetim kurulu üyeleri tarafından gereksiz yere meşgul edilmemesi, ana plandan sapmak üzere baskı altına alınmaması ve bizzat Kulüp başkanı tarafından desteklenmesi de çok önemli. Dostlar alışverişte görsün diye atanacak birinden kesinlikle bahsetmiyoruz.

Sportif Koordinatör idari olarak Genel Sekretere, bütçe konusunda da mali işlerden sorumlu başkan yardımcısına bağlı olarak çalışacaktır.

Kulübün organizasyon şemasındaki bu değişiklik hem günlük akışın iyileşmesine hem de geleceğe dönük sürdürülebilir adımlar atılmasına dönük somut bir öneridir. Bugün seçim yarışındaki adayların vizyon-misyon cümleleri, şık powerpoint sunumları ya da

  • Alt yapıya önem vereceğiz
  • Öz kaynak düzenine döneceğiz
  • Genç yeteneklere şans vereceğiz

türü çıkışları ilk defa görülmüş değildir. Benzer örnekler geçmiş yıllardaki kampanyalarda da gündem olmuş ve maalesef fiiliyatta netice vermemiştir.  Artık yönetmeye aday oldukları spor kulübünün organizasyonuna dair daha net ve köşeli ifadeler kullanmalarını talep etmeliyiz çünkü sporun beşiği GALATASARAY en iyisini hak ediyor.

Temennilerin Ötesinde Amatör Branşlara Dair

Galatasaray Spor Kulübü seçim genel kurulu öncesi tüm adayların ittifak ettiği konulardan biri profesyonel futbol dışındaki branşlarımız, nam-ı diğer “amatör şubeler

Tüm adaylar altyapıya önem vereceklerini, öz kaynak düzenine döneceklerini, genç yeteneklere şans verileceğini, kulübün nitelikli insan yetiştirme misyonuna atıfta bulunuyor. Memnuniyetle dinliyorum ama devamını pek getirmiyorlar sanki. Hemen herkesin aklında futbol ve işin siyaseti olduğundan, ısrarla sorup kurcalayan da pek yok. Temennilerin hatta mali durumun dayattığı zaruretin ötesinde, sporda altyapı kavramı kanalizasyon borusu döşemek ya da elektrik hattı çekmek gibi bir faaliyete karşılık gelmiyor. Başında, sonunda, özünde, içinde insan var. Dolayısıyla bu bir planlama, organizasyon ve sürekli efor isteyen faaliyet zinciri. Konumuz ne vaat, ne para ne de başka bir şey… Konumuz enerji, sosyoloji, psikoloji ve emek aslında…

Öte yandan geride bıraktığımız 10 yılda bu işin bol para harcayarak olacağı zannedildi ya da korkarım birilerinin hesabına öylesi uydu. 2011-2020 yılları arasında 10 sezonda yalnızca basketbol ve voleybol şubelerine harcanan toplam kaynak yani giderler toplamı nedir sizce?

TAM 257 milyon Amerikan Doları (Kaynak: 2020 yılı Mali Raporu sf.149)

Bu devasa kaynağın %68’i ilk beş yılda (finans dehaları devri), kalan %32’si son beş yılda (takkelerin önümüze düştüğü dönem) harcanmış. Karşılığında ne aldık derseniz, ülke sporuna elbette katkıda bulunduk, finaller ve kupalar da gördük ama yine de bu ağır faturanın asla izahı olamaz.

Şampiyonluk kupası kaptan Işıl Alben’in ellerinde – 2014

Başkan adaylarımız altyapıdan, öz kaynaktan, yetiştiricilikten, gençlikten bahsederken bir de bakacaklar ki 19 Haziran 2021 gelip çatmış, sandıklar kurulmuş. Oy sayımı bitmiş, divan başkanı “yeni kulüp başkanımızı kürsüye davet ediyoruz” dedikten sonra bu işin dönüşü yok. Mazbatayı aldıktan sonra ilk yönetim kurulu toplantınızda size oy verenler dahil kimsenin ortada olmadığını görecek ve yalnızlığınıza şaşıracaksınız. İşte o zaman sizin net, açık, keskin sorular sorup karşılığında belirli, anlaşılır ve makul cevaplar almanız ve amatör branşlarla ilgili detay politikaları oluşturmanız gerekecek.

İlk haftalarda başınız kalabalık olacaktır, size çiçek, çikolata, plaket gönderen kalabalıktan olmayacağıma göre branş yöneticilerine ve üst düzey sportif profesyonellerinize sorulması gereken bazı soruları hazırladım. Case study olarak da en büyük, en popüler, en pahalı şubeyi seçtim: BASKETBOL

I love this Game 🙂

Artık kafanız rahat, şimdi neleri sormanız gerektiği hakkında önünüze konmuş somut seçenekler var. İlgili branş yöneticilerine toplantı daveti gönderdiniz, stadyumdaki büyük locada toplandınız. Heyecan tavan, enerjiniz tamam. Hayırlı olsun, başlıyoruz:

U-18 ve Gençler kategorilerinde kadın ve erkek takımları için kaç milli basketbolcumuz bulunmaktadır? (cevap sizi şaşırtacak ama yılmayın, devam..)

Galatasaray Spor Kulübü bünyesindeki U-18 veya bir üzerindeki genç gruptan 2021-2022 ve 2022-2023 sezonlarında kadın ve erkek A basketbol takımlarının 12 kişilik müsabaka kadrosuna girebilecek kaçar oyuncu bulunmaktadır?

(Varsa) bu oyuncuların önümüzdeki sezon(lar)a ve üst düzey rekabete hazırlanabilmeleri için nasıl bir mental ve fiziksel hazırlık dönemi gerekmektedir?

Kendi yaş gruplarında sivrilen genç basketbolcuların üst düzey rekabette boy göstermelerini en sık engelleyen faktör olarak neleri görürsünüz?   Örneğin;

  • Tekrarlayan sakatlıklar
  • Fiziksel gelişim ve atletik performans yetersizliği
  • Taktik adaptasyon eksikliği
  • Kararlılık ve azim noksanlığı
  • Gençlere bir kariyer planı sunulamaması
  • Oyuncunun geleceğini değil kısa vadeli kazancı önceleyen menajerler
  • Ailelerin profesyonel sporculuğa bakışı
  • Spor ile akademik başarının korelasyonu
  • BSL’deki yabancı oyuncu sayısı
  • Pek çok kulübün gençlere güvenmemesi / yeterli fırsat tanımaması

Milli forma giymeyen genç sporcularımızın yurt dışıyla temasta bulunma, uluslararası müsabaka oynama şansı ne düzeydedir? 

Türkiye’de özellikle lise takımlarının durumu, genelde okul sporlarının konumu ve T.C. Milli Eğitim sistemi içinde kulüplere oyuncu kazanma ihtimallerini nasıl değerlendirirsiniz?

Basketbol bursu alarak yurt dışında üniversite eğitimini sürdürmeyi planlayan ya da bu yönde girişimlerde bulunan genç sporcumuz var mıdır?  Böyle bir durumda bu gençleri kulüp olarak nasıl desteklemekteyiz?

Galatasaray Spor Kulübü basketbol altyapısında gördüğünüz en temel eksiklik ve sizce çözüm yolu nedir?

Galatasaray’ın geçtiğimiz yıllarda altyapıdan yeterli sayıda oyuncu çıkaramamasını, genç yetenekleri transfer ederek forma verme konusunda geride kalmasını, kulübü sahiplenmiş sporcularla istikrarlı takımlar kuramamasını nelere bağlarsınız?

Örneğin;

  • Sportif altyapılarda organizasyon hataları, demode çalışma usulleri, yetersiz antrenörler
  • Elit sporcu olmaya yatkın gençlerin diğer kulüpleri tercih etmesi
  • Seçme / yerleştirme kriterlerimizin yanlış oluşu, camia içi dinamikler doğrultusunda forma giymeyi hak etmeyen gençlerin altyapılarda yer alması
  • Doğru strateji / gerçekçi hedef / planlı uygulama olmaması ve sürekli değişen yönetim anlayışları nedeniyle idari istikrarın sağlanamaması

Galatasaray’ın alt yaş gruplarındaki takımlarını ve basketbol altyapısını

  • Anadolu Efes                                    
  • TOFAŞ         
  • Karşıyaka
  • Darüşşafaka
  • Fenerbahçe
  • BJK     

kulüpleriyle karşılaştırdığınızda mukayeseli üstünlüklerimiz ve dezavantajlarımız nelerdir?

Yukarıda zikredilen altı kulübün oyuncu seçme, yönlendirme, yetiştirme, müsabakaya hazırlama gibi parametreler göz önüne alındığında farklı yaklaşımları ya da ülke basketboluna marjinal faydalarını nasıl açıklarsınız?

Ülkemizdeki gelişime en açık / en çok ümit vaat eden 50 genç basketbolcuyu  (15-19 yaş arası)  biliyor muyuz?  Sportif gelişimlerini, bireysel olarak güçlü yanlarını, takım sporcusu olarak manevi özelliklerini takip edebilme / gözleme imkanına sahip miyiz?

Basketbol Spor Okullarının yaş gruplarına göre kulüp takımlarımıza oyuncu seçme gibi bir potansiyeli olabilir mi?  Spor Okullarımızı diğer kulüplere göre nasıl farklılaştırabiliriz?

Salon, tesis ve malzeme yönünden (varsa) eksiklerimizi nasıl giderebiliriz?  Bu konuda tahmini bir yatırım bütçesi çalışılmış mıdır?

Salonlara daha çok seyirci çekme ve bu seyircinin futbol taraftarı olma kimliğini aşarak sadık izleyicilere (basketbolseverlere) dönüşmesi yönünde neler yapılabilir?

Galatasaray basketbol altyapısının olanaklarını geliştirmek adına sponsor bulma ya da sürdürülebilir gelir yaratma olanaklarını nasıl değerlendirirsiniz ?

Galatasaray Spor Kulübünde görev yapmış spor insanları ya da basketbola geniş anlamda destek olabilecek kulüp üyelerimizden müteşekkil komitelerden fikir ya da uygulama desteği alma ihtimalini gerçekçi bulur musunuz?

Sınır komşularımız ve Balkan ülkeleri başta olmak üzere yurt dışından genç yetenekleri kadın ve erkek A takımlarımıza kazandırmak için nasıl bir tarama faaliyeti sürdürülmektedir?  Oyuncu menajerlerinin tavsiyeleri haricinde detaylı bir veri tabanına sahip miyiz?

Pek çok üst düzey yıldız oyuncu yetiştirmesine rağmen Türk basketbolunun Sırbistan, Slovenya, Fransa, Yunanistan, Litvanya ve benzeri ülkeler gibi bir ekol oluşturamamasını neye bağlarsınız?  Sizce genelde Türkiye, özelde GALATASARAY belli bir basketbol ekolünü benimseyerek ya da minör değişikliklere kendine uyarlayarak sürdürülebilir başarılara erişebilir mi?

Avrupa Şampiyonu SLOVENYA Milli Takımı – 2017

Türkiye Basketbol Federasyonu’nun (TBF) yurt içi ligler organizasyonunu ve altyapılara olan desteğini nasıl değerlendirirsiniz?  Galatasaray Spor Kulübü TBF nezdinde hangi önerileri dile getirmeli, hangi projeleri sahiplenmeli, ne yönde taleplerde bulunmalıdır?

KİŞİSEL SORU:  Profesyonel kariyerinizi göz önünde bulundurduğunuzda en rahat çalıştığınız, mesleki tatmin yaşadığınız dönem hangisiydi?  Bu dönemi maddi olanaklar, kadro yapısı, takım kimyası, ast-üst ilişkileri ve ülke basketbolu açısından nasıl tanımlarsınız?

Büyük coach Ergin ATAMAN ve Eurocup Şampiyonu takım – 2016

Sevgili Adaylar,

Üzülerek söylüyorum ki yukarıdaki sorulara net, açık, dürüst cevaplar alırsanız yılların boşa geçtiğini anlayıp öfkeleneceksiniz. Muhataplarınız coşkulu cümlelerle iyimser bir tablo çizerse geçici bir rahatlama da yaşamanız da mümkün ama “aslansınız kaplansınız sizden çok şey bekliyoruz, biz Galatasarayız, hadi göreyim sizi” diye onların sırtlarını sıvazlayarak varabileceğiniz bir yer yok. Bu işleri emanet edeceğiniz bir üst akıl oluşturmanız, ona bir bütçe ve yol haritası vermeniz ve çalıştığınız müddetçe desteklemeniz gerekecektir. Galatasaray Spor Kulübünde futbol harici “spor” kökenli, yönetsel becerilerini ispatlamış yeni bir üst düzey yönetici istihdam etmelisiniz, nasıl biri mi?

O da yarınki yazımızın konusu olsun.

Galatasaray Spor Kulübü seçimleri ve adaylara sorular – 2021

Galatasaray Spor Kulübünü önümüzdeki dönemde yönetecek kadrolar 19 Haziran 2021 günü kaydı açık üyelerin oylarıyla belirlenecek.  Sosyal mesafe, kısıtlamalar ve yasaklar nedeniyle benzeri görülmemiş bir kampanya döneminde adaylar kendilerini anlatmaya çalışıyor.  Takip edebildiğim kadarıyla vaatler, maketler, iddialı projeler havada uçuşmakta. Ana akım medya dışında pek çok sanal mecrada başkan adayları benzer soruları kendilerince cevapladı ve cevaplamaya da devam ediyorlar.  En sık sorulanlar (Fatih Terim, transfer, sportif başarı, yabancı sayısı, kasa kolaylığı, stadın dış cephesi, top secret sponsorluk müjdeleri vs.) beni pek tatmin etmediği için kendimce bazı sorular kurguladım. 

2018 seçimleri öncesinde zamanın adaylarına 30 soru yöneltmiştim, ne yazık ki o soruların çoğu halen geçerli çünkü çözüm bulunamayan dertler, akışına bırakılan süreçler hatta sebepleri analiz edilmemiş problemler yine aynı ya da çok benzer… Merak edenler için üç yıl önceki yazının linki ektedir.

http://ilkercanalp.com/2018/05/21/galatasaray-spor-kulubu-secimleri-ve-adaylara-sorular/

Seçime iki hafta kala bu kez 25 başlıkta toparladım yeni sorularımı, üç yıl öncekileri de eklersek bu ve benzeri sorulara somut / ölçülebilir cinsten 5N1K cevaplar aranırsa en doğruyu seçme şansı artar.

Tek soru sorma hakkım olsaydı, soracağım ilk soru ile başlıyoruz.

SORU 1: BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN VAZGEÇMEYE HAZIR MISINIZ?

Her şeyin başkanlık makamına doğrudan bağlı olduğu, tek adamdan elde edilecek üstün performans beklentisine dayalı, en tepedeki bir kişinin tüm sistemi tıkayabildiği, karar alma süreçlerinin somut veri, kurumsal hafıza, istişareye değil şahsın hedefleri, beklentileri, endişeleri, hâlet-i ruhiyesine endeksli olduğu, listesiyle seçim kazandığı halde ‘yalnız adam’ başkanın fevkalade yetkili ama pek az sorumlu davrandığı ayarsız düzeni kendi iradenizle terk edebilir misiniz?  Elinizdeki büyük gücü paylaşacak mısınız yoksa sizden öncekiler gibi sorgulanamaz patronu oynamaya devam mı??

2) Aday listelerinde yer verdiğiniz diğer insanların GALATASARAY ve spor hakkında fikirlerini niye duyamıyoruz?

Bir anchorman çalıştığı TV kanalının %51’ini satın almak için teklif vermiş de yapacaklarını diğer mecralarda anlatıyor gibi devam ediyor kampanya iletişimi… Başkanlar Superman olmadığına göre ekibinizin de hayata, spora, Galatasaray’a ve geleceğe dair bakışını duymak isterdik.  Duyabilecek miyiz kalan günlerde?

Kampanya dönemi özelinde Metin Öztürk ekibinden Prof. Dr. Emre Alkin ya da Burak Elmas ekibinden Işıtan Gün dışında herhangi bir bireyden ses ya da iz yok.

3) Yönetim kurulu listesindeki sorumluluk alanlarını & görev dağılımını ilan etmenize engel olan sebep nedir?

Örneğin Eşref Hamamcıoğlu’nun listesinde Avukat Ahmet Arif Bağlıca’nın genel sekreter, Prof. Dr. Süheyl Batum’un disiplin kurulu başkanı olacağını biliyoruz.  İletişim ya da dijital projelerle ilgilenecek isimler de belli. Ya diğer listelerde durum ne?

4) Neyi ve nasıl aktaracağınızı ama daha önemlisi ne zaman susacağınızı somut kriterlere göre tayin edebilecek misiniz?  Yersiz, hedefsiz, ciddiyetsiz, tutarsız ifadeler ve faydasız saçma polemikler üzerinden daha önceki yıllarda Galatasaray’ın kurumsal itibarına ve Galatasaraylıların kulübe olan itimadına defalarca zarar verilmiş olduğunu ezberinizde mi?

5) Spor muhabirleri size cep telefonunuzdan ulaşarak yorum alabilecek ya da haber atlatabilecek mi?  Yönetim kurulu masalarından, başkanlık makamından dışarı üfürmelere nasıl engel olacaksınız?  Bazı eski muhabirleri ya da YouTube yorumcularını gayrıresmi basın sözcüsü olarak konumlama / kullanma komedisine son verecek misiniz?

6) Pandemi dönemindeki pek çok kısıtlama nedeniyle kampanya döneminin omurgasına dönüşen sosyal medya ile seçildikten hemen sonra vedalaşabilecek misiniz? Ekip arkadaşlarınız şahsi sosyal medya hesapları üzerinden Galatasaray SK hakkında hiçbir yorumda bulunmamaya, üçüncü kişi ve kurumlarla iletişim kurmamaya söz verirler mi?

7) Başta TFF ve TBF olmak üzere federasyon seçimlerinde nasıl pozisyon alacaksınız?  Siyasetin işaret ettiği adaylara koşulsuz destek vermek yerine inandığınız kişilerin adaylığını desteklemek ya da faydasız gördüğünüz isimlere kerhen oy atmak yerine oylamaya katılmamak gibi hamleler görebilir miyiz sizden?  Galatasaray’a olan hasmane tavırlarına ek olarak, faaliyet ve hesaplarında tel tel dökülenleri Ankara’ya gidip kuzu kuzu ibra eder misiniz yoksa spor kamuoyuna şikayet mi edersiniz?  Türkiye’de sporun idari ve mali açıdan ilerleyebilmesinin yalnız ve ancak Galatasaray’ın doğru pozisyon alması ve istikrarıyla mümkün olabileceğinin farkında mısınız?

8) Devletle, hükümetle, yerel yönetimlerle, rakip kulüplerin başkan ve yöneticilerinin sahibi ve/veya ortağı olduğu şirketlerle iş ilişkilerinizin hacmi nedir?  Bu ilişkilerden vazgeçmek, dondurmak ya da ertelemek söz konusu değilse Galatasaray ile mevcut ticari çıkarlarınız arasında dengeyi nasıl kuracaksınız?

9) Üyesi olarak başkanlığına seçildiğiniz Dernek (Kulüp) ile azınlık hisseleri tabana yayılmış halka açık futbol şirketinin çıkarları her zaman aynı değil, çekişmeli durumlarda nasıl davranacaksınız?

10) Yönetim kuruluna aday gösterdiğiniz kişilerin geçmiş yıllardaki aidat ödeme alışkanlığını, Galatasaray Spor Kulübü genel kurullarına katılım ortalamasını ve imza attıkları önergeleri / savundukları fikirleri vs. biliyor musunuz? Mesela yıllardır aidat ödememiş, genel kurullara katılmamış bir üyeyi yönetim kurulu asil listenize almadığınıza emin misiniz?

11) Tüzük hükümlerine koşulsuz, genel kurul kararlarına tamamen uymayı taahhüt eder misiniz yoksa işinize gelmeyen durumlarda soluğu mahkemede mi alacaksınız? Uzun zamandır konuşulan ama geçmiş yönetimlerin bir şekilde yan çizdiği tüzük tadili hakkında en azından mer’i mevzuata uyum, iyi yönetim ve etkin denetime dönük iyileştirmeler, fiili duruma net çözüm getirmeyen eksiklerin giderilmesine dönük düzeltmeler konusunda idari ve hukuki hazırlığınız var mı?

12) Sanki silah zoruyla üye yapılmışlar gibi kulüpten uzak duran, katılım göstermeyen, fikir beyan etmeyen, katkı sunmayan yalnızca aidat ödeyen sicil numarası yığınını oyuna aktif olarak dahil etme planlarınız hazır mı?

13) Tüzüğümüzün 20.maddesinde yer alan -üyelikten çıkarma- yaptırımına uğraması gerekenleri kulüpten ihraç edecek misiniz yoksa selefleriniz gibi görmezden mi geleceksiniz?

14) Mali durumu çok kısa özetlemek gerekirse; 2019 ve 2020’de mali yılı 89 milyon TL hasılatla kapatan Galatasaray Spor Kulübü Derneğinin 2021 yılında 262 milyon TL faiz ve finansman gideri ödeyeceği bütçelenmiştir. Profesyonel futbolu temsil eden Sportif A.Ş. bütçesine göre de UEFA Champions League katılımının olmamasının nakit akışında / bilançoda yaratacağı kaybın 285 milyon TL olacağı beklenmektedir.  Galatasaray’ın toplam özkaynak açığı 1,117 milyar TL, 31 Aralık 2020 itibariyle Galatasaray’ın konsolide kısa vadeli borç toplamı 1,3 milyar TL’dir.

Galatasaray pandeminin de kaçınılmaz tesiriyle 2020’de 612 milyon TL toplam dönem zararına ulaşmış bir yapıdır ve bu korkunç performans döviz bazında bakıldığında tüm zamanların rekoru değil! Bankalar konsorsiyumu ile şartları tam bilinmeyen uzun vadeli borç yapılandırma varken bu mali yapıyı nasıl sürdürülebilir hale getirecek ve borç/faiz sarmalından çıkacaksınız?  ZARAR etmek KADER midir?  “Her sabah kulübe geldik, akşam hayırlısıyla günü kapattık” bakışıyla global rekabette yer almak hatta hayatta kalmak mümkün değil… Kamu kaynaklarından -idari bağımsızlıktan vazgeçmek uğruna- elde edilecek tolerans dışında çözüm var mı? Game changer öneriniz nedir?  Bu paradigmayı hangi politikalar değiştirecek?

15) 200-300 milyon TL geçici kasa kolaylığı sağlayabilecek olmanın gerçekten yönetim döneminizi rahatlatacağını düşünüyor musunuz?  Şöyle bir yakın geçmişi hatırlarsak popülizmin iflasının sembol isimlerinden Radamel Falcao Galatasaray’a imza attığında (2 Eylül 2019) Euro kuru 6,38 idi. Bugün Euro 10,60 dolaylarında. Tek bir oyuncunun vergisiz / net maaşından kaynaklanan kur farkı 20 milyon TL olabilirken, D’Avila kontenjanından Florya’ya getirilen ve şu aralar hiç adı geçmeyen kiralık futbolcu Etebo’nun (31/05/2021 kontrat sonuydu) geçen sezonki bir yıllık kiralama maliyeti vergiler dahil 2.675.000 € iken, Galatasaray Sportif A.Ş. 2019-2020 mali yılında yalnızca mahkeme ve noter masraflarına 8.992.344 TL ödemişken… telaffuz ettiğiniz ve/veya incelediğiniz rakamları doğru anladığınıza emin misiniz? 

Oghenekaro Peter Etebo

16) SPOR dışındaki ticari faaliyetlerin bazıları, Kulübümüzü mali yönden desteklemek şöyle dursun, yıllardır mütemadiyen zarar etmektedir. Televizyonculuk, perakendecilik gibi yan faaliyetler rehabilite edilemiyorsa ne yönde kararlar alıp bu kamburdan kurtulacaksınız?

17) Kemerburgaz arazisinin mevcut topografik yapısıyla spor tesisi için ideal olduğunu düşünüyor musunuz? Tahmini yatırım bütçesi için fizibiliteniz var mı? Kulübün böyle bir kaynağı olmadığına göre ne yapacaksınız?

18) Galatasaray’ın kısa vadede Leed Gold standartlarını haiz 15.000 kişilik spor salonuna ihtiyacı var mı? Böyle bir tesis basketbol maçları dışında İstanbul’da hangi amaçlarla kullanılabilir? Dünya örneklerine bakıldığında stadyumun dibinde salon sizce isabetli bir fikir mi? Kulübün inşaat için kaynağı olmadığına göre parayı nereden bulacaksınız? Böyle bir salonun işletme giderleri (running costs) hakkında tahmininiz var mı?

19) Türkiye’de Coronavirus’e karşı aşılama bu denli yavaş giderken ve palyatif önlemler salgının hızını ancak azaltabilmişken, adı konmamış ekonomik kriz nedeniyle fert başına gelir ve satın alma gücü aşınmışken Temmuz-Ağustos aylarında kombine satışlarıyla ve sonrasında markalı ürün-hizmet penetrasyonuyla ilgili öngörünüz var mı?

20) Geçmiş yıllardaki boş vaatler, kuyruklu yalanlar, kayıplar, suiistimaller düşünüldüğünde Galatasaray taraftarının seçilmiş yönetimlere güvendiğini / güveneceğini düşünüyor musunuz?  Milyonların “seçenlere ve seçilmişlere” itimadı yoksa bu güveni nasıl tesis edeceksiniz?  Yetki kullanan / karar veren yönetim kuruluna mesafeli duran ya da şüpheyle yaklaşan insanların sizin davetiniz ya da yönlendirmenizle satın alma davranışını değiştireceğine, projelerinizi destekleyeceğine, crowdsourcing yaratacağına inanıyor musunuz?

21) Sizden önceki yönetimler devr-i sabık yaratma ihtimalini sevdi, enkaz edebiyatından vazgeçmedi. Buna karşılık geçmişte Galatasaray’ın maddi / manevi zarara uğratıldığı hiçbir kararın/olayın hesabı sorulmadı.  Hataları yapanlar değişse de yanlışlar sabit kaldı. Eğer seçilirseniz ve sizden önceki dönemlerde kayıtlarda düzensizlik, ağır vazife ihmali, usulsüzlük gibi tespitleri delillendirirseniz bunları üyelerle ve ilgili makamlarla paylaşacak mısınız? Zaman aşımı söz konusu değilse suç duyurusunda bulunacak mısınız?  UNUTMAYINIZ, Galatasaray SPOR Kulübü kamu yararına çalışan dernek statüsünde olup, Dernekler Kanunu madde 27 gereği “Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.

22) ultrAslan ile olan geçmişinizi nasıl tarif edersiniz? Seçildiğiniz takdirde uA ile kurumsal mesafeyi nasıl tayin edeceksiniz?

23) Ekibinizde stadyuma metroyla gidip gelmiş kaç kişi var?  Standart bir taraftarın 90 dakikalık maç için harcadığı zamanı, katlandığı eziyeti anladığınıza emin misiniz?  Sahadaki oyunun vaat ettiklerinin, stadyumdaki hizmet kalitesinin buna değdiğini düşünüyor musunuz?  Bugün daha iyi vakit geçirmek için onlarca ilginç seçeneği olan 16-20 yaş grubunda gençlerin sadık birer futbol (spor) seyircisine dönüşme ihtimalleri hakkında görüşleriniz nedir?  Siz yeni nesillere dönük ne yapacaksınız?

24) Pek çok branşta elit bir sporcunun yetişmesi en az 8-9 yıllık bir emeğin sonunda mümkün olabilirken, sizin en iyi ihtimalle üç yıllık bir yönetim döneminiz var.  Geçtiğimiz yıllarda Galatasaray bazı şubelerinde yetiştirici kimliğini kaybettiği için sportif başarıyı satın almaya çalışarak bugünlere sürüklendi. Sizden sonra devam edecek, genel kurul tarafından da sahiplenilecek ve asırlık değerlerimize uygun üretken spor kültürü için hangi adımları atacaksınız?  Bu ülkedeki yetenekli çocukların rüyalarına giren spor kulübü olmak için ne yapacaksınız?  Dünyanın hangi coğrafyalarında yetenek avına çıkacaksınız? 2024 veya 2028 Olimpiyat oyunlarına Türkiye’yi temsilen katılacak Galatasaraylı sporcu sayısını artırmak gibi bir vizyona sahip misiniz?


ECEM GÜZEL (GALATASARAY)
Türkiye’yi Tokyo olimpiyat oyunlarında branşında temsil edecek tek kadın yelkenci

25) Sizce Galatasaray SPOR Kulübü niçin bazı branşlarda elit sporcu yetiştiremiyor ya da Türkiye’deki en yetenekli gençlerin ilk tercihi olamıyor? Not: Buraya kadar okuyan adaylar bunalmış olabilir, son soruda çoktan seçmeli rahatlığı sunalım:

a) Sportif altyapılarda organizasyon hataları, demode çalışma usulleri, yetersiz antrenörlerin görevde olması

b) Elit sporcu olmaya yatkın gençlerin daha iyi imkanlar sunabilen diğer kulüpleri tercih etmesi

c) Seçme / yerleştirme kriterlerimizin yanlış oluşu, camia içi dinamikler doğrultusunda forma giymeyi hak etmeyen gençlerin altyapılarda yer alması

d) Doğru strateji / gerçekçi hedef / planlı uygulama olmaması ve sürekli değişen yönetim anlayışları nedeniyle idari istikrarın sağlanamaması

e) HEPSİ

f) HİÇBİRİ

Bundan sonra söz adayların, takipteyiz… Gerçeklerin, yalnızca gerçeklerin konuşulduğu, hamaset ve popülizmin terk edildiği, her üyenin hür iradesiyle vereceği o tek bir oy için kılı kırk yardığı bir seçim olması dileğiyle…

Bu maç buradan döner mi?

Galatasaray Spor Kulübünde önümüzdeki ay seçimler yapılacak ve üyelerin tercihi doğrultusunda sandıktan yeni bir yönetim çıkacak.  Kulübün ve bağlı iştiraklerinin en acil ve en yakıcı sorunu finansman, mali işler, nakit akışı, borç yükü, faiz sarmalı, faaliyet zararı, eksi özkaynaklar veya en basit söylemiyle maddi kaynak yani “PARA

Galatasaray Spor Kulübü’nde 2020 ve 2021 yıllarında olağan mali genel kurul yapılmadığı için bazı üyeler finansal durumu bilmediklerinden şikayet ediyorlar. Belirsizlik mevcut durumu daha ürkütücü gösteriyor da olabilir ama zannetmeyelim ki daha önceki yıllarda herkes mali sunumları nefesini tutarak izlemiş, en akıllı soruları sormuş, karşılığında en açık ve tutarlı cevapları almış, her yıl Mart ayında kulüp mali politikalarda rotasını düzeltip doğruyu bulmuş.  Biz bu olumlu deneyimi hiç yaşayamadık.

Mali genel kurulların yapılamamış olması ya da mevcut yönetim kurulunun üyelerle saklambaç oynamayı tercih etmesi acı gerçekleri bilmemenin mazereti değildir ve olmayacaktır.  Bilhassa göreve aday olanların pek çok şeyin farkında olmasını bekliyoruz.  15 Mayıs 2021 gecesi averajla kaçan şampiyonluk sonrası teknik direktörümüz ve 7446 sicil numaralı kulüp üyemiz Sayın Fatih TERİM de tam olarak bunu söyledi:

“…Galatasaray’ın ekonomik, idari ve teknik olarak çok önemli bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bu kadar borcun altında 5-6 başkan adayı olması müthiş. Ümit ederim herkes hazırlıklıdır. Herkes Galatasaray’ın problemlerine derin olarak hakimdir…” 

Faaliyet raporları, bilançolar ve bütçeler bize pek çok şey söylüyor ama okumayı sevmeyen bir milletin bağrından kopup gelmiş en kültürlü kulüp olarak biz de maalesef pozitif ayrışamıyoruz, duymayı ve izlemeyi tercih ediyoruz.  En azından başkan adaylarının ve listelerinde yer verdikleri uzmanların bu dönemi analiz ve ön hazırlık açısından çok verimli geçirmelerini umuyorum.

Pandemi nedeniyle online ve sönük geçen kampanya döneminde en çok konuşulanlar Galatasaray’ın konsolide borç-alacak farkının 2.128.560.786 TL’ye yükselmesi, dernek-şirket arasındaki borç / alacak ilişkisinin raydan çıkması, bankalar konsorsiyumu ile yapılan anlaşmanın ağırlığı ve yüksek faiz yükünün dahi karşılanamayacak noktada olunduğudur.  Bu tespitlerin tamamı doğrudur ama yetmez hele somut / ölçülebilir / sürdürülebilir çözümler tasarlamak için hiç yetmez.

Bunca finans uzmanının nitelikli ve doyurucu bir analiz sunmadığı (en azından benim henüz karşılaşmadığım) ortamda, sadece birkaç detay üzerinden konuşulmayanlara, tartışılmayanlara ve belki de az bilinenlere kendi penceremden değinmiş olayım istedim.

Örneğin Galatasaray Spor Kulübü ve iştiraklerinin inanılmaz bir dava yükü ve buna bağlı devasa hukuki riskleri bulunuyor.  31 Aralık 2020 itibariyle ecrimisiller, muhtelif davalar ve eski çalışanların taleplerinden hareketle 49.899.166 TL karşılık ayrılmış.  Kamu kurumlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerle, eski çalışanlarla hani neredeyse uçan kuşla davalık durumdayız.  Ayrılan karşılığın çok ötesinde, tek bir şirketimizin (Sportif A.Ş.) yalnızca Maslak Vergi Dairesi ile iki davasında söz konusu meblağ 126 milyon TL.  Şirketimiz bu tutarın yarısını oluşturan vergi cezalarının iptalini talep etmiş, mahkeme Vergi Dairesi lehine karar vermiş ve biz kararı istinafa götürmüşüz.  Yargı sürecinin lehimize sonuçlanma ihtimalini takdirlerinize bırakıyor, bu davanın konusunun 2013 ve 2014 yıllarında Kulübümüz ile Şirketimiz arasında cin fikirli karar ve işlemler olduğunu üzülerek hatırlatıyorum!

Ana faaliyet alanımıza dönersek; amatör branşlar 2020’de bütçelenen gelirin ancak %46’sını gerçekleştirebilmiş. Buna karşılık birtakım tedbirler alarak giderlerini %31 azaltabilmiş.  Kulübümüz bir yılda tam tamına 220.412.162 TL finansman gideri ödemiş, toplam dönem zararı ise 262 milyon TL.   Başka bir deyişle geçen yıl her iş günü en az 1 milyon TL zarar etmiş “amatör” bir organizasyona sahibiz.  “Peki bu kadar para harcanmış, zarar edilmiş, karşılığında kalıcı olarak ne değer üretilmiş” derseniz, maddi duran varlıklara (tesisler ve demirbaşlar) yapılan yatırım harcamaları sadece 1.454.798 TL… 

İştirakler hariç, yalnızca Kulübümüzün borç-alacak farkı ise 1,368 milyar TL, toplam özkaynak açığı da 1,17 milyar TL!

Kulübün 2019 ve 2020’de sabit kalan yıllık hasılatının 89 milyon TL olduğunu biliyoruz.  2019’da 44, 2020’de 94 milyon TL esas faaliyet zararı (faiz, kur farkı hariç) ile bilançoyu bağladığını düşündüğünde kulübün durumu felaket seviyesinde… Hiç mi iyi bir şey olmamış, olmuş elbet. Mesela 2019’dan 2020’ye genel yönetim giderleri 32 milyon TL’den 24 milyon TL’ye indirilmiş.  En azından bu alanda disiplinin devam ettirildiğini anlıyoruz.  Bir yıllık finansman gideri de 259 milyondan 195 milyon TL’ye inmiş.  Bu da tek başına ele alındığında iyi bir şey gibi gözükse de, 89 milyon TL hasılat elde eden yapının gelirinin iki katından fazla finansman gideri ödemesi akıllara durgunluk verecek bir ticari model.

Galatasaray’ın dernek + şirketler (konsolide) yıllık zararı ise 612 milyon TL.  Nominal olarak bakıldığında bu tarihi bir rekor ama 2017’deki 425 milyon TL zararla karşılaştırılsa döviz bazında ikincilik kürsüsünde kendine yer bulabiliyor.  31 Aralık 2017 itibariyle 425 milyon 95 milyon Euro ediyordu, üstelik ne fırlayan kur ne yüksek faiz ne de pandemi mazereti vardı.

Futbol şirketimiz 2020 takvim yılında 348 milyon TL zarar etmiş. UEFA ile yapılan settlement agreement gereği 2021’de biten özel mali yılı başa baş noktada bitirmemiz gerekiyordu.  Dolayısıyla bir derdimiz de yine İsviçre’de “dert anlatmak” olacaktır

Bizim temel problemimiz faaliyetten zarar etmek ve zararı fonlamak için sürekli borçlanma maliyetine katlanmak… Temelde bir faaliyetin zarar etmesinin gerekçeleri sır değil ve para kazanan / ticaret yapan / şirket yöneten herkes biliyor.  

Problemimiz senelerdir döne döne aynı yanlışların yapılması ve “mal sahibi” sıfatıyla sorumluluk üstlenmesi gereken kulüp üyelerinden bazılarının bu yanlışları sorgulamak ve önlemek şöyle dursun umursamaması hatta alkışlamasıdır.

-Gideriniz gelirinizden fazla ise ZARAR edersiniz.

-Hesabınızı bilmiyor ve işleri kısmete havale etmişseniz ZARAR edersiniz.

-Risklerinizi doğru yönetemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Gelir estimasyonlarında aşırı iyimser iseniz ZARAR edersiniz.

-Gelir kaynaklarınızı çeşitlendiremiyor, israfı önleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Sporda başarıyı üretmek yerine satın almaya kalkıyorsanız ZARAR edersiniz.

-Nitelikli insanlarla çalışmıyor ya da onları doğru yönetip denetleyemiyorsanız ZARAR edersiniz.

-Geleceğinizi topun yuvarlaklığına bağlamış ama adil rekabetten çok uzaktaysanız ZARAR edersiniz.

-Önceliklerinizi unutarak mahalle baskısına boyun eğiyorsanız, popülizmin oyuncağı olmuşsanız mutlaka ZARAR edersiniz.

Niçin sürekli ZARAR edildiğinin tüm olası sebepleri üzerine ittifak edersek, her birinin çözümleri için 2022’den itibaren ne yapacağımızı biliriz.  Bu feci mali tablo takriben 20 yılın eseri, 20 ayda da düzelmeyecek ama bizim oyalanarak ziyan edeceğimiz 20 günümüz bile yok.  Herkes ona göre hazırlanmalı, çalışmalı…

Bütçelere bakıldığında dernekten ve şirketten birer örnek vermek isterim: 2021 bütçesine göre kulüp (futbol hariç) gelirlerini devam eden pandemi etkisine rağmen %49 civarında artırıp 150 milyon TL’ye çıkaracak. Faaliyet gideri 149 milyon TL’de kalacak ama üzerine 262 milyon TL finansman gideri ödenecek.  Her branş özelinde kalem kalem detaylar üzerinde çalışılabilir ama bu acayip faiz yükü kulübün geleceğini çalıyor, onun gerçekçi çaresini söyleyen çıkacak mı bakalım?  Bütçe özenli ve doğru hazırlanmış olsa bile, iş modelinin sürdürülemez olduğu çok açık.

Sportif A.Ş.’de ise gelir kalemlerinde aşırı iyimserlik benimsenmiş.  Profesyonel futbolda averajla kaybedilen şampiyonluk sonrası UEFA yarışmalarından (Champions League) 285 milyon TL gelir beklentisi gerçekleşmeyecek gibi çünkü ön elemelerde seri başı olmayan bir Türk takımının önüne çıkan dişli rakipleri aşıp gruplara kalması çok zor.  Burada kural artık bütçeleri sportif başarı beklentisinden arındırmak olmalıdır.  “Top çizgiyi geçerse, şampiyonluk gelirse, ya tutarsa” diye bütçe yapılamaz.  Gelirlerimiz değişken, giderlerimizin çoğu akdi yükümlülüklere bağlı ve sabittir.  Gelir tahminlerinde kötümser olmak evladır. Ayrıca 2021 bütçesinde yaklaşık 23 milyon Euro’ya tekabül eden futbolcu satış/kiralama geliri konmuş.  Bonservisi bizde olan hangi sporculardan bu gelirin elde edileceğini ben çözemedim, keşke anlatsalar da aydınlansak..

SPORTİF A.Ş. 2021 YILI TAHMİNLERİ

Faaliyet raporlarında bağımsız denetçi görüşleriyle birlikte dipnotları da okumak da öğretici olabiliyor.  Gölgede kalan ilginç örneklerden birine yer vermek isterim. 

Eski bir hata, başka bir hata ve yeni hatalar…

Bir önceki başkanımız Dursun Özbek profesyonel futbol takımının oyuncularına tahsili mümkün olmayan kallavi para cezaları verdirmiş, bu sayede ceza miktarı giderlerden düşülerek bilanço düzelmiş, eleştiriler sonucu şahsi teminatını vermişti.  Yukarıdaki tabloda görüyoruz ki “eski yöneticilerden alacaklar” adı altında bu meblağ takip ediliyormuş.  Doğal olarak konu futbol olduğu için alacaklı olan futbol şirketimiz… Dipnotu okuyunca hayretle görüyoruz ki bu alacaklar devir temlik sözleşmesiyle futbolla ilgisi olmayan Derneğe (Kulübümüze) devredilmiş.  31 Mayıs 2019’da imzalanan bu sözleşmeye göre alacakları artık Dernek takip edecek ama iki yıl içinde tahsil edemezse Mecidiyeköy projesinden elde edilecek geliri Sportif A.Ş.’ye devredecek.  Ne güzel değil mi?   Alan razı / satan razı kurnazlığını andıran bu sözleşmesinin Tüzüğe aykırı olduğunu düşünüyorum çünkü mevcut yönetim 29 Eylül 2018’de Mecidiyeköy projesiyle ilgili istediği bu ve benzeri yetkileri alamadı.  Dernek hür iradesiyle taşınmazdan elde ettiği geliri pekala Sportif A.Ş’ye borcunu ödemekte kullanabilir ama bu tercihi müktesep hakkından vazgeçerek ve genel kurul kararını yok sayarak kullanamaz.

Bu yazıyı bitirirken mali sonuçlarla birlikte aynı anda ilan edilen ve benzerini ilk kez gördüğümüz Mağazacılık A.Ş. faaliyet raporunu anmamak olmaz.  Daha önceki yıllarda beylik cümlelerden ibaret üç paragrafla ve birkaç mali tabloyla geçiştirilen şirketin tüm operasyonel süreçleri 60 sayfalık ayrı bir raporla anlatılmış.  Devralınan durum, tespitler, hayata geçirilen çözümler hepsi olabildiğince detaylı aktarılırken, bundan sonra gelecek yönetimler için de perakendecilik şirketimiz artık bir muamma değil.  Anlatılanların doğruluğu teyit edildikten sonra elde kayda değer bir rehber var şu an.  Müşteri gözüyle memnun olmadığımızdan, dünyanın en ileri örneklerine bakarak eleştirdiğimiz mağazacılık faaliyetinin gerçekte yıllardır maliyetini doğru hesaplayamadığını, stok tutamadığı ya da sayamadığını, bayi risklerini yönetemediğini, keyfi ve uygunsuz işlemlerle başıboş kaldığını, yaptıklarının kaydını doğru düzgün tutamadığını, kısacası biz yüksek lisans tezi beklerken şirketin ortaokul öğrencisi ayarında olduğunu hayretle öğrenmiş olduk.  Raporun sonunda eksikler, kusurlar ve henüz çözülemeyen konulara da kısaca değinilmiş.  Kolaya kaçmayıp bu kapsamlı raporun hazırlanmasında inisiyatif üstlenenlere, emek verenlere teşekkür edilmelidir.  Ne yazık ki tüm bu özenli çaba Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin esas faaliyetinden 4,2 milyon TL zarar ederken, 2020 yılını toplamda 7,7 milyon TL zararla kapattığı gerçeğini değiştiremiyor.  Bire aldığını ikiye, üçe satan bir perakendecilik şirketi nasıl oluyor da yıllardır zarar ediyor? Bu ne biçim organizasyondur ki, temsil ettiği güçlü markaya kazandırması beklenirken para kaybettiriyor? 

Keşke Televizyon Yayıncılık şirketimizin yönetim kurulu da benzer inisiyatif üstlenip böyle kapsamlı bir rapor hazırlatsaymış. En azından 2020 yılını bir önceki yıla nazaran 2,6 kat artış sonucu 8,3 milyon TL zararla kapatmanın sebeplerini anlardık. 

Bir kez daha altını çizelim, genelde öyle bir lüksümüz kalmamakla birlikte, Galatasaray herhangi bir mali yılda zarar edecekse yelkenden ya da atletizmden zarar edebilir.  Sportif branşlar hariç hiçbir iş kolu zarar edemez.  Bu faaliyetler ya rehabilite edilir, ya outsource edilir ya da tasfiye edilir.

Galatasaray Spor Kulübü pek çok yanlış karar, hatalı işlem ve denetimsizlik sonucu yıllar içinde bulunduğu çıkmaza itilmiş ve artık bildik söylem ve metotlarla “yönetilemez” hale gelmiştir. Maliyetleri finanse edilemeyen sportif başarılar yarattığı iyimserlikle hepimizi oyalarken, kulübün geleceğini ipotek altına sokmuştur.  İdari yapılanmada ilkeler değil isimler konuşulduğundan istikrarlı performans bir türlü sağlanamamıştır. Adaylardan beklentimiz gerçek bir değişim / dönüşüm planını, somut – realist – ölçülebilir şekilde anlatmalarıdır.  Spordan değer üretmek, israfı önlemek, ürün ve hizmet satın alırken kazanmayı bilmek, gelir kaynaklarını çeşitlendirmek, taşınmazları değerlendirmek tüm bu doğruları hiç sektirmeden aynı anda tatbik etmek gerekiyor.   Üstelik pandemi etkisi sürerken, Türkiye makroekonomik göstergelerde karanlık bir döneme girerken, satın alma gücü peyderpey erirken…

İçinde bulunduğumuz vaziyetin pek müşkül olduğunu sürekli tekrarlamalıyız, bu gerçekçiliği “karamsarlık yaymak” olarak görenler de çıkacaktır ama birbirimize pembe yalanlar söyleyerek, karşılıklı methiyeler düzerek, herkesin gönlünü hoş edebileceğimizi zannederek, olmayacak duaya topluca amin diyerek düzelemeyiz  / bir adım ileri gitme şansımız da olmaz.